EKONOMİ - 28 Ocak 2026 Çarşamba 14:03

ATB Başkanı Çandır: "Fırtınada zarar gören alanlar aynı dere ve çay havzasında"

A
A
A
ATB Başkanı Çandır: "Fırtınada zarar gören alanlar aynı dere ve çay havzasında"

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, afette 5 bin dekarın üzerinde tarım alanının zarar gördüğünü belirterek, "Zarar gören alanlara baktığımızda büyük bölümü aynı çay ve dere havzalarında tekrar etmektedir. Çözüm ise planlı, bilimsel ve uzun vadeli altyapı yatırımlarından geçmektedir" dedi.


ATB Ocak Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkan Vekili Abdullah İnan başkanlığında yapıldı. Toplantıda ATB’nin 2025 çalışma özeti sunularak, yönetimin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyeler bilgilendirildi. ATB Başkanı Ali Çandır, konuşmasında Antalya’da yaşanan sel, dolu, fırtına ve hortum nedeniyle 5 bin dekarın üzerinde tarım alanının zarar gördüğünü kaydetti. Çandır, "Son günlerde Kumluca, Finike, Demre ve Aksu başta olmak üzere kentimizde yaşanan hortum ve sel afetleri hepimizi derinden üzmüştür. Hayatını kaybeden yavrumuza Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyorum. Afetler ilk belirlemelere göre 5 bin dekarı aşan örtüaltı üretim alanlarımızda ciddi zararlara yol açmıştır. Zarar gören üreticilerimize ve tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Zarar gören alanlara baktığımızda büyük bölümü aynı çay ve dere havzalarında tekrar etmektedir. Çözüm ise planlı, bilimsel ve uzun vadeli altyapı yatırımlarından geçmektedir" dedi.



2 bin üreticiye destek talebi


Yağışların devam ettiğini, en büyük tesellinin genel hayatı etkileyen daha büyük bir afetin yaşanmamış olması olduğunu söyleyen Çandır, "İlgili tüm kurum ve kuruluşların ilk günden itibaren teyakkuz hâlinde hareket etmesini ve hızlı müdahalede bulunmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak yüksek maliyetler altında üretim yapan ve karlı bir hasat dönemine girerken zarara uğrayan yaklaşık 2 bin üreticimiz açısından acil nakit desteğinin sağlanması, mevcut kredilerin ötelenmesi ve yeni hibe ile uygun kredi imkânlarının acilen devreye alınması büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu.


Çandır, Antalya’nın kültürel hafızasına önemli katkılar sunan, sevilen tarihçi ve araştırmacı Giray Ercenk’in kaybından duyduğu üzüntüyü de dile getirerek, "Güray Ercenk ağabeyimize Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Kentimize bıraktığı izler daima yaşayacaktır" dedi.



"Tarım yüzde 7 küçüldü"


Ali Çandır, "2025 yılına 2024’ten daha iyi bir yıl olacağı beklentisiyle başlamıştık. Ancak gerek ülke gerek kent gerekse sektörümüz açısından 2025 yılı birçok göstergede 2024’ün gerisinde kalmıştır" ifadelerini kullandı.


2025 yılında GSYH büyümesinin yaklaşık yüzde 4 civarında olduğunu, ticaretin yüzde 5, sanayinin yüzde 4 büyümesi beklenirken, tarım sektörünün yaklaşık yüzde 7 küçüleceğinin öngörüldüğüne dikkat çeken Çandır, "En dikkat çekici tablo tarımdadır. Çünkü tarım yalnızca ekonomik değil, stratejik bir sektördür. Tarih bize göstermektedir ki tarımını kaybeden, geleceğini kaybeder. Bu nedenle stratejilerin ve politikaların merkezinde tarım olmak zorundadır. Tarım sektörü; ürünlerini maliyet-fiyat ilişkisiyle değil, piyasanın belirlediği fiyatlarla satar. Üretimini sezon içinde esnek biçimde ayarlayamaz ve doğa risklerine tamamen açıktır. Sezon sonunda ya ayakta kalır ya da sektörden çekilmek zorunda kalır. Bu nedenle tarımın stratejik niteliği tartışmasızdır ve politikalar bu gerçekliğe uygun biçimde oluşturulmalıdır" diye konuştu.


TÜİK’in il düzeyinde milli gelirin (GSYH) 2000-2024 dönemini kapsayacak şekilde yayımlandığını hatırlatan Çandır, 2019 yılında Antalya’nın ülke ekonomisi içindeki toplam payının yüzde 3,5’e, ticaretteki payının ise yüzde 5,4’e ulaştığını ve en güçlü yıl olduğunu söyledi. Çandır, tarımda ise tablonun çarpıcı olduğunu kaydederek şunları söyledi:


"Antalya’nın tarımdaki payı 2010 yılında yüzde 6,1 düzeyindeyken, 2024 itibarıyla yüzde 4,6’ya gerilemiştir. Başka bir ifadeyle son 15 yıl içinde tarım sektöründe yaklaşık yüzde 25 oranında bir pay kaybı yaşanmıştır. Kentimiz özelinde ise tarımın milli gelir içindeki payı 2010’da yüzde 16,3 iken, 2024’te yüzde 7,8’e düşmüştür. 2025’te bu oranın yüzde 7’nin altına inmesini bekliyoruz. Bu durum yalnızca nispi bir değişim değil, kent ekonomisinde genel bir yavaşlamaya işaret etmektedir. Nitekim sanayi sektörünün milli gelir içindeki payı 2021 yılında yüzde 11,8 iken, 2024 yılında yüzde 8,2’ye düşmüştür. Ticaret sektöründe ise en yüksek pay 2022 yılında yüzde 38,3 olarak gerçekleşmiş, 2024 yılında yüzde 37,7’ye gerilemiştir. 2025 yılının bu göstergelerin de gerisinde kalacağı tahmin edilmektedir. Tarım başta olmak üzere birçok temel sektörde 2024 yılına kıyasla daha zayıf bir performansla karşı karşıyayız. Turizmde 2025 yılında güçlü bir ziyaretçi akışı yaşanmasına rağmen sektör katma değer üretiminde ve fiyat rekabetinde beklenen seviyeye ulaşamamıştır. Tarımda ise kuraklık ve iklim şartlarında ötesinde, kentimize özgü daha derin bir kırılganlık dikkat çekmektedir. Tarımda yaşanan yapısal daralmayı yaş meyve-sebze ve domates ticaretinde de net biçimde görüyoruz. Son 6 yılda halde işlem gören sebze ve domates miktarı yüzde 50’nin, meyve miktarı ise yüzde 60’ın üzerinde azalmıştır. Buna karşın fiyat endeksleri 23 kat artmıştır. Bu tablo gösteriyor ki, sorun fiyatlarda değil, üretimde; geçici dalgalanmalarda değil, yapısal bir daralmadadır."



"2026 yılının ilk yarısı zorlu geçecek"


Çandır, 2026 yılı için yılın ilk yarısında sıkı, ikinci yarısında ise daha esnek politikaların beklendiğini söyleyerek, "İlk yarı iş dünyası için zorlukların süreceği bir dönem olacaktır. İkinci yarıdaki muhtemel rahatlama ise ölçülü olmak zorundadır; aksi halde son yıllardaki fedakarlıkları kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız" dedi.



ATB’nin 2026 teması "su"


Antalya Ticaret Borsası’nın çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Çandır, Borsa olarak son dört yıldır çalışmalarını "sürdürülebilirlik" ekseninde yürüttüklerini anlattı. ATB’nin 2026 yılı temasının "su" olduğunu kaydeden Çandır, "Çünkü tarımın, gıdanın, ihracatın ve kent ekonomisinin geleceği doğrudan suyla ilişkilidir. Antalya tarımı, dış ticareti besleyen güçlü bir yapıya sahiptir. Ancak gerekli dönüşüm sağlanamazsa ihracatımız zorlanacaktır. Bu nedenle iklim dostu üretim artık bir tercih değil, zorunluluktur. Su kaynaklarına erişimde yaşanan sorunlar giderek derinleşmektedir. Geçici yağışlar kalıcı çözüm değildir. Ürün deseninin havza bazlı planlanması, kapalı devre sulama sistemleri, su hasadı, kuraklığa dayanıklı çeşitler ve kayıt dışı su kullanımının denetimi artık ertelenemez. Ayrıca, su yalnızca tarımın değil; sanayinin, turizmin ve hane halkının da ortak sorumluluğudur. Antalya suyu bol sanılan ancak kuraklık baskısı yüksek bir kenttir. Tarım, turizm ve kentleşme aynı kaynağı paylaşmaktadır. Su yönetimi artık teknik değil, doğrudan ekonomik bir konudur. Toprağımız, suyumuz ve doğamız ortak sermayemizdir. Bu sermayemize sahip çıkmazsak hepimiz kaybedeceğiz. Unutmayalım ki, suya sahip çıkmak, bu yarınımıza sahip çıkmaktır" diye konuştu.



Mermer ocağı uyarısı


Mermer ocağı faaliyetlerinin geçici olduğunu, tarımın ise kuşaklar boyunca süren stratejik bir üretim alanı olduğunu ifade eden Çandır, "Finike Boldağ’da planlanan taş ocağına bakışımız da bu yaklaşımın doğal bir sonucudur. Tarımsal varlığımızı ve kültürel mirasımızı zedelemeyen hiçbir yatırıma karşı değiliz. Mermer ihtiyacını verimli arazilerimizin dışında, çevresel ve toplumsal hassasiyetleri dikkate alarak planlamalıyız" dedi.



"COP31 önemli bir fırsat"


2026 yılının Antalya için önemli bir yıl olduğunu, Asya Pasifik Tohumculuk Kongresi, Uluslararası Uzay Kongresi, Antalya Diplomasi Forumu ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 31’inci oturumuna (COP31) ev sahipliği yapacağını ve küresel ölçekte söz söyleme imkanı bulacağını kaydeden Çandır, "COP31, ölçeği ve küresel etkisiyle kentimiz açısından ayrı bir sorumluluk alanı oluşturmaktadır. Geçmiş COP ev sahiplikleri önemli dersler sunmaktadır. COP28 ile Dubai, iklim diplomasisini ve EXPO City altyapısını kalıcı bir değere dönüştürmüş, COP29 ile Bakü iklim finansmanını küresel gündemin merkezine taşıyarak kentin uluslararası görünürlüğünü güçlendirmiş, COP30 ise Brezilya da iklim, doğa ve biyoçeşitlilik başlıklarını dünya kamuoyunun odağına yerleştirmiştir. Antalya’da da COP31’e sivil toplumun, meslek örgütlerinin, üniversitelerin, gençlerin ve özel sektörün dâhil olduğu ortak bir akıl ve yönetişim anlayışıyla yaklaşmak durumundayız. Çünkü COP31’in gerçek başarısı, zirve tamamlandıktan sonra kentimize ne bıraktığıyla ölçülecektir. Bizim için asıl başarı; COP31 sonrasında kentimizin havasını, suyunu, taşını, toprağını ve sahip olduğu tüm çevresel değerleri merkeze alan bir anlayışın kalıcı hale gelmesidir. Atık sorunu yaşamayan, suyu etkin yöneten, dağına, taşına ve toprağına sahip çıkan bir yaklaşımın Antalya’da hâkim olması en büyük temennimizdir" diye konuştu.



"EXPO 2016 alanı kente kazandırılmalı"


COP31’in uzun süredir atıl olan EXPO 2016 alanında planlanmasını önemli bir fırsat olarak değerlendiren Ali Çandır, "Ancak bu alanı yalnızca geçici bir organizasyon mekanı olarak değil, COP31 sonrasında da kente hizmet eden, değer üreten bir merkez olarak ele almalıyız. Bu merkez, çevre ve iklim temalı olabileceği gibi, eğitim, sağlık ya da tarım gibi farklı başlıklarda da şekillenebilir. Asıl mesele, EXPO 2016 alanının hangi başlıkta ve nasıl bir katma değer üreteceğine Antalya’nın kent olarak birlikte karar verebilmesidir" dedi.


ATB meslek komiteleri üyelerinin son üç yıldır artırılmayan ve yüksek enflasyon karşısında reel olarak eriyen tarımsal işletme ve yatırım kredi limitlerinin en az iki katına çıkarılmasını, ayrıca imalat sanayine uygulanan 5 puanlık sigorta primi indiriminin tarım sektörü için de hayata geçirilmesini talep ettiğini belirten Çandır, "Bu talepler bir ayrıcalık değil, üretimin sürdürülebilmesi, kayıtlı istihdamın korunması ve gıda güvenliğinin sağlanması için zorunlu ve akılcı adımlardır. Sektörümüzün buna ihtiyacı vardır" şeklinde konuştu.



YÖREX nisanda


Antalya Ticaret Borsası olarak 17 yıldır Yöresel Ürünler Projesi ve YÖREX Fuarı ile kırsal kalkınmayı desteklediklerini ifade eden Çandır, "Yöresel ve coğrafi işaretli ürünlerimizi korumak, tanıtmak ve ekonomik değerini artırmak için aynı kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yıl fuarımızı 22-26 Nisan tarihlerinde düzenleyeceğiz. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine ülkemizin tüm zenginliklerini bir kez daha aynı çatı altında buluşturacağız. ‘Sizin Oraların Nesi Meşhur?’ sloganıyla üreticilerimizi, ticaret erbaplarımızı ve ilgili tüm kurumlarımızı YÖREX’e davet ediyoruz" diye konuştu.


Mecliste üyeler, sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.



ATB Başkanı Çandır: "Fırtınada zarar gören alanlar aynı dere ve çay havzasında"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bolu Bolu’da okul inşaatında işçiler parasını alamayınca çatıya çıktı Bolu’da yaklaşık 1.5 yıldır devam eden uygulama okulu inşaatında çalışan 8 işçi, 3 aydır maaşlarını alamadıklarını ileri sürerek inşaatın çatısında eylem yaptı. Olay, İzzet Baysal Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Uygulama Oteli inşaatında meydana geldi. İddiaya göre, inşaatta çalışan yaklaşık 50 işçi, yaklaşık 3 aydır maaş alamadı. Alacaklarının ödenmemesine tepki gösteren 8 işçi, inşaatın çatısına çıkarak eylem başlattı. Durumu gören vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye polis, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. Polis ekiplerinin yaptığı uzun ikna çalışmasında işçiler çatıdan indirilemedi. Bölgeye gelen emniyet mensuplarının Bolu Valisi Abdulaziz Aydın’ı araması sonucu, işçiler için yarına bir görüşme ayarladı. Bunun üzerine ikna olan işçiler çatıdan indi. İnşaatta çalışan 8 işçinin toplamda 12-13 milyon lira alacaklarının bulunduğu öne sürüldü. "Hakkımı istedim, bana saldırdı" İnşaatta çalışan işçilerden Nezir Özdemir, müteahhitten alacağını istediği zaman kendisine saldırdığını iddia ederek, "Geçen sene 8 Mart’tan beri ben burada çalışıyorum. Yaklaşık bir yıldır burada, onuncu aya kadar hakkımızı bir şekilde aldık. Kavga gürültü derken alıyorduk. 10. aydan sonra bir şekilde para alamadık. Adamı aradığımız zaman, ’Bizim paramızı niye vermiyorsunuz, bizim maaşlarımızı niye ödemiyorsunuz?’ diye sorduğumuzda, yarın, öbür gün deyip sürekli bizi böyle oyalıyor. Burada aslında 70-80 kişi çalışıyorduk. Bana ödeme yapacak diye geçen pazartesi günü Siirt’ten buraya gelmişim. Pazartesi günü kendisiyle burada görüştüm, hakkımı istedim, bana saldırdı. Arkadaşlar da şahittir, bana saldırdı. Ondan sonra bindi gitti, ’Yarın paranı vereceğim’ dedi yine. Gitti, gelmedi. Arıyoruz, cevap vermiyor" diye konuştu. "Tehdit ediyor bizi" İnşaatta çalışan işçilere ödeme yapmayan mütehatin kendilerini tehdit ettiğini savunan Nezir Özdemir, "Tehdit ediyor bizi. ’Çatıya çıkmakla para mı alabileceğinizi benden sanıyorsunuz?’ diyor. Biz aynı mağduriyetteyiz, mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz sadece. Mesela benim 2 milyon 274 bin lira alacağım var. Arkadaşlarımın 3 milyon 500 bin, 1 milyon alacağı olan var. Toplam 12-13 milyon gibi bir şey var, sadece işçilerin. Bunun dışında yazılan çekleri de var. Bunu da biliyoruz" ifadesini kullandı. "Bolu’nun neredeyse yarısı buranın mağduru" Daha önce aynı inşaatta birçok işçinin çalıştığını ve mağdur olduğunu söyleyen Özdemir, "Bolu’nun neredeyse yarısı buranın mağduru. Savcılığa şikayette bulunmadık, bugüne kadar bizi oyaladığı için, kendisine güvendiğimiz için. Mecbur böyle bir eyleme başvurmak zorunda kaldık sesimizi duyurabilmek için. Hakkımızı almazsak tabii ki şikayetçi olacağız. Bir tek vali babamıza güveniyoruz. Emniyet müdürümüz bize bir söz verdi. Kendisine durumumuzu ileteceğiz. İnşallah çözerler işimizi. Bizim çoluk çocuğumuz var. Himayemizde çalışan 50-60 tane insan var. Hepsi şu an bizden para bekliyor. Biz işimizi bitirmişiz, paramızı bekliyoruz" dedi.
Ankara İlham Tohti İnsiyatifi Hareketi Başkanı Can: "İlham Tohti insan hakları mücadelesinin simgelerinden biri kabul edilmektedir" İlham Tohti İnisiyatifi Hareketi Başkanı Enver Can, "Bugün İlham Tohti yalnızca Uygur halkının değil evrensel insan hakları mücadelesinin de vicdani simgelerinden biri olarak kabul edilmektedir" dedi. Ankara’da bir otelde Yesevi Hareketi, İlham Tohti İnisiyatifi Hareketi, İsa Yusuf Alptekin Vakfı ve İzmir Düşünce Platformu paydaşlığında, Uygur Türkü Aktivist Doç. Dr. İlham Tohti’nin "Nobel Barış Ödülü’ne" aday gösterilmesi üzerine toplantı yapıldı. Çin’in başkenti Pekin’de öğretim üyesi olan ekonomist Doç. Dr. İlham Tohti’nin 2014 yılında tutuklanarak müebbet hapis cezasına çarptırması üzerine harekete geçtiklerini belirten, İlham Tohti İnisiyatifi Hareketi Başkanı Enver Can, Tohti’nin Uygur Türkleri ve evrensel insan hakları mücadelesi veren tüm insanlar için bir simge olduğunu ifade etti. Tohti’nin Nobel Barış Ödülü’nü almasının Uygur Türklerinin mücadelesi için önemli olduğunu vurgulayan Can, "İlham Tohti’nin Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmesi şiddete başvurmadan hak aramanın hukuku esas alan direnişin ve diyalog çağrısının evrensel bir değer olarak teyit edilmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle özellikle akademik çevrelerin ve düşünce insanlarının bu süreci daha güçlü biçimde desteklemesi hem Tohti’nin özgürlüğü hem de Uygur meselesinde barışçıl çözüm arayışlarının güçlendirilmesi açısından bir önem taşımaktadır. Bugün İlham Tohti yalnızca Uygur halkının değil evrensel insan hakları mücadelesinin de vicdani simgelerinden biri olarak kabul edilmektedir" diye konuştu. Yesevi Hareketi Ankara Başkanı Miraç Gür ise, Çin’de Uygur Türklerine yapılan bazı uygulamalardan bahsetti. Uygur Türklerine iyi vatandaş, kötü vatandaş değerlendirilmesi yapıldığına değinen Gür, "Uygur Türklerinin telefonlarına zorunlu bir şekilde yüklenen bazı programlar var. Bunların yüklenmesinden kaçınamıyorlar ve bu telefonlarla yüklemeden dolayı bütün fotoğrafları, mesajlaşmaları, bütün girdikleri, bütün ayak izleri, internetteki bütün kişisel verileri otomatik bir şekilde ele geçirilebiliyor Çin tarafından. Yaptıkları her hareket gözetlenebiliyor, izlenebiliyor. Bu yüzden sosyal kredi sistemi denilen bir sistem vasıtasıyla bu insanlara puanlama veriliyor ve bu puanlamada iyi vatandaş, kötü vatandaş olarak nitelendiriliyor. Dolayısıyla Uygur Türkleri müslüman oldukları için, Türk oldukları için, kültürleri Çin’de nispeten farklı olduğu için Tabii ki kendilerine göre internet sitelerine girmeleri puanlarının düşük olmasına sebep oluyor" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Ömer Kul ise, "Nobel Barış Ödülü’nün ben siyasi bir ödül olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da eğer İlham Tohti’ye de verilecekse bunu hak etmiş bir şahıstır. Duruşu, yaptıkları çektiği eziyetler dolayısıyla sonuna kadar hak etmiştir. Velev ki siyasi olarak verilsin biz bu yolda bir kişinin hayatının kurtarılmasına, insanca yaşamasına vesile olmuş oluruz. Bunun kadrini yaradan verecek diye inanıyorum. Ama hiçbir şey olmazsa, bu ödül verilmezse biz İlham Tohti’yi anlattık, bunun üzerinden Doğu Türkistan davasını anlattık, orada bizim açımızdan boynumuzu büken, ırkdaşımızın, dindaşımızın tecavüze maruz bırakıldıklarını, çocuklarını Çinlilerin bile bugün giymedikleri o eski Çin giysileriyle asimile ettiklerini, şayet böyle giderse 15-20 yıl sonra Doğu Türkistan’da müslümanım, Türküm bırak Türküm, Uygur’um diyecek insan kalmayacağını bunları dilimiz döndüğünce, Çin tehlikesinin insanlık adına ve dünya adına nasıl tehlike olduğunu dilimiz döndükçe anlatmaya çalıştık" dedi.
Çorum TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu: "Çorum’un ihracatı son 10 senede 100 milyon dolardan 5 milyar doların üzerine çıktı" Türkiye Odalar ve Borsalar Başkanı (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Çorum makinenden konfeksiyona kadar geniş alanda üretim ihracat yapan, yıldızı parlayan bir şehir. Sadece son 10 senede ihracatı 100 milyon dolardan 5 milyar doların üzerine çıkmıştır" dedi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Çorum Ticaret ve Sanayi Odası Kültür ve Konferans Salonu’nun açılış töreninde konuştu. Çorum’un son dönemdeki sanayi yatırımlarıyla parlayan bir yıldız haline geldiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, Çorum’un en çok ihracat yapan 12. şehir konumuna geldiğini dile getirdi. "Çorum’un ihracatı son on senede ihracatı 100 milyon dolardan 5 milyar doların üzerine çıkmıştır" Çorum’da sanayi yatırımlarıyla önemli bir ihracat rakamına ulaşıldığını ifade eden Hisarcıklıoğlu, "Burada faaliyette bulunan üç tane OSB’miz var. Ama artık yetmiyor iki tane daha yapıyorsunuz. Ben de geçmişte burada organize sanayi bölgesinde. Yatırım yapmış olan bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Ben çorum insanını buraya yatırım yapmadan önce tanımıyordum. Yatırım yapınca anladım. Ne kadar vefakar, cefakar ve çalışkan insan olduklarını burada yatırım yapınca anladım. Çorum makinenden konfeksiyona kadar geniş alanda üretim ihracat yapan, yıldızı parlayan bir şehir. Sadece son 10 senede ihracatı 100 milyon dolardan 5 milyar doların üzerine çıkmıştır. 2025 yılında tüm Türkiye’de, ihracatını en fazla arttıran üç şehir konumuna çorum gelmiştir. Son bir yılda Çorum’un tam 2 milyar dolar yaklaşık bir nokta 9 milyar dolar arttırdık. Çorum’un nasıl bir başarı hikayesi yazdığını göstermek için şu karşılaştırmayı da yapmakta fayda var. Yıllık ihracat artışında İstanbul, Bursa gibi şehirlerin önüne geçti. O zaman işte sağ olsun Ticaret Bakanlığımızın bu sonucunda Çorum’un kaynaklı ihracat 5 buçuk milyar dolar olduğu ortaya çıktı. Yani sevinerek söyleyeyim, bunu da her tarafta kullanabilirsiniz. Bizim ihracatımız, Çorum’un ihracatı Adana’yı, Konya’yı, benim memleketim olan Kayseri’yi de geçtiriniz. Ve bugün Çorum 12. büyük ihracatçı şehir haline geldi" dedi. "Bu kadar sanayisi gelilmiş bir şehrin muhakkak limanlara ulaşması lazım" Çorum’da yapılan demiryolu projesinin önemine de dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, "Özellikle sayın vekillerim ne olur bunu çok sık anlatın ki siyaset, iktidar, hükümet Çorumun değerinin farkına varsın. Üstelik bunu da demiryolu olmadan yaptık. Çorumlu çalışkan ve marifetlidir bak açık söyleyeyim. Tren de inşallah yatırım programına alındı ama bir an önce bu kadar sanayisi gelilmiş bir şehrin muhakkak limanlara ulaşması lazım. Tabii buna bağlı olarak da hızlı trene ihtiyacımız var. Ankara’da bugün Eskişehir’in çehresi değişti. Ankara’dan günü birlik biniyorlar. Özellikle kadınlar gün yapacağına Eskişehir’i geziyorlar ve böylelikle Eskişehir’in ekonomisine katkı veriyorlar. İnşallah Çorum’da bu şekilde gelişecek başkan da çalışacak daha çok görünür hale geleceğiz. Türkiye’de marka olan şehirlerde bir hikaye var. Bir şehrin valisi, belediye başkanı, milletvekilleri, sivil toplum ve meslek örgütleri bir ve beraber hareket ederse o şehirler marka şehir olur" diye konuştu. Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan da Bankalar Birliği’nin de KOBİ’lere yönelik açıklayacağı destek programı olduğunu ve ekonomi yönetiminin sanayi sektörüne önemli katkılar sağlayacak programlar oluşturduğunu dile getirdi. Törene Çorum Valisi Ali Çalgan, AK Parti Çorum Milletvekili Yusuf Ahlatcı, CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız, Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, Çorum Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Başaranhıncal katıldı.