EKONOMİ - 22 Ocak 2022 Cumartesi 13:57

Eksi 3 derecede termal havuz keyfi

A
A
A
Eksi 3 derecede termal havuz keyfi

Kaplıcalarıyla ünlü Yalova’nın Termal ilçesini ziyaret eden turistler, eksi 3 derece sıcaklıkta termal havuzun keyfini doyasıya çıkarıyor.

Kaplıcalarıyla ünlü Yalova’nın Termal ilçesini ziyaret eden turistler, eksi 3 derece sıcaklıkta termal havuzun keyfini doyasıya çıkarıyor.


Roma, Bizans, Osmanlı ve Bizans dönemlerinin şifa merkezi olan Termal kaplıcaları soğuk kış aylarında da turistlerin ilgili odağı oldu. Yurt dışından gelen misafirlerin yanı sıra yarı yıl tatili için de Termal içesine gelen turistler, şifalı suların tadını çıkarıyor.


Eksi 3 derece hava sıcaklığına rağmen adeta kaplıcalara akın eden turistler, su sıcaklığı 33 dereceyi bulan termal havuzlara girerek eğleniyor.


Turistler, kar yağışında termal havuzun keyfinin bir başka olduğunu söylüyor.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Titremeden daha fazlası: Parkinson hastalığında ’sinsi’ belirtilere dikkat İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ, parkinsonun sadece bir yaşlılık hastalığı veya titreme bozukluğu olmadığını belirterek, koku kaybından uyku bozukluklarına, hatta duran kol saatlerine kadar pek çok sinsi belirtiye karşı vatandaşları uyardı. Her yıl 11 Nisan’da, hastalığı ilk kez tanımlayan James Parkinson’un doğum gününde kutlanan "Dünya Parkinson Günü", bu yıl da erken teşhisin hayati önemine odaklanıyor. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği’nde hastalarını ağırlayan Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, hastalığın bilinmeyen yönlerini ve tedavi süreçlerini ele aldık. Sinsi belirtiler öncü olabilir Parkinson denince akla ilk olarak istirahat halindeki titreme, hareketlerde yavaşlama ve kas sertliği gelse de Prof. Dr. Uludağ, hastalığın bu majör bulgulardan yıllar önce işaretler verebileceğini belirtiyor. Uludağ, "Koku alma duyusunda azalma, uykuda bağırma veya ani hareketlerle rüyayı yaşama (REM uyku bozukluğu), yazının küçülmesi ve kabızlık gibi belirtiler genellikle başka nedenlere bağlanıp göz ardı ediliyor. Oysa bu bulgular tanı için altın değerindedir," dedi. İlginç bir vaka: Bozuk sanılan otomatik saatler Hastalığın günlük hayattaki yansımalarına dair literatürden çarpıcı bir örnek paylaşan Prof. Dr. Uludağ, otomatik saatinin sürekli durması şikayetiyle tamirciye giden bir hastayı anlattı. Yapılan incelemede saatin bozuk olmadığı, ancak hastanın kolunu parkinson nedeniyle yeterince sallamadığı için saatin şarj olamadığı anlaşıldı. Uludağ, bu durumun hastalığın erken dönemindeki kol salınımı azalmasının tipik bir örneği olduğunu ifade etti. Kol ağrısı parkinson çıkabilir Tanı sürecindeki zorluklara da değinen Uludağ, 58 yaşındaki bir erkek hastasının sadece kol ağrısı şikayetiyle ortopedi ve fizik tedavi birimlerini gezdiğini, kendisine "bursit" teşhisi konduğunu aktardı. Kliniğe başvurduğunda yapılan muayenede koldaki tutukluk ve yavaşlığın fark edilmesiyle Parkinson tanısı konan hastanın, uygun tedaviyle ağrılarından kurtulduğu belirtildi. Tepecik EAH’da kişiye özel tedavi yaklaşımı İzmir Tepecik SUAM bünyesinde her hafta Perşembe günü özel Parkinson polikliniği hizmeti verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Uludağ, tedavi sürecinin tamamen bireyselleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Tedavide sadece ilaçların değil, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin de kritik olduğunu belirten Uludağ, "Amacımız sadece belirtileri yönetmek değil, hastanın bağımsızlığını ve yaşam kalitesini korumaktır. Özellikle ilaç kullanımındaki zamanlama başarının anahtarıdır" dedi. "Aileler de sürecin bir parçası" Parkinson’un sadece hastayı değil, tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu ifade eden Uludağ, hasta yakınlarının bakım yükü ve duygusal zorluklar altında kalabildiğine dikkat çekti. Kliniğinde hasta yakınlarını da sürece dahil ederek bilgilendirdiklerini belirten profesör, doğru destekle hastaların uzun yıllar aktif bir sosyal yaşam sürebileceğinin altını çizdi. Prof. Dr. İrem Fatma ULUDAĞ son olarak "Parkinson ile yaşam mümkündür. Belirtileri fark ettiğinizde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurun. Erken tanı, hayat kalitesini korumanın en güçlü yoludur." diye konuştu.
Hatay Arkadaşının ‘kamera var’ demesine aldırış etmeyen hırsız telefonu çaldı Hatay’da arkadaşının ‘Oha lan harbiden kamera var’ deyişine aldırış etmeyen şahsın, cep telefonu dükkanından 15 bin TL değerindeki telefonu çaldığı anlar güvenlik kamerasına yansıdı. İş yeri sahibinin şikayeti sonrası 2 şüpheli de kısa sürede yakalandı. Olay, Dörtyol ilçesi kent merkezinde yaşandı. İlçe merkezinde cep telefonu tamir işletmesi bulunan Bilgehan Gür’ün camiye gittiğini ve iş yerinin boş olduğunu fark eden 2 kişi içeriye girdi. İş yerinde kutuları kontrol eden şahıs, bir süre sonra arka kısımda bulunan 15 bin TL değerindeki cep telefonunu çaldı. Anbean kameraya yansıyan hırsızlıkta şahsın, arkadaşının ‘oha lan harbiden kamera var’ deyişine aldırış etmemesiyse dikkat çekti. Telefonu aldıktan sonra arkadaşının ‘çalışıyor mu’ diyerek telefonun çalışıp çalışmadığını teyit etmesiyse kamera görüntülerinde duyuldu. İş yeri sahibi Gür’ün şikayeti sonrası 2 şahıs da kısa sürede yakalandı. Zanlıların emniyetteki işlemlerinin devam ettiği öğrenildi. İş yeri sahibi Bilgehan Gür, hırsızların yakalanması için emek veren polis ekiplerine teşekkür ederek, "Ben camiye gittiğim sıralarda 2 genç kapıyı açmış ve içeri girmiş. İçerideki kutuları kontrol etmişler ve müşteri cihazı olan telefonu cebine koyup gitmişler. Kamera görüntülerine de bu anlar yansımış. Telefonun değeri 15 bin TL değerindeydi. Emniyet ekipleri tarafından yakalandı, polis ekiplerine teşekkür ederim" dedi.
İstanbul Mimar Sinan’ın 470 yıllık eseri Gazi Kara Ahmet Paşa Külliyesi yeniden hayat buluyor Fatih’te bulunan ve Mimar Sinan’ın eseri olan 470 yıllık Gazi Kara Ahmet Paşa Külliyesi yaklaşık 7 ay önce başlatılan restorasyon çalışmaları sürüyor. Çalışmalar hakkında bilgi veren Kültürel Miras Koruma Müdürü Sümeyye Meryem Arslan, "Burası, üstat Mimar Sinan’ın medrese ile camiyi aynı avlu içerisinde bulundurduğu nadir örneklerden biridir. Mimar Sinan, hem ibadeti hem eğitimi aynı avluda kesiştirmiştir. İlk başlattığımız restorasyona cami dahil değildi. Cami şu anda ibadete açık şekilde kullanılmaya devam ediyor. Ancak tespit ettiğimiz statik problemler nedeniyle caminin de restorasyon sürecine dahil edilmesi gündemdedir. Bu durum, öngördüğümüz iki yıllık sürenin biraz uzamasına neden olabilir" dedi. Fatih’te bulunan ve Mimar Sinan’ın eseri olan 470 yıllık Gazi Kara Ahmet Paşa Külliyesi’nde restorasyon çalışmalarına geçtiğimiz yılın ekim ayında başlanmıştı. Restorasyon kapsamında yapıların özgün mimari özellikleri korunarak onarım çalışmaları yürütülürken, alanın bütüncül algısını bozan eklentilerin kaldırılmasıyla daha düzenli bir çevre düzeni oluşturuluyor. Tarihi yapılar arasındaki ilişkiler yeniden görünür hale getirilerek külliyenin mimari bütünlüğü güçlendiriliyor. Aynı zamanda çevresel düzenlemelerle külliyenin kullanım alanlarının daha işlevsel ve erişilebilir hale getirilmesi hedefleniyor. Yürütülen çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte Mimar Sinan’ın önemli eserlerinden biri olan Veziriazam Gazi Kara Ahmet Paşa Camii Külliyesi’nin, tarihi kimliğini daha belirgin biçimde yansıtan bütüncül bir görünüme kavuşması planlanıyor. Restorasyonun hem bölgenin kültürel mirasına katkı sunması hem de tarihi eserlerin korunmasına yönelik farkındalığı artırması bekleniyor. Kültürel Miras Koruma Müdürü Sümeyye Meryem Arslan, "Çimentolu derzleri, sıvaları ve kubbenin kurşun altındaki tüm imalatları yapıdan uzaklaştırdık" Yapılan çalışmalara ilişkin bilgi aktaran Kültürel Miras Koruma Müdürü Sümeyye Meryem Arslan, "Bu külliye, Sadrazam Gazi Kara Ahmet Paşa tarafından 1555 yılında Mimar Sinan’a inşa ettirilmeye başlanıyor. Dönem içerisinde bazı aksaklıklar yaşansa da 10 yıl içerisinde tamamlanıyor. Burası, Üstat Mimar Sinan’ın medrese ile camiyi aynı avlu içerisinde bulundurduğu nadir örneklerden biridir. Mimar Sinan, hem ibadeti hem eğitimi aynı avluda kesiştirmiştir. Biz, Fatih Belediyesi olarak 2025 yılının ekim ayında burada medrese odaları, sıbyan mektebi ve türbede bir restorasyon çalışmasına başladık. İlk olarak avlu içerisinde bulunan muhdesleri ve dış avludaki diğer ekleri yapıdan uzaklaştırdık. Akabinde titiz bir raspa çalışması gerçekleştirdik. Külliye, 1980’li yıllarda bir onarım süreci geçirmiştir. Bu süreçte çimentolu müdahaleler yapılmıştır. Raspa çalışmalarıyla birlikte bu çimentolu derzleri, sıvaları ve kubbenin kurşun altındaki tüm imalatları yapıdan uzaklaştırdık. Bu unsurlar hem yapıya yük bindiriyor hem de özgün taş ve tuğlalara ciddi zarar veriyordu" dedi. "Gerekli önlemleri alarak, geleneksel malzeme ve yöntemlerle zeminden kubbeye kadar tüm imalatları gerçekleştireceğiz" Tespit ettikleri en önemli konulardan birisinin yapının zemininde hareketlilik olduğunu söyleyen Arslan, "1999 depremi sonrasında hasar gören noktalara da kısmi müdahaleler yapılmıştı. Biz şu anda yeni bir statik proje geliştiriyoruz. Proje kapsamında, gerekli önlemleri alarak, geleneksel malzeme ve yöntemlerle zeminden kubbeye kadar tüm imalatları gerçekleştireceğiz. Son cemaat mahallinde bizi güzel bulgular karşıladı. Aynı şekilde türbede de Gazi Kara Ahmet Paşa’nın külliyesinde özgün kalem işlerine ulaştık. Bu bezemeleri aslına uygun şekilde yeniden uygulayarak restorasyon sürecini tamamlamayı hedefliyoruz" diye konuştu. "Tespit ettiğimiz statik problemler nedeniyle caminin de restorasyon sürecine dahil edilmesi gündemde" Külliyenin Topkapı Meydanı’nın merkezinde, önemli bir kesişim noktasında yer aldığını söyleyen Arslan, "İlerleyen süreçte bu meydanda etkinlikler, toplantılar düzenlemeye devam edeceğiz. Bu bölge, şehir dışından gelenler için otogara yakınlığı nedeniyle hafızalarda yer etmiş bir mekandı. Yeni yüzüyle bu hafızanın daha olumlu bir imaja dönüşmesi de yakın zamanda mümkün olacaktır. İlk başlattığımız restorasyona cami dahil değildi. Cami şu anda ibadete açık şekilde kullanılmaya devam ediyor. Ancak tespit ettiğimiz statik problemler nedeniyle caminin de restorasyon sürecine dahil edilmesi gündemdedir. Bu durum, öngördüğümüz iki yıllık sürenin biraz uzamasına neden olabilir" dedi. "Sahayı ziyaret etmek isteyen herkese kapımız açıktır" Mimar Sinan’ı da bu restorasyon süreci vesileyle anmak istediğini vurgulayan Arslan, "Mimar Sinan’ı Anma Haftası’ndayız. Büyük üstat Mimarbaşı Mimar Sinan, Osmanlı Devleti’nin gücünü simgelerken aynı zamanda insanın yaratılış gayesini ve insani ölçeği eserlerine yansıtan bir mimardır. Bu nedenle, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Süleymaniye, Şehzade ve Selimiye gibi birçok eserde imzası bulunmaktadır. Aynı şekilde, şu anda içinde bulunduğumuz külliye de bu mirasın önemli bir parçasıdır. Mimar Sinan’ı bu vesileyle tekrar saygı ve minnetle anıyorum. Yürüttüğümüz restorasyon çalışmalarında açık restorasyon uygulaması yapıyoruz. Daha önce Yedikule Hisarı’nda başlattığımız bu uygulama kapsamında, sahayı ziyaret etmek isteyen herkese kapımız açıktır. Teknik ziyaret gerçekleştirmek isteyenlere de her zaman destek veriyoruz. Şu anda farklı üniversitelerden öğrencileri dönem dönem buraya davet ederek hem yürüttüğümüz hem de planladığımız restorasyon çalışmalarını kendilerine aktarıyoruz" ifadelerini kullandı.