POLİTİKA - 11 Eylül 2025 Perşembe 09:39

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu: "Muhsin Yazıcıoğlu, 26 gün çırılçıplak işkenceye maruz kaldı"

A
A
A

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında Muhsin Yazıcıoğlu’nun çok zor zamanlar geçirdiğini belirterek, "Polisler tarafından evi abluka altına alındı. Muhsin Yazıcıoğlu, 26 gün çırılçıplak işkenceye maruz kaldı" dedi.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren öncülüğünde gerçekleştirilen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 45 yıl geçti. Türkiye’de sağ ve sol görüş ayrılıklarının en yoğun şekilde yaşandığı dönemde özellikle genç kuşak ağır şiddet ve işkencelere maruz kaldı. Kimileri gördükleri işkenceler nedeniyle hayatını kaybederken, pek çok kişi de yıllar boyunca aile, iş ve sosyal hayatı derinden etkileyecek mağduriyetler yaşadı. O dönemde binlerce insan gibi kendisinin de haksız yere zulüm gördüğünü belirten Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, aynı acıların tekrar yaşanmaması için büyük uğraş verdiklerini söyledi. Topçu, merhum Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte darbe sonrası yaşadıkları zorlukları ve verdikleri mücadeleyi İhlas Haber Ajansı’na anlattı.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu:

"Toplamda 10 yıla yakın hapis yattı"

Muhsin Yazıcıoğlu’nun birçok işkenceye maruz kaldığını ve sonrasında hiçbir suç unsuru bulunmadığı gerekçesiyle salıverildiğini belirten Topçu, "Muhsin Yazıcıoğlu, polisler tarafından evi abluka altına alındı. 26 gün çırılçıplak işkenceye maruz kaldı. Toplamda 10 yıla yakın bir hapis yattı. Bütün bunlardan sonra ‘sen suçsuzmuşsun’ denilerek serbest bırakıldı. Türkiye ne çektiyse sahte Atatürkçülerden, sahte cumhuriyetçilerden, sahte milliyetçilerden, sahte İslamcılardan, sahte demokratlardan ve yalancı siyasetçilerden çekti. Yazıcıoğlu, neticede bu ifade etmiş olduğu ilkeler doğrultusunda hayatını dizayn etti. Fakat sandıklarda istediği neticeyi alamadı ama Allah’ın rızasını kazandı. Milletimizin ve İslam coğrafyasındaki kardeşlerimizin tamamının da gönlünde yer etti. Onların gönüllerini kazandı. Yazıcıoğlu’nun unutulacağını da hiç sanmıyorum. Allah rahmet eylesin" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu:

"12 Eylül darbesini yaşamış binlerce mazlumdan birisiyim"

12 Eylül darbesinin mağdurlarından birisi olduğunu ve birçok zorluklara katlanmak durumunda olduğunu ifade eden Topçu, "12 Eylül 1980 ve 28 Şubat darbesinin mağduru olmuş, aşağılanmış, çeşitli sıkıntı ve acılar yaşamış binlerce mazlumdan birisiyim. Rahmetli Erbakan Hoca’nın Başbakan Müşaviri olarak memuriyet hayatına tekrar dönmüştüm ama 28 Şubat darbesi ile birlikte de daktilo memuru ilan edildim. 12 Eylül’de tutuklanıp, öğretmenlikten alınıp, kamu haklarından men edildim. Rahmetli Başbuğ diyor ki, ‘en kötü demokrasi en iyi darbe idaresinden daha evladır.’ Darbelerin ülkemize etkisi 12 Eylül esasında konuşursak. Bu darbelerin amacı darbeleri yapanların kendi ifadeleri ‘bizim çocuklar başardı’ ifadesidir. Çocukların eliyle; ülkemizi, devletimizi ve milletimizi kendilerine uydu yapıp parmakla yönetebilecekleri bir ülke haline getirmekti. Bütün darbelerin amacı budur. Bu ülke 10 yılda bir darbeler yaşadıysa, bu darbelerin amacı ifade ettiğim gibi, kendine uydu yapacak, parmakla otur kalk diyecek, kendi çıkarları doğrultusunda yönetecek kişiler sayesinde oldu. Amaç buydu. Darbelerin neticesinde ülkemiz hem ekonomik hem sosyal girdaplara girdi. Siyaset darmadağın edildi, millet siyasetten ürker hale geldi" şeklinde konuştu.

"Yüz binlerce insan cezaevlerine dolduruldu"

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu:

12 Eylül darbesinin ardından suçsuz birçok vatandaşın cezaevinde çeşitli işkencelere maruz kaldığını belirten Topçu sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"İnsanların iki dudağı arasında bir hayata ülkemiz ve milletimiz mahkum edildi. Yüz binlerce insan cezaevlerine dolduruldu ve pervasızca çıkıp ‘bir sağdan bir soldan astık’ denildi. Bu insanlar sağıyla soluyla, karşı fikirlere sahip de olsalar bu milletin idealist çocuklarıydı. Zeki, idealist, vatanperver çocuklardı. Ülke ve millet için farklı şeyleri vardı. Şimdi diyorum ki ‘keşke 12 Eylül öncesinin gençliğinin idealizmi şu andaki gençliğimizde olsa da o kavgayı bıraksak’ Konuşmayı beceremedik, kantinleri paylaşamadık, Üniversiteleri, sokakları paylaşamadık. Ama neticede cezaevlerini ve hücreleri paylaştık. Keşke bunlar olmasaydı. Darbeler, idealist bir nesli yerle yeksan etti. Türkiye’nin ekonomisine darbe vurdular. Milletimizin geleceğine darbe vurdular. Demokrasimize darbe vurdular ve sahiplerine hizmet ettiler. Kazanan onlara bu işi yaptıranlar oldu. Kaybeden milletimiz ve devletimiz oldu."

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu:

"Artık biz masada oyun kurucu olduk"

Türkiye’nin uzun yıllar iç ve dış siyasette zor zamanlar geçirdiğini ama günümüzde adından söz ettiren ve masada güçlü bir ülke konumuna geldiğini belirten Topçu, "Artık biz masada oyun kurucu olduk. Onun için geleceğimizden ümitliyim. İnsanımızın yapması gereken tek şey birliğimizi, beraberliğimizi, bugüne kadar olduğu gibi her şeye rağmen muhafaza etmek. Çanakkale ruhu etrafında, Kudüs ruhu etrafında kitlenmek. Çünkü Türkiye’nin ayağa kalkması demek, medeniyet coğrafyamızdaki kardeşlerimizin de, Kürt’ün de, Arap’ın da, Alevi’nin de, Sünni’nin de, herkesin ayağa kalkması, bütün mazlumların ayağa kalkması demek" dedi.

Ahmet Mert Fırat - Fırat Demir

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Geleneksel halı dokuma ustası, kültürel mirası ilmek ilmek geleceğe taşıyor Geleneksel Türk el sanatlarından Yağcı Bedir halı dokumacılığının önemli temsilcilerinden Zehriban Emül, çocukluk yıllarında annesinden öğrendiği zanaatı yarım asırdır büyük bir sevgiyle sürdürüyor. Kapalı Türk düğümü tekniğiyle üretilen ve yıllar geçtikçe değer kazanan halıları özenle dokuyan usta zanaatkar, bu kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması için tezgah başından ayrılmıyor. Halk eğitim merkezlerinde yaklaşık 30 yıl boyunca eğitmenlik yaparak yüzlerce öğrenci yetiştiren 51 yaşındaki Zehriban Emül, son 6 yıldır tüm enerjisini bizzat tezgah başında üretim yapmaya ayırıyor. Halı dokumacılığına henüz ilkokul çağlarındayken annesinin yanında oyun oynayarak başladığını anlatan Emül, mesleğine olan bağlılığını hiç kaybetmediğini dile getirdi. İlk öğrendiği dönemlerde her gece rüyalarına halı dokurken kullanılan kirkit aletinin sesinin girdiğini söyleyen usta dokumacı, "O zaman bu yolu hiç bırakmayacağımı biliyordum. Bizim dokuduğumuz halılar kullanıldıkça değer kazanıyor, adeta birer antika esere dönüşerek torunlara miras kalıyor" dedi. En büyük hayali gençlerin tezgaha oturması Geleneksel sanatın yaşatılması için eğitimin önemine dikkat çeken Zehriban Emül, el dokumacılığının okullarda gençlere tanıtılması gerektiğine inanıyor. Çocukların sanatla buluşmasının ruhsal gelişimlerine de olumlu yansıyacağını ifade eden Emül, "Çocuklar haftada bir saat bile olsa tezgaha otursalar, o renkli motiflere baksalar ruhları dinlenir. Ben kirkit sesinin herkesin kulağında güzel bir müzik gibi çınlamasını ve bu kadim mesleğin aydınlık yarınlara taşınmasını gönülden istiyorum" diye konuştu.
Antalya Antalyalı anne ömrünü Down sendromlu oğluna adadı: "O sağ olsun bana yeter" Antalya’da yaşayan Esin Çam, 4 ay sonra 18 yaşına girecek Down sendromlu oğlu Emirhan Çam’ın elini 18 yıldır hiç bırakmadı. Oğluyla haftanın 5 günü etkinlikten etkinliğe koşan anne Çam, özel çocukların ailelerinin en büyük kaygısını dile getirerek, "18 yıldır hep çocuğumdayım ben. O sağ olsun bana yeter. En büyük hayalim Emir’in ayakta durması. Bütün özel çocukların ailesinin tek düşüncesi eminim ki bizden sonra ne olacak, onu düşünüyoruz. Biz ölürsek çocuklarımız ne olacak, bizim çocuklarımıza biz öldükten sonra sahip çıkılsın" dedi. Antalya’da yaşayan 47 yaşındaki Esin Çam’ın hayatı, yaklaşık 18 yıl önce dünyaya gelen oğlu Emirhan Çam ile bambaşka bir yöne döndü. Ağustos ayında 18 yaşına girecek Down sendromlu Emirhan için 18 yıldır hayatını oğlunun eğitimine, sağlığına ve sosyal yaşama katılmasına göre şekillendiren anne Çam, hem kendi mücadelesini hem de özel çocuk sahibi ailelerin ortak kaygısını anlattı. Oğlunu evden koparmadan, sosyal yaşamın içinde tutmak için haftanın 5 günü etkinliklere götüren Çam, "Her günümüzü dolu dolu yaşıyoruz" diyerek, özel çocuk sahibi ailelere de çocuklarının arkasında durmaları çağrısında bulundu. "10 ay kendimi eve kapattım" Oğlu Emirhan’ın doğumundan sonra Down sendromlu olduğunu öğrendiğini belirten Esin Çam, tanı sürecinin kendileri için zorlu başladığını anlattı. Emirhan’ın doğumdan sonra 3 gün kendisine verilmediğini ifade eden Çam, o süreçte bir şeylerin farklı olduğunu hissettiğini söyledi. Çam, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "Emirhan yaklaşık 18 yıl önce doğdu. Down sendromlu olduğunu bilmiyorduk. Emirhan doğduktan sonra 3 gün bebeği yanıma vermediler. Vermedikleri ve ikinci doğumum olduğu için aksi bir şey olduğunu düşündüm. Daha sonra çocuk doktorumuz Down sendromlu olduğunu söyledi. Tabii ki bu süreç bizim için çok uzun bir süreç oldu. 10 ay kadar kendimi eve kapattım. Ne yapmam gerekli diye düşündüm. 10 ay sonra kendime, ‘Kendini bir silkele, kendine gel, bu çocuk senin çocuğun’ dedim. Ondan sonra hastane süreçlerimiz başladı." "Hayat çizgimizi Emirhan’a göre çizdik" Emirhan’ın kalbinde delik olduğunu, bu nedenle uzun süre hastane süreçleri yaşadıklarını kaydeden anne Çam, zamanla bütün yaşam düzenlerini oğluna göre kurduklarını söyledi. Emirhan’ın sağlık kontrolleri, özel eğitimi ve okul süreciyle birlikte aile olarak farklı bir hayat düzenine geçtiklerini belirten Çam, Bursa’dan Antalya’ya taşınma kararını da bu süreçte aldıklarını ifade etti. Çam, "Emirhan kalbi delik doğdu. Üfürme denildi, o kapatıldı. Sürekli hastanelerdeydim. Daha sonra Emirhan’a göre hayat çizgimizi çizdik. Hastaneler, okullar derken 18 yaşına girecek şu anda. Sürekli doktor kontrolleri altındaydık. Daha sonra eğitimine ağırlık verdim. Bursa’da doğdu zaten. Bursa’daki eğitimden sonra, ‘Biz burada nefes alamıyoruz, ortam değiştirelim’ dedik. Antalya’ya geldik. Antalya’da özel eğitimini verdik. Özel eğitime gidiyor, normal okuluna gidiyor. Yani hayatımızı ona göre yönlendirdik ve o şekilde de devam edecek" diye konuştu. "Onun bir gülümsemesi her şeyi değiştiriyor" Özel çocuk büyütmenin zorluklarına değinen Esin Çam, bu süreçte hem hastane yollarında hem de sosyal hayatta birçok güçlükle karşılaştıklarını dile getirdi. İnsanların bakışlarının ve davranışlarının zaman zaman kendilerini zorladığını anlatan Çam, tüm yorgunluğunu oğlunun bir gülümsemesiyle unuttuğunu söyledi. Anne Çam, "Zorluklarımız tabii ki oldu. Normal bir çocuğun büyümesiyle bizim çocuklarımızın büyümesi farklı. Bir ucun hep hastanede. Tabii ki insanların sana karşı davranışı farklı, senin onlara bakış açın değişiyor. Ama bilmiyorum, iyi ki de olmuş. Hayat mücadelemiz devam ediyor. 18 yıl zor bir süreçti. Önümüzde de ne olacağını bilmiyoruz. Ama sevgisi farklı, her şey farklı. Göğüs geriyorsun, yorgunluğunu atıyorsun. Onun sana bir gülümsemesi, ‘anne’ demesi her şeyi daha farklı yapıyor" ifadelerini kullandı. İlk dönemlerde psikolojik destek aldığını da anlatan Çam, "Ben ilk 10 ay eve kapandığımda psikologla görüştüm. Bana, ‘Seni dışlayanlar olacak, yargılayacaklar, önce sen kendin dik duracaksın’ dedi. Ben de doktorumu dinledim. İnsanları eledim. İyisini kötüsünü ayırdım. Çocuklarımıza karşı davranışlarına baktım" dedi. "18 yıldır çalışamıyorum, çocuğumun peşindeyim" Emirhan 6 aylıkken Antalya’ya geldiklerini belirten anne Esin Çam, bu süreçte hem zor insanlarla hem de merhametli, şefkatli kişilerle karşılaştıklarını söyledi. Çocuğu doğmadan önce tekstilde kesim dikim ustası olarak çalıştığını ifade eden Çam, Emirhan’ın doğumundan sonra iş hayatına devam edemediğini dile getirdi. Çam, "Normalde çalışıyordum. Kesim dikim ustasıyım, tekstilciyim. Çocuğum doğana kadar çalışıyordum. Hamilelik döneminde de çalıştım. Emekliliğime az bir süreç kaldı ama 18 yıldır çalışamıyorum. Neden? Çocuğumun peşindeyim. Kimseye güvenemiyorum. Bir şey olsa sana anlatır mı, anlatamaz mı? Bu sorunları yaşadığımız için zorluklarımız tabii ki çok oldu. Ama Allah güç kuvvet verdi. Bütün özel çocuklarımızın aileleri bunu yaşamıştır eminim. Her zorluğun bir kolaylığı oluyor" diye konuştu. "Okula bir gün bensiz gitmedi" Oğlunun peşinden 18 yıldır hiç ayrılmadığını söyleyen Esin Çam, Emirhan’ın okula bir gün bile yalnız gitmediğine dikkat çekti. Yağmurlu havalarda okul önünde şemsiyeyle beklediğini anlatan Çam, yaşadıkları zorluklara rağmen oğlunu sosyal hayatın içinde tutmak için büyük çaba gösterdiğini söyledi. Anne Çam, "18 yıldır peşinden hiç ayrılmadım. Okula bir gün bensiz gitmedi. Yağmurlu havada, şemsiyenin altında beklediğimi de biliyorum. Çok zorluklar yaşadık, hala da yerine göre yaşıyoruz. Haftanın 5 günü evde hiç durdurmuyorum. Hep aktif haldeyim" dedi. Anne-oğulun haftalık programı dolu dolu Emirhan’ın haftalık programını da anlatan Esin Çam, oğlunun devlet lisesine, özel eğitime, Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı’ndaki etkinliklere ve Engelsiz Kafe’ye gittiğini söyledi. Çam, haftanın tek boş günü olan cuma günlerini de artık "anne-oğul balık günü" olarak planladıklarını ifade etti. Çam, "Pazartesi günleri normal devlet lisesine, iş okuluna gidiyoruz. Salı günü öğleden önce ZİÇEV’de folklorumuz var, öğleden sonra Engelsiz Kafe’deyiz. Çarşamba günü yine folklordeyiz. Perşembe günü öğleye kadar normal devlet lisesinde, öğleden sonra ZİÇEV’de dersimiz var. Bir cuma günü boşluğumuz kalıyor, onu da planladık. Olta takımı alıp her cuma denize balık tutmaya gideceğiz. Oyuncak balık seti almıştım, leğene su koyup onunla oynuyordu. Baktım ki ilgisini çekiyor, bu yaz da bunu uygulayalım dedim. Cuma günü Anne-oğul balık günümüz olacak" ifadelerini kullandı. Yaz tatillerinde de Emirhan’ı farklı ortamlara götürdüğünü söyleyen Çam, "Büyüklerini ziyarete götürüyorum, şehir dışına çıkarıyorum. Alternatif etkinlikler olursa duyduğumda götürüyorum. Dolu dolu yaşatmak istiyorum. Her günümüzü dolu dolu yaşıyoruz" dedi. "Özel çocuklarınızı eve kapatmayın" Özel çocuk sahibi ailelere seslenen Esin Çam, çocukların sosyal yaşamdan koparılmaması gerektiğini vurguladı. Evde uzun süre hareketsiz kalmanın ve tablet kullanımının çocukları olumsuz etkilediğini belirten Çam, çocukların mutlaka etkinliklere, eğitimlere ve sosyal ortamlara yönlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çam, "Her anneye, babaya diyorum ki özel çocuklarınızla dolu dolu zaman geçirin ve onların da bir işe yaradığını hissettirin. Haftanın 5 günü evde durdurmamaya çalışıyorum. Çünkü evde durduğu zaman tablet ağırlıklı oluyor. Tablet de Down sendromlular için tehlikeli, çünkü oturdukça iç organlarında rahatsızlık oluşuyor" diye konuştu. "Anne bak ben bunu yaptım dediğinde çok mutlu oluyorum" Emirhan’ın okulda el sanatları alanında eğitim aldığını belirten Esin Çam, oğlunun bileklik ve boncuk dizdiğini, taş döşeme çalışmaları yaptığını anlattı. Emirhan’ın kendi emeğiyle bir şeyler ortaya koymasının kendisi için büyük bir gurur olduğunu söyleyen Çam, oğlunun çabasının kendisine güç verdiğini ifade etti. Çam, "Lisemizde el sanatları, aşçılık ve tarım alanları var. Emirhan el sanatlarına uygun olduğu için bileklik, boncuk diziyorlar, taş döşeme yapıyorlar. Bu benim için çok büyük, çok gurur verici bir şey. Yoktan var etmek gibi diyebilirim. O yüzden her anne çocuğunun arkasında duracak. Çocuklarımızı kapatmamak lazım. Ne kadar mücadele edersek bize o kadar geri dönüyor. ‘Benim çocuğum böyle, ne yapabilirim, eve kapatayım’ dememek lazım. 18 senedir ben hep dışarıdayım, hep etkinliklerdeyim. Folklor, basketbol ne bulursam götürmeye çalışıyorum" diye konuştu. "En büyük hayalim Emir’in ayakta durması" Özel çocuk sahibi ailelerin ortak kaygısını da dile getiren Esin Çam, en büyük hayalinin Emirhan’ın kendi ayakları üzerinde durabilmesi olduğunu söyledi. Oğlunun verdiği mücadelenin kendisini daha çok mücadele etmeye ittiğini belirten Çam, özel çocukların ailelerinden sonra da korunup desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Çam, sözlerini şöyle tamamladı: "18 yıldır hep çocuğumdayım ben. O sağ olsun bana yeter. En büyük hayalim Emir’in ayakta durması. Oğlum el sanatlarına gidiyor. Okuldan çıktığı zaman, ‘Anne bak ben bunu yaptım’ dediğinde çok mutlu oluyorum. Biliyorum o da bir şeylerin çabasında, bir şeyler yapmak için mücadele veriyor. Benim oğlumun verdiği mücadelenin yanında ben daha çok mücadele veriyorum. Yeter ki ayakta dursun, kendini ifade etsin. Bütün özel çocukların ailesinin tek düşüncesi eminim ki bizden sonra ne olacak? Onu düşünüyoruz. Biz ölürsek çocuklarımız ne olacak, bizim çocuklarımıza biz öldükten sonra sahip çıkılsın."
Kahramanmaraş Kahramanmaraş’ta asfalt çalışmaları Kahramanmaraş’ta alt yapısı tamamlanan yollarda sıcak asfalt serim çalışmalarına başlandı. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, şehir genelinde sürdürdüğü alt ve üstyapı yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. Bir yandan altyapı modernizasyon çalışmalarını yoğun şekilde sürdüren Büyükşehir Belediyesi, altyapı imalatları tamamlanan bölgelerde de üstyapı uygulamalarını eş zamanlı olarak hayata geçiriyor. Vatandaşların daha güvenli, konforlu ve modern ulaşım imkânına kavuşması amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, şehrin farklı noktalarında asfalt seferberliği aralıksız sürüyor. Üstyapı çalışmaları kapsamında ekiplerin çalışma gerçekleştirdiği adreslerden biri de Yavuz Selim Mahallesi oldu. Mahallede bulunan 73015 sokakta altyapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından sıcak asfalt serimine geçildi. Yaklaşık 1 kilometre uzunluğundaki arterde sürdürülen çalışmalarla yol baştan sona yenileniyor. Yol Yapım, Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığı koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında arter, toplam 2 bin ton sıcak asfaltla kaplanıyor. Yoğun iş makinesi ve personel desteğiyle sürdürülen çalışmaların kısa süre içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Altyapı imalatları sırasında deforme olan ve sürücüler açısından konfor kaybına neden olan arter, gerçekleştirilen üstyapı yatırımıyla daha modern bir görünüme kavuşuyor. Toplam 5 Milyon TL’lik yatırımla yenilenen sokakta, ulaşım standardının önemli ölçüde artırılması amaçlanıyor. Asfalt seriminin tamamlanmasının ardından yolun hem sürüş güvenliği hem de ulaşım konforu açısından bölge sakinlerine daha kaliteli bir hizmet sunması hedefleniyor.
Adana Şehit annesi: "Benim oğlum burada yatarken Anneler Günü gelmiş neyimize bizim" Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 2016 yılında PKK’lı teröristlerin yola tuzakladığı el yapımı patlayıcının askeri aracın geçişi sırasında infilak ettirilmesi sonucu şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Orçun Kubat’ın annesi Şükriye Kubat, "Acısı ilk günkü gibi. Benim oğlum burada yatarken Anneler Günü gelmiş neyimize bizim? Anneler Günü’nde acılarımız daha çok depreşiyor" diyerek gözyaşlarına hakim olamadı. Şehit annesi Şükriye Kubat, Anneler Günü’nde oğlunun Adana Asri Mezarlığı Şehitliği’ndeki kabrini ziyaret etti. Oğlunun mezarı başında dua eden anne Kubat, mezar taşındaki fotoğrafını sevip uzun süre gözyaşı döktü. 2016 yılında Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde şehit olan oğlunun acısının yıllardır dinmediğini söyleyen anne Kubat, "2016 yılında Yüksekova’da şehit oldu. Acısı aynı, ilk günkü gibi; değişen bir şey yok. Anneler Günü ama çok buruk geçiyor. Her anımda onun yokluğunu hissediyorum" dedi. Anneler Günü’nde oğlunun kendisine sürpriz hediyeler gönderdiğini anlatan acılı anne, "Anneler Günü’nde internetten hediye gönderip sürpriz yapardı. Bütün annelerin günü kutlu olsun ancak şehit annelerinin günü pek kutlu değil. Anneler Günü’nde acılarımız daha çok depreşiyor" ifadelerini kullandı. Oğlunun nişanlandıktan kısa süre sonra şehit düştüğünü belirten Şükriye Kubat, "Nişanlanıp gitmişti, aradan 2 ay geçmedi; şehit oldu" diyerek mezar başında gözyaşı döktü.
Bursa Ayıları bal peteğindeki ayak izleri ele verdi Bursa’da aç kalan anne ayı ve 2 yavrusu bir çiftçinin ormana bıraktığı 21 kovan arısını telef etti. Balları yiyip kovanları parçalayan ayılar 1,5 milyona yakın arının ölmesine sebep oldu. Ayıları bal peteği üzerinde bıraktıkları ayak izleri ele verdi. Edinilen bilgiye göre olay Mudanya ilçesine bağlı Çayönü Mahallesinde meydana geldi. 17 senedir arıcılıkla uğraşan 58 yaşındaki Abdullah Çalı orman arazisi içerisine arılarını bıraktı. Geçtiğimiz gün arı kovanlarının bulunduğu bölgeye gelen anne ayı ve 1 yaşlarındaki 2 yavrusu 21 kovanı parçalayıp içindeki balı yediler. Bal olmayınca gıdasız kalan milyonlarca arı kovanlar parçalandığı için geceyi parçalanan kovanların önünde dışarıda geçirince soğuktan öldü. Bal peteğindeki ayak izinden anlaşıldı Sabah arılara bakım için gelen Abdullah Çalı gördüğü manzara karşısında dehşete düştü. Önce parçalanan kovanları toplayan Çalı bir bal peteği üzerindeki ayak izlerinden olayın failinin anne ve yanındaki yavru ayılar olduğunu tespit etti. Parçalanmış petekleri ve ölen arıları toplayan Çalı bal petekleri üzerine çıkan ayıların ayak izlerini gösterip her birinin içerisinde 70 bin arı barındırdığı 21 adet kovanının telef olduğunu söyledi. Çalı, "Bir kovandan daha az bir arı kalmış ama onlarında anne babaları var mı yok mu bilmiyorum" dedi. Öte yandan, Abdullah Çalı’nın 5 kovan arısının da geçtiğimiz yıl hırsızlar tarafından çalındığı öğrenildi.