GÜNDEM - 19 Şubat 2026 Perşembe 07:17

Madencilerin yerin 120 metre altında ilk sahur heyecanı

A
A
A

Zonguldak'ta maden işçileri Ramazan ayının ilk sahurunu yerin 120 metre altında yaptı. Ailelerinden uzakta, kömür direklerinden kurdukları sofrada buluşan madenciler, dualarla oruca niyetlendi.

Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesinde faaliyet gösteren özel bir maden ocağında çalışan işçiler, 11 ayın sultanı Ramazan ayını yerin metrelerce altında karşıladı. Yerin 120 metre altında "kara elmas" diyerek kömür kazarak geçimlerini sağlayan madenciler, sahur vakti geldiğinde çalışmalarına mola verdi. Kömür üretiminde tahkimat için kullanılan ağaç direklerden sofra kuran işçiler, yanlarında getirdikleri biber, peynir, zeytin, domates, salatalık, soğan ve barbunyadan oluşan sahur yemeğini paylaştı.

Madencilerin yerin 120 metre altında ilk sahur heyecanı

"Yer altında çalışmak dışarıya göre daha zor"

15 yıldır madencilik yapan 45 yaşındaki Şener Zurnalı, yer altı şartlarının ve gurbette sahur yapmanın zorluğuna değinerek şunları söyledi:

"15 yıl zor. İlk başlarda öyle şey değildi ama sonra zorlaşmaya başlıyor. Yerin altında olduğumuz için, biraz dışarıya göre yer altı daha zor. Yani yer üstüne bakaraktan yer altı daha zor; yani çalışma şartları olsun. Ama yapacak bir şey yok, ekmek parası. Mecburen çalışıyoruz. Yine bir Ramazan geldi, Allah'a şükürler olsun. İnşallah bu Ramazan'ı da mutlu, sevinçli bir şekilde geçiririz. Allah'ım inşallah bayrama da ermeyi nasip eder. Evet, ilk sahurumuzu ailemizden uzakta yaptık işte. Yapacak bir şey yok. Ekmek parası dediğim gibi. Mecburiyetten çalışmak zorundayız. Onlar da ekmek bekliyor. Sofrada peynirimiz vardı, zeytinimiz vardı, domatesimiz, salatalığımız, soğanımız, barbunyamız. Arkadaşlarla evden ne getirdiysek burada paylaşıp beraber bir şekilde oturup yiyoruz. Sahurdan sonra işimize devam ediyoruz. Herkesin Ramazan Bayramı kutlu ve mutlu geçsin inşallah. Allah'ım bayrama da ermeyi nasip etsin."

Madencilerin yerin 120 metre altında ilk sahur heyecanı

"Oraya girdiğinizde her şey ile bağınızı kesiyorsunuz"

Mesai arkadaşlarıyla birlikte yer altında bir aile ortamı oluşturduklarını belirten 46 yaşındaki, 12 yıllık maden işçisi Selahattin Ordu ise duygularını şöyle dile getirdi:

Madencilerin yerin 120 metre altında ilk sahur heyecanı

"Yeraltı dediğimiz zaman çok farklı bir olay. Dışarıdaki işlerle kıyasladığımızda tamamen cesaret isteyen ağır işe kendini adapte eden özverisini vermekle gerekli bir iştir. Yer üstündeki işlerle çok farklı. Oraya girdiğinizde her şey ile bağınızı kesiyorsunuz. 120 metre yer altına inince, şartlar ağır. Kısa süreliğine her şeyi unutuyoruz. Ailemizi bile geride bırakıyoruz. Bir Ramazan ayına daha ulaştık. Arkadaşlarla birlikte ilk sahurumuzu yaptık. Herkes evinden getirmiş olduğu yolluklarla sahurumuzu eda ettik. İlk sahurumuzu arkadaşlarla birlikte yaptık. Herkese hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ailemiz ön planda oluyor ama buradaki iş ortamında arkadaşlarımız da bizim bir ailemiz oluyor. Destek olabiliyoruz birbirimize. Buruk oluyor. Evde yapmak tabii ki farklı oluyor. Ekmek paramızın peşinde olduğumuz için ailemizin geçimini sağlamak için bu şartları kabul ediyoruz. Sofrada peynir, zeytin, barbunya, soğan, domates, salatalık, içecek su vardı. Sahurumuzu yaptık, duamızı yaptık. Tekrar işimize kaldığımız yerden devam edeceğiz. Hayırlısıyla iftarımızı ailemizle yapacağız. Herkesin içine girmiş olduğu Ramazan ayının hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Ramazan Bayramı'na herkesin ulaşmasını canı gönülden temenni ediyorum. Hayırlı sahurlar."
Yapılan sahurun ardından ellerini semaya açarak dua eden madenciler, oruca niyetlendikten sonra kömür kazmaya devam etti.

Onur Altındağ

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Salihli’de zeytin üreticilerine halkalı leke uyarısı Manisa’nın Salihli ilçesindeki Tarım ve Orman Müdürlüğü, zeytin üreticilerini halkalı leke hastalığına karşı uyardı. Müdürlükten yapılan açıklamada, hastalığın gelişmesi için uygun şartların oluştuğu belirtilerek üreticilerin en kısa sürede mücadeleye başlaması gerektiği bildirildi. Açıklamada, arazilere girilebilmesi ve hava şartlarının elverişli olması halinde, ilkbahar sürgünleri görülmeden hemen önce ruhsatlı bitki koruma ürünleriyle ilaçlama yapılmasının tavsiye edildiği kaydedildi. Mantari bir hastalık olan zeytin halkalı leke hastalığının en iyi 18-20 derece sıcaklıkta geliştiği, 9 derecenin altında ve 30 derecenin üzerinde ise gelişemediği belirtildi. İlkbahar ve sonbahar aylarının yağışlı geçtiği bölgelerde riskin arttığına dikkat çekilen açıklamada; özellikle taban arazilerde, iyi havalanmayan, güneş almayan ve su tutan alanlarda, sık dikilmiş ve budanmamış zeytinliklerde hastalığın daha şiddetli görüldüğü ifade edildi. Kültürel önlemler hatırlatıldı Müdürlük tarafından yapılan açıklamada kültürel önlemler de sıralandı. Buna göre; ağır ve su tutan topraklarda zeytinlik tesis edilmemesi, su tutan arazilerde drenaj kanalları açılması, gübreleme ve sulamanın tekniğine uygun yapılması, fazla azotlu gübre kullanımından kaçınılması gerektiği vurgulandı. Ayrıca ağaçların hava alacak ve güneş görecek şekilde budanması, kuru dal ve dalcıkların temizlenmesi, yere dökülen lekeli yaprakların toplanarak imha edilmesi ya da sürülerek toprağa gömülmesi önerildi. Yetkililer, üreticilerin zamanında ve bilinçli mücadele ile verim kaybının önüne geçebileceğini belirtti.
Kahramanmaraş Bebeğe şiddet uygulayan hemşire mahkemede, "Bende bir anneyim çocuğumun bana ihtiyacı var" Kahramanmaraş’ta 5 günlük bebeğe şiddet uyguladığı iddiasıyla yargılanan hemşire mahkemede, "Bende bir anneyim ilkokula giden çocuğum var ve bana ihtiyacı var. Uyguladığım hareketten dolayı çok pişmanım" dedi. Olay, iddiaya göre 26 Mayıs 2021 tarihinde Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Bakım Ünitesi’nde meydana geldi. Tedavi altındaki bir bebeğe yönelik şiddet uygulandığı iddiaları üzerine başlatılan adli süreçte, hemşire H.D.B. hakkında görüntülerin ortaya çıkmasının ardından tutuklama kararı verilmişti. Kahramanmaraş 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugün ilk duruşma yapıldı. Duruşmaya sanık ve taraf avukatları katıldı. Mahkeme başkanı mahkemeye SEGBİS üzerinden bağlanan sanık hemşire H.D.B’ye söz verdi. H.D.B, "Yaptığım davranış bir anlık refleks ile oldu. Hiçbir şekilde zarar vermek amaçlı yapmadım. Mesleğimi en iyi şekilde yapıyordum. Ben bir anneyim ilkokula giden çocuğum var ve bana ihtiyacı var. Çok pişmanım uyguladığım hareketten dolayı" dedi. Sanık müdafi avukatı Mustafa Çakrak, annenin hamile iken bebeğe down sendromu teşhisi konulduğunu belirterek, "Anne defalarca yoğun bakıma alınmış. Olayla ilgili illiyet bağı kurulmamış müvekkilimin tahliyesine karar verilmesini istiyorum" ifadesini kullandı. Davacı vekili Av. Sait Bolat, "Müvekkilimizin böyle bir hastalığı yoktur. Bahsedilen raporu kabul etmemiz mümkün değildir. Tutukluluk halinin devamını talep ediyoruz" dedi. Öte yandan, her iki taraf da gelen Adli Tıp Kurumu’nun raporunu kabul etmedi. Beyanların ardından mahkeme başkanı sanığın tutukluluk halinin devamına, eksik hususların tamamlanması karar verirken, duruşma 1 Nisan tarihine ertelendi.
Van Van Gölü çevresinde kar örtüsü arttı: Uydu görüntüleri umut verdi Van Gölü Havzası’nda bu yıl etkili olan yoğun kar yağışı, Sentinel-2 uydu görüntülerine yansırken, uzmanlar kar örtüsündeki artışın bölge için umut verici olduğunu söyledi. Van Gölü Havzası’nda bu yıl etkili olan kar yağışı, uydu verilerine de yansıdı. Van Gölü çevresindeki kar örtüsünü gösteren Sentinel-2 uydu görüntülerini inceleyen uzmanlar, 2026 yılı şubat ayının ilk haftasında havzanın büyük bölümünün karla kaplı olduğunu belirledi. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine ait görüntülerle yapılan karşılaştırmada, kar örtüsünün bazı bölgelerde yüzde 60’ın üzerinde arttığı tespit edildi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Su Ürünleri Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş tarafından yapılan incelemelerde; Van şehir merkezi başta olmak üzere gölün doğu ve kuzey kesimlerinde geçen yıl kurak olan alanların bu yıl yoğun karla kaplandığı görüldü. Uzmanlar, artan kar örtüsünün havzanın su bütçesi açısından umut verici olduğunu ifade etti. "2025 son yılların en kurak dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti" İHA muhabirine konuşan Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, Van Gölü Havzası’na dışarıdan herhangi bir su girişi olmadığı gibi havzadan dışarıya da su çıkışının olmadığını hatırlattı. Havzanın su bütçesi tamamen kış aylarında yağan kar ve yağmurlardan oluştuğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Akkuş, "Havzadan gerçekleşen tek su çıkışı ise buharlaşma yoluyla meydana gelir. Son yıllarda ülke genelinde sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, diğer bölgelerde olduğu gibi Van Gölü Havzası’nı da olumsuz etkilemektedir. Havzanın su dengesi oldukça basit bir denkleme dayanır. Kışın yağan kar, ana su girdisini oluştururken; yaz aylarında artan sıcaklıkla birlikte gerçekleşen buharlaşma ise su kaybına neden olur. 2025 yılı, yağış açısından son yılların en kurak dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Özellikle kış aylarında yağışların yaklaşık yüzde 60 oranında azalması, havza açısından ciddi bir risk oluşturdu. Oysa havzada suya en fazla ihtiyaç duyulan dönem yaz aylarıdır. Yazın sıcaklık artışıyla birlikte buharlaşma yükselmekte, ayrıca tarımsal sulamaya bağlı olarak su talebi ciddi şekilde artmaktadır" dedi. "Havzanın büyük bölümü karla kaplı" Havza açısından kış aylarındaki yağışların hayati bir öneme sahip olduğunu dile getiren Akkuş, "Kışın dağların zirvelerinde biriken kar, yaz aylarında yavaş yavaş eriyerek akarsuları besler. Bu sular, hem balıkların üreme alanlarını oluşturur hem de çiftçilerin tarımsal sulama ihtiyacını karşılar. Bu yıl ise geçen yıla kıyasla kar yağışının daha fazla olduğu gözlemlenmektedir. Bu durum uydu görüntülerine de yansımıştır. Geçen yıl şubat ayının ilk haftalarında kar örtüsünün oldukça sınırlı olduğu ve birçok bölgede kar bulunmadığı görülürken, 2026 yılı şubat ayının ilk haftasında havzanın büyük bölümünün karla kaplı olduğu dikkat çekmektedir. Bu gelişme elbette sevindiricidir ve geçen yıla göre su miktarının daha fazla olabileceğine işaret etmektedir" diye konuştu. Kar yağışının artmasının tek başına yeterli bir çözüm olmadığına dikkat çeken Akkuş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Suyun etkin ve verimli bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Eğer hâlâ eski sulama sistemleri kullanılıyor, sulama ve şehir suyu altyapısı yeterince modernize edilmemişse ve su yönetimi doğru yapılmıyorsa, havzaya ne kadar yağış düşerse düşsün bu kaynaklar bize yetmeyecektir."