EĞİTİM - 01 Nisan 2020 Çarşamba 09:32

(Özel) Atılım Üniversitesi ‘Canlı Platform’ ile uzaktan eğitim sürecine başladı

A
A
A
(Özel) Atılım Üniversitesi ‘Canlı Platform’ ile uzaktan eğitim sürecine başladı

Atılım Üniversitesi Rektörü Prof.

Atılım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yıldırım Üçtuğ, “Üniversitelerde örgün eğitime ara verildiği noktada hemen harekete geçtik. Tüm öğretim elemanlarımıza yönelik lisanslı bir canlı yayın platformu satın aldık. Canlı platform da eklenince uzaktan eğitime başlayabilir hale geldik. Bütün öğretim elamanlarımız, normal ders saatlerinde canlı yayınla öğrencilere bağlanıp derslerini işlemeye başladılar” dedi.


Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve kısa sürede yayılım göstererek tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip Korona virüs (Covid-19) salgınının Türkiye’de de görülmesiyle birlikte eğitim öğretime ara verildi. Yükseköğretim Kurulu Başkanı (YÖK) Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç’ın, yaptığı açıklamayla 23 Mart tarihinde, eğitim öğretimin kesintiye uğramaması ve uygulamada birlik düşüncesiyle verilen bu ara sonlandırıldı ve uzaktan eğitime geçildiği açıklandı. Yaşanan süreci ve konu hakkında Atılım Üniversitesi’nin aldığı kararları değerlendiren Rektör Prof. Dr. Yıldırım Üçtuğ, tüm öğretim elamanlarının kendi ders saatlerinde canlı platform yoluyla öğrencileriyle ders işlediğini açıkladı.


Üniversitelerde örgün eğitime ara verildiği süreçte hemen harekete geçerek canlı yayın platformu satın aldıklarını aktaran Atılım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Üçtuğ, “Üniversitelerde örgün eğitime ara verildiği noktada hemen harekete geçtik. Tüm öğretim elemanlarımıza yönelik lisanslı bir canlı yayın platformu satın aldık. Zaten kullanmakta olduğumuz bir yardımcı platform vardı. Canlı platform da buna eklenince uzaktan eğitime başlayabilir hale geldik” diye konuştu.



“Okuldaki derslere göre daha çok katılım oldu”


Canlı yayın platformu üzerinden derslerin 30 Mart itibariyle başladığını söyleyen Üçtuğ, “30 Mart itibariyle bütün öğretim elamanlarımız, normal ders saatlerinde canlı yayınla öğrencilere bağlanıp derslerini işlemeye başladılar. Herhangi bir sıkıntı olmadı. Doğrusunu isterseniz, okuldaki derslere göre daha çok katılım oldu. Belki de öğrencilerimiz evlerinde sıkılıyorlardı, okulu özlediler. Bu ortam kendilerine sunulunca çok yoğun bir katılım oldu, teknik bir problem yaşanmadı. Tabii uygulamalı laboratuvar dersleri çok mümkün değil ama teorik derslerinin tamamında, ders saatlerinde aksaklık yaşanmadan, tüm üniversite çapında ve her düzeyde, lisans, yüksek lisans olarak canlı derslerle ilerliyoruz” ifadelerini kullandı.



“Platformu bulduk, satın aldık ve adapte ettik”


Satın alınan canlı yayın platformunun kullanımının kolaylığından da bahseden Üçtuğ, “Bir iki tane uzaktan eğitim, lisansüstü programımız vardı. Onun haricinde kapsamlı bir deneyimimiz yoktu. Diğer üniversiteleri ve dünyayı araştırdık ve söz konusu platformu bulduk. Çok hızlı bir şekilde satın aldık, adapte ettik. Çok kolay kullanılabilen bir yazılım. Dünyada bu tür canlı, uzaktan toplantılar için kullanılan bir platform. Bu tür uygulamalara çok az aşina olan öğretim elemanlarımız bile çok kolay bir şekilde kullanmaya başladılar” şeklinde konuştu.



“Uzaktan eğitim, sınıf eğitiminin yerini üniversite düzeyinde alamaz”


Uzaktan eğitimin üniversitelerde yüz yüze eğitimin yerini tutamayacağını belirten Üçtuğ, virüs salgınının ortadan kalkıp örgün eğitime geçileceği süreçte ders tekrarlarının hızlıca tamamlanıp, sınavların kısa sürede yapılacağını aktardı. Öğrencilerin sene kaybına izin vermek istemediklerini aktaran Üçtuğ, sürecin belirsizlik taşıdığının da altını çizdi. Üçtuğ, “Tabii ki uzaktan eğitim, sınıf eğitiminin yerini üniversite düzeyinde alamaz. Üniversitenin farklı amaçları da var. Üniversite sadece ders görülen ortam değildir. Üniversite bir sosyalleşme ortamı, kişinin farklı biçimlerde kültür ve spor topluluklarıyla birlikte kendini geliştireceği bir ortamdır. Bu süreçte sadece uzaktan öğretim yapılabilir, uzaktan eğitim yapılamaz. Şu anda bir zorunluluk var. Bu zorunluluk karşısında da öğrencilerimizin dönem ve yıl kaybını göze alamayız. Bunu YÖK de bu şekilde açıkladı zaten. Umut ediyorum çok uzun sürmeyecek bir sürede uzaktan eğitimle devam edeceğiz. Şu an için sınavları bu kanalla yapmayı öngörmüyoruz. Bilebildiğim kadarıyla sınav güvenliğini sağlayacak bir uzaktan erişim platformu mevcut değil. O nedenle sadece derslerimizi işliyoruz, ödev verebiliyoruz, küçük değerlendirmeler, sözlüler yapıyoruz fakat asıl değerlendirmeye yönelik sınavı, üniversiteler açıldığında yapmayı öngörüyoruz. Umarım Haziran gibi salgın hafifler ve okullar açılırsa birkaç hafta tekrar yapmayı, teorik derslerde de kısa bir tekrar yapmayı öngörüyoruz. Uygulamalı dersleri, laboratuvarları, proje derslerinin tamamlanmasını öngörüyoruz. Eğitime yeniden başlandıktan sonra birkaç hafta içinde önce ara sınavların tamamlanmasını, sonrasında da yılsonu sınavlarını yaparak dönemi bitirmeyi düşünüyoruz. Şu an için bu bir öngörü. Haziran ayına geldiğimizde nasıl bir durumla karşı karşıya kalacağımızı hiçbirimiz bilmiyoruz” dedi.



“Atılım Üniversitesi olarak alabileceğimiz tüm önlemleri aldık”


Atılım Üniversitesinde görev alan öğretim elamanlarının da evden çalışma sistemine döndüklerini vurgulayan Üçtuğ, Türkiye’nin de içinde bulunduğu sıkıntılı süreçte YÖK Başkanı Saraç’la da zaman zaman görüştüklerini, “Kendisiyle çok fazla görüşme imkânımız olmuyor. Herkes bir yerlere kapanmış durumda. Ancak mesajlaşma üzerinden bilgi alabiliyoruz. Sık sık yayınlanan duyurular bize geliyor. O konuşmalardan da aldığımız izlenim mümkün mertebe teorik derslerin uzaktan eğitim yoluyla gerçekleştirilmesi. Daha sonra yapılamayan teorik dersler ile uygulamalı derslerin üniversite açıldıktan sonra yapılması. Bir belirsizlik var. Bu bizim için de dünyadaki herkes için de geçerli. Kimse 2-3 ay sonrasını öngöremiyor. İyimser bakmaya çalışıyoruz. Şu anda sadece bugünü yaşamak durumundayız. Atılım Üniversitesi olarak alabileceğimiz tüm önlemleri aldık. Öğretimimize yüzde 95’in üzerinde bir oranda devam ediyoruz. Yaz aylarına geldiğimizde neler olacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz” şeklinde aktardı.



“Öğrenciler uzaktan eğitimden mutlular”


Uzaktan eğitim sürecinde öğrencilerinin mutlu olduğunu aktaran Üçtuğ, bu süreçte ders çalışmayı ihmal etmemelerini de öğütledi. Öğrencilerinden, yaz aylarında yeniden kampüste buluşacakları günleri düşünerek moral depolamalarını isteyen Üçtuğ, “Öğrencilerimizden ilk aldığım intiba uzaktan eğitimden mutlular. Zaman kaybı yaşamayacaklar gibi görünüyor. Onlara vereceğim en önemli mesaj: ‘Canlı dersleri izlemeye devam edin, sıkılmayın, vazgeçmeyin. Umut ediyorum ki örgün eğitime döndüğümüzde hızlıca sınavları yapıp, dönemi kapatma yoluna gideceğimiz için ders çalışmaktan vazgeçmeyin. Nasıl olsa sınava çok var düşüncesine kapılmayın. Oluşan durumlara bir an önce adapte olarak derslerinize çalışmanızı istiyorum. Bizlerden gelecek açıklamaları bekleyin’. Öğrencilerimden, yaz aylarında yeniden kampüsümüzde, sınıflarımızda buluşabileceğimizi düşünmelerini istiyorum” aktarımında bulundu.


Öte yandan, dünyanın da içinde bulunduğu Covid-19 salgınıyla ilgili Üçtuğ, “Bütün ülkemize ve dünyaya sağlıklı mutlu huzurlu günler dilemek istiyorum. Bunun ötesinde yapabilecek başka bir şeyimiz yok gibi gözüküyor” mesajını verdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara ASO Başkanı Ardıç: "Yeni dönemde değişime ayak uydurmak bir gerekliliktir" Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, "Yeni dönemde değişime ayak uydurmak bir gerekliliktir; fakat kalıcı başarı, değişimi öngörüp, yön verenlerin olacaktır" dedi. Ankara Sanayi Odası (ASO), Avrupa Birliği ile Hindistan arasında siyasi mutabakata varılan Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) Türkiye ve özelde Ankara sanayisine muhtemel etkilerini bütün boyutlarıyla ortaya koyan kapsamlı araştırma raporunu yayımladı. ’AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması: Türkiye Sanayisi İçin Riskler ve Stratejik Fırsatlar’ başlıklı rapor; küresel ticaret dengelerinde yaşanan değişimi, risk alanlarını, sektör bazlı rekabet dinamiklerini, Ankara sanayisine muhtemel yansımalarını ve yeni dönemde nasıl bir strateji izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. ASO Başkanı Seyit Ardıç, küresel ticaret düzeninin köklü bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, Avrupa Birliği ile Hindistan STA’sının da yeni düzenin en somut işaretlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Yaklaşık 2 milyar insanı kapsayan bu ekonomik entegrasyonun, yalnızca iki ekonomi arasındaki ticaret hacmini artırmakla kalmayacağını belirten Ardıç, AB-Hindistan STA’sının Türkiye’nin en büyük dış ticaret ortağı Avrupa Birliği’nin tedarik zinciri mimarisini ve rekabet dinamiklerini önemli ölçüde değiştirme potansiyeline sahip olduğunu ifade etti. "Amacımız, sanayicimizi bu yeni dönemin seyircisi değil, aktif oyuncusu haline getirmektir" Ardıç, ASO’nun araştırma raporunun yalnızca bir analiz değil aynı zamanda Türkiye sanayisi için stratejik bir yol haritası niteliği taşıdığını vurgulayarak, "Raporumuz; güncel veriler, sektörel analizler, uluslararası karşılaştırmalar ve saha görüşmeleri ışığında ülkemiz sanayisi için risk ve fırsatları ortaya koyuyor ve somut bir eylem planı sunmayı hedefliyor. Amacımız, sanayicimizi bu yeni dönemin seyircisi değil, aktif oyuncusu haline getirmektir" diye konuştu. Etki ani değil, kademeli rekabet baskısı şeklinde hissedilecek ASO’nun raporunda, AB pazarının Türk sanayisi açısından taşıdığı stratejik önem vurgulandı. Verilere göre AB’nin Türkiye’den ithalatı 115 milyar dolar, Hindistan’dan ithalatı ise 81,8 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, Hindistan’ın STA ile bazı sektörlerde ihracat performansını artırabileceğine, bunun da Türkiye’nin güçlü bir tedarikçi olduğu AB pazarındaki konumunun zayıflayabileceğine işaret ediyor. Raporda, AB-Hindistan STA’sının Türkiye açısından oluşturacağı etkinin ani ve yıkıcı bir pazar kaybı şeklinde değil, daha çok kademeli bir rekabet baskısı olarak hissedileceği vurgulandı. Özellikle standart, fiyat duyarlılığı yüksek ve seri üretime konu olan ürün segmentlerinde, Türk firmalarının tercih avantajında aşınma yaşanabileceği; bunun da pazarlık gücünde zayıflama ve kar marjlarında daralma olarak ortaya çıkabileceği ifade edildi. Bu baskının her sektör için aynı olmayacağı, ürün grubuna ve katma değer düzeyine göre farklılaşacağı belirtildi. Hangi sektörler risk alanında? Raporda en önemli risk alanlarından birinin elektrikli makine ve cihazlar sektörü olduğuna dikkat çekildi. AB’nin Türkiye’den bu alandaki ithalatı 7,1 milyar dolar, Hindistan’dan ithalatı ise 11,6 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Hindistan’ın AB pazarındaki yıllık ihracat artış hızının yüzde 41,5, Türkiye’nin ise yüzde 8,2 seviyesinde kalmasının; bu sektörde Hindistan’ın çok daha yüksek bir ivme yakaladığını ortaya koyduğuna dikkat çekilerek, bu alanın acil müdahale gerektiren birinci öncelikli sektörlerden olduğu vurgulandı. Makine ve mekanik aksamlar ile belirli otomotiv aksamlarının da benzer şekilde rekabet baskısının artabileceği alanlar arasında olduğu ifade edildi. Rekabet artık sadece fiyatla belirlenmiyor ASO raporunda, yeni dönemde rekabetin yalnızca fiyat üzerinden okunamayacağına dikkat çekildi. Menşe kuralları, teknik standartlara uyum, sertifikasyon hızı, tedarik zinciri şeffaflığı ve teslim süresi gibi tarife dışı unsurların belirleyici rol oynadığı ve Türkiye’nin bu alanlarda önemli avantajlara sahip olduğu ifade edildi. AB müktesebatına uyum konusundaki tecrübesi, coğrafi yakınlığı ve hızlı teslimat kabiliyetinin, Türkiye sanayisinin elindeki stratejik kozlar arasında gösterildi. Türkiye’den Avrupa’ya kara yolu ile 48-72 saat içinde teslimat yapılabilmesi, Avrupalı üreticiler için kritik bir tedarik avantajı olarak değerlendirildi. Raporda, doğru destek mekanizmaları ve güçlü bir dönüşüm programıyla bu avantajların daha da güçlendirilebileceği vurgulandı. "Yeşil dönüşüm hızı, Hindistan’a karşı stratejik savunma hattı olarak kurgulanabilir" Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli konu da Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) oldu. 2026 yılı itibarıyla yeni ticaret denkleminin en kritik belirleyicilerinden biri haline gelen SKDM’nin, Türkiye açısından aynı zamanda önemli bir rekabet avantajı oluşturabileceği ifade edildi. Türkiye’nin özellikle demir-çelik sektöründe elektrik ark ocaklarına dayalı üretim altyapısının, Hindistan’ın kömüre daha bağımlı yapısına kıyasla önemli bir karbon avantajı sunduğu belirtildi. Raporda, Türkiye’nin bu avantajını koruması ve yeşil dönüşümünü hızlandırması halinde, Hindistan’ın tarife avantajının SKDM maliyetleriyle kısmen hatta tamamen dengelenebileceğine dikkat çekildi. ASO Başkanı Seyit Ardıç, bu noktada yeşil dönüşümün artık yalnızca çevresel bir tercih değil, aynı zamanda ekonomik ve ticari bir zorunluluk olduğuna işaret ederek, "Yeşil dönüşüm hızı, Hindistan’a karşı stratejik savunma hattı olarak kurgulanabilir. Rekabet gücümüzü korumanın yolu, katma değerli ve düşük karbonlu üretimi hızlandırmaktan geçmektedir" şeklinde konuştu. Hindistan yalnızca rakip değil, aynı zamanda büyük bir fırsat alanı Raporda, AB-Hindistan STA’sının yalnızca riskler doğurmadığı, aynı zamanda Türkiye sanayisi için yeni fırsat kapıları da araladığı vurgulandı. Hindistan’ın 1,4 trilyon dolarlık ulusal altyapı yatırım programının, 500 GW’lık yenilenebilir enerji hedefinin ve ’China+1’ stratejisi kapsamında yeni tedarik ortakları arayışının; Türkiye ve Ankara sanayisi için önemli bir iş birliği zemini oluşturduğu ifade edildi. İnşaat makineleri, tarım teknolojileri, enerji ekipmanları ve müteahhitlik hizmetleri başta olmak üzere pek çok alanda Hindistan pazarının Türkiye açısından önemli fırsatlar taşıdığı belirtildi. Ankara’nın mühendislik gücü, esnek üretim kapasitesi ve AB standartlarında üretim yapabilme kabiliyetinin bu pazarda önemli avantaj sağlayabileceği kaydedildi. Bu fırsatların değerlendirilebilmesi için Hindistan pazarına yönelik daha hazırlıklı, seçici ve stratejik bir yaklaşım gerektiği; yerel içerik şartları, eyalet bazlı düzenleme farklılıkları ve ortaklık modellerinin dikkatle ele alınmasının şart olduğu vurgulandı. ASO Teknoloji Üssü raporda öne çıktı ASO tarafından hazırlanan raporda, sanayinin rekabet gücünü artıracak en önemli unsurlardan birinin katma değerli üretime geçiş olduğu vurgulandı. Bu kapsamda Ankara sanayisinin teknoloji kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen ASO Teknoloji Üssü projesi de raporda önemli başlıklar arasında yer aldı. Raporda, firmaların test, sertifikasyon, prototipleme ve modüler alt sistem geliştirme kabiliyetlerini artıracak bir teknoloji ekosisteminin kurulmasının, küresel rekabette Türkiye’nin konumunu güçlendireceği ifade edildi. "Rekabet yalnızca maliyet üzerinden yürümüyor" Ardıç, teknoloji ve inovasyonun sanayinin geleceği açısından kritik önem taşıdığını belirterek, "Bugün rekabet yalnızca maliyet üzerinden yürümüyor. Teknoloji geliştirme kapasitesi, sertifikasyon altyapısı ve Ar-Ge yetkinliği artık belirleyici hale geldi. ASO Teknoloji Üssü projemizle Ankara sanayisinin katma değerli ve yüksek teknolojili üretim kapasitesini güçlendirmeyi ve firmalarımızın küresel rekabette daha güçlü bir konuma gelmesini hedefliyoruz" ifadelerine yer verdi. ASO’dan 6 başlıkta stratejik yol haritası Ankara Sanayi Odası’nın hazırladığı raporda, risk tespitlerinin yanı sıra somut ve uygulanabilir bir yol haritası da sunuldu. Raporda yer alan politika önerileri altı ana başlık altında toplandı; Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, Türkiye’nin maruz kaldığı yapısal asimetrinin azaltılması, AB-Hindistan STA sürecinin yakından izlenmesi ve sektörel etki analizlerine dayalı stratejik politika çerçevesinin oluşturulması, risk altındaki sektörlere yönelik geçiş destek paketi hazırlanması, Yeşil Dönüşüm ve SKDM Uyum Fonu kurulması, katma değerli üretimi hızlandıracak test, sertifikasyon, prototipleme ve modüler alt sistem ekosisteminin geliştirilmesi, aylık veri takibine dayalı bir Erken Uyarı Mekanizması’nın kurulması. "Hedefimiz, Ankara sanayisini ve ülkemiz ekonomisini bu dönüşüm sürecinden güçlü şekilde çıkarmaktır" ASO Başkanı Ardıç, raporun ortaya koyduğu yaklaşımın yalnızca bir alarm çalışması olmadığını vurgulayarak, "Bu rapor, üyelerimiz, politika yapıcılar ve ülkemiz sanayisi için detaylı bir durum analizi ve somut bir yol haritasıdır. Hedefimiz, Ankara sanayisini ve ülkemiz ekonomisini bu dönüşüm sürecinden güçlü şekilde çıkarmaktır. Bu kapsamlı çalışmanın; başta politika yapıcılar, sanayicilerimiz, akademi dünyası ve uluslararası muhataplarımız olmak üzere tüm paydaşlar için ortak bir akıl zemini oluşturacağına, stratejik bir rehber niteliği taşıyacağına inanıyorum. Unutmayalım ki yeni dönemde değişime ayak uydurmak bir gerekliliktir; fakat kalıcı başarı, değişimi öngörüp, yön verenlerin olacaktır" şeklinde konuştu.
Balıkesir Ayvalık’ta Büyükşehir Belediyesi’nden dev iftar Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen iftar programına yoğun ilgi oldu. Balıkesir Büyükşehir Belediyesinin 20 ilçede gerçekleştirdiği iftar programları kapsamında Ayvalık’ta dev bir iftar çadırı kuruldu. Ayvalık’ta Eski Garaj’da kurulan iftar çadırında yüzlerce Ayvalıklı, Ramazan bereketiyle aynı sofrayı paylaştı. Kardeşliğin, paylaşmanın ve dayanışmanın ayı Ramazan’da tüm hemşehrilerini aynı sofrada buluşturan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, Ramazan’ın bereketini kentin turizm alanındaki yüz akı Ayvalık’a da taşıdı. Eski Garaj’da yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen iftar programının ardından gerçekleşen Ramazan etkinlikleri ve ikramlar çocukları sevindirdi. CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan ile CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın yanı sıra Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi BASKİ 2. Bölge Daire Başkanı Nejla Önsal, Ayvalık’ta faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaşın katıldığı iftar programının yanı sıra iftar aracı ve iftar tırıyla vatandaşlara paket yemek ikramları da yapıldı. Zengin menüden oluşan sofrada gerçekleşen iftar organizasyonunda; Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin ile CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı yaptıkları kısa konuşmalarla iftara katılan vatandaşları selamladı. İftar programında konuşan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, içinden geçtiğimiz dönemin; birlik ve beraberlik zamanı olduğunu vurgulayarak, "Ramazan ayı; şükretmenin, sabretmenin, kucaklaşmanın, küslükler varsa sona erdirmenin ve bir olup beraber olmanın ayı. En büyük duam şudur; Allah, birliğimizi ve beraberliğimizi bozmasın. Allah, devletimize ve milletimize zeval vermesin" dedi. "Etrafımızdaki ateş çemberine karşı bir ve beraber olmak zorundayız" Türkiye’nin Güneydoğu sınırında halen daha süren savaşlara dikkat çeken Başkan Akın, "Her yerimiz ateş çemberi. Hepimizin tek arzusu; büyük devletimizin sonsuza kadar var olması ve bu mücadelede birliğin ve beraberliğin daim olmasıdır. Öyle zamanlardan geçiyoruz ki; bu süreçte tek yapmamız gereken, etrafımızdaki ateş çemberine karşı bir olmak ve beraber olmaktır. Asla ayrımcılık yapmamak ve birliğimizden doğan güçle, bize karşı cephe alanlara en azından, ’Durun! Burası Türkiye Cumhuriyeti. Burası ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün memleketi. Burası, ’Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır’ diyen, ’Yurtta sulh, cihanda sulh’ diyen Atatürk’ün askerlerinin olduğu Türkiye Cumhuriyetidir" diyebilmektir. İşte bunun için biz de Balıkesir’de gerçekten farklı bir anlayışla, herkesi kucaklamaya çalışıyoruz. Bunu sonuna kadar da böyle götüreceğiz" dedi. "Balıkesir benim ailem ve tek amacım; bu güzel ve büyük ailenin hayırlı bir evladı olmaktır" Her fırsatta dile getirdiği, ’Balıkesir benim ailem’ sözlerini yürekten söylediğini vurgulayan Ahmet Akın, "Üç dönem milletvekilliği, genel başkan yardımcılığı yaptım. Her defasında bize sahip çıktınız. Bu yüzden de, benim gerçek ailemsiniz. Tek amacım; bu güzel ve büyük ailenin hayırlı bir evladı olmaktır. Onun için Balıkesir’imin 20 ilçesinden herhangi birinde, eğer bir tek çocuk yatağa aç giriyorsa, kendimi sorumlu adederim. Eğer bir sofrada iftar olmuyorsa, kendimi sorumlu sayarım. Eğer bir sabah, sahurda en ufak bir eksiklik olursa kendimi sorumlu adderim. Çünkü ben sizin evladınızım. Tek amacım, hayırlı evladınız olabilmektir. Hepinizin yaklaşan Kadir Geceniz ve Ramazan Bayramınız mübarek olsun" diye konuştu. Konuşmaların ardından iftar programı, ilahiler ve çocuklara yönelik etkinliklerle sona erdi.
Aydın Thales’in kenti Miletos’ta ’Matematik ve Umut’ temalı buluşma gerçekleştirildi Aydın’ın Didim ilçesinde 14 Mart Dünya Matematik Günü’nde bilimin ve düşüncenin kadim merkezlerinden Miletos’ta, UNESCO’nun ’Matematik ve Umut’ temalı buluşması Didim Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Bilim ve düşüncenin izinde, Miletos’un kadim mirasını yaşatmaya ve bu mirası gelecek kuşaklara aktarmak için Antik dönemin önemli filozof ve matematikçilerinden Thales’in yetiştiği kent olarak bilinen Miletos’ta gerçekleştirilen etkinliğe, Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Üreten, KBGV Onursal Başkanı Faruk Pekin, Amerikan Hastanesi Nöroşirurji Uzmanı Prof. Dr. Talat Kırış, Tekno Girişimçi Füsun Nebil, İstanbul Bilgi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Nesin, Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Tanbay, belediye bürokratları ve halk katıldı. Etkinlikte, Thales’ten bu yana insanlığın düşünce ufkunu genişleten matematiğin ilham veren gücü, değerli akademisyenler ve bilim insanlarının katkılarıyla paylaşıldı. Ardından ödüllü resim ve kompozisyon eserleri halkımızla buluştu. Etkinlikte konuşma yapan Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, "Miletos’un bilge düşünürü Thales, yüzyıllar önce, belki de tam bu noktada, şöyle söyler: ’Her şeyin yok olduğu anda bile umut vardır.’ İşte bu sözden hareketle, ’Matematik ve Umut’ temasıyla bu yıl yedincisi düzenlenen Dünya Matematik Günü etkinliğinde, sizlerle bir arada olmak ve böyle anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Evreni anlama merakının soruya, sorunun düşünceye, düşüncenin ise bilgiye dönüştüğü büyük zihinsel devrimin başladığı bu topraklarda; matematik adını alan evrensel dilin ilk adımlarından biri atıldı. Bu düşünce geleneğinin öncüsü olan Milet Felsefe Okulu’nun kurucusu, filozof ve matematikçi Thales, insanlığın doğayı anlamaya yönelik büyük yürüyüşünün öncülerinden biriydi. O, evrene yalnızca hayranlıkla bakmakla yetinmedi; onu anlamaya çalıştı. Doğayı gözlemledi, sorular sordu, düşünceyi sistemli bir bilgiye dönüştürmenin yollarını aradı. Böylece, matematik adını alan evrensel dilin ilk adımlarından biri, bu topraklarda atılmış oldu. Miletos’ta; Thales ile başlayan doğayı akılla anlama çabası, Anaksimandros ve Anaksimenes ile gelişmiş; Hekataios gibi düşünürlerle de dünyanın ve insanlığın hikâyesini anlamaya yönelen daha geniş bir bilgi ufkuna dönüşmüştür. Bu nedenle Miletos, önemli uygarlıklara ev sahipliği yapmış bir kadim kent olmanın yanında; insan aklının sorgulamaya başladığı, İnsanlık düşünce mirasının bir anlamda doğduğu yer olarak kabul görmektedir" dedi. Başkan Gençay konuşmasının devamında, "İnsan evreni anlamaya başladıkça karanlık biraz daha azalır. Belirsizlik yerini bilgiye bırakır. Ve bilgi, insanlığa bir ufuk açar ki; tam da burada umut doğar. Bugün Dünya Matematik Günü’nü Miletos’ta kutlarken, aslında insanlığın akıl, bilim ve umutla kurduğu bu uzun yolculuğu da selamlıyoruz. Didim olarak bu kadim mirasa ev sahipliği yaparken, tarihin ve bilimin ışığını geleceğe taşımanın sorumluluğunu hissediyoruz. Ve biliyoruz ki matematiğin, bilimin ve umudun gerçekten hayat bulabilmesi için insanlığın ihtiyaç duyduğu en temel şey; Barıştır. ‘Matematik ve Umut’ temasının, insanlık için gerçek anlamını bulabilmesi, ancak barışın egemen olduğu bir dünyada mümkündür. Bu düşüncelerle, Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Önder, Mustafa Kemal Atatürk’ün o evrensel çağrısını paylaşmak istiyorum: ’Yurtta Barış, Dünyada Barış.’ Günümüz dünyasında, bilimin, aklın ve insanlığın onca yüzyıllık birikimine rağmen, savaşın hala bir çözüm yolu gibi sunulması karşısında; bu anlamlı buluşmanın, Miletos’un kadim bilgeliğinden ilham alarak insanlığa umut ve barış taşımasını diliyor, Dün aramızdan ayrılan, tarihi hepimiz sevdirmiş değerli akademisyen Prof. Dr. İlber Ortaylı’yı da saygı ve rahmetle anıyorum" ifadelerini kullandı. Etkinlikte konuşan akademisyenler ve bilim insanları, matematiğin yalnızca bir bilim dalı değil; aynı zamanda insanlığın ilerlemesini sağlayan evrensel bir düşünce dili olduğuna dikkat çekti. Panelin sonunda katılımcılara Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay tarafından plaket takdim edildi. Etkinliğin ardından Miletos Antik Kenti önünde iftar programı gerçekleştirildi. Katılımcılar oruçlarını birlikte açtı.