EKONOMİ - 26 Nisan 2025 Cumartesi 15:26

ASO 2025 Yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı yapıldı

A
A
A
ASO 2025 Yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı yapıldı

Ankara Sanayi Odası (ASO) 2025 yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı Muğla Dalaman’da yapıldı.


ASO 2025 yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı Muğla Dalaman’da yapıldı. ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç’ın güncel ekonomik gelişmeleri değerlendirdiği ve sanayicilerin beklentilerini dile getirdiği açılış konuşmasının ardından toplantı, Başkan Seyit Ardıç’ın moderatörlüğünü yaptığı ve kamu bankaları Genel Müdür Yardımcılarının katıldığı "Sanayicinin Finansmana Erişimi" konulu panelle devam etti.


ASO Başkanı Ardıç, açılış konuşmasında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlayarak başladı.


105 yıl önce, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu belirten Başkan Ardıç, "Demokrasinin, özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin dayanağı ulusal egemenliktir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milletin geleceğinin çocuklar olduğu düşüncesiyle bu büyük bayramı tüm dünya çocuklarına armağan etti. Bu duygularla başta Ulu Önderimiz Atatürk olmak üzere Milli Mücadelenin tüm kahramanlarını ve şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum. Sadece büyük bir lider, geleceği küçük kalplere emanet eder. Dünyadaki çocuklara ithaf edilen ilk ve tek bayram olma özelliği taşıyan; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun" dedi.


Konuşmasında küresel ekonomik gelişmelere değinen Başkan Ardıç, ABD Başkanı Trump’ın açıkladığı gümrük vergisi tarifelerine dikkat çekerek, "Yarın ne açıklayacağı konusunda ise hiç kimse bir öngörüde bulunamıyor. Belirsizlikler her geçen gün artıyor ama şurası bir gerçek ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dünya ticareti artık çoklu belirsizliklerin olduğu yepyeni bir döneme giriyor, korumacılık ve tedarik zinciri de yeniden şekilleniyor" değerlendirmesinde bulundu.



"Ekonomide güven algısına zarar verecek her türlü gelişmenin uzağında kalmalıyız"


Trump’ın gümrük tarifelerinde Türkiye’ye en düşük oran olan yüzde 10’un uygulanacağını hatırlatan Başkan Ardıç, "Avrupa ve Çin’e uygulanacak yüksek tarifeler bizim için bir fırsat doğurabilir. Ama bu avantajı kullanabilmemiz adına yapmamız gerekenler var" diye konuştu. Başkan Ardıç, dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinin, yeniden şekillenen dünya ekonomisine adapte olmak için yeni ekonomi politikaları geliştirdiğine dikkat çekerek, "Ülke olarak bizim de ülke gündemimizin ilk sırasında, yeniden şekillenen dünya ekonomisinden daha fazla pay almak ve sürdürülebilir kalkınmamıza odaklanmak olmalı. Ekonomide güven algısına zarar verecek her türlü gelişmenin uzağında kalmalıyız, yatırımcılar için uygun iklimi tesis etmeliyiz" dedi.



"Bu coğrafyada en büyük sanayi üssüyüz"


Türkiye’nin coğrafi konumu, genç ve dinamik iş gücü, gelişen sanayi altyapısı ve lojistik avantajlarıyla dünyanın yeni üretim üslerinden biri olma potansiyeline sahip olduğunu belirten ve İtalya’nın altından Suudi Arabistan’a kadar uzanan coğrafyada en büyük sanayi üssü olduğuna dikkat çeken Ardıç, şöyle devam etti:


"Bu potansiyeli iyi kullanabilmemiz için reel sektöre daha fazla ağırlık vermeli, yüksek teknoloji ve katma değerli üretime yoğunlaşmalı, beşeri sermayemizi çok daha verimli kullanmalıyız. Küresel üretim üssü olma hedefi doğrultusunda sektörel ve tematik önceliklendirme yapmalıyız. Tarifeler sonrası değişen tedarik zincirinde hangi ülkeye ve sektörlerde yoğunlaşmamız gerektiğini ortaya koyan planlamalar yapmalıyız. Mesela Ankara’da savunma sanayi, makine, müteahhitlik, medikal, bilişim gibi sektörler ön plana çıkabilir. Bu kapsamda orta ve uzun vadeli stratejiler ortaya koymamız, bütünsel bakış açısıyla fırsatları değerlendirecek politikaları hayata geçirmemiz gerekiyor."



"Politika faizinin yüzde 40’a düşmesini bekliyorduk, 9 puanlık artışla karşı karşıya kaldık"


Enflasyonla mücadele konusuna da değinen Başkan Ardıç, şunları söyledi:


"Son bir ayda yurt içinde yaşanan gelişmelerin enflasyon beklentilerini olumsuz etkilediğini söyleyen Başkan Ardıç, "Merkez Bankası Aralık 2024’te başladığı faiz indirim döngüsünü sonlandırdı. Aslında biz sanayiciler Nisan ayında 250 baz puanlık indirim ile politika faizini yüzde 40 seviyelerine düşeceğini bekliyorduk. Bugün geldiğimiz nokta gecelik borç verme faizinin yüzde 49 çıkmasıyla, aslında faizlerde 9 puanlık bir artışı ile karşı karşıya kaldık. Yeni ekonomi yönetimimizin başlattığı dezenflasyonist programla 22 aydır enflasyonla mücadele ediyoruz. Biz sanayiciler hem yüksek enflasyonun hem de yüksek faizin ortaya çıkardığı çoklu tahribatla ayakta kalmaya çalışıyoruz. Tüm umudumuz enflasyonda iyileşmeyle birlikte faizlerin de makul seviyeye gelmesiydi. Maalesef yine başa döndük."


Mevcut durumda enflasyonla mücadelede kontrolün kaybedilmemesi gerektiğini ancak sanayicinin dayanacak gücü kalmadığını söyleyen Başkan Ardıç, şöyle devam etti:


"Yüzde 60’ların üzerine çıkan bir kredi maliyeti ile sanayicinin, bırakın yatırım yapmayı, üretimine devam edebilmesi bile mümkün değildir. Dünyadaki mevcut gelişmeler ülkemize küresel üretim üssü olabilme fırsatını beraberinde getirirken; krediye ulaşmanın ve maliyetinin yüksek olduğu bir ortamda fırsatları nasıl değerlendireceğiz? Nasıl üretim üssü haline geleceğiz? İhracat ve istihdamı nasıl arttıracağız? Bu noktada; enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan para politikasının, tüketime yönelik krediler kısıp, üretim için kullanılan kredilerin arttırılması gerekiyor. Fiyat artışı sadece talep fazlalığından değil aynı zamanda arz açığından ortaya çıkar. Üretmediğimiz malın fiyatı yükselir."



"Anadolu’nun verimli topraklarında nerede yanlış yaptık?"


Başkan Ardıç’ın gündeminde gıda fiyatlarındaki yüksek enflasyon da vardı. Mart ayında gıda enflasyonun yüzde 4,94 ile manşet enflasyonun iki katı olduğuna dikkat çeken Başkan Ardıç, şunları söyledi:


"Yıllık gıda enflasyonumuz ise OECD’deki en yüksek ülkeden 3 kat daha fazla. Buna bir de Nisan ayında yaşadığımız zirai don felaketinin sonuçlarını ekleyecek olursak, önümüzdeki dönemde gıda enflasyonu ne yazık ki çok daha ürkütücü boyutlara ulaşabilir. Gıda fiyatlarındaki artış, düşük ve orta gelirlilerin alım gücünü ciddi şekilde etkilerken gelir adaletsizliğini daha da belirgin hale getiriyor.


Toplumsal refah üzerinde derin etkiler olşturan gıda enflasyonu kontrol altına alınmalıdır. Halkımızın temel gıdaya erişim imkânlarının korunması için etkin politikalar geliştirilmelidir. Gıda arzının da mutlaka güvence altına alınması gerekiyor. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi ve korunması, gıda arzının sağlanması bakımından kilit bir rol oynuyor. Ülkemiz coğrafyasının yüzde 30’unun tarım arazisi olmasına karşın üretim kapasitemiz ve hasılamız düşük kalıyor. Anadolu’muzun verimli topraklarında nerde yanlış yaptık, neden tarım ve hayvancılık ülkemizde halen sorun olmaya devam ediyor? Şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor."



"Su olmazsa hayvancılık olmaz, tarım olmaz"


Egemenliğin yolunun su, gıda ve enerjinin bağımsızlığından geçtiğini vurgulayan Başkan Ardıç, "Su olmayınca ot olmaz, ot olmayınca hayvancılık olmaz, et olmaz. Su olmayınca tarım olmaz, gıda olmaz. Ve ne yazık ki su zengini değil, su stresi çeken bir ülkeyiz" dedi. Türkiye’nin su stresi yaşayan bir ülke olduğu gerçeğini görerek hareket etmesi gerektiğini belirten Başkan Ardıç, şunları söyledi:


"Yoksa hiç de uzak olmayan bir gelecekte su krizi yaşayan ülke olacağız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta ülkemizin sulama amaçlı en büyük tüneli olacak Silvan Tüneli’nin kazı başlangıç törenindeki hitabında kullandığı ifadeleri çok değerli buluyorum. Suyun yüzyılın en stratejik ve değerli kaynağı olduğunu belirten Sayın Cumhurbaşkanımız, su kaynaklarımızı tükenme sınırına gelmeden korumanın, verimli kullanmanın ve doğru yönetmenin ülkemiz için bir milli güvenlik meselesi olduğunu vurguladı. Görünen o ki, petrol ve doğalgaz için yapılan savaşlar, önümüzdeki dönemde su kaynakları için yapılacak. Bu konuda hepimize önemli sorumluluklar düşüyor. Biz sanayi sektörü olarak endüstriyel su verimliliğine yönelik attığımız ve atacağımız adımlarla ülkemizin su kıtlığının azaltılmasında gerekli irade ve sorumluluğu alıyoruz ve almaya devam edeceğiz."



"Tekno-feodal lordlar oluştu"


Günümüzde tekno-feodalizm adında yeni bir ekonomik düzenle kapitalizmin dönüşüm sürecine girdiğini söyleyen Başkan Ardıç, "Feodal düzendeki toprak sahiplerinin yerini alan teknoloji devleri; dijital altyapılar, platformlar ve kullanıcı verileri üzerinde hâkimiyet kuruyor" dedi.


Bu sürecin küresel düzeyde tekno-feodal lordların oluşmasına zemin hazırladığını ve az sayıda çok uluslu şirketin kontrolünde bulunan devasa dijital mülkiyetin, bu şirketlerin büyük hissedarlarına olağanüstü politik ve sosyal güç kazandırdığını belirten ASO Başkanı Ardıç, "Sanayi sektörü de bu teknofeodal düzenin etkisi altında belirgin bir dönüşüm yaşıyor. Endüstri 4.0, yapay zeka, otomasyon, büyük veri gibi teknolojik yeniliklerle sanayi üretimi hızla dijitalleşiyor" diye konuştu.


Çin ve ABD küresel teknoloji yarışında liderliklerini sürdürebilmek için kamu ve özel sektör vasıtasıyla büyük yatırımlar yaptıklarına dikkat çeken Başkan Ardıç, Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı, Ar-Ge ve inovasyon verilerini değerlendirerek şunları söyledi:


"Toplam ihracatımız içinde yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3,8 ile yaklaşık yüzde 20’ler civarında seyreden küresel ortalamanın oldukça altında. Bu rakamlar, üretimdeki ürün çeşitliliğinin teknoloji odaklı büyüme dönüşümde yeterli olmadığımızı gösteriyor. Bu bağlamda, teknolojik dönüşüm hedeflerimizi gerçekleştirmek için inovasyona dayalı daha güçlü bir strateji ve kararlı uygulamalara ihtiyaç duymaktayız.


Maalesef mevcut veriler Ar-Ge harcamalarında henüz istenilen seviyede olmadığımızı gösteriyor. OECD rakamlarına göre, Ar-Ge harcamalarımızın gayri safi yurt içi hasılamıza oranı, benzer gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında düşük kalıyor.


Ar-Ge harcamalarının Gayri Safi Yurtiçindeki payı 2023’te 1,42 seviyesinde. Bu oran yüzde 2,2 olan Avrupa Birliği ortalamasının da oldukça altında. Megatrend olarak adlandırılan gelişmelere yönelik hem yenilikçi hem de proaktif politikalar geliştirmek üzere, mevcut durumu ve geleceğe yönelik perspektifi ortaya koymamız gerekiyor."



"ASO Teknoloji Üssü fizibilitesi tamamlandı"


Ankara Sanayi Odası’nın bu noktada çalışmalarına başladığı ASO Teknoloji Üssü projesinin fizibilite çalışmasının tamamlandığını belirten Başkan Ardıç, "Ürün geliştirme ve üretim odaklı Ar-Ge yaklaşımıyla yeni bir teknopark modeli olan projemiz, 440 bin metrekaresi kullanılabilir olmak üzere toplam 1,2 milyon metrekare alan üzerinde konuşlanacak. Farklı kiralama ve ortaklık modeliyle inşa edeceğimiz yeni model teknoparkımız ASO Teknoloji Üssü, kentimizin sanayisi başta olmak üzere ülkemiz ekonomisine, yüksek teknolojili ve katma değerli üretim anlamında çok önemli katkı sağlayacaktır. Tam kapasiteye ulaşmasıyla birlikte 843 firma, 18 bin yeni nitelikli istihdam ve 1,5 milyar dolar ihracata katkı öngörmekteyiz" dedi.



"ASO Ankara Serbest Bölgesi çalışmalarına başladık"


Ankara Sanayi Odası’nın yeni projesi ASO Ankara Serbest Bölgesi için de çalışmaların başladığını duyuran Başkan Ardıç, "Ankara Sanayi Odası olarak teknoloji ve sanayinin başkentinde Ankara Kalkınma Ajansı ile birlikte; Serbest Bölge kurma girişimlerimizi başlattığımızı da sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Temelli sanayi havzasında mülkiyeti bize ait ve 4,2 milyon metre kare alan üzerinde Serbest Bölge kurulum sürecini başlatacağız" dedi.


Başkan Ardıç, Ankara’da serbest bölge olmamasının büyük bir eksiklik olduğunu belirterek şöyle devam etti:


"Ankara’mız, Ar-Ge harcamalarında 1. sırada, ihracatımızda yüksek teknolojinin payı yüzde12 ile diğer büyük sanayi kentlerinin uzak ara önünde, İstanbul’dan sonra gayrisafi katma değer üretiminde 2. sırada, TUİK verilerine göre en çok ihracat yapan 3. Kent, ihracatımızın yüzde 90’nından fazlası sanayi ürünleri, ülkemizin savunma sanayi ihracatının yüzde 35’e yakın kısmı Ankara’dan yapılıyor, 14 Organize Sanayi Bölgesi, 13 Teknoloji Geliştirme bölgesi, 154 Ar-Ge, 36 Tasarım Merkezi ile önemli bir üstünlüğe sahip. İşte bu kadar yüksek potansiyele sahip olan başkentimizde neden serbest bölge olmasın düşüncesiyle böyle bir karar aldık. Ankara’mızda faaliyete geçecek bir serbest bölge, kentimizin ekonomik yapısını dönüştürme ve uluslararası ticarette daha etkin bir rol üstlenme potansiyelini ortaya çıkaracaktır. Sadece başkent kimliğiyle değil, üretim ve ihracat üssü kimliğiyle de öne çıkan bir Ankara’nın, ülkemiz ekonomisine sağlayacağı katma değer çok daha yüksek olacaktır."



"Sanayicinin Finansmana Erişimi" paneli


ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, Başkan Ardıç’ın açılış konuşmasının ardından "Sanayicinin Finansmana Erişimi" başlıklı panelle devam etti. ASO Başkanı Ardıç’ın moderatörlüğündeki panele, Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Şükrü Taşçı, Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Madenci, Vakıflar Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hazım Akyol ve Türk Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çağrı Altındağ panelist olarak katıldı.


Başkan Ardıç, reel ve bankacılık sektörlerinin birbirlerini beslediklerine, karşılıklı ilişki içinde faaliyetlerini sürdürmeye devam ettiklerine işaret ederek, "Bu birliktelik ne kadar sağlıklı olursa, ülkemiz ekonomisinin sürdürülebilir büyüme süreci ve makroekonomik istikrarı da o derece sağlam temellere oturacaktır" dedi.


Sanayicilerin finansmana erişimde karşılaştığı sorunları ve beklentilerini kamu bankalarının Genel Müdür Yardımcıları ile doğrudan paylaşarak, çözüm odaklı ve yapıcı bir diyalog zemini oluşturmayı amaçladıklarını belirten Başkan Ardıç, "Reel sektörün üretim gücünün korunabilmesi için; sanayicilerin ihtiyaçlarına göre özel kredi ürünleri ya da finansman mekanizmaları geliştiriyor musunuz? Likidite yönetimi açısından, işletmelerimizin acil ihtiyaçlarını karşılamak için özel bir programınız var mı? Firmalarımızın uzun vadeli yatırımlarını sürdürebilmeleri için kalıcı, uygun maliyetli finansmana nasıl ulaşabiliriz? Uzun vadeli projelerde kullandırabileceğiniz özel kredi ürünleri veya modeller geliştiriyor musunuz? Kredi sürecinin etkin ve sağlıklı işlemesi için sizin bakış açınızdan sanayiciler neler yapmalı? Ankaralı sanayicilerimizle ortak projeler geliştirerek sektörlerin büyümesini desteklemek adına bankalar olarak nasıl bir strateji izleyeceksiniz? Ankaralı firmaların potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz, hangi alanlarda büyüme bekliyorsunuz?" sorularını yöneltti.



"Seçici kredileri ön plana çıkarıyoruz"


Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Taşcı da izledikleri stratejilere değinerek, bankanın aktif büyüklüğünün 6 trilyon liranın üzerine çıktığını bildirdi.


Bilanço dengesi içinde kredileri maksimum verimlilikle yönetmeye çalıştıklarını belirten Taşcı, bankanın nakdi ve gayri nakdi kredi bakiyelerine ilişkin detayları paylaştı.


Taşcı, Ziraat Bankası olarak 20 ülkede ve 129 noktada faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, farklı ülkelerde banka ve şube açma çalışmalarının devam ettiğini anlattı.


Söz konusu ülkeleri ve noktaları tercih etme nedenlerini de paylaşan Taşcı, "Bu noktaları Türk iş adamlarının veya Türkiye’nin ticaretinin olduğu yerlerde Türk iş adamlarımıza, sanayicilerimize destek olmak, yardımcı olmak, onların finansmana erişimini veyahut da para transferlerinde kolaylık sağlamak üzere belirliyoruz" şeklinde konuştu.


Son dönemde devletin ekonomi politikalarıyla uyumlu hareket etmek için seçici kredileri ön plana çıkardıklarını dile getiren Taşcı, bankanın ihracatçılara sağladığı kredilerin tutarlarına ilişkin de bilgi verdi.



"Kredi, kredi gibi kullanılmalı"


Türk Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Altındağ da Eximbank’ın ürünlerinin iki ana başlıkta ele alınabileceğini dile getirerek, geçen yıl 24,1 milyar doları nakdi kredi, 24,6 milyar doları da alacak sigortası olmak üzere 48,7 milyar dolarlık destek sağladıklarını söyledi.


Bankanın kalkınma ve yatırım bankası statüsünde olduğuna dikkati çeken Altındağ, bu statüden dolayı mevduat toplayarak kaynak oluşturma gibi şanslarının olmadığını anlattı.


Altındağ, Türk Eximbank’ın aktif büyüklüğünün yüzde 90’ının krediden oluştuğunu belirterek, bankacılık sektöründe bu oranın yüzde 50’nin altında olduğunu kaydetti.


Reeskont kredilerinin değerli olduğunu ifade eden Altındağ, "Türk Eximbank olarak günlük 2,2 milyar liralık reeskont kredisine aracılık ediyoruz. Bunun yanında ocak ayı sonunda yabancı para reeskont kredilerinin de kullanımına başladık." diye konuştu.


Altındağ, bankaların sanayicilerden beklentilerine ilişkin ise şunları aktardı:


"Bankaların soru ve taleplerine hızlı cevap verilmesi. Mümkün olduğunca finans ekiplerinden gelen soru ve belge taleplerine ne kadar hızlı cevap veriyor olurlarsa o kadar iyi olur. Bir de bunu belirtmeden geçemeyeceğim, kredi süreciyle ilgili beklentilerimizden belki de en önemlilerinden biri, kredinin kredi olarak kullanılması. O kredinin üretimde kullanılması, kredinin ihracat için kullanılması. Alınan kredinin ne kadar değerli olduğunun farkında olunmalı ve kredi, kredi gibi üretim, ihracat için kullanılmalı."


Panel ASO üyesi sanayicilerin soruları ve cevaplarla son buldu.


ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı’nda Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Duhan Kalkan, ASO Ankara Serbest Bölgesi çalışmaları hakkında yaptığı sunumla devam etti. Ardından ASO Genel Sekreteri Prof. Dr. Mehmet Cansız da ASO Teknoloji Üssü’nde gelinen son nokta ve projenin detaylarıyla ilgili bilgi paylaşımında bulundu.



ASO 2025 Yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı yapıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Kadınlar Bursa’nın Mirasıyla Buluştu Osmangazi Belediyesi, ilçede yaşayan kadınların Bursa’nın doğal güzelliklerini, tarihi mirasını ve manevi zenginliklerini yakından tanımalarını sağlamak amacıyla hayata geçirdiği kültür gezileriyle gönüllere dokunmayı sürdürüyor. Proje çerçevesinde düzenlenen beşinci kültür turuna katılan Altınova Mahallesi sakinleri, unutulmaz hâtıralarla dolu, keyifli bir gün yaşadı. Kültür ve sanat alanındaki çalışmalara değer veren Osmangazi Belediyesi, düzenlediği kültür gezileri aracılığıyla ilçenin çeşitli mahallelerinde ikamet eden kadınları, ‘Mahallem Geziyor’ etkinlikleri kapsamında Bursa’nın özgün ve köklü mirasıyla bir araya getiriyor. Bu doğrultuda beşinci kez gerçekleşen kültür turunun konuğu Altınova Mahallesi sakinleri oldu. Otobüs ile mahallerinden alınan Altınova Mahallesi’nde yaşayan kadınlar, ilk olarak tarihi Somuncu Baba Evi ve Fırını’nı ziyaret etti. Burada çorba ikramında bulunulan katılımcılara, Somuncu Baba ve fırın hakkında rehber eşliğinde bilgiler verildi. Akabinde Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nin tarihi atmosferiyle buluşturulan kadınlar, Bursa’nın fethi sürecine yakından tanıklık etti. Sümbüllü Bahçe Konağı’ndaki çay molasının ardından Zindan Kapı’ya geçilerek Bursa’nın surları ve geçmişi anlatılırken, günün yorgunluğu Değirmen Park Sosyal Tesisleri’ndeki akşam yemeği ikramıyla atıldı. Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği tur, son olarak Macera Bursa Parkı’nda sona erdi. Bursa’nın Kent Tarihine Yakından Tanıklık Ettiler Gün boyu süren kültür turuna Altınova Mahallesi’nde yaşayan kadınlara, Altınova Mahalle Muhtarı Vildan Şentürk ve Osmangazi Belediyesi Meclis Üyesi Özge Kaya da eşlik etti. Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği kültür turlarının çok değerli ve kıymetli olduğunun altını çizen Altınova Mahalle Muhtarı Şentürk, kadınların sosyalleşmesi ve kent tarihini yakından tanıması adına güzel bir vesile olduğuna işaret ederek, "Herkes kendini çok özel hissetti, amacı çok güzel. Osmangazi Belediye Başkanımız Erkan Aydın’a, ekibine, müdürlerimize her birine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Gezinin çok güzel geçtiğine değinen Altınova Mahallesi sakinleri de, Bursa’da daha önce görmedikleri yerleri gördüklerini ve kendilerine gösterilen ilgiden ötürü mutluluk duyduklarını ifade ederek, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a bu özel etkinlik için teşekkürlerini sundu.
Erzurum Milli teknoloji hamlesi "Karagöz ve Hacivat" ile tiyatro sahnesinde çocuklarla buluştu Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın "Gönüllüyüz Biz" proje destek çağrısı kapsamında Atatürk Üniversitesi ve Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde görevli akademisyenler tarafından yürütülen bir proje ile "Milli Teknoloji Hamlesi", Erzurum’un Tortum ilçesinde ilkokul öğrencileriyle tiyatro sahnesinde buluştu. Çocukların milli ve teknolojik farkındalıklarını artırmayı amaçlayan proje, eğitici yönüyle dikkat çekerken yoğun ilgi gösterilen Karagöz Hacıvat oyunuyla da sanatsal farkındalık alanında beğeni topladı. Proje kapsamında sahnelenen Karagöz-Hacivat tiyatro oyununun, ilkokul çağındaki öğrencilerin yaş ve gelişim özellikleri dikkate alınarak hazırlandığı öğrenilirken, eğlenceli anlatımıyla çocukların ilgisini çeken oyun, milli teknoloji, yerli üretim ve bilimsel düşünme kavramlarını sade, komik ve anlaşılır bir dille ele aldı. "Çocuklara erken yaşta farkındalık kazandırmak istedik" Proje Koordinatörlüğü görevini üstlenen Tortum Meslek Yuksekokulu öğretim elemanlarından Öğr. Gör. Nurhan Akbulut, çalışmanın çıkış noktasına ilişkin yaptığı açıklamada, çocuklara erken yaşta milli teknoloji bilinci kazandırmanın önemine vurgu yaptı. Akbulut, "Milli Teknoloji Hamlesi sadece bir üretim süreci değil, aynı zamanda bir bilinç meselesidir. Biz bu bilinci çocuklara erken yaşta, onların dünyasına hitap eden bir yöntemle aktarmak istedik. Bunun için de tiyatroyu ve Geleneksel Türk Tiyatromuzun en seçkin örneği olan Karagöz ve Hacivat’ı seçtik. Tiyatro bu noktada çok güçlü bir araç oldu. Hem eğlendiler hem de konu üzerinde düşünüp bir fikir oluşturarak farkındalık sağladılar. Ayrıca gerçekleştirilen sahne etkinliğini bilimsel bir platforma taşımak adına oyunumuzu izleyen çocuklarımıza yönelik bir anket araştırması gerçekleştirdik. Anket sonuçları bize şunu gösterdi ki tiyatro ile bazı kavramları öğretim daha verimli ve hızlı bir seyir gösteriyor. Çocuklar etkinlikten keyif aldıklarını, milli teknoloji hamlesinin anlamını şimdi daha iyi kavradıklarını ve etkinliğin tekrarını talep ediyorlar." ifadelerini kullandı. Karagöz-Hacivat ile teknoloji hamlesi anlatıldı Oyunun yazarlığını üstlenen Doğubayazıt Ahmed-i Hani Meslek Yüksekokulu öğretim elemanlarından Öğr. Gör. Mustafa Bilirdönmez ise geleneksel tiyatro unsurlarını güncel teknoloji temalarıyla bir araya getirdiklerini belirtti. Bilirdönmez, "Karagöz ve Hacivat, Türk Gölge Oyunumuzun temel taşlarından aynı zamanda çocuklarımızın aşina olduğu, sevdiği ancak yeterli önem verilmedigi için unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalan karakterler. Bu geleneksel yapıyı yeniden hatırlayarak, bozmadan, milli teknoloji, yerli üretim ve bilimsel merak gibi kavramları kaleme aldığımız oyunun içine yerleştirdik. Amacımız çocuklara doğrudan bilgiyi vermek değil, bu konuda merak uyandırıp, onların eğlenirken aynı zamanda farkındalıklarını sağlayarak öğrenmelerini gerçekleştirmekti" dedi. 60 gönüllü öğrenci projede aktif görev aldı Projede toplam 60 gönüllü öğrenci aktif rol alırken, projenin tiyatro ayağı ise en çok ilgi gören kısım oldu. Tiyatro eğitimi alan gönüllü öğrencilerinin katkılarıyla sahneye taşınan tiyatro oyunu, pilot okul seçilen Tortum Yukarı Sivri İlkokulu ve Atatürk İlkokulu öğrencileri tarafından ilgiyle izlendi. Gösterim sırasında öğrencilerin oyuna aktif katılım göstermesi, oyundan sonra yapılan soru cevap etkinliklerinde ise alınan olumlu geri dönüşler projenin hedeflerine ulaştığını ortaya koydu. Yukarı Sivri İlkokulu 4. Sınıf öğrencilerinden Musa Emir Çinici ve Elif Şimşek tiyatro oyunu sayesinde daha önceden bilmedikleri Teknoloji Hamlesinin ne demek olduğunu öğrendiklerini ve ileride bu amaçla çalışmalar yapmak istediklerini dile getirdiler. Projenin metin danışmanlığını Atatürk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bünyamin Aydemir, tasarım danışmanlığını ise Doç. Dr. Ferruh Haşıloğlu üstlenirken; Dr. Öğr. Üyesi. Hayrunnisa Mazlumoğlu ve Öğr. Gör. Elçin Bilici de eğitim sürecine katkı sunan akademisyenler arasında yer aldı. Hayata geçirilen proje, eğitimciler tarafından da Milli Teknoloji Hamlesi’nin çocuklara erken yaşta aktarılması, gönüllülük kültürünün yaygınlaştırılması ve sanatsal üretimin desteklenmesi açısından örnek bir çalışma olarak değerlendirildi.
Antalya Türkiye’de görülen başlıca 7 vitamin eksikliği ve alınması gereken önlemler İç Hastalıkları Uzm. Dr. İrem Özçelik, Türkiye’de D vitamini başta olmak üzere B12, demir, C, A, folik asit ve K vitamini eksikliklerinin yaygın görüldüğünü belirterek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Türkiye’de ve dünyada giderek yaygınlaşan vitamin eksikliklerinin birçok kronik hastalık ve rahatsızlığın temel nedenleri arasında yer aldığına dikkati çeken Memorial Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. İrem Özçelik, "Beslenme alışkanlıklarının bozulması, toprak fakirleşmesi, hazır gıda tüketiminin artması ve güneş ışığından yeterince faydalanamama gibi faktörler vitamin eksikliklerini tetikliyor. Türkiye’de yapılan araştırmalar nüfusun büyük kısmında D vitamini ve B12 eksikliği olduğunu gösteriyor" dedi. Bu eksikliklerin çoğu zaman ‘kronik yorgunluk, fibromiyalji, depresyon’ gibi tanılarla yıllarca tedavi edilmeye çalışıldığını aktaran Özçelik, "Oysa basit bir kan testiyle teşhis konup, birkaç ayda düzeltilebiliyor" diye konuştu. "Kendinizi iyi hissetseniz de kontrollerinizi yaptırın" Özçelik, vitamin eksikliklerinin çoğu zaman sessiz ilerleyip yıllarca belirti vermeden organ hasarına yol açabileceğine vurgu yaparak, "Kendimi iyi hissediyorum demek eksiklik olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle düzenli kontrolleri yaptırmak, genel sağlık durumu ve kaliteli bir yaşam öyküsü için önemlidir. Vitamin takviyeleri bilinçsiz kullanıldığında (özellikle A, D, E, K yağda eriyenler) toksik etki yapabilir. Vitaminlere mutlaka kan testi yaptırıp, doktor veya diyetisyen kontrolünde başlanmalıdır" ifadelerine yer verdi. Uzm. Dr. İrem Özçelik, Türkiye’de D vitamini başta olmak üzere B12, demir, C, A, folik asit ve K vitamini eksikliklerinin yaygın görüldüğünü belirterek, bu durumun ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. "D vitamini eksikliği Türkiye’de yüzde 70-90 oranında görülüyor" Uzm. Dr. Özçelik, D vitamini eksikliğinin kemik ve bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkileri olduğuna dikkati çekerek, "D vitamini eksikliği osteoporoz, kas-eklem ağrıları, bağışıklık sisteminde zayıflık, sık enfeksiyon, depresyon, yorgunluk ve saç dökülmesine neden olabiliyor" dedi. Risk grubunda kapalı giyinenler, ofis çalışanları, yaşlılar, koyu tenliler, obez bireyler ile böbrek ve karaciğer hastalarının yer aldığını vurgulayan Özçelik, günde 20-30 dakika 10.00-15.00 saatleri arasında kollar ve bacaklar açık şekilde güneşlenmenin önemine işaret etti. "B12 vitamini eksikliği sessiz ilerliyor" B12 vitamini eksikliğinin özellikle vejetaryenler, veganlar ve 50 yaş üstü bireylerde yaygın görüldüğünü aktaran Özçelik, bu eksikliğin kansızlık, el ve ayaklarda uyuşma, hafıza sorunları, depresyon ve yürüme bozukluğuna yol açabildiğini belirtti. Hayvansal gıdaların temel B12 kaynağı olduğunu ifade eden Özçelik, 50 yaş üstündeki bireylerde emilim azaldığı için düzenli takviyenin gerekli olabileceğini kaydetti. Demir eksikliği kadınlarda daha sık Demir eksikliğinin kadınlarda yüzde 30-40 oranında görüldüğünü belirten Özçelik, "Demir eksikliği anemisi halsizlik, çarpıntı, saç dökülmesi ve bağışıklık zayıflığına neden oluyor" dedi. Demirin C vitaminiyle birlikte alınmasının emilimi artırdığını vurgulayan Özçelik, çay ve kahvenin demir emilimini önemli ölçüde azalttığını hatırlattı. "C, A ve folik asit eksikliği bağışıklığı zayıflatıyor" Sigara içenler ve yoğun stres altında olan bireylerde C vitamini eksikliğinin sık görüldüğünü söyleyen Özçelik, bu durumun diş eti kanaması ve yara iyileşmesinde gecikmeye yol açabildiğini ifade etti. A vitamini eksikliğinin gece körlüğü ve sık enfeksiyonlara neden olabileceğini dile getiren Özçelik, folik asit eksikliğinin ise özellikle gebelikte ciddi riskler taşıdığına dikkati çekti. "K vitamini eksikliği kanama riskini artırıyor" Uzm. Dr. Özçelik, uzun süre antibiyotik kullanan bireylerde K vitamini eksikliğinin görülebileceğini belirterek, bunun kolay morarma ve kanama eğilimine neden olabileceğini söyledi. K vitamini açısından yeşil yapraklı sebzelerin önemine işaret eden Özçelik, bağırsak florasının da K vitamini üretiminde rol oynadığını kaydetti.