POLİTİKA - 02 Haziran 2026 Salı 10:35

Bahçeli: "Yargıtay CHP ile ilgili kararı vermelidir"

A
A
A

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli önemli açıklamalarda bulundu. Bahçeli, ''CHP’de yaşananlar siyasi kültüre yakışmıyor. Provokasyonu arttıracak eylemlerden kaçınılmalı. Yargıtay CHP ile ilgili kararı vermelidir'' dedi.

Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:

Yaşananlar CHP'ye yakışmıyor. Yaşanan gelişmeler demokrasimize zarar verici bir noktaya varmaktadır. Provokasyonları artıracak söylem ve eylemlerden kaçınılmalı. Türk siyasetinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya ve meşrulaştırmaya çalıştırılmaya şahit olunmaktadır. Politik amaçlar uğruna milli hafıza mekanları ve milli kahramanlar üzerinden toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup geliştirilmemesidir. Mesele hukuk zemininden demokrasi platformundan, siyasi rekabet ve nezahetten uzaklaşmamalıdır. Türkiye'yi karıştırmaya kimse cüret etmemelidir.

Olaylar sokağa taşıp fiziki mücadele çağrılarıyla bir eyleme güvenlik güçlerine saldırıya kamu düzenini bozmaya yönelmemelidir. Mahkeme kararına yönelik itiraz merciği olan Yargıtay konu hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. 
Cumhuriyet Halk Partisi kendi arınmasını yapmalı ve durulmalıdır. Siyaset daha şeffaf bir zemine taşınmalı. CHP'nin bir gündemde patinaj yapmasının kimseye faydası olmayacaktır. 

1917 Barford Deklarasyonu ile Filistin topraklarına taşınan sapkın ve saplantılı Siyonist haydutluk, bugün ABD himayesindeki İsrail 'in yayılmacı politikalarıyla tercih edilmiştir. revize etmek gayreti içindedir. Coğrafyamız müfrit ve marjinal o ideolojik sapkınlıklarla yönetilen İsrail 'in bölgeye etnik, dini ve mezhepsel parçalara bölerek siyonist yayılmacı senaryoları hayata geçirmesi tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu tehdidin ana hedefi asırlar boyunca İslam'ın bayraktarlığını yapmış, dokuz tuğlu kurt başlıklı sancaklar ile tevhit bayrağını yükseltmiş Türkiye'dir.

Bu bağlamda adaletin ve barışın tecessüm ettiği kurumsal yegane yapı Türk devletidir. Türkiye köklü devlet geleneği tarihin kadim gözleridir. 

İslam ülkeleri arasında kuvvetli birlik temin edilemedi. Bu yalın gerçeği görmek için daha ne kadar acı çekilecektir. Bir kez daha İslam dünyasının ayağa kalkabilmesi için Kudüs Paktı teklifimiz ciddiyetle ele alınmalı. İslam dünyası ayağa kalkmalı, İsrail'e haddini bildirmelidir. Filistin özgürleşmelidir. 

BM can çekişmektedir. AB ve NATO gibi kurumlar kan kaybetmektedir. Dünyada yeni bir denge arayışı başlamışken İslam coğrafyasının bir ve bütün olarak çıkması elzemdir. Türkiye buna hazırdır.  ABD fena halde bocalamakta, zira boş tehditler savururlarken zaaflarını ortaya koymaktadırlar.

Daha fazla bu savaş devam etmemeli. Trump mademki İran'da vurmadık bir şey kalmadı diyor o halde savaşı bitirsin. Bölge halkı nefes alsın, insanlık daha fazla endişe etmesin.  Atılacak her adıma Türkiye sonuna kadar destek olacaktır. Barış için diğer ülkelerle birlikte ortak yol haritası belirlenecektir. ABD bu savaşı derhal durdurmalı ve bölgedeki varlığını geri çekmeli. İsrail'e destek vermekten vazgeçmeli.

Ukrayna-Rusya savaşı da durdurulmalı. Türkiye tüm bu süreçlere ev sahipliği yapabilecektir. Türkiye sözünü güvenilen kudretli bir ülkedir. Küresel barış için atılacak her adımda Türkiye'nin etkin bir rolün üstlenmemesi için hiçbir sebep yoktur.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Guatr ve tiroid nodüllerine ameliyatsız çözüm Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Fahrettin Küçükay, toplumda sıkça rastlanan guatr ve tiroid nodüllerinin tedavisinde, ameliyat ve genel anestezi gerektirmeyen "Mikrodalga Ablasyon" ve "Tiroid Arter Embolizasyonu" yöntemleriyle boyunda iz bırakmadan çözüm sağlanabileceğini anlattı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fahrettin Küçükay, toplumda oldukça sık görülen guatr ve tiroid (tiroit) bezi nodülleri, çoğu hastada iyi huylu (kanser olmayan) olmasına rağmen büyüdükçe boyunda şişlik, yutma ve nefes alma güçlüğü, ses kısıklığı, baskı hissi ve estetik kaygı gibi şikâyetlere yol açabildiğini ve bu durumda klasik yaklaşım çoğu zaman cerrahi (ameliyatla bezin ya da bir bölümünün alınması) olduğunu belirtti. Küçükay, son yıllarda ameliyat ve genel anestezi gerektirmeyen, iz bırakmayan ve hastanın günlük hayatına kısa sürede dönmesini sağlayan görüntüleme eşliğinde girişimsel yöntemlerin giderek yaygınlaştığından bahsetti. "Kesi ve dikiş gerekmez, belirgin bir iz kalmaz. Hastanede uygulanan ameliyatsız yöntemler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Fahrettin Küçükay, Mikrodalga Ablasyon (MWA) ve Tiroid Arter Embolizasyonu (TAE) tekniğinin detaylarını şöyle anlattı: "ESOGÜ Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji bölümünde, uygun hastalarda bu modern tedavilerden ikisi uygulanmaktadır: Mikrodalga Ablasyon ve Tiroid Arter Embolizasyonu. Bölümün bu alandaki çalışmaları, uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanarak literatüre katkı sağlamıştır. İşlem genellikle hasta uyutulmadan lokal anestezi ile yapılır. Kesi ve dikiş gerekmez, belirgin bir iz kalmaz. Sağlıklı tiroid dokusunun korunması hedeflenir. Bu sayede tiroit hormonlarının üretimi çoğu hastada sürdürülebilir. Tiroid Arter Embolizasyonu (TAE) yönteminde ise kasıktan veya koldan girilen ince bir kateter (boru) damar yoluyla tiroid bezini besleyen atardamarlara kadar ilerletilir. Kanlanması azalan guatr zamanla küçülür ve baskı şikâyetleri geriler. Özellikle çok sayıda nodülü olan büyük guatrlarda ve göğüs kafesine doğru uzanan (substernal) guatrlarda bir seçenek olabilir. Her iki yöntem de görüntüleme rehberliğinde, minimal invaziv (en az hasarla) uygulanır. Hastanede kalış süresi kısadır ve hastalar genellikle kısa sürede günlük yaşamlarına döner." "Bu tedaviler kimler için uygundur?" Her hastanın her yönetimi kullanamayacağını ve işlem öncesinde hastaların yarar ve riskler konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirildiğini belirten Prof Dr. Fahrettin Küçükay, şunları kaydetti: "Mikrodalga ablasyon ve tiroid arter embolizasyonu, iyi huylu olduğu uygun incelemelerle gösterilmiş tiroid nodülü veya guatrı olan; nodüle/guatra bağlı şikâyetleri (boyunda şişlik, baskı, yutma-nefes güçlüğü, estetik kaygı) bulunan hastalarda bir seçenek olabilir. Tedavi kararı; nodülün/guatrın türü, boyutu, yerleşimi, biyopsi sonuçları, tiroit hormon düzeyleri ve hastanın genel sağlık durumu değerlendirilerek kişiye özel olarak verilir. Kanser şüphesi taşıyan veya cerrahi gerektiren durumlarda farklı tedaviler önerilebilir. Hangi yöntemin uygun olduğuna, gerekli muayene ve tetkiklerin ardından hekim karar verir. Tüm girişimsel işlemlerde olduğu gibi bu yöntemlerin de olası riskleri vardır. Guatr veya tiroid nodülü nedeniyle bu tedaviler hakkında bilgi almak isteyen hastalar, ESOGÜ Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji bölümüne veya girişimsel radyoloji birimleri bulunan hastanelere başvurabilir. ESOGÜ Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji bölümü, görüntüleme rehberliğinde uygulanan minimal invaziv tanı ve tedavi yöntemleri alanında hizmet vermekte; bu kapsamda guatr ve tiroid nodüllerine yönelik ameliyatsız tedavileri de uygun hastalarda uygulamaktadır. Bölümün çalışmaları uluslararası hakemli dergilerde yayımlanarak alanın bilimsel birikimine katkıda bulunmaktadır."
Bursa Yaş aldıkça kemiklerin erimesi, fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunu İnsan ömrü uzadıkça, sağlıklı yaş almanın ve hayat kalitesini korumanın önemi her geçen gün daha da artıyor. Ancak yaşın ilerlemesiyle birlikte vücudumuzda kaçınılmaz biyolojik değişimler meydana geliyor. Bu değişimlerin en sessiz ve derinden ilerleyeni ise kemiklerin zamanla yoğunluğunu ve gücünü kaybetmesidir. Halk arasında "kemik erimesi" olarak bilinen osteoporoz, genellikle hiçbir belirti göstermeden ilerleyen ve ilk kırık oluşana kadar fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunudur. Medicana Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Uğurcan Süner, yaşlanan nüfusla birlikte artış gösteren osteoporoz ve buna bağlı kemik kırıklarına karşı hayati uyarılarda bulundu. Kemik erimesinin, kemiğin iç mimarisini zayıflatarak en küçük travmalarda bile kırılma riski oluşturduğunu belirten Süner, özellikle ileri yaş grubundaki kalça kırıklarının ciddiyetine dikkat çekerek, "Osteoporoz nedeniyle zayıflayan kemikler, basit bir ev içi düşmede ya da hafif bir çarpmada bile kırılabilir. İleri yaş grubunda karşılaştığımız kalça kırıkları, tıbbi bir problem olmanın ötesinde, hastanın yaşam kalitesini doğrudan tehdit eden dinamik bir krizdir. Bu kırıklar; ani hareket kısıtlılığına, uzun süreli yatağa bağımlılığa ve dolayısıyla bireyin bağımsızlığını kaybetmesine yol açar. Bilimsel veriler ve klinik tecrübelerimiz gösteriyor ki, kalça kırıkları yaşlı bireylerde genel sağlık durumunu bozarak yaşam süresini dahi kısaltabilen ciddi sonuçlar doğurmaktadır" dedi. Kemik sağlığı dendiğinde akla ilk gelen unsur kalsiyum olsa da, kalsiyumun vücut tarafından kullanılabilmesi için D vitamininin şart olduğunu vurgulayan Süner, şunları aktardı: "D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilmesini sağlayarak kemik matrisini güçlendirir. Ancak işlevi bununla sınırlı değildir. D vitamini aynı zamanda kas gücünü ve nöromusküler dengeyi destekler. Klinik gözlemlerimizde, kırık şikayetiyle hastaneye başvuran ileri yaş tablosundaki hastaların çok büyük bir kısmında ciddi oranda D vitamini eksikliği tespit ediyoruz. D vitamini yetersiz olduğunda sadece kemikler zayıflamaz; kaslar güç kaybeder, denge bozulur ve refleksler yavaşlar. Bu durum da düşme sıklığını artırarak kırık riskini ikiye katlar." Toplumda sadece kalsiyum veya D vitamini takviyesi alarak kemik erimesinin önüne geçilebileceğine dair yanlış bir algı olduğunu belirten Op. Dr. Uğurcan Süner, korumanın çok yönlü olması gerektiğinin altını çizdi. Süner, "Tek başına vitamin ve mineral takviyeleri, kırıkları önlemede her zaman bir sonuç vermez. Kemik canlı bir dokudur ve uyarılmaya ihtiyaç duyar. Dolayısıyla bütüncül bir yaklaşım şarttır. Dengeli ve protein odaklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kontrollü güneş ışığı kullanımı ve eğer osteoporoz tanısı konmuşsa doktor kontrolünde yürütülen düzenli ilaç tedavisi bir bütün olarak uygulanmalıdır" dedi. Ortopedi ve travmatoloji kliniklerinde sıkça karşılaşılan en büyük eksikliklerden birinin, kırık sonrası kemik kalitesinin takipsiz bırakılması olduğunu söyleyen Op. Dr. Uğurcan Süner, "Maalesef kalça veya omurga kırığı gelişen hastalar, cerrahi olarak tedavi edildikten sonra işin ’kemik erimesi’ boyutu genellikle ihmal ediliyor. Oysa bir kez osteoporoza bağlı kırık yaşayan bir hastanın, ikinci bir kırık geçirme riski katlanarak artar. Kırık tedavisinin hemen ardından hastaların kemik yoğunluğu ölçülmeli, D vitamini ve kalsiyum seviyeleri rehberler eşliğinde optimize edilmeli ve mutlaka kişiye özel bir anti-osteoporotik tedavi planlanmalıdır" diye konuştu. Süner, yaş alma sürecinde kemik sağlığını korumak ve bağımsız bir yaşam sürmek için şu basit ama etkili önlemleri şöyle sıraladı: "Harekete Geçin: Kemik yoğunluğunu artırmak ve korumak için düzenli yürüyüşler ve vücut ağırlığıyla yapılan hafif egzersizleri yaşam tarzı haline getirin. Doğru Beslenin: Süt ve süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kaliteli protein kaynaklarını sofranızdan eksik etmeyin. Güneşten Güvenli Şekilde Yararlanın: Cildin D vitamini sentezleyebilmesi için gün içinde koruyucu kullanmadan, kısa süreli (15-20 dakika) güneş ışığı alın. Ev İçindeki Düşme Risklerini Sıfırlayın: Evdeki kaygan halıları ve kilimleri kaldırın, yaşam alanlarında kesintisiz ve güçlü bir aydınlatma sağlayın, banyo ve tuvaletlere tutunma barları yerleştirin. Kontrollerinizi Aksatmayın: Özellikle 65 yaş üstü tüm bireyler, menopoz sonrasındaki kadınlar ve daha önce hafif bir travmayla kırık geçmişi olanlar mutlaka bir uzmana başvurarak kemik sağlığı taramalarını yaptırmalıdır." Op. Dr. Uğurcan Süner, erken dönemde alınacak küçük önlemlerin, ileri yaşta hareket özgürlüğünü ve hayatı kurtaracağını belirterek sözlerini tamamladı.
İzmir Ödüllü Folkart Nova’da yaşam başladı Yüksek yaşam standartlarına sahip konut, ofis ve karma yapılar geliştiren, Türkiye’nin öncü gayrimenkul geliştirici şirketlerinden Folkart’ın, European Property Awards’ta "Avrupa’nın En İyi Yüksek Katlı Konut Projesi" ödülünü alan Folkart Nova’da artık yaşam başladı. 200 milyon dolar yatırım değerindeki Folkart Nova’nın mimari tasarımı TAGO Architects imzasını taşıyor. Projede anahtar teslimleri devam ederken, İzmir merkezinde yüksek standartlı bir yaşam tarzı tercih edenler için sınırlı sayıdaki konut seçeneği de satışa sunuluyor. İzmir ve Türkiye’nin markalı konut sektöründe öncü gayrimenkul geliştiricilerinden Folkart’ın, European Property Awards’ta "Avrupa’nın En İyi Yüksek Katlı Konut Projesi" ödülünü alan prestij projesi Folkart Nova’da yaşam başladı. İzmir Alsancak’ta denize 720 metre mesafede, farklı yüksekliklerde tasarlanan üç kulenin birleşiminden oluşan Folkart Nova, şehir merkezindeki konumu ile öne çıkıyor. Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak, İzmir’de 20 yıldır markalı konut kavramını, kente değer katan bir yaşam kültürü olarak ele aldıklarını hatırlattı: "Bu süre içinde gerçekleştirdiğimiz 21 proje ile kentin farklı noktalarına nitelikli yapılar kazandırdık. Folkart Nova, İzmir’e attığımız en değerli imzalardan biri. Uluslararası ölçekte saygın bir değerlendirme platformu olan European Property Awards’dan kazandığımız Avrupa’nın En İyi Yüksek Katlı Konut Projesi ödülünü yalnızca bir başarı göstergesi olarak değil; mimari kaliteye, estetiğe ve yüksek yaşam standartlarına verdiğimiz önemin uluslararası ölçekte zarif bir teyidi olarak görüyoruz. Bugün Folkart Nova’da yaşamın başlaması ve konut sahiplerinin yeni evlerine yerleşmeye başlaması ise bir proje geliştiricisi için en anlamlı anlardan biri. Bir yapının gerçek değeri, içinde hayat başladığında ortaya çıkar. Nova’nın da uzun yıllar boyunca İzmir’in kent yaşamına değer katan seçkin adreslerden biri olacağına inanıyoruz" Toplamda 200 milyon dolar yatırım değeriyle hayata geçirilen Folkart Nova, Folkart Vega’nın yanı başında yer alıyor. Proje, 1+1, 2+1, 3+1, 3+1 dubleks ve 4+1 olmak üzere farklı konut tiplerinin yanı sıra ticari alanlardan oluşuyor. Toplam 202 konut ve ticari alanı barındıran yapıda balkonları ile birlikte geniş yaşam alanları yer alıyor. TAGO Architects imzalı üç kuleli yapı Mimari tasarımı uluslararası mimarlık ofisi TAGO Architects tarafından gerçekleştirilen proje, farklı açılarda kurgulanan kuleleri sayesinde şehir ve deniz manzarasının daha geniş bir açıyla algılanmasını sağlıyor. Organik hatların, akıcı formların ve geniş cam yüzeylerin öne çıktığı mimari yaklaşım, yapının dış cephesinde olduğu kadar iç mekân kurgusunda da hissediliyor. Geniş balkonlar, panoramik manzaraya açılan yaşam alanları ve gün ışığını içeri taşıyan planlama, projenin mimari karakterini belirleyen başlıca unsurlar arasında yer alıyor. 202 konut ve farklı yaşam tipleri Folkart Nova, tek yaşayanlardan çocuklu ailelere kadar farklı kullanıcı profillerine hitap eden bir konut dağılımı sunuyor. Projede yer alan daire tipleri, farklı yaşam alışkanlıklarına yanıt verecek biçimde kurgulanırken, yüksek tavanlı iç mekânlar, geniş açıklıklar ve gün ışığını güçlü biçimde içeri alan cephe yapısı öne çıkıyor. Üst katlarda yer alan dairelerde panoramik şehir ve deniz manzarası daha geniş bir perspektifle hissedilirken, teraslı ve balkonlu planlama açık hava kullanımını günlük yaşamın parçası hâline getiriyor. Sosyal alanlar zemin üstü ilk iki katta toplandı Projede sosyal yaşam alanları da geniş yer tutuyor. Açık ve kapalı nitelikli yüzme havuzları, geniş güneşlenme terasları, açık hava oturma alanları, açık ve kapalı çocuk oyun alanları, yürüyüş yolları, fitness salonu, pilates ve yoga stüdyoları projenin ortak kullanım alanları arasında bulunuyor. Bunlara ek olarak spa, sauna, buhar odası, lounge, mini sinema, oyun odaları, toplantı odası, kütüphane ve çalışma odası da projede yer alıyor. Sosyal alanların tamamı doğal gün ışığı alacak biçimde zemin üstü ilk iki katta konumlanıyor. Projede ayrıca doktor odası, araç yıkama alanı ve 3 katlı kapalı otopark da bulunuyor. Şehir merkezinde, denize 720 metre mesafede Folkart Nova, İzmir’in yeni kent aksında, şehirle doğrudan ilişki kuran bir noktada yer alıyor. Denize 720 metre mesafede yer alan proje; Alsancak, Kordon, Kültürpark, alışveriş merkezleri, restoranlar ve kafelere kısa sürede ulaşım imkânı sunuyor. Metro, tramvay ve İZBAN duraklarına, ana ulaşım arterlerine ve otoyol bağlantı noktalarına dakikalar içinde erişilebilen proje, şehir içi hareketlilik açısından güçlü bir konum avantajı taşıyor. Medicana International Hospital’a komşu olan Folkart Nova; Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Yaşar Üniversitesi’ne de kısa mesafede bulunuyor. Adnan Menderes Havalimanı’na uzaklığı ise yaklaşık 18 kilometre. Hem yaşam hem yatırım değeri taşıyor Folkart Nova, merkezî konumu, ödüllü mimarisi, kapsamlı sosyal alanları ve teknik donanımıyla yalnızca yaşam odaklı değil, yatırım açısından da güçlü bir profil sunuyor. Proje, İzmir’in en değerli bölgelerinden birinde yer alması nedeniyle yüksek kiralama potansiyeli ve uzun vadeli değer artışı beklentisiyle de dikkat çekiyor.