GENEL - 29 Şubat 2012 Çarşamba 11:53

TZOB GENEL BAYRAKTAR`DAN HUKUKÇULARA ÇAĞRI

A
A
A
TZOB GENEL BAYRAKTAR`DAN HUKUKÇULARA ÇAĞRI

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, "Tarım alanlarındaki parçalanmanın önlenmesi için Miras Hukuku’nun değişmesi gerekir, bu konuda yapılacak düzenlemenin arkasındayız" dedi.
TZOB Başkanı Bayraktar, yaptığı yazılı açıklamada, tarım alanlarının küçük ve parçalı olmasının tarımsal üretimi kısıtladığını, girdi maliyetlerini yükselttiğini, tarımsal üretimden alınan verimi düşürdüğünü ve teknolojinin, modern araçların kullanılmasını güçleştirdiğini kaydederek, "Medeni Kanun, 1926’da İsviçre’den alındı. Gerçi bu kanun 22 Kasım 2001’de TBMM’de kabul edilen ve 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Medeni Kanunla sistematiği hariç, komple değişti ama buna rağmen miras hukuku
hükümlerindeki sorunlar dolayısıyla hala tarlalar bölünüyor. Tarlaların bölünmesine engel olunmazsa, tarım alanlarında üretim yapmak imkansız hale gelecek" ifadelerini kullandı.
"PARÇALANMANIN ÖNLENMESİ İÇİN MİRAS HUKUKU DEĞİŞMELİ"
Parçalanmanın önlenmesi için miras hukukunun değişmesi gerektiğini, bu konuda yapılacak düzenlemenin arkasında olduklarını bildiren Bayraktar, 5 milyon 400 bin üyeye sahip, çiftçinin tek yasal temsilcisi olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak bu değişikliğin muhatabı olduklarını ve desteklediklerini belirtti. Bayraktar, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, tarımsal işletmelerin yüzde 32,7’sinin 20-49 dekar arazi büyüklüğüne sahip olduğunu, bu işletmelerin, toplam arazilerin yüzde
23,6’sını tasarrufunda bulundurduğunu kaydetti. Tüm işletmelerin yüzde 78,9’unun ise 100 dekardan daha az araziye sahip küçük işletmelerden oluştuğuna dikkat çeken Bayraktar, bu işletmelerin tasarrufunda bulundurduğu arazinin ise toplam arazinin yüzde 34,3’ünü oluşturduğunu vurguladı. TZOB Genel Başkanı, tarımsal işletmelerin yüzde 21,1’inin (5’te 1’inin) 100 dekar ve daha fazla işletme büyüklük gruplarında yer aldığını, buna karşın bu işletmelerin, toplam arazinin yüzde 65,7’sini (3’de 2’sine yakınını)
tasarrufunda bulundurduğuna işaret ederek, Türkiye’de tarım alanlarının doğal çevre özellikleri, topoğrafik yapı gibi etmenlere bağlı olarak bir dağılış gösterdiğini, özellikle 1960’lı yıllardan sonra teknolojinin ilerlemesi, traktörün girmesiyle mera alanlarının, yeni tarım alanları haline getirildiğini belirtti.
Türkiye tarım alanlarının genellikle dağınık parçalar halinde ve birbirinden elverişsiz sahalarla ayrıldığına dikkat çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
"Tarım alanlarının parçalı bir görünüme sahip olmasında diğer bir etken ise miras hukukundan kaynaklanan arazi mülkiyet durumudur. Türkiye’de tarım işletmelerinin arazi mülkiyetinden kaynaklanan dengesiz büyüklük dağılımının yanı sıra, işletmelerin sahip olduğu tarım arazileri de çok parçalıdır. Bu durum tarımsal üretimimizi kısıtlamakta, girdi maliyetlerini yükseltmekte, tarımsal üretimden alınan verimi düşürmekte ve teknolojinin, modern araçların kullanılmasını güçleştirmektedir. Bu olumsuzluklar
kırsalda nüfusun azalmasına, buna karşın kentsel nüfusun artmasına neden olmuştur. Her ne kadar tarımdaki nüfusun azalması hedeflenmiş ise de bu durum beraberinde, göçler nedeniyle kırsal alanda kalan taşınmazların ve taşınmaz miraslar ile terk edilen işletmelerin ilgisiz, atıl hale dönmelerine neden olmuştur."
Türkiye’de tarım arazilerin bölünebilirliğiyle ilgili düzenlemelerin 4721 sayılı Medeni Kanunun Tarımsal İşletmeler başlıklı 659. maddesinden 668. maddesine kadar olan bölümünde yer aldığını hatırlatan Bayraktar, ayrıca bu kanuna dayanılarak çıkarılan "Tarım işletmelerinin Yeterli Varlığa Sahip Olup Olmadığının Tespitine Dair Yönetmelik"le de aynı konuda düzenlemeler yapıldığını belirtti.
"YASAL TEDBİRLER TARIM ARAZİLERİNİN BÖLÜNMESİNİ ENGELLEYEMEDİ"
Medeni Kanunun 659. maddesine göre; miras yoluyla kalan ekonomik bütünlüğe ve yeterli tarımsal varlığa sahip tarımsal işletme, ehil mirasçılardan birinin talepte bulunması halinde bölünmeksizin, gelir değeri üzerinden talepte bulunan mirasçıya özgülenebildiğini bildiren Bayraktar, açıklamasına şöyle devam etti:
"Şayet birden fazla mirasçı bir işletme için talepte bulunursa, sulh hakimi, isteklilerin kişisel yetenek ve durumları ile eşlerinin yeteneklerini göz önünde tutmak suretiyle, işletmenin hangi mirasçıya özgüleneceğine karar vermektedir. Bir işletme değerinde azalma olmaksızın birden çok yeterli tarımsal varlığa sahip işletmeye bölünebilecek nitelikte ise sulh hakimi bu işletmeyi, ehil olan ve talepte bulunan birden çok mirasçıya ayrı ayrı özgüleyebilmektedir. Diğer taraftan 3 Temmuz 2005 tarih ve 5403
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8. maddesinde ’mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarım yapılan arazilerde 0,3 hektar, marjinal tarım arazilerinde 2 hektardan daha küçük olamaz, bölünemez. Mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne şekilde olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda bu araziler ifraz edilemez payları üçüncü şahıslara sat,fdmsal işletmelerin yüzde 21,1ılamaz. Bu araziler hakkında 4721 sayılı
Medeni Kanunun özgülemeye ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır’ hükmü gereği miras yoluyla da olsa tarım topraklarının yukarıda belirlenen alanlardan daha küçük parsellere bölünmesi mümkün değildir. Ancak çay, fındık, zeytin gibi özel iklim istekleri olan bitkilerin yetiştiği yerler ile seraların bulunduğu alanlarda yörenin arazi özellikleri daha küçük parsellerin oluşmasını gerekli kıldığı takdirde Tarım ve Köyişleri Bakanlığının (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı) uygun görüşü ile daha küçük parseller
oluşturulabilir.’ denilmektedir. Bütün bu yasal tedbirlere rağmen mirasçılar işletmeyi parçalamadan kendilerine özgülenmesi için mahkemeye gitmediğinden tarım arazilerinin bölünmesinin önüne geçilemedi ve tarımsal işletmeler güdük, verimlilikten uzak, cılız işletmeler haline dönüştü."
Tarım topraklarının, miras hukukundan kaynaklanan olumsuzluklar nedeniyle üzerinde karlı işletmeler kurulmasına olanak vermeyecek ölçüde küçük parçalara ayrıldığını bildiren Bayraktar, bunun sonucunda, tarım alanlarının ekonomik kullanım sınırının altına düştüğünü belirtti.
"AVRUPA BİRLİĞİ’NDE İŞLETMELERDE SAYI AZALDI, ALAN BÜYÜDÜ, TÜRKİYE’DE TERSİ OLDU"
Veraset neticesinde işletmelere ait arazilerinin küçülmesi ve tarım işletmelere ait toplam arazi miktarının birbirinden uzak ve küçük parçalardan teşekkül etmesi gibi iki temel sorun bulunduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
"Arazi parçalanmasına ise, tarımsal nüfusun yoğunluğu, bir işletmeye ait arazilerin varisler arasında bölünmesi ve her varisin özellikle verimli arazilerden pay almak istemesi, karayolu, demiryolu, sulama kanalı, kiracılık ve ortakçılık gibi nedenler yol açmaktadır. Ülkemizde 1950 yılında 2 milyon 527 bin olan tarım işletmesi sayısı, 2001 yılı itibarıyla 3 milyon 75 bin 516 işletmeye çıktı. Ortalama işletme büyüklüğü ise 77 dekardan 61 dekara geriledi. Avrupa Birliği ülkelerinde; 1950 yılında 15 milyon
olan işletme sayısı, 1980 yılında 8,7 milyona, 1990 yılında 7,8 milyona düştü. Yarı yarıya azaldı. Birlik ülkelerinde 1950 yılında 68 dekar olan ortalama işletme büyüklüğü, 1980 yılında 160 dekara, 1990 yılında 165 dekara, 2007 yılında ise 220 dekara yükseldi. Ülkemizde ise 50 dekar daha küçük arazisi olan işletme sayısı 1 milyon 959 bin 123’tür. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verilerine göre parsel sayısı da 20 milyona ulaşmıştır."
"ARAZ, TOPLULAŞTIRMASI İŞLETMELERİ VERİMLİ HALE GETİRECEK"
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın "yılda 1 milyon hektar arazi toplulaştırılması" hedefini çok önemsediklerini ve desteklediklerini bildiren Bayraktar, miras hukukuyla ilgili yasa değişikliğine yönelik "Tarım Arazilerinin Bölünmesinin Önlenmesi Çalıştayı"nın yapılmasının önemli olduğunu, bu alandaki değişikliğin, arazi toplulaştırması ve kırsal kalkınmayla işletmelerin verimli işletmeler haline dönüşmesini sağlayacağını da belirtti. Bayraktar, şunları kaydetti:
"Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın miras hukuku çalıştayında alınan kararlarla küçük parseller halindermsal işletmelerin yüzde 21,1 birden fazla parçaya bölünmüş, değişik yerlere dağılmış ve/veya elverişsiz biçimde şekillenmiş arazilerin, modern tarım işletmeciliği esaslarına göre ve ayrıca sulama hizmetlerinin getirilmesine en uygun bir şekilde birleştirilmesi, şekillendirilmesi ve düzenlenmesi mevcut işletmelerin daha fazla küçülmesini önleyecek tedbirlerin alınması büyük önem taşımaktadır.
Gelinen bu noktada, halihazırdaki durum asla sürdürülebilir değildir. Çözüm bulunmaması halinde çok büyük sorunlara yol açacaktır. Türkiye’nin kaybedecek bir günü dahi yoktur. Sorunu çözmek için derhal harekete geçilmelidir.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, tarımsal işletmelerin büyümesini, parçalı yapısının arazi toplulaştırmaları ile giderilmesini, verimli birimler haline gelmesini istiyoruz. Bu yolda üye sayımızın 5 milyon 400 binden 1 milyonun altına düşmesini umursamıyoruz. Tam tersine, üye sayımızın 1 milyonun altına inmesiyle, üretimin ve verimliliğin yükseleceğini, tarımın ülke ekonomisine katkısının artacağını biliyoruz. Türkiye’yi gelişmiş bir tarım ülkesi haline de getirebilecek bu yapı, miras hukukundaki
değişikliklerin yanı sıra arazi toplulaştırılması ve kırsal kalkınmayla tarım dışı istihdam yaratılması yoluyla gerçekleşecektir."
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin, tarım arazilerinin bölünmesini önleyecek ve sorunu çözecek çalışmaların cesaret gerektirdiğinin farkında olduğunu bildiren Bayraktar, "Çiftçilerimizin yasal temsilcisi Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, ülkemizin menfaati için, atılacak cesur adımları takdirle karşılayacağımızı ve yapılacak çalışmalara tam bir kararlılıkla destekleyeceğiz" dedi.
"ÇALIŞTAYA BÖLGELERİNİ TEMSİL EDEN 12 ZİRAAT ODASI DA KATILACAK"
Bayraktar, konunun öneminin idrakinde olan TZOB’un, ’Tarım Arazilerinin Bölünmesinin Önlenmesi Çalıştayı’na, gerek taşrada uygulamanın içinde olması gerekse miras hukuku ile ilgili sorunlara vakıf olmaları nedeniyle odaların da ülke genelini temsil edecek şekilde katılımını sağladığını bildirdi.
TZOB Genel Başkanı, Ege bölgesini temsilen Aydın, Marmara’yı temsilen Bursa-Gemlik, İç Anadolu’yu temsilen Ankara-Haymana, Konya-Selçuk, Tokat, Eskişehir, Doğu Anadolu’yu temsilen Erzurum-Aziziye ve Sivas, Güney Doğu Anadolu’yu temsilen Adıyaman-Kahta, Diyarbakır-Kulp ve Şanlıurfa, Karadeniz’i temsilen Zonguldak-Alaplı Ziraat Odaları başkanlıklarının çalıştaya katılacağını belirtti. Bayraktar, çiftçileri temsil eden odaların toplantıya katılmasının, diğer tarım kesiminin paydaşlarıyla birlikte ortak
aklın oluşmasına, sorunların tartışılarak en isabetli paydada buluşulmasına neden olacağını vurguladı.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Mustafa Varank: "Şu anda partinin bütün dizaynını Özgür Özel’e göre yapıyorlar" TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, "CHP yönetiminin Mansur Yavaş’la ilgili olumlu bir adım atacağını düşünmüyorum. Çünkü onların adayı Özgür Özel. Şu anda partinin bütün dizaynını Özgür Özel’e göre yapıyorlar" dedi. Varank, Türkiye Basın Federasyonu’nun düzenlediği ‘Anadolu Sohbetleri’ programında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Varank, "2004 yılında Savunma Sanayii İcra Komitesi Toplantısında toplantıda gelen taleplerin tamamı yurt dışından satın alınması, tedarik edilmesi gereken ürünlerdi. Cumhurbaşkanımız o toplantıda şöyle bir karar aldı. Dedi ki, ‘arkadaşlar bundan sonra kendimiz üretmeyeceğimiz, üretemeyeceğimiz, gerçekten Türkiye’nin çok ihtiyacı olan sistemler hariç herhangi bir sistemi bundan sonra almanıza müsaade etmiyorum. Oturalım, çalışalım, kurumları devreye sokalım, şirketleri devreye sokalım. Artık kendimiz bunları geliştirelim. Bundan sonra bunların satın alınması için benim karşıma gelmeyin’ dedi. O toplantıdan sonra aslında Türkiye’deki mevcutta var olan altyapıların üstüne koyarak da Türkiye’ye kendi savunma sanayini geliştirmek için büyük bir gayret göstermeye başladı ve bugün geldiğimiz noktada her zaman kurduğumuz bir cümle var; yüzde 20’lerde olan dışa bağımlılık kendi kendine yetebilme oranlarını yüzde 80’lerin üzerine çıkarmış olduk" ifadelerini kullandı. "İnsansız Hava Araçları piyasasını yüzde 60’ını biz domine edebiliyoruz" ’Türkiye F35’leri teslim almadı, ne olacak?’ diye sorduklarında kendi çözümleri olduklarını vurgulayan Varank, "Biz bunları, alternatiflerini geliştiriyoruz. Hatta bunların çok daha başarılılarını yapabiliyoruz. Bugün dünyadaki İnsansız Hava Araçları piyasasını yüzde 60’ını biz domine edebiliyorsak, Türkiye olarak bu pazarda bu orana erişebiliyorsak işte biz bu kendi alternatiflerimizi geliştirebildiğimiz, yapabildiğimiz için" ifadelerine yer verdi. Mustafa Varank, Türkiye’nin Milli Piyade Tüfeğinin 2017’de envantere alınmasının uzun ve zorlu bir sürecin sonucu olduğunu belirterek, çeşitli engelleme ve gecikmelere rağmen yerli üretimin hayata geçirilebildiğini ifade etti. Varank, dünyada mobilitenin elektrikli araçlara yöneldiğini belirterek, Türkiye’nin bu alana yaptığı yatırımlarla küresel rekabette yer almaya başladığını ve özellikle TOGG ile önemli bir adım atıldığını ifade etti. Elektrifikasyonun giderek daha da önem kazanacağını vurgulayan Varank, Türkiye’nin bu dönüşümde güçlü bir konum elde edebileceğine inandıklarını dile getirdi. "Siyaset yapacaksanız net olacaksınız" Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın ihraç edilmesine dair konuşan Varank, "Aslında ihraç edilmedi diyorlar. Çünkü disiplin komitesi ayın 11’inde toplanacakmış. ‘Biz ihraç ettik’ diyorlar ama 11’inde resmi olarak ihraç edileceğini söyleyenler de var. Bizim kulağımıza gelen duyumlar var. Bu şahısla ilgili aslında kendi teşkilatlarının, kendi il başkanlarının, oradaki yöneticilerinin Genel Merkeze şikayette bulunduğu, burada bir takım usulsüzlükler, yanlışlıklar olduğunu kendi teşkilatlarının da Genel Merkezlerine ilettiği ama Genel Merkezlerin kulağının üstüne yattığıyla ilgili iddialar da var. Siyaset yapacaksanız net olacaksınız. Eğer ortada böyle bir şahıs varsa zaten bunun kiri pası üstünüze bulaşmasın diye anında yapmanız gereken hadise bunu partimizden göndermektir. Artık sosyal medyada bu kadar işler ayyuka çıkmışken, herkesin ifadeleri, görüntüler ortadayken siz de eğer bu şahısla ilgili gereğini yapmıyorsanız bir kere vatandaş nezdinde hiçbir itibarınız kalmaz. Siyasetin itibarından şikayet ediliyor. Siyasetin, siyasetçilerin itibarı yerlerde. İşte neden oluyor bunlar? Bunun gibi hususlardan oluyor" şeklinde konuştu. "Sizin oradaki modifiye araca ihtiyacınız da yok" CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in arabasının modifiyesini Uşak Belediyesi tarafından 6,5 milyon liraya yapıldığı iddiasına ilişkin konuşan Varank, "Siz belediyenin modifiyesini yaptığı bir araca neden biniyorsunuz? Buna ihtiyacınız da yok. Koskoca Cumhuriyet Halk Partisi’nin buna ihtiyacı olabilir mi yani? Devletimiz bütün partilere ne yapıyor, hazine yardımı yapıyor. Seçim çalışmasında, siyaset yaparken kullansın diye. Meclisimiz muhalefetin bütün grup başkanlarına, grup başkan vekillerine arabalar tahsis ediyor. Sizin oradaki modifiye araca ihtiyacınız da yok. Ben bunu da anlamakta güçlük çıkıyorum. Demek ki başka ilişkiler var" açıklamasında bulundu. "Maalesef şu anda CHP’yi bir troika yönetiyor" CHP’nin tamamında ahlak anlamında sıkıntılar yaşandığını söyleyen Varank, "Herhangi bir ülkede siyasi etik tartışması yapılırken muhalefetin daha çok iktidarı eleştirmesini beklersiniz değil mi? İktidar sahibi, onun imkanları daha fazla, etik dışı hareketler olacaksa orada daha fazla görülebilir ama bakıyorsunuz CHP maalesef her gün başka bir skandalla karşı karşıya geliyor. Dolayısıyla oradaki sıkıntıların sebebinin de CHP’nin yeni yönetimi olduğunu düşünüyorum ve inanıyorum. Maalesef şu anda CHP’yi bir troika yönetiyor. Geçmişten gelen arkadaşlık ilişkileriyle oluşturulmuş bir troika. İsimlerini vermemize gerek yok. Bu bunlar kendilerince CHP yönetimini almışlar. CHP’yi içeride dizayn etmeye çalışıyorlar. Bunların tek amacı bu troikanın kendi çıkarları. Milletin derdiymiş, ülkenin problemleriymiş. Bunlarla ilgili aslında bir dertleri yok" diye konuştu. "Şu anda partinin bütün dizaynını Özgür Özel’e göre yapıyorlar" CHP’nin cumhurbaşkanı adayına dair açıklamada bulunan Varank, "Şu andaki CHP yönetiminin Mansur Yavaş’la ilgili olumlu bir adım atacağını düşünmüyorum. Çünkü onların adayı Özgür Özel. Şu anda partinin bütün dizaynını Özgür Özel’e göre yapıyorlar. Onun önünü açmak üzere yapıyorlar. Biraz da duyumlardan bahsedelim. Şu anda Ekrem İmamoğlu’yla olan ilişkilerinde de bir soğumanın olduğunu gelip bize anlatan CHP’li arkadaşlarımız var. Mevzuata baktığınızda zaten Ekrem İmamoğlu bir usulsüzlükle diploma alıp diplomasını kaybettiği için zaten cumhurbaşkanı adayı olamaz. Devam eden davaları var. O davaların neticelerinin ne olacağını hep birlikte göreceğiz" şeklinde konuştu. "Kongrede gerçekten bir takım dalaverelerin döndüğünü biliyoruz" CHP’deki mutlak butlan konusuna değinen Varank, "O kongrede gerçekten bir takım dalaverelerin döndüğü, oradaki delegelerin iradelerinin sakatlandığını biz biliyor muyuz? Biliyoruz. Bunu nereden biliyoruz? CHP’deki arkadaşlardan biliyoruz. CHP içerisinde milletvekilliği yapıp bize gelip arkadaşlar bu kongrede herkesi satın aldılar, İstanbul’dan paralar geldi, insanlara iş vaadi yapıldı, makam vaadi yapıldı, çocuğunuzu işe alacağız diye insanlardan oy topladılar, bu seçimi böyle aldılar diyen milletvekilleri var" dedi. "Belediye Başkanının etrafında böyle bir düzen nasıl kurulur diye kendilerinin itiraz etmesi lazımdı" İstanbul’da para kuleleri görüntüleri ortaya çıktığını söyleyen Varank, "Bunu hepimiz izledik. CHP’liler de izledi. Ne dedi CHP’liler o görüntülerle ilgili olarak? İl binası satın alacaklarmış da o il binasının parasının bir kısmını elden ödeyeceklermiş. Onun parasıymış. Ya adam ağzıyla şunu itiraf ediyor. Hadi orada yolsuzluk, usulsüzlük yoksa bile ya biz koskoca Cumhuriyet Halk Partisi olarak vergi kaçakçılığı yapıyorduk. Onun için o paraları topladık. Kendileri bunları itiraf ettiler. Bizimle ilişkili bir para kulesi görüntüsü nasıl olabilir, böyle bir Belediye Başkanının etrafında böyle bir düzen nasıl kurulur diye kendilerinin itiraz etmesi lazımdı. O itirazlar olmadı, o düzen CHP siyasetini dizayn etti. Bugün gelinen noktaya geldik" ifadelerini kullandı. Varank, her kesime karşı yolsuzluğun üzerine gidildiğini ve İçişleri Bakanlığından en çok AK Partili belediyelere soruşturma izni verildiğini ifade ederek, CHP’li belediyelerle denk olmadıklarını belirtti.
Artvin Çığ felaketinde kaybolan çoban için arama çalışmaları yeniden başladı: 3 günde bir ize ulaşılamadı Artvin’in Ardanuç ilçesinde 31 Aralık 2025’te meydana gelen çığ felaketinde kar altında kalan 3 kişiden çoban Bülent Gezer’i arama çalışmaları aradan geçen 122 günün ardından yeniden başlatıldı. Yeniden başlatılan çalışmalarda 3 gün geride kalırken, Gezer’e ait herhangi bir ize rastlanmadı. Zekeriya köyü Aksu Dağı bölgesinde sürdürülen çalışmalara AFAD koordinesinde jandarma, HOPAK, Belediye Ekipleri bölge halkı ve çeşitli arama kurtarma ekipleri katılıyor. Yaklaşık 70 personelin görev aldığı bölgede ekipler, zorlu arazi ve hava şartlarına rağmen çalışmalarını yoğun şekilde sürdürüyor. Çalışmalara katılan Ardanuç Belediye Başkanı Emrah Yılmaz, "31 Aralık 2025 tarihinde meydana gelen çığ felaketinin yaşandığı Ardahan’ın Zekeriya Köyü Aksu Dağı bölgesindeyiz. Çığın meydana geldiği ilk günlerde Suat Temel isimli vatandaşımızın naaşına ulaşılmış, çalışmaların ikinci gününde ise Afgan uyruklu çoban Kerimullah Azizullah’ın cansız bedeni bulunmuştu. Ancak sonraki günlerde bölgede oluşan yoğun çığ riski nedeniyle arama kurtarma çalışmalarına ara verilmişti. Aradan geçen sürenin ardından AFAD ekiplerinin yaptığı değerlendirme ile çalışmalar yeniden başlatıldı. Ekiplerimiz, zorlu şartlara rağmen yoğun çaba gösteriyor" dedi. HOPAK Ekip Lideri Emir Üçüncü ise "arama kurtarma çalışmalarımızın üçüncü günündeyiz. AFAD koordinasyonunda son derece dikkatli ve kontrollü şekilde çalışıyoruz. Bölgede yer yer 9-10 metreyi bulan kar kalınlığı bulunuyor. Bu durum çalışmaları zorlaştırıyor. Çığ sondalarıyla detaylı taramalar yapıyoruz. Zaman zaman telef olan hayvanlara ulaşıyoruz. Bu alanları temizleyerek yeniden kontroller sağlıyoruz. Ekiplerimiz canla başla çalışıyor. İnşallah en kısa sürede Bülent Gezer kardeşimize ulaşmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Olayın geçmişi Zekeriya köyünde meydana gelen olayda, sürülerini yayladan köye indirmeye çalışan 6 çoban ve yaklaşık bin 200 küçükbaş hayvan çığa yakalandı. Çobanlardan 3’ü kendi imkânlarıyla kurtulurken, Suat Temel ile Kerimullah Azizullah’ın cansız bedenlerine ulaşıldı. Bülent Gezer ise kayboldu. Olayın ardından başlatılan arama çalışmaları, bölgede artan çığ riski ve olumsuz hava şartları nedeniyle 3 Ocak’ta durduruldu. AFAD ekiplerinin bölgede sürdürdüğü ölçüm ve risk analizleri sonucunda çığ tehlikesinin azalmasıyla birlikte arama faaliyetlerine yeniden başlandığı bildirildi.
Diyarbakır Öğrenciler ve öğretmenler okul duvarını sanatsal şekilde boyadı Diyarbakır’da, Diclekent Ortaokulu’nda öğretmenler ve öğrenciler, fırçalarını alarak okulun duvarını sanatsal çalışmayla boyadı. Okul yönetimi ve öğretmenler, öğrencilerin aidiyet duygularını geliştirmek ve sanatsal faaliyetlere ilgilerini artırmak için hafta sonu okulun duvarlarını boyadı. Diclekent Ortaokulu Müdür Yardımcısı Şenay Ayana, öğrencilerin okula olan aidiyet duygularını geliştirmek, sanatsal faaliyetlere ilgilerini artırmak için ve ilham kaynağı olsun diye böyle bir projeye başladıklarını söyledi. Görsel Sanatlar öğretmeni Nurcan Kaçmaz’ın rehberliğinde bu projeye başladıklarını belirten Ayana, "Öğrencilerin daha görsel bir alanda eğitim-öğretim görmeleri ve buna katkı sunmak için buradayız. Okul duvarının alt kısmını geometrik şekillerle çeşitli renklere boyadık. Bu renkleri oluşturmak için hocamız tarafından karışımlar hazırlandı. Bu sadece bir başlangıç, devamı gelecek" dedi. Görsel Sanatlar öğretmeni Nurcan Kaçmaz ise proje kapsamında öğrencilere daha verimli, daha mutlu ve huzurlu bir imkan sağlayarak öğrencilerle beraber boyama çalışması yaptıklarını ifade etti. Boyama çalışmalarında eğitimin yanı sıra daha estetik, duygularını ifade edecekleri bir çalışma yaptıklarını aktaran Kaçmaz, "Değerli Müdürüm Mehmet Oğuz ve müdür yardımcımız Şenay Ayana rehberliğinde bu çalışmaları yaptık. Devamı gelecek, öğrencilerimizin Maarif Modeli bir çalışması olacak" diye konuştu.
Ankara İstanbul’un beşinci kez ev sahipliği yapacağı uluslararası su forumu 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu (İUSF), ‘İnovasyondan Eyleme: Su Dirençliliğini Güçlendirmek’ ana temasıyla yarın başlıyor. Küresel iklim krizi ve artan su stresiyle mücadelede dünyanın en prestijli buluşmalarından biri olan 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu (İUSF), ‘İnovasyondan Eyleme: Su Dirençliliğini Güçlendirmek’ ana temasıyla yarın başlıyor. Dünyanın dört bir yanından 9 bakan ve 8 bakan yardımcısı başta olmak üzere su uzmanları, karar alıcılar, akademisyenler, kamu ile özel sektör temsilcilerini buluşturacak Forumun açılışını Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı yapacak. COVID-19 pandemisi nedeniyle verilen aranın ardından, 2024 yılında Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı başkanlığındaki Ulusal Su Kurulu’nda alınan kararla yeniden hayata geçirilen Forum, Türkiye’nin su yönetimindeki liderliğini bir kez daha tescilliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı eşgüdümünde hazırlanan forum; Türkiye Su Enstitüsü (SUEN), Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ), Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) ile Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü (ABDGM) tarafından planlandı. İstanbul’un beşinci kez ev sahipliği yapacağı Uluslararası Su Forumu, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın konuşmasıyla açılacak. Dünyanın dört bir yanından 9 bakan ve 8 bakan yardımcısı başta olmak üzere su uzmanları, karar alıcılar, akademisyenler, kamu ile özel sektör temsilcilerini bir araya getirecek forumda bölgesel ve küresel su sorunları tartışılacak. Türkiye’nin su yönetimi konusundaki en prestijli uluslararası etkinliklerinden biri olarak öne çıkan Forum, Türkiye’nin su alanındaki bilimsel ve politik liderliğini sergilediği bir vitrin görevi görüyor. Küresel katılım Beşinci İUSF’ye katılması beklenen uluslararası kuruluşlar arasında Birleşmiş Milletlere bağlı UNDESA, UN-Water, WHO, WMO, FAO, UNEP’in yanı sıra Dünya Su Konseyi, Uluslararası Su Kaynakları Birliği (IWRA), Uluslararası Sulama ve Drenaj Komisyonu (ICID), OECD, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Dünya Bankası da yer alıyor. Beşinci İUSF’den elde edilecek çıktıların; 2-4 Aralık 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek BM Su Konferansı, Mart 2027’de gerçekleştirilecek 11. Dünya Su Forumu ve Ekim 2027’de yine İstanbul’da gerçekleştirilecek IWRA 20. Dünya Su Kongresine katkı vereceği öngörülüyor. İstanbul Uluslararası Su Forumu (İUSF), suyun sürdürülebilir yönetimine odaklanan, bu alanda bilgi paylaşımının artırılmasını hedefleyen önemli bir uluslararası platform niteliği taşıyor. Forum; küresel, bölgesel ve ulusal sorunlara çözüm üretilmesini ve iş birliğinin teşvik edilmesini amaçlıyor. Su dirençliliğini güçlendirmek inovasyondan eyleme Beşinci İstanbul Uluslararası Su Forumu, ‘Su Dirençliliğini Güçlendirmek: İnovasyondan Eyleme’ ana teması ışığında düzenleniyor. Forum, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkilerine karşı koyabilecek ulusal ve uluslararası bir zeminin oluşturulması için inovatif ve finansal çözümler üretmeye odaklanacak. Bu çerçevede İUSF’un, su dirençliliği ve su verimliliğine ulaşmak amacıyla deneyimlerin, iyi uygulamaların ve yenilikçi yaklaşımların paylaşılacağı yüksek düzeyli bir platform işlevi görmesi hedefleniyor. Dünyanın dört bir yanından üst düzey temsilcileri, karar alıcıları, akademisyenleri, bilim insanlarını, uzmanları ve uygulayıcıları çok disiplinli bir bakış açısıyla bir araya getirecek olan Forumda; inovasyonun uygulamaya, iş birliğinin ortak ilerlemeye dönüştürülmesinin yolları aranacak. Su dirençliliği dört alt temada ele alınacak Forum kapsamında su dirençliliğine bütüncül bir bakış sunan birbiriyle bağlantılı şu dört alt tema yer alıyor: 1.Dirençlilik için Su Diyaloğu: Bu alt tema çerçevesinde suyun yalnızca yaşamsal bir kaynak değil, aynı zamanda insanlar, sektörler ve farklı medeniyetler arasında bir köprü olduğu vurgulanacak. İklim değişikliği karşısında sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için su konusunda iş birliğinin hızlandırıcı bir güç haline gelmesi nasıl sağlanabilir sorusuna yanıt aranacak. Suyu ayrıştırıcı değil birleştirici bir unsur olarak ele alan bu tema, kaynağını Türkiye’nin su iş birliğini geliştirme ve su alanında yapıcı diyaloğu sürdürme konusundaki uzun yıllara dayanan deneyiminden alıyor. 2.İklim Dirençli Su Yönetimi için Finansman Mobilizasyonu ve İnovasyon: Kuraklık, sel, aşırı su olayları ve hidrolojik değişkenlik gibi iklim kaynaklı şoklara uyum sağlama ve bunlardan kurtulma kapasitelerini güçlendiren su sistemlerinin planlanması, yönetilmesi ve işletilmesine yönelik görüş ve öneriler masaya yatırılacak. Bu çerçevede iklim dirençli su projeleri için finansal araçları, yenilikçi mekanizmaları ve uygun politika seçeneklerini devreye sokarak teoriden somut eyleme geçişin yol haritası ortaya konmaya çalışılacak. Bu tema ışığında şu sorulara yanıt aranacak: İklime dayanıklı su yönetimi için finansman kuruluşları ve yararlanıcılar arasında daha adil bir risk ve getiri dengesi sağlamanın önündeki engeller nelerdir? Ülkeler, iklime dayanıklı, uyarlanabilir stratejileri birlikte nasıl uygulayabilir? Ülkeler, ikili düzeyde iklime dayanıklı su altyapısı geliştirmek için hangi yenilikçi yaklaşımları benimseyebilir? 3.Tek Su, Tek Sağlık: Entegre Risk Yönetimi: Su; insanlar, hayvanlar ve ekosistemlerin sağlığının kaynaklar ve riskler üzerinden birbirine bağlı olduğunu vurgulayan Tek Sağlık (One Health) yaklaşımının merkezinde yer alıyor. Su; şehirler, sanayi tesisleri ve tarımsal sistemler arasında besinleri, kirleticileri ve patojenleri taşımak suretiyle bu yaklaşımın baş rolünü üstleniyor. Tema bu çerçevede, iklim değişikliğine karşı dayanıklılığın oluşturulması için altyapı, çevre ve sağlık politikalarını bütünleşik bir bakış açısıyla ele almaya odaklanıyor. 4.Çatışan Çıkarların Ötesine Geçmek: Su-Enerji-Gıda-Ekosistem (WEFE) Bağıntısını İleriye Taşımak: Su, enerji, gıda ve ekosistemler arasındaki karşılıklı bağımlılık, günümüzün artan sınamaları karşısında giderek daha karmaşık bir hâl alıyor. Bu alanlarda izlenen parçalı politikalar ve sektörel öncelikler, çoğu zaman bir alandaki kazanımı diğerinde kayba dönüştürebiliyor. Bu tema iklim dirençliliğinin sağlanması için bu unsurların rekabet içinde değil, uyum içinde yönetilmesine odaklanıyor. Vatandaşlar, forum ile ilgili bilgilere www.iusf.org.tr adresinden erişilebilecek.