EKONOMİ - 24 Ağustos 2018 Cuma 10:10

Yalova milli ve yerli üretim üssü oluyor

A
A
A
Yalova milli ve yerli üretim üssü oluyor

Yalova, mili ve yerli sanayiin yeni üretim üssü olmaya hazırlanıyor.

Yalova, mili ve yerli sanayiin yeni üretim üssü olmaya hazırlanıyor. Yalova’da geçtiğimiz yıl faaliyete başlayan İMES organize Sanayi Bölgesi’nde kurulacak olan 264 yeni sanayi tesisinin yıllık 600 bin dolarlık ihracat yapması hedefleniyor.


Kısa sürede tamamlanıp hizmete açılan Osmangazi Köprüsü ve İstanbul - Ankara - Bursa - İzmir otoyol aksı gibi mega projelerin meyvelerini yıllardır OSB’si bulunmayan Yalova toplamaya başladı. Geçen yıl haziran ayı itibariyle kurulan Yalova İMES Organize Sanayi Bölgesi, mega projelerin tamamlanıp İstanbul - Yalova arasının 4 dakikaya düşmesiyle birlikte yatırımcıların cazibe merkezi haline geldi. Tamamlandığında 15 bin kişiye istihdam sağlayacak olan 1 milyar dolar yatırım maliyetli İMES OSB, için çalışmalara başlandı.


Makine imalatı, otomotiv ve beyaz eşya yan sanayi, elektrik, elektronik eşya, savunma araç ve gereçleri gibi yüksek katma değere sahip ürünler üretilmesi planlanan Yalova İMES OSB’de orta ve büyük ölçekli toplam 264 parsel, OSB Kanunu çerçevesinde, maliyetine ve uzun vadeli ödeme planlarıyla tahsise açıldı.


Yalova’nın Çiftlikköy ilçesindeki 470 hektar alana inşa edilecek olan Yalova İMES OSB’nin yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda müdürü Direnç Özdemir, OSB’nin en mühim özelliğinin çevreci modeli, yeşil ve bacasız sanayi ile tamamen yerli ve milli üretim yapılacak olması olduğunu söyledi.


Özdemir, bünyesinde meslek eğitim merkezi, meslek lisesi, meslek yüksek okulu, itfaiye, güneş ve rüzgar enerji santralleri, sağlık merkezi, antrepo gibi tamamlayıcı sosyal donatıların da yer alacağı yeni nesil bir OSB inşa etmeyi planladıklarını dile getirdi.


5 bin dönüm alana sahip OSB içerisinden sosyal donatı alanları, yol alanları, yeşil alanlar ve park alanları çıktıktan sonra 3 bin dönümlük kısmının sanayi alanı olarak kullanılacağını belirten Özdemir, "Bu alan makine imalat sektöründe faaliyet yürüten 264 adet orta ve büyük ölçekli sanayi kuruluşunun üretim üssü hâline gelecek. Ön gördüğümüz istihdam sayısı 15 bin. Burayı makine imalat sektörünün, bacasız sanayiin, çevreci ve yüksek katma değerli yenilikçi sanayiin bir üssü haline getirmek hedefindeyiz. Buna ilişkin olarak devletimizin sanayi strateji belgesinde belirlemiş olduğu 3 "y" kuralı yenilikçi, yüksek katma değerli ve yeşil üretim düsturunu biz kendimize misyon edindik. Dünya çapında bir marka haline getirmek niyetiyle bu bölgede çalışmalarımızı yaptık ve şu an itibariyle de artık alt yapı inşaatlarının arifesindeyiz. İstanbul - İzmir otoyol aksı ve bu kapsamda gerçekleştirilmiş olan Osmangazi köprüsü bizim ilham kaynağımızdır. Takdir edersiniz ki sanayicinin burada ürettiklerini, tırlarını feribot kuyruklarında bekleterek, İstanbul pazarına ya da Avrupa pazarına satma şansı yoktur" dedi.


Yalova İMES OSB’de alt yapısı ve tesis inşaatlarıyla birlikte toplam yapılacak olan inşaat yatırımının 1 milyar dolar seviyesinde olacağını belirten Direnç Özdemir, inşaat yatırımları tamamlanıp işletim sürecine geçildiğinde bölgenin her yıl 500-600 milyon dolarlık bir ihracat potansiyeline kavuşacağını söyledi. Özdemir, "Buraya gelecek olan sanayiciler, yeni yatırımlarla ve kapasite büyüterek geleceğinden belki bir o kadar da makine teçhizat yatırımı yapacaktır. Bunun hem inşaat sektörü boyutuyla, hem makine sektörü boyutuyla, hem çelik sektörü boyutuyla bir çok sektörü yıllar içerisinde ne kadar canlandıracağını herhalde söylemeye gerek yok. Ve kaldı ki biz burada söylediğim gibi 5 bin dönümlük alan içerisinde onaylanmış bir alanda faaliyet yürütüyoruz. Komşu organize sanayi bölgeler kurulacak olan yeni serbest bölgeler, yeni ticaret hacimleri yani size bahsetmiş olduğum aslında inşaat yatırımları istihdam rakamları ve makine teçhizat alımları direkt yatırımlardır. Bunların dolaylı yatırımlarını düşündüğünüzde, en az 2-3 misli bir ticari potansiyele sahip bir yatırımdan söz ediyoruz. Benim bildiğim kadarıyla Osmangazi köprüsünün ya da bu İstanbul-İzmir otoyol mega projesinin devletimize toplam maliyeti yaklaşık 7-8 milyar dolar. 2. gişenin etrafında oluşacak yatırım ve ticari hacim, kısa ve orta vadede Türkiye Cumhuriyeti Devletin’in bu yatırımını kasasına geri koymasına yetecek potansiyele sahiptir" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muş Muş Ovası’nda yağış sonrası menderesler güzel manzaralar sundu Muş Ovası’nda etkili olan yağışların ardından su seviyesi yükselen menderesler, doğada eşsiz görüntüler oluştururken koyun ve mandaların su kenarında otlanması görsel şölen sundu. Muş’ta son günlerde etkili olan yağışlar, Muş Ovası’nda doğayı adeta yeniden canlandırdı. Yağışların ardından su seviyesi yükselen menderesler, kıvrılarak uzanan yapısıyla dikkat çekerken ortaya güzel manzaralar çıktı. Ovada oluşan su birikintileri ve dolup taşan menderesler, bölgeye ayrı bir güzellik kattı. Muş Ovası, yağış sonrası sunduğu bu eşsiz görüntülerle göz kamaştırdı. Hayvanlarını merada otlatan Mesut Güler, Muş Ovası’nda mendereslerin kıvrım kıvrım aktığını söyleyerek, "Ben Muş’un Karağaç beldesinde çobanlık yapıyorum. Bu yıl çok fazla kar ve yağmur yağdı. Her yerde su birikintileri oluştu. Muş Ovası’nda menderesler kıvrım kıvrım akıyor. İnsanlar gelip bu menderesleri izliyor. Gerçekten çok güzel görüntüler ortaya çıkıyor" dedi. Merada hayvan otlatan amcası Mesut Gülen’e çay getiren Cennet Gülen ise "Bizim buralar çok güzel, menderesler çok güzel. Bugün hava da çok güzel. Her gün yağan yağmur Allah’ın bereketi. Menderesler kıvrıla kıvrıla akıyor, gidip geri geliyor. Aslında anlatmaya gerek yok; gözlerinizle görüyorsunuz. Biz de görüyor, şahit oluyor ve mutlu oluyoruz. Allah’ın bereketine ve yağan her yağmura şükürler olsun" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.