GÜNDEM - 20 Ocak 2024 Cumartesi 09:48

’Kafkasların Kraliçesi’ tırıyla uluslararası yollarda direksiyon sallıyor

A
A
A

Artvin’den Kafkas ülkelerine yük taşıyan "Kafkasların Kraliçesi" lakaplı 32 yaşındaki kadın tır sürücüsü Esra Yılmaz oyuncaklar, makyaj malzemeleri ve çeşitli aksesuarlarla renklendirdiği şoför mahallini adeta evindeki odasına dönüştürürken, uluslararası yollarda bu şekilde tek başına direksiyon sallıyor.

Artvin’in Kemalpaşa ilçesinde yaşayan Esra Yılmaz’ın en büyük tutkusu araba kullanmak ve gezmek. Yılmaz, bu iki tutkusunu yapıp aynı zamanda para kazanmak için tır şoförlüğü mesleğini seçti. Kocaeli’nde özel bir limanda eğitimlerini aldıktan sonra direksiyona geçerek 4 yıldır ülke geneline ve Kafkaslara yük taşımacılığı yapıyor. Torpido üzerine dantel işlemesi serip araç kabinini oyuncak ve makyaj malzemeleriyle süsleyen Yılmaz, zamanın bir çoğunu yollarda tek başına geçiriyor. Molalarda makyaj yapmayı ihmal etmeyen Yılmaz, "Evim ve iş yerim" dediği tırın içinde kitap okuyor, yemek yiyor, geceleri tırın içinde uyuyor.

’Kafkasların Kraliçesi’ tırıyla uluslararası yollarda direksiyon sallıyor

"En büyük tutkularımı para kazanarak yapıyorum"

"Burası benim evim, iş yerim, yatak odam" diyen Esra Yılmaz ”Tutkunu olduğum iki şeyi birleştirmem gerekiyordu. Biri dünyayı dolaşmak diğeri araba sürmek. Bu ikisini birleştirip hem de para kazanmalıydım. Bundan dolayı tır şoförü oldum. Kocaeli’nde özel bir limanda eğitim aldım. Daha sonra belgelerimi alarak uluslararası yollarda direksiyon sallamaya ve gaza basmaya başladım. 4 yıldır tır kullanıyorum. Bu sayede dünyayı geziyorum, araç kullanıyorum ve para kazanıyorum. Uluslararası yolculuğum ilk Sarp Sınır Kapısından Azerbaycan’a gitmekle başladı. Türkiye’nin bir ucundan başka bir ucuna diyebileceğim kadar şehir gezdim. Hedefim kendime tır almak ve kendi tırımla Asya kıtası ve Avrupa kıtasına tır yolcuğu yapmak istiyorum" dedi.

’Kafkasların Kraliçesi’ tırıyla uluslararası yollarda direksiyon sallıyor

"Tır sürücülerine yönelik yanlış bir algı var"

Kadın tır şoförü olarak binlerce erkek tır şoförü içinde tır kullanmanın kendisini hiçbir zaman zorlamadığını belirten Yılmaz "Şuana kadar hiçbir şekilde sözlü yada fiziksel tacize uğramadım. Tır şoförleriyle ilgili bir algı var kesinlikle yanlış bir algı. Beni bir kardeş gibi, bir evlat gibi karşılıyorlar. Sokakta ilk karşılaşmalarımda tepkiler çok güzel. Alkışlayanlar bravo diyenler ıslık çalanlar bunlarla ilgili güzel tepkiler alıyorum, bu da beni daha fazla motive ediyor. Son yıllarda kadın tır şoförü artması beni mutlu ediyor. Sektörümüzde kesinlikle kadınlarında olması gerekiyor. Hatta zaman zaman ’Bu mesleği nasıl erkeklere kaptırmışız’ diye kendimi sorguladığım anlar da oluyor. Mesleğimi seviyorum” ifadelerini kullandı.

’Kafkasların Kraliçesi’ tırıyla uluslararası yollarda direksiyon sallıyor

Adem Güngör - Fatih Tüysüz - Fatih Büyük

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Karadeniz için en büyük iki tehdit: "Deniz salyangozu ve taraklı medüz" Karadeniz’de son dönemde en büyük ekolojik baskıyı oluşturan türlerin başında deniz salyangozu ve taraklı medüzün geldiği belirtildi. Türkiye’nin denizlerinde yabancı tür hareketliliği son yıllarda hızla artıyor. Son 50 yıldır Akdeniz’den başlayıp Ege, Marmara ve Karadeniz’e kadar uzanan göç rotasında ilerleyen yabancı türlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bunların önemli bir kısmı Kızıldeniz’den Süveyş Kanalı aracılığıyla gelen göçmen türlerden, bir kısmı ise uluslararası deniz taşımacılığında kullanılan gemilerin balast suları ile ekosisteme karışan türlerden oluşuyor. Bunlar arasında Karadeniz’de son dönemde en büyük ekolojik baskıyı oluşturan türlerin başında ise deniz salyangozu ve taraklı medüz geliyor. Deniz salyangozunun kontrolsüz çoğalmasının kıyı ekosistemlerinde tahribata yol açtığı ve Akdeniz midyesini yok etme noktasına getirdiği, taraklı medüzün ise özellikle hamsi gibi ekonomik değeri yüksek balık türlerinin yumurta ve larvalarını tüketmesi ve besin rekabetine girmesinin popülasyonlar üzerinde olumsuz etkilere sebep olduğu görülüyor. Türk kara sularına 500’e yakın yabancı tür girmiş Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Şahin, denizlerin ısınması, tuzluluk oranlarının değişmesi ve denizlerde artan kirlenme sonucunda ortama yeni türler girdiğine dikkat çekti. Şahin, "Tutunabilirse adapte oluyor. Bu yabancı türlerin adaptasyonu sürecinde yerli türlerle girdikleri rekabet sonucunda ortamdan gitmelerine ya da yok olmalarına sebep olmaktadır. Şu anki gidişatta bölgemizdeki birçok türün yaşam alanına başka yerlerden gelen yeni türler geçecek gibi gözüküyor" ifadelerini kullandı. Şahin, yapılan çalışmalara göre farklı yollarla Türk kara sularına 500’e yakın yabancı türün girdiğini söyledi. Yürütülen çalışmalar ve kanunlarla gemilerin balast suları vasıtasıyla gelebilecek yabancı türlerin engellenmeye çalışıldığını kaydeden Şahin, "Her ne kadar yüzde yüz başarılı olunduğu söylenemese de bu konuda çalışmalar yürütülüyor. Ancak deniz suyuyla beraber yüzerek göç etmek suretiyle gelen türler için bir şey yapmak mümkün değil, bu doğal bir süreç. Bununla beraber tropik bir balığı bir süre akvaryumda besledikten sonra alıp denize bırakıldığı yönünde vakalar da duymaktayız" dedi. "Bu sürecin nasıl işlediğini ve neyle sonuçlanacağını ilerleyen zamanlarda göreceğiz" "Balıkçılar tarafından yakalanan ve bizim bölgemizde yeni görülmeye başlandığı söylenen türlerin geçişi ilk değil" diyen Şahin, "Yaklaşık 5 yıldır sık sık Akdeniz’den Ege’ye, Ege’den Marmara’ya ve Karadeniz’e türlerin geçişi yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu sürecin şu anda ticari avcılık yaptığımız hamsi, palamut, istavrit, barbunya ve mezgit gibi türlerin üzerindeki etkisini ilk etapta görmemiz zor. Yabancı türlerin gelip yerleşip burada konaklayabilmeleri, üremeleri ve sürü oluşturmaları gerekiyor, ki bu da öyle çok hızlı gelişen bir süreç değil. Biz bu sürecin nasıl işlediğini ve neyle sonuçlanacağını ilerleyen zamanlarda göreceğiz" şeklinde konuştu. "Akdeniz’i balon ve aslan balığı maalesef neredeyse istila etti" Akdeniz’de balon ve aslan balığının yerli türleri kovduğunu vurgulayan Şahin, "Benzer durum Akdeniz kıyılarımızda karşımıza çıkıyor. Akdeniz’i balon ve aslan balığı maalesef neredeyse istila etti. Oradaki yerli türleri ortamdan kovdu, kovmadığını yedi bitirdi. Bir tane gelir buralarda birkaç tane balık yer ama üreyemediği için ölür gider. Ama burada stok oluşturursa, kendine ortam bulursa o tehlikeli bir duruma dönüşüyor. Çok tehlikeli ve rakip tanımayan bu iki türün sularımıza adapte olduğu anlaşıldığında iş işten geçmişti" ifadelerini kullandı.
Samsun Kavak OSB, bin 350 kişiye istihdam imkanı sunuyor Samsun Kavak Organize Sanayi Bölgesi (OSB) yüzde 90 doluluk oranına ulaşarak bin 350 kişiye istihdam sağlıyor; genişleme alanı, altyapı çalışmaları ve artan ihracatla bölge ekonomiye güç katmayı sürdürüyor. Samsun Valiliği’nden edinilen bilgiye göre, Kavak Organize Sanayi Bölgesi katma değerli üretim ve istihdamda yükselişini sürdürüyor. Şehir merkezine 50 kilometre, limana ve demiryoluna 52 kilometre mesafede, şehirlerarası karayolu kenarında bin 400 dönümlük alanda kurulu bulunan Kavak OSB, ulaşım kolaylığı ve personel temini açısından önemli bir avantaj sunuyor. Bölgede doluluk oranının yüzde 90 seviyesine ulaştığı belirtilirken, burada faaliyet gösteren firmalarda toplam bin 350 kişinin istihdam edildiği ifade edildi. Ulusal ve uluslararası yatırımcılardan yoğun talep gören Kavak OSB’de yatırım yapmak isteyenler için 600 dönümlük ilave genişleme alanı çalışmalarının da devam ettiği bildirildi. Büyükşehir Belediyesi SASKİ Genel Müdürlüğü iş birliğiyle OSB içerisindeki mevcut altyapının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar sürerken, günlük bin metreküp kapasiteli arıtma tesisinin proje hazırlıklarının da başlatıldığı kaydedildi. Ayrıca Hacılı Geçidi Kavşağı’nda yapılacak bağlantı yoluyla birlikte, bölgede faaliyet gösteren işletmeler için zaman ve yakıt tasarrufu sağlanmasının hedeflendiği aktarıldı. Kavak OSB’de üretimin her geçen gün arttığı, bölgedeki firmaların 18 farklı ülkeye ihracat yaparak Samsun ve Türkiye ekonomisine katkı sunmaya devam ettiği ifade edildi.
Van Asırların izini taşıyan Horhor Medresesi Camii, çevre düzenlemesiyle yeniden nefes aldı Van Kalesi’nin eteklerinde yer alan tarihi Horhor Medresesi Camii, kapsamlı restorasyon ve çevre düzenlemesinin tamamlanmasının ardından hem ibadete hem de turizme yeniden açıldı. Bir dönem bataklık halde olan ve kullanılamayan bölge, yapılan drenaj sistemiyle tamamen yenilendi. Doğal su kaynaklarının kontrol altına alınmasıyla düzenli su akışı sağlandı. Proje kapsamında ayrıca dinlenme alanları, yürüyüş yolları, havuzlar ve geniş bir yeşil alan düzenlemesi yapılarak bölge modern bir görünüme kavuşturuldu. Tarihi kaynaklarda Birinci Dünya Savaşı sonrası Ermeniler tarafından yıkıldığı belirtilen, mimari özelliklerine göre 18. yüzyıla tarihlendirilen Horhor Medresesi Camii, aslına uygun şekilde restore edildi. Bediüzzaman Said Nursi’nin 1897-1907 ve 1912-1914 yıllarında ibadethane ve talebe yetiştirme amacıyla kullandığı yapının restorasyon süreci, ilk olarak 2012 yılında yapıldı. Ardından bir takım teknik sorundan dolayı zarar gören cami, 2019 yılında tekrar ibadete kapatıldı. Van Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığınca geçen yıl kısmen ibadete açılan Horhor Medresesi Camii, eksiklerin tamamlanmasıyla birlikte bu yıl beş vakit namazda yeniden cemaatini ağırlamaya başladı. Tarihi cami ve çevresinde yapılan kapsamlı düzenlemelerle bölge, hem yerli hem de yabancı ziyaretçiler için yeni bir cazibe noktasına dönüştü. "Akan suyun sesinden dolayı buraya ‘Horhor’ deniliyor" İHA muhabirine konuşan Horhor Medresesi Camii İmam Hatibi İsmail Tukdan, caminin isminin bölgeden akan suyun çıkardığı sesten geldiğini belirtti. Horhor Medresesi’nin tarihi önemine dikkat çeken Camii İmam Hatibi Tukdan, "Van Kalesi’nin dibinden akan suyun sesinden dolayı buraya ‘Horhor’ deniliyor. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de Vali Tahir Paşa’nın davetiyle 1896-1907 yılları arasında Van’a gelerek irşat faaliyetlerinde bulunuyor. Gelişinde Horhor Medresesi’nde talebe yetiştirmeye başlıyor. Risale-i Nurlarda geçtiği üzere bu dönemde hem dinî ilimler hem de fen ilimleri birlikte okutuluyor. Bediüzzaman Hazretleri, Tahir Paşa’nın konağında kimya ve fizik hocalarıyla matematik üzerine ilmî tartışmalara giriyor ve hepsine üstün geliyor" dedi. Horhor Medresesi’nin, Bediüzzaman tarafından "Medresetü’z-Zehra’nın mekteb-i iptidaisidir" şeklinde tanımlandığını dile getiren Tukdan, bunun bölgenin üniversite temelli büyük bir ilim projesinin başlangıç noktası olduğunu söyledi. Tukdan, "O dönemde Hakkari, Şırnak, İran ve Irak’tan birçok âlim bu medreseye gelerek ders görüyor, ders veriyor ve icazet alıyor. 1914’te yaşanan olaylarda Ermeniler, bölgedeki Müslüman evleri ve camiler gibi Horhor Medresesi de tahrip edilerek yakılıyor ve 2010’a kadar harabe halde kalıyor" diye konuştu. "Buraya gelenler geçmişle köprü kuruyor" Medresenin 2010 yılında dönemin Van Valisi tarafından restore edilerek ayağa kaldırıldığını hatırlatan Tukdan, yapının teknik sorunlar nedeniyle 2019’da tekrar kapatıldığını dile getirerek, "Van Valisi Ozan Balcı’nın girişimleriyle 2024 yılında drenaj sistemi tamamen yenilendi, tavan akıntıları onarıldı, çevre düzenlemesi yapıldı, yürüyüş yolları, aydınlatmalar, abdestlikler ve çeşmeler yenilendi. Böylece Horhor Medresesi Camii, beş vakit, cuma ve cumartesi sabah namazlarıyla yeniden ibadete açıldı. Cemaat yoğunluğu oldukça fazladır. İnsanlar burayı yeni yeni keşfediyor ve büyük bir ilgi gösteriyor. Hafta sonları 3 ila 5 bin kişi hem ibadet etmek hem tarihi mekânı görmek hem de geçmişle köprü kurmak için buraya geliyor" şeklinde konuştu. Alanın daha önce bir bataklık olduğunu ifade eden İlhan Öztekin isimli ziyaretçi ise alanın yeniden düzenlendiğini ve caminin de yeniden ibadete açıldığını söyledi. Öztekin, yeni çalışmayla tarihi alanın çok sayıda kişi tarafından ziyaret edildiğini belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti.