KÜLTÜR SANAT - 06 Mayıs 2026 Çarşamba 10:12

Alanya Kalesi’ndeki 800 yıllık miras turist akınına uğruyor

A
A
A

Antalya’da Alanya Kalesi içerisindeki 800 yıllık Süleymaniye Camii, hem yerli hem de yabancı turistlerin uğrak noktası oldu. 13. yüzyılda 1. Alaaddin Keykubad döneminde inşa edilen cami, geçirdiği değişimlere rağmen tarihi dokusunu korumayı sürdürüyor.

Alanya ilçesinde, ilk olarak Selçuklu mimarisiyle inşa edilen yapı, zaman içerisinde çeşitli nedenlerle özgün görünümünden uzaklaştı. 16. yüzyılda ise Kanuni Sultan Süleyman döneminde yeniden yaptırılarak bugünkü görünümüne kavuştu. Bu yeniden inşa süreci, camiye hem Selçuklu hem de Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan eşsiz bir karakter kazandırdı. Caminin özellikle giriş kapısı, minberi ve ahşap işçiliği ilk yapıldığı dönemin estetik anlayışını yansıtarak ziyaretçilere adeta görsel bir şölen sunuyor. Ahşap detaylarda kullanılan ince işçilik, dönemin ustalığını gözler önüne sererken, yapının tarihi atmosferini daha da güçlü kılıyor.

Alanya Kalesi’ndeki 800 yıllık miras turist akınına uğruyor

Akustiği sağlamak için 60 adet küp

Öte yandan caminin dikkat çeken bir diğer özelliği ise akustik sistemi oldu. İlk inşa edildiği dönemde sesin cami içerisinde dengeli bir şekilde yayılması amacıyla yerleştirilen toplam 60 adet küp, dönemin mühendislik anlayışını ortaya koyuyor. Ancak zaman içerisinde yapılan restorasyon çalışmaları sırasında bu küplerden birinin üzerinin sıva ile kapatıldığı biliniyor. Tarihi ve mimari özellikleriyle öne çıkan Süleymaniye Camii, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlarken, Alanya’nın kültürel mirası içerisinde önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Özellikle kaleye çıkan turistlerin uğrak noktalarından biri olan cami, geçmiş ile günümüz arasında köprü kuran önemli yapılardan biri olarak dikkat çekiyor. Caminin genel tarihi hakkında bilgi veren Reşat Reşatoğlu ‘’Camiyi İlk yaptıran kişi 1. Alaaddin Keykubat. İlk yapıldığı zaman Alaaddin cami olarak adlandırılıyor. Burası bir fetih camisidir. Malum o dönemin anlayışına göre fethedilen şehirlerin en yüksek mevkilerindeki düz alana bir cami inşa edilirdi. Cami 300 sene sonra Osmanlı dönemindeki Kanuni Sultan Süleyman devrine gelmiş ve o dönemde bir şimşek çarpması sonucu büyük hasar görmüş. Ondan sonra hasar görmeyen yerlerde yıkılarak temeller muhafaza edilerek yeniden ayağa kaldırılmış. Bu sefer de Kanuni Sultan Süleyman bizzat kendi cebinden parayı gönderdiği için ve o dönemde yapıldığı için Süleymaniye cami olarak adlandırılmıştır’’ dedi.

Alanya Kalesi’ndeki 800 yıllık miras turist akınına uğruyor

Kapısında makili hat ile Fatiha yazısı

Tarihi caminin kapı girişinde inşaat sırasında Makili hat ile Fatiha suresi yazısının dikkat çektiğini aktaran Reşatoğlu ‘’İç özelliklerinin en önemlisi akustiktir. Malum o zaman mikrofon yok en arkadaki cemaate ses ulaşması lazım. Eski camilerin tamamında bu vardır. Osmanlı o özelliği bu eksikliği burada da çözmüş. İmam efendi ön tarafta namazı kıldırırken en arkadaki cemaatin bu sesi aynı şekilde duyabilmek için kubbenin dört köşesine 15’şer tane küçük küpçüler yerleştirmek suretiyle sese akustik vermişler. Tabii restorasyon sırasında bir tanesi kapatılmış dolayısıyla 60 olması gerekirken 59 tane kalmıştır.

Alanya Kalesi’ndeki 800 yıllık miras turist akınına uğruyor

Bu caminin en önemli özelliklerinden bir tanesi de kapısının, pencere kanatlarının, kürsünün ve mihrabın orijinal olmasıdır. Son dönemlerde yaygınlaşan en önemli olaylardan bir tanesi karekod uygulamasıdır. Osmanlı zamanında karekod uygulamaları arkamda gördüğünüz caminin iç pencerelerin kapısında makili hat ile bir kare içerisinde peygamberimizin adı nakşe edilmiştir. Yine caminin ana kapı girişinin üstündeyse sol ve sağ kanatta bir karekod kare içerisine Fatiha suresi nakşedilmiştir. Burada anlamlar vardır. Fatiha giriş anlamına geldiği, hem camiye giriş, hem Kur’an hem de İslam’a dine girişi ifade eder’’ ifadelerine yer verdi.

Alanya Kalesi’ndeki 800 yıllık miras turist akınına uğruyor

Recep Karcı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Mersin OSB Başkanı Tekli: "SAHA2026’da gurur duyduk" Mersin Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Başkanı Sabri Tekli, SAHA EXPO 2026’ya Mersin Pavilyonu çatısı altında 16 firma ve bağımsız stant açan 4 Mersin firmasıyla katılım sağladıklarını belirterek, "Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayi hamlesinde ulaştığı noktadan dolayı gurur duyduk" dedi. Savunma sanayinin yalnızca bir üretim alanı olmadığını, aynı zamanda ülkelerin bağımsızlık vizyonunu şekillendiren stratejik bir güç olduğunu ifade eden Tekli, Mersin OSB olarak şehrin sanayi potansiyelini savunma sanayi ile entegre etmek için kararlı adımlar attıklarını söyledi. 1993 yılında kurulan Mersin OSB’nin, 2022 yılında başlatılan savunma sanayi sürecini sistematik şekilde yönettiğini kaydeden Tekli, "Firmalarımızla birlikte savunma sanayinin en önemli organizasyonlarında aktif olarak yer alıyoruz. SAHA EXPO ve IDEF gibi ulusal ve uluslararası fuarlarda Mersin’i tek çatı altında temsil ederek hem görünürlüğümüzü artırdık hem de firmalarımızın sektörel ağlara dahil olmasını sağladık" diye konuştu. Savunma sanayine entegrasyon sürecinin yüksek kalite standartları ve disiplinli üretim kültürü gerektirdiğini vurgulayan Tekli, firmaların teknik yeterliliklerini artırmaları, sertifikasyon süreçlerini tamamlamaları ve doğru iş birliklerine ulaşmaları için yoğun çalışma yürüttüklerini belirtti. Mersin’i yalnızca tedarikçi konumunda değil, ana yüklenicilerin yatırım yaptığı bir merkez haline getirmeyi hedeflediklerini ifade eden Tekli, başta Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu olmak üzere ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii, ASPİLSAN ve Baykar Teknoloji gibi kuruluşları Mersin’de görmek istediklerini söyledi. Mersin’de savunma sanayine üretim yapabilecek potansiyele sahip 38 firma bulunduğunu aktaran Tekli, bunların 22’sinin OSB bünyesinde yer aldığını ifade etti. "Firmalarımıza yol haritası oluşturuyoruz" Savunma sanayine dahil olmak isteyen firmalara yol haritası sunduklarını kaydeden Tekli, özellikle EYDEP ve YETEN gibi kritik süreçlerde firmalara aktif destek verdiklerini belirtti. Ana yüklenici firmalarla gerçekleştirilen tedarikçi buluşmalarının büyük önem taşıdığını vurgulayan Tekli, "MKE, ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ, STM, ASPİLSAN ve HAVELSAN gibi kuruluşlarla firmalarımızı bir araya getiriyoruz. Bu temaslar firmalarımız için gerçek anlamda sıçrama noktası oluyor" ifadelerini kullandı. 2022 yılında SAHA EXPO’ya 7 firmayla ilk kez katıldıklarını anımsatan Tekli, 2026 yılında ise 16 firmanın yer aldığı Mersin Pavilyonu ile fuarda güçlü şekilde temsil edildiklerini söyledi. Tekli, "5-9 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen SAHA EXPO’ya 16 firmamızla birlikte Mersin Pavilyonu çatısı altında katıldık. Bunun yanında bazı firmalar da bireysel stantlarıyla fuarda yer aldı. Artık fuarlarda sadece görünür olan değil, dikkat çeken ve iş birlikleri geliştiren bir Mersin var" dedi. Mersin’in artık savunma sanayi sektörünün dışında kalan bir şehir olmadığını ifade eden Tekli, "Attığımız adımlar, kurduğumuz iş birlikleri ve ortaya koyduğumuz vizyon ile bu sektörün güçlü bir parçası haline geliyoruz. Hedefimiz, Mersin’i savunma sanayinde söz sahibi, rekabetçi ve sürdürülebilir bir üretim merkezi haline getirmektir" diye konuştu.
Diyarbakır Anneler Günü’nde kan davasına son verdiler Diyarbakır’da kavga sonucu yaralıların olmasıyla başlayan kan davası, iş adamı ve kanaat önderi Mustafa Çubuk’un tarafları bir araya getirmesiyle Anneler Günü’nde barışla sonuçlandı. Diyarbakır’ın Karacadağ bölgesinde, yaklaşık 5 ay önce Polat ve Korkut aileleri arasında farklı nedenlerden dolayı yaşanan kavgada yaralananlar oldu. Olayın kan davasına dönüşmemesi için iş adamı ve kanaat önderi Mustafa Çubuk başta olmak üzere kanaat önderleriyle ailelerin büyükleriyle görüşmeler gerçekleştirerek barış sağlanması talep edildi. Taraflar, olumlu görüş belirterek olayın barışla sonuçlanmasını kabul etti. Bir düğün salonunda bir araya gelen taraflar, Kur’an-ı Kerim’in altından geçerek barıştı. Burada konuşan Çubuk, Karacadağ bölgesinin aşiretler bölgesi olduğunu, Doğu ve Güneydoğu’da aşiretler arasındaki en ufak kavganın ölüm ve büyük olaylarla sonuçlandığını söyledi. Dedesinin ve babasının kanaat önderliği yaparak barışı sağladığını belirten Çubuk, "Biz de elimizden geldiği kadar olayların büyümemesi için barışı sağladık. Polat ve Korkut ailesi arasında kargaşa çıktı, bundan dolayı yaralılar oldu. Biz de araya girerek bu barışı sağladık. Allah, herkesten razı olsun. Gelen herkese çok teşekkür ediyorum. Barışla sonuçlandı. Bölgemizde artık kavga, olay istemiyoruz. Bölgemizde huzur gelsin, kan davalarının yaşanmasını istemiyoruz. Anneler Günü’nde barışı sağladık. Çok mutluyum" dedi.