ÇEVRE - 11 Mart 2026 Çarşamba 11:47

Alaplı’da tavuk çiftliğine ceza yağdı

A
A
A
Alaplı’da tavuk çiftliğine ceza yağdı

Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde dereye telef olmuş tavukları atarak çevreyi kirlettiği ve halk sağlığını tehdit ettiği iddia edilen tavuk çiftliğine 488 bin lira idari para cezası uygulandı.


Mollabey ile Çaydeğirmeni arasında bulunan derede çok sayıda telef olmuş tavuğun bulunmasının ardından başlatılan inceleme ve soruşturmanın sonuçları netleşti. Bölgede faaliyet gösteren çiftliğin işletme sahibi iddiaları reddetse de, Sarıkadı köyündeki tavuk çiftliğine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 350 bin TL, Alaplı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından ise 138 bin TL olmak üzere toplam 488 bin TL para cezası uygulandı.


Öte yandan olayla ilgili olarak Alaplı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli soruşturma başlatıldı. Çiftlik sahibi hakkında su kaynaklarına zarar vererek halk sağlığını tehdit ettiği gerekçesiyle 2 yıla kadar hapis istemiyle işlem yapıldığı öğrenildi.


Geçtiğimiz haftalarda Mollabey ile Çaydeğirmeni arasında bulunan derede çok sayıda telef olmuş tavuğun bulunması üzerine başlatılan incelemelerde, Sarıkadı köyündeki tavuk çiftliği mercek altına alındı.


Yapılan incelemelerde çiftlikteki tavuk sayısı ve büyüklükleri ile derede bulunan telef tavukların örtüştüğü tespit edildi. Yetkililer, çevreyi ve halk sağlığını tehdit eden benzer olaylara karşı denetimlerin kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Emeklilerimizin bu ayki emekli maaş ödemelerini öne çekerek 14 Mart’tan itibaren ödemeye başlıyoruz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, emeklilerin bayram ikramiyelerini her yıl olduğu gibi yine bayram öncesinde hesaplara yatıracaklarını belirterek, "Ayrıca emeklilerimizin bu ayki emekli maaş ödemelerini de öne çekerek 14 Mart’tan itibaren ödemeye başlıyoruz" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. "Uluslararası medyaya servis edilen bu hezeyanların amacını ve hedefini biz çok iyi biliyoruz" İran’a saldırılar devam ederken aralarında kimi eski İsrail’li yöneticilerin Türkiye ile ilgili çeşitli iddialarda bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Akıllarınca liste yapan bu aklı evvellere şunu açık açık söylemek isterim. Düğmeye basılmışçasına eş zamanlı olarak uluslararası medyaya servis edilen bu hezeyanların amacını ve hedefini biz çok iyi biliyoruz. Türkiye düşmanı lobiler tarafından, sistemli şekilde yürütülen kampanyaların ardındaki asıl niyetinde gayet farkındayız. Allah’ın izniyle biz bu toprağa ve bu oyuna kesinlikle düşmeyeceğiz. Sağduyuyu ve soğukkanlılığı elden bırakmayacağız. Türkiye ülkelerden bir ülke değildir. Bu millet sıradan bir millet değildir. Türkiye’nin ve Türk milletinin karakterini tanımak isteyenler Kıbrıs’a baksın, istiklal harbimize baksın, Çanakkale zaferimize baksın. En son 15 Temmuz’da sadece içimizdeki hainleri değil onların ipini tutanları da milletin gücüyle milletin azmiyle rezil rüsva edip bozguna uğrattık. Bu millet mahremine uzanacak eli geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da çelik gibi iradesi ve cesaretiyle kıracak güçtedir, azimdedir, kudret ve kuvvettedir" açıklamasında bulundu. "Biz macera peşinde değiliz, bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhu sükunun hakim olmasından yanayız" Türkiye’nin geçmişe göre çok farklı olduğunu dile getiren Erdoğan, "Türkiye iç cephesini güçlendirmiştir. Türkiye ‘Terörsüz Türkiye’ projesiyle gücüne güç katmıştır. Savunma sanayimizdeki hamlelerle ordumuzun caydırıcılığı daha da artmıştır. Türkiye edilgen konumdan çıkmış bölgesinde denklem kurucu oyun kurucu rol üstlenmiştir. Türkiye’ye el uzatanın eli yanar. Türkiye’ye uzatanın dili yanar. Tekrar söylüyorum. Biz macera peşinde değiliz. Gerilim peşinde asla değiliz. Biz bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhu sükunun hakim olmasından yanayız. Biz savaşlardan bitap düşmüş, bıkmış yorulmuş Orta Doğu’nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız. Suriye’nin geçmişte Irak’ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi bugün de İran’ın Lübnan’ın bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz" ifadelerine yer verdi. "Topraklarımıza göz diken olursa evelallah ona da hodri meydan demekten çekinmeyiz" Erdoğan, gerek Türkiye için, gerek bölgedeki diğer ülkeler için adaletten, huzurdan, barıştan başka hiçbir gayelerinin olmadığının altını çizerek, "Kim olursa olsun hiçbir ülkenin egemenliğinde topraklarında gözümüz yok. Ama topraklarımıza göz diken, egemenliğimize kast eden ve dahi macera arayan olursa evelallah ona da hodri meydan demekten çekinmeyiz" diye konuştu. "Amacımız çocuklarımızı tehlikelerle dolu bu dünyada güvenli, bilinçli ve güçlü bireyler olarak var edebilmektir" Dijitalleşmenin eğitimden ulaşıma, sağlıktan haberleşmeye kadar geniş bir yelpazede avantaj sağladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bununla birlikte ekranda geçirilen süreler uzadıkça ders başarısından aile ilişkilerine sosyal becerilerden ruh sağlığına pek çok alanda çocukları olumsuz etkilediğine de dikkati çekti. Dijitalleşmeye ilişkin bu çerçevede veriler paylaşan Erdoğan, Türkiye’de 4 saat 4 dakikası cep telefonlarından olmak üzere internette geçirilen günlük ortalama süre 7 saat 13 dakika olduğu, sosyal medyada harcanan haftalık sürenin ise 25 saat 4 dakika olduğu bilgilerini paylaştı. Dijitalleşmenin çocukları nasıl etkilediğine ilişkin istatistiklerin ise TÜİK tarafından paylaşıldığını belirten Erdoğan, sözlerine şu şekilde devam etti: "TÜİK’in araştırmasına katılan 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 66,1’i aktif olarak sosyal medya kullanıyordu. Keza bu çocukların yüzde 32, 6’sı her yarım saatte bir cep telefonunu kontrol ediyor. Yüzde 74’ü ise en az bir dijital oyun oynuyor. Bu evlatlarımıza ekran başında geçirdikleri sürenin kendileri için hangi durumlara yol açtığı sorulduğunda yüzde 34,4’ü daha az kitap okuduğunu yüzde 33,3’ü daha az ders çalıştığını yüzde 25,5’i ailesiyle daha az zaman geçirdiğini, yüzde 18,6’sı arkadaşlarıyla daha az yüz yüze görüştüğünü, yüzde 17,2’si ise daha az uyuduğunu belirtiyor. Değerli arkadaşlar, çocuklarımızın şiddet, müstehcenlik, zorbalık ve istismar gibi içeriklere bu kadar kolay bir şekilde ulaşabilmesi kabul edilemez. Bizim amacımız çocuklarımızı dijital dünyadan koparmak değildir. Tam tersine onları tehlikelerle dolu bu dünyada güvenli, bilinçli ve güçlü bireyler olarak var edebilmektir. Devletin, toplumun ve ailenin görevi de esasen budur." "Sosyal medya platformlarına güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz" Dijital dünyada çocukları korumayı amaçlayan, çocuğun üstün yararını esas alan önleyici ve koruyucu bir anlayışla hazırladıkları yasa teklifinin ise TBMM’ye sunulduğunu hatırlatan Erdoğan, "Düzenlemeyle sosyal medya platformlarına gerçek ve güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz. Siyasi parti ayrımı olmaksızın hepimizi ilgilendiren çok daha önemlisi geleceğimiz olan evlatlarımızı ilgilendiren bu teklifin Meclisimizin değerli katkıları ve önerileriyle yasalaşacağına inanıyorum" şeklinde konuştu. "Emeklilerimizin bu ayki emekli maaş ödemelerini de öne çekerek 14 Mart’tan itibaren ödemeye başlıyoruz" Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeklilerin bayram ikramiyelerini her yıl olduğu gibi yine bayram öncesinde hesaplara yatıracaklarını belirterek, "Ayrıca emeklilerimizin bu ayki emekli maaş ödemelerini de öne çekerek 14 Mart’tan itibaren ödemeye başlıyoruz" ifadelerine yer verdi.
İstanbul Vodafone Türkiye’nin karbon emisyonu 5 yılda yüzde 94,77 azaldı Vodafone Türkiye; Çevre, Sosyal ve Yönetişim performansını paylaştığı "2025 ÇSY Raporu"nu yayımladı. Şirketin Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonları 2020’ye göre yüzde 94,77 oranında azalırken, Kapsam 3 emisyonlarının toplamı 436 bin 415 ton karbondioksit eşdeğeri olarak ölçüldü. Elektrik üretim kapasitesini bir önceki yıla göre yüzde 14,28 artıran şirket, müşterilerinin 933 bin 371 ton karbon emisyon salımına engel olmalarına destek oldu. Dijital altyapısı ve akıllı teknolojileriyle toplumu geleceğe bağlarken çevresel ayakizini de azaltmayı hedefleyen Vodafone Türkiye, 1 Nisan 2024 - 31 Mart 2025 mali yılına ait Çevre, Sosyal ve Yönetişim performansının ele alındığı ‘Vodafone Türkiye 2025 ÇSY Raporu’nu yayımladı. Rapora göre, şirketin Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonları baz yıl olan 2020’ye göre yüzde 94,77 oranında azalırken, Kapsam 3 emisyonlarının toplamı 436 bin 415 ton karbondioksit eşdeğeri olarak ölçüldü. Nisan 2021’den bu yana IREC sertifikalı yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanan şirket, kendi tesislerinde ürettiği 1,36 GWh yenilenebilir elektrikle bir önceki yıla göre üretim kapasitesini yüzde 14,28 artırırken, yenilenebilir enerji kaynaklarından 702,53 GWh elektrik sağlayarak Kapsam 2 emisyonlarını sıfırladı. Şebeke kaynaklı e-atıklarının yüzde 100’ünü yeniden kullanım veya geri dönüşüm yoluyla ekonomiye kazandıran şirket, müşterilerine sunduğu IoT çözümleriyle bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 77’lik artışla müşterilerinin 933 bin 371 ton karbon emisyon salımına engel olmalarına destek oldu. Konu hakkında değerlendirmede bulunan Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel, "Şirket olarak, sürdürülebilirliği iş stratejimizin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Türkiye’de faaliyete başladığımız ilk günden bu yana dijital teknolojilerin gücünü kullanarak dünya ve içinde yaşadığımız toplum için daha iyi bir gelecek inşa etmek amacıyla faaliyetlerimizi sürdürüyor, etkimizi paydaşlarımızla şeffaflıkla paylaşıyoruz. Ekosistemimize karşı taşıdığımız sorumluluğun farkında olarak, 2010 yılından bu yana sürdürülebilirlik raporlaması alanında elde ettiğimiz deneyimle raporlarımızı hazırlıyor; faaliyetlerimizin çevresel, sosyal ve ekonomik boyutlarını değerlendirerek, performansımızı şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda uluslararası standartlarda raporluyoruz. Son raporumuzda da paydaşlarımıza çevre, sosyal ve yönetişim alanlarındaki faaliyetlerimizin bir özetini sunuyoruz. Oluşturduğumuz etkiyi Vodafone Grubu’nun Amaç Odaklı Yaklaşımı rehberliğindeki değer alanları çerçevesinde ele alıyoruz. Sürdürülebilir bir geleceğin yanında durmaya devam edeceğiz" dedi. Enerji yönetim sistemleriyle tasarruf Şirket, operasyonel süreçlerindeki enerji ihtiyacını yüksek enerji verimliliği sağlayan enerji yönetim sistemleriyle yönetiyor. Teknoloji merkezlerinin iklimlendirme altyapısını yönetmek için Yapay Zekâ Destekli Dijital Termal Yönetim Uygulaması’nı kullanan şirket, bu sayede Güç Kullanım Verimliliği parametresinde yüzde 10 iyileşme sağlarken, iklimlendirme altyapısında yüzde 30’a varan enerji tasarrufu elde etti. Diğer yandan, 4 veri merkezinde hayata geçirdiği Değişken Frekanslı Sürücü uygulamasıyla, yıllık yaklaşık 1.100 MWh enerji tasarrufu elde ederek, yaklaşık 525 ton karbon emisyonunu engelledi ve 23 bin ağaç dikimine eşdeğer bir çevresel katkı sağladı. Ayrıca, yapay zekâ destekli optimizasyonlar sayesinde yıllık 9,6 GWh enerji tasarrufu elde ederek, yaklaşık 3 bin kişinin yıllık elektrik tüketimine ve 30 bin ağaçla sağlanabilecek 4.700 ton karbondioksit tasarrufuna eşdeğer bir oran yakaladı. Şebeke kaynaklı e-atıkların yüzde 100’ü ekonomiye geri kazandırıldı Şirket, döngüsel ekonomi ilkeleri doğrultusunda, geri dönüştürülebilir ve yeniden kullanılabilir ürünlerin geliştirilmesine önem veriyor. Şirket, raporlama döneminde, şebeke kaynaklı 2 bin 137 ton e-atığın geri kazanım ve geri dönüşümünü, 4 bin 508 kilo atığın ise yeniden kullanımını sağladı. Şebeke kaynaklı atıkların yanı sıra 28,57 ton operasyonel atığın ise tümünün geri dönüşümü sağlandı. Telefonların yanı sıra arızalı ve hasarlı şebeke ekipmanlarını da ikinci el olarak değerlendiren Şirket, 18 bin 839 mobil cihazı yeniden kullanıma uygun hale getirdi. Türkiye’de lansmanı 2023 yılında yapılan ve tüm dünyada toplam bir milyon telefon toplanmasının hedeflendiği Gezegen İçin Bir Milyon Telefon projesi kapsamında bugüne kadar 500 bini aşkın telefon toplandı. Kadın çalışanları desteklemeye devam etti Şirket, bünyesindeki Vodafone Vakfı ile toplumsal gelişim ve sürdürülebilir değişimi destekleyen projeler yürütüyor. Raporlama döneminde, Vakıf projelerinden "Yapay Zekâ Yıldızları" ile 55 bini aşkın çocuk ve gence, "Dijital Benim İşim" projesiyle ise 7 bini aşkın kadına ulaşıldı. Bu projelerde 289 Vodafone çalışanı gönüllü olarak görev aldı. Kırmızı Işık uygulaması 382.000’den fazla kez indirilirken, aylık 1.000 aktif kullanıcısıyla önemli bir etki oluşturdu. Şirket, kadın yönetici oranını 2030’a kadar yüzde 40’a çıkarma hedefi kapsamında, 2024-25 mali yılında yüzde 44 kadın yönetici oranına ulaştı. Tüm çalışanların yüzde 43’ünü kadınlar oluştururken, işe yeni alınan çalışanlar arasında kadın çalışan oranı yüzde 47 olarak gerçekleşti. Şirketin genç istihdam programı Discover Genç Yetenek Programı’na 10 bini aşkın başvuru yapılırken, 21 farklı üniversiteden 52 genç yetenek şirket ailesine katıldı. Ekonomiye katkısını sürdürdü Şirket, raporlama döneminde, altyapıyı güçlendirmeye, yenilikçi çözümler geliştirmeye ve dijitalleşmenin hızlanmasına katkı sağlamaya da devam etti. 2024-25 mali yılı içinde 19,1 milyar TL yatırım gerçekleştiren operatörün servis gelirleri yüzde 83,4 büyüme oranı ile 101,8 milyar TL’ye yükseldi. Şirketin dönem sonu itibariyle mobil abone sayısı 25,2 milyona ulaştı. Doğrudan 3 bin 21 kişiye istihdam sağlayan şirket, Türkiye’nin dört bir yanındaki operasyonlarıyla yerel ekonomilerin canlanmasına destek veriyor. Raporlanan Kapsam 3 emsiyonlarının içeriği genişletildi Şirket, sürdürülebilirlik raporlarını her yıl bir yenilik içerecek şekilde hazırlıyor. Son raporda, Kapsam 3 emisyon verileri Vodafone Grubu’nun açıkladığı yeni metodoloji çerçevesinde, 15 alt kategoriden 11 alt kategoriyi kapsayacak şekilde 2020’den günümüze yeniden hesaplandı. Son mali yılda da Grubun iç ve dış denetiminden başarıyla geçen şirker, ÇSY Komitesi’ni ve çalışma gruplarını yeniden yapılandırdı. Şirket, ilk kez geçen yıl yayınladığı TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) uyum tablosuna ÇSY Raporu’nda bu yıl da yer verdi. Bu tablo, şirketin Türkiye pazarındaki faaliyetlerinin şeffaflığını artırarak, yerel düzenlemelere uyum sağlama konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor. Şirket, ÇSY Raporu’nun web tabanlı bir versiyonunu da hazırlayarak interaktif veri ve içeriklerle daha geniş bir kitleye ulaşmayı hedefledi. Küresel raporlama standartlarıyla uyumlu Küresel Raporlama Girişimi (Global Reporting Initiative - GRI) tarafından yayımlanan GRI Standartları’na uyumlu hazırlanan ‘Vodafone Türkiye 2025 ÇSY Raporu’, şirketin imzacısı olduğu Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (United Nations Global Compact - UNGC) İlerleme Bildirimi olma özelliği taşırken, Kadının Güçlenmesi Prensipleri (Women’s Empowerment Principles - WEPs) ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) katkısını da içeriyor.
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Savaş, hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu" (1) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "En son İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a karşı başlatılan savaş, hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan, konuşmasına toplantının Türkiye’ye, Türk milletine ve demokrasiye hayırlara vesile olmasını dileyerek başladı. İstiklal Marşı’nın kabulünün 105’nci yıl dönümü olduğuna değinen ve milli marşın yazıldığı dönemin zorlu şartlarına dikkati çeken Erdoğan, dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey’in sözlerine atıfta bulunarak, "O günlerde cepheler arka arkaya çökmekteydi. Eskişehir’in sükutu, hatta Ankara’nın istilası dahi gün meselesiydi. Hükümetin Sivas’a kadar çekilmek hesabı vardı. Ordu her an Sakarya gerisine çekilmek üzereydi. Askerlerimizin maneviyatı son derece sarsılmıştı" dedi. "İstiklal Marşı son devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşıdır" Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşı’nın 12 Mart 1921’de TBMM’de tekrar tekrar okunduğunu ve alkış ile gözyaşları eşliğinde kabul edildiğini hatırlatan Erdoğan, "Bu topraklarda ezelden ebede hür yaşamış milletimizi esir etmeyi amaçlayan emperyalist kuşatmaya karşı verilen milli mücadele, kahraman ordumuza ithaf edilen İstiklâl Marşımızın kabulüyle kelimelerden mürekkep bir sancağa kavuşmuştur. İstiklal Harbimizin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal, Meclis Başkanı sıfatıyla gözyaşlarının sel olup aktığı o tarihi günlerde bu hakikati şöyle dile getirmiştir: ’Bu marş bizim inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklal Marşı’nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır.’ En beğendiğim yeri şu mısralardır: ‘Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.’ Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Bu demektir ki efendiler Türk’ün hürriyetine dokunulamaz’. Sadece yazıldığı günler bakımından değil, muhteviyatı itibarıyla İstiklal Marşı son devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşıdır. Aynı zamanda milletimizin bağımsızlık beyannamesi ve hürriyet iradesinin manifestosudur. Bunun için İstiklal Marşımız, Peygamber Efendimizin çetin ve çileli hicret günlerinde yol arkadaşı Hazreti Ebubekir’e seslenişinden ilhamla ‘korkma’ diye başlar. Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak/Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak/O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak/O benimdir, o benim milletimindir ancak" ifadelerini kullandı. "Vatan topraklarında inşallah kıyamete kadar hür yaşayacağız" Türk milletinin hiçbir zaman korkmadığını ve korkmayacağını kaydeden Erdoğan, "Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarında nasıl bin yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde hür yaşadıysak, inşallah kıyamete kadar yine hür yaşayacağız. Kendisi muazzam bir şair olmasının yanı sıra hayatı da muhteşem bir şiir olan Mehmet Akif, İstiklal Marşı ile ilgili şunları ifade etmişti: ’O şiir bir daha yazılmaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir, o milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur. Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın.’ Ben de bugün Cenab-ı Allah bu ülkeye ve bu aziz millete bir kere daha İstiklal Marşı yazmayı gerektirecek şartlar göstermesin diyorum" dedi. "Yayınladıkları rezil bildirilerle milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını tavsiye ediyorum" Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını, anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum. Bilhassa şu mısralar Türk milletinin asli kimliğinin ne olduğunu, Türkiye’yi hangi iradenin kurduğunu, bu devletin hangi esaslar üzerine bina edildiğini anlamalarına çok yardımcı olacaktır: ‘Ruhumun senden İlahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli. Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.’ Milli Mücadele’yi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezandır, Kur’an’dır, şehadettir, bayraktır, hürriyettir ve her gönülde yaşayan İ’lâ-yi Kelimetullah davasıdır. Merhum Nurettin Topçu’nun İstiklal Marşımızın müellifi ile ilgili yaptığı ’Türk’ün Müslümanlıktan ayrılmayacağını bize Akif öğretti’ tespiti sadece malumun ilamı değil midir? Üstat Necip Fazıl’ın ’İçi alev alev Müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hakim, dışı içine köle’ ifadesinde vücut bulan hakikat bu değil midir? Bugün Asya’dan Afrika’ya, Kafkaslar’dan Balkanlar’a Türkiye denilince, Türk milleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir? Allah aşkına bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak, bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün mü? Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim? Nesli tükenmekte olan üç-beş kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım? Beyefendiler istemiyor diye ’Allah Allah’ nidalarıyla üç kıta yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı ret mi edelim? Kimse kusura bakmasın, biz bunu yapmayız, yapamayız. Biz aslımıza da ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz. Kim ne derse desin, kim hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın, bizi biz yapan hasletlere sıkı sıkıya sarılacağız. Hiçbir dahili ve harici bedhahın, hiçbir gücün bu hasletlere zarar vermesine; inancımızı ve irademizi kırmasına, bu milleti sahte ve sanal korkularla esir almasına müsaade etmeyeceğiz." Cumhurbaşkanı Erdoğan, 86 milyonun hep beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukuna canı pahasına sahip çıkacağını ifade ederek, hem İstiklal Marşı’na hem de istiklale son nefese kadar sahip çıkılacağının altını çizdi. "Savaş, hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu" Türkiye’nin etrafında uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkasının kesilmediğini ve mevcut çatışmaların sona ermeden her gün bir yenisinin eklendiğini vurgulayan Erdoğan, "En son İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a karşı başlatılan savaş, hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu. Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken; yanlış hesaplar, yanlış değerlendirmeler ve elbette gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı. Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran’da hayatını kaybedenlerin sayısı iki bine ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran’ın altyapısına ağır zayiat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı şimdi de her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor. Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapmadan topyekun bir halka gelişmelerde hiçbir sorumluluğu yokken ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz. Petrol üretim tesislerinin, su ve enerji altyapısının, ulaştırma altyapısının vurulduğuna, insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz. Öte yandan İran’a yönelik saldırılar, başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Şimdiden sadece savaşın bizzat içindeki ülkeler değil, bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor. Bu anlamsız, kuralsız ve hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını, küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz" açıklamasında bulundu. "Biz krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükümetiz" Türkiye’nin çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke olmadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ zihniyetiyle hareket eden nemelazımcı bir ülke hiç değiliz. Tam tersine biz krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükumetiz. Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk. Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk. Bu kapsamda 20’nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak pekala mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi, yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz" diye konuştu. İçinde bulunulan sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuştuklarını ve kelimeleri özenle seçtiklerini dile getiren Erdoğan, Türkiye’yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ettiklerini bildirdi. "İran halkına ’bu Şii’dir, bu Sünni’dir, bu Türk’tür, bu Kürt’tür’ diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz" Başta mezhep kavgası olmak üzere bölgede sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri aldıklarını söyleyen Erdoğan, "Biz, bölgemizin tamamına olduğu gibi kardeş İran halkına da ’bu Şii’dir, bu Sünni’dir, bu Türk’tür, bu Kürt’tür’ diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii, Sünni değil, sadece insan vardır. İster yanı başımızda ister dünyanın öbür ucunda olsun; haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız. Daha önce komşumuz Irak’ta bunu yaptık. 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali’de bunu yaptık. 13,5 yıl boyunca komşumuz Suriye’de bunu yaptık. 5. yılına giren Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta bunu yapıyoruz. Sudan’da, Lübnan’da, Yemen’de, Libya’da ve daha pek çok yerde bunu yaptık, yapmaya da devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Bizim tek bir dinimiz var, o da İslam" Cumhurbaşkanı Erdoğan, ırk, mezhep, din, dil ve köken ayrımını reddettiklerini aktararak, sözlerine şöyle devam etti: "Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var, o da İslam. Bizi bütünleştiren ortak paydamız yine İslam. Mezheplerimizden, kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. Hazreti Ali bizim, Hazreti Ömer de bizim. Hazreti Osman bizim, Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hazreti Ayşe validemiz bizim, Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir. Özellikle bu dönemde bir annenin çocukları anlamına da gelen ’ümmet’ kavramının temsil ettiği manaya daha sıkı sarılmamız gerekiyor. Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine, asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz. Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum. Menşei bundan 13-14 asır öncesine uzanan muhataralı meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. İster dini, ister siyasi, ister tarihi olsun; bugün bize faydası olmayan, aksine nefreti körüklemesi, fitneyi büyütmesi sebebiyle kardeşlik hukukumuza zarar veren tartışmalardan uzak durulmalıdır. Şiiler, Sünniler olarak; Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslar olarak bütün farklılıklarımıza rağmen yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. İnşallah bu çatışma ve savaşlar bittikten sonra da yine bir arada, barış içinde yaşamaya, aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşmaya devam edeceğiz. Bölge halkları olarak zaten mağduru olduğumuz bir çatışmanın daha büyük yaralar açmasına müsaade etmemeliyiz. Siyonist katliam şebekesinin elin taşıyla elin kuşunu vurma oyununa kesinlikle gelmemeliyiz."