ASAYİŞ - 29 Eylül 2025 Pazartesi 15:23

Evinin balkonundan düşen genç kadın hayatını kaybetti

A
A
A
Evinin balkonundan düşen genç kadın hayatını kaybetti

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde üçüncü kattaki evinin balkonundan yere düşen genç kadın hayatını kaybetti.


Olay, İkiçeşmelik Mahallesi Kirazlı yolunda bir apartmanda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre 30 yaşındaki Ayça Ala’nın üçüncü kattan yere düştüğünü gören komşuları durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbarın ardından bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri genç kadının olay yerinde hayatını kaybettiğini tespit etti. 30 yaşındaki genç kadının psikolojik rahatsızlığı bulunduğu ve ilaç kullandığı, daha önce de intihar girişiminde bulunduğu iddia edilirken, kesin ölüm nedeninin yapılacak olan otopsi ve incelemenin ardından kesinleşeceği öğrenildi.


Olayla ilgili soruşturma sürüyor.



Evinin balkonundan düşen genç kadın hayatını kaybetti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Mersin Büyükşehir Belediyesi 2025’te sağlık ve sosyal destekle her kesime ulaştı Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, 2025 yılı boyunca doğumdan yaşlılığa kadar her yaş grubuna yönelik sunduğu kapsamlı sağlık ve sosyal destek hizmetleriyle vatandaşların yanında olduğu bildirildi. Mersin Büyükşehir Belediyesi 2025 yılı boyunca, doğumdan yaşlılığa kadar yaşamın her aşamasında, kapsamlı sağlık ve sosyal destek hizmetleri ile vatandaşların yanında oldu. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, her yıl olduğu gibi 2025 yılında da evde sağlık hizmetinden yatağa bağımlı hastalara, yaş almış vatandaşlardan onkoloji hastalarına, ambülans hizmetinden özel bireylere kadar, erişilebilir ve sürdürülebilir hizmet anlayışıyla kent genelinde çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Engelliler Şube Müdürü Abdullah Gerboğa, 2025 yılının da Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı açısından vatandaş odaklı hizmetlerin ön planda olduğu bir yıl olduğunu belirterek, "2025 yılında da vatandaşlarımız, bize her zaman bir telefon kadar yakın olduklarını biliyordu ve biz de hizmetlerimizi bu anlayışla onlara ulaştırdık" dedi. "Engelsiz yaşam merkezimiz, bir sosyal yaşam alanına dönüştürüldü" Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı olarak 2025 yılı boyunca verilen hizmetlerin değerlendirmesini yapan Gerboğa, engelli veri tabanına kayıtlı 29 bin 197 özel bireye yönelik çok sayıda hizmetin hayata geçirildiğini söyledi. Gerboğa ayrıca engelsiz yaşam merkezinde atölye çalışmaları, eğitim programları, kurslar ve spor aktiviteleri düzenlediklerini aktardı. Gerboğa, "Engelsiz yaşam merkezimiz yalnızca eğitim verilen bir alan olmaktan çıkarılarak, birer sosyal yaşam alanına dönüştürüldü. Engelsiz yaşam parkında kurslar ve yüzme etkinlikleri gerçekleştirdik. Ailelerle birlikte, atölye ve eğitim çalışmaları hazırlayarak, hem sosyalleşme hem de eğitim faaliyetlerimizi sürdürdük" ifadelerini kullandı. ‘Otizm Aile Danışma Merkezi’nde, 0-6 yaş arası çocuklara yönelik erken çocukluk dönemi müdahale eğitimlerinin yürütüldüğünü belirten Gerboğa, "Merkezimizde 4 bin 717 defa kişiye özel eğitim dersleri, bin 922 defa duyu bütünleme ve ergoterapi ve 483 defada bireysel psikolojik destek seansları uyguladık. Eğitim süreçlerine ailelerimizi de danışmanlık ve psikolojik destek yoluyla dâhil ederek, tüm süreci birlikte yürüttük" diye konuştu. "Hastalarımızı destekleyerek ailelerin bakım yükünün hafifletilmesini amaçladık" Evden çıkamayan, yatağa bağımlı ve ortopedik engelli bireyler ile onkoloji hastalarına yönelik hizmetlerin 2025 yılında da devam ettiğini belirten Gerboğa, "Hastane nakil ambulansları, engelli transfer araçları ve onkoloji hastalarına özel transfer hizmetleriyle, vatandaşlarımızın sağlık kuruluşlarına güvenli ulaşımını sağladık" dedi. Evde sağlık, bakım ve destek hizmetleri kapsamında, yıl genelinde toplam 15 bin 866 haneye ulaşılarak 109 bin 879 defa hizmet götürüldüğünün altını çizen Gerboğa, yaşlı destek birimine kayıtlı 301 kişiye de çeşitli destekler sağlandığını kaydetti. Gülümse Alzheimer Yaşam Merkezi’nde Alzheimer hastalarına yönelik sosyal ve zihinsel destekleyici aktiviteler gerçekleştirildiğini de aktaran Gerboğa, "Yaptığımız çalışmalarla hem hastalarımızı destekledik, hem de ailelerin bakım yükünün hafifletilmesini amaçladık" diyerek yıl boyunca merkezden yararlanan 24 kişiye toplam 10 bin 809 defa hizmet seansı uygulandığını sözlerine ekledi. Özel birey ve ailelerine önemli destek sağlanan Büyükşehir Belediyesi Mola Evleri aracılığıyla, yıl genelinde 3 bin 186 defa hizmet verildiğini aktara Gerboğa, "Aileler günlük işlerini hallederken, biz de özel bireylerimizle kaliteli zaman geçirdik, eğitimlerini gerçekleştirdik. Bu sayede ailelerin nefes almasını sağladık" ifadelerini kullandı.2025 yılında poliklinik hizmetleri kapsamında birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulduğunu ifade eden Gerboğa, "Temel muayene hizmetleri, basit tahliller, diş hekimliği ve psikolojik destek hizmetleri ile 3 bin 852 vatandaşımıza ulaştık. ‘Sağlıklı Yaşam Merkezleri’ aracılığıyla, vatandaşlarımızın sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmesine yönelik çalışmalarımızı da sürdürdük" dedi. "46 bin 449 adet medikal malzeme desteği verildi" İhtiyaç sahibi olduğunu belgelendiren vatandaşlara, 2025 yılı içerisinde toplam 46 bin 449 adet medikal malzeme desteği verildiğini aktaran Gerboğa, "Vatandaşlarımıza yönelik tekerlekli sandalye, akülü sandalye, hasta yatağı ve hasta alt bezi gibi medikal malzeme desteklerini sunduk. ‘Medikal Malzeme Bakım ve Onarım Atölyesi’nde de bu ekipmanların bakım ve onarımlarını yaparak, daha uzun süre kullanılmasını sağladık. Mezitli Kadın Sağlığı Danışma Merkezimizin sunduğu hizmetlerden 5 bin 222 defa yararlanıldı. Tarsus Atatürk Parkı Sağlıklı Yaşam Danışma Merkezi’nin hizmetlerinden ise 6 bin 305 defa faydalanıldı. 2026 yılında da hizmetlerimizi geliştirerek sürdüreceğiz. Vatandaşlarımız bize ‘Alo 185 TEKSİN’ üzerinden rahatlıkla ulaşabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
İzmir Dijital dünyada sosyalleşen ergenleri bekleyen riskler var Endokrinolog Arzu Jalilova, sosyal medyanın ergen beynini nasıl şekillendirdiğine ilişkin çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Ergen beyninin dijital uyaranlara yetişkinlerden çok daha duyarlı olduğunu belirten Uzm. Dr. Jalilova, "Ergenlerin beyninin henüz olgunlaşmamış yapısı, onları dijital dünyanın cazibesine daha duyarlı hale getiriyor. Dijital dünyanın etkisi ‘iyi’ ya da ‘kötü’ değil; nasıl, ne amaçla ve hangi ihtiyaca göre kullanıldığıyla ilişkili." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Arzu Jalilova, pek çok ebeveynin çocuklarının ekran başından ayrılmamasından, ellerinden telefonlarını düşürmemelerinden şikayetçi olduğunu, aslında gencin ne kadar ekran kullandığına değil, ekranı ne için, nasıl ve hangi duygusal ihtiyaçla kullandığına odaklanmaları gerektiğini söyledi. Beyin gelişimi, hormonlar ve dijital dünyanın kesişimi Ergenlerde sosyal medya kullanımının beyin gelişimi, hormon üretimindeki rolü konusunda önemli değerlendirmelerde bulunan Endokrinolog Jalilova, sosyal medyanın ergenlik dönemindeki beyin ve davranış gelişimi üzerindeki etkilerine dikkat çekerek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Ergenliğin, beynin yeniden yapılanmasının en yoğun biçimde gerçekleştiği bir dönem olduğunu belirten Uzm. Dr. Jalilova, bu dönemde gençlerin yalnızca fiziksel olarak değil, nörobiyolojik ve psikolojik açıdan da dönüşüm geçirdiğini vurguladı. Duyguları ve ödül mekanizmasını yöneten limbik sistemin, ergenlikte yetişkinlere göre çok daha hızlı olgunlaştığını hatırlatan Jalilova, şöyle konuştu: "Buna karşın dikkat, planlama, özdenetim ve karar verme gibi yürütücü işlevlerin merkezi prefrontal korteks ancak 20’li yaşların ortalarında tamamlanıyor. Bu gelişimsel fark, gençleri risk almaya daha yatkın, duygusal tepkilere daha açık ve sosyal geri bildirime daha duyarlı hale getiriyor. Sosyal medya ve oyunlar, bu biyolojik hassasiyetle doğrudan etkileşime giriyor. Bildirim sesleri, beğeniler, takipçi artışları ve paylaşımların görünürlüğü; beynin ödül kimyasalı dopamini hızlı biçimde artırıyor. Ergen beyninin dopamin sistemi yetişkinlere göre daha hassas. Bu nedenle sosyal medya gençler için sıradan bir iletişim aracı olmaktan çıkarak biyolojik açıdan güçlü, tekrar aranan bir deneyime dönüşüyor." Dijital sosyalleşme oksitosin düzeylerini de etkiliyor Jalilova, sosyal medyanın yalnızca dopamin değil, bağlılık ve güven hissiyle ilişkili oksitosin hormonunu da tetikleyebileceğini söyledi. Gençlerin grup sohbetleri, paylaşımlar veya çevrim içi topluluklar aracılığıyla dijital ortamda bile aidiyet duygusu geliştirdiğini ifade eden Uzm. Dr. Jalilova sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu durum, özellikle duygusal dalgalanmaların yoğun olduğu ergenlik döneminde sosyal medyayı bir güven ve aidiyet alanı haline getiriyor. Sosyal medyanın sunduğu idealize edilmiş bedenler, yüzler, başarılar ve yaşam tarzları; gençlerde sürekli kıyaslama davranışına neden olabiliyor. Bu özellikle hormonların etkisiyle duyguların yoğun yaşandığı ergenlikte risk yaratıyor. Gerçekle filtrelenmiş hayat arasındaki fark büyüdükçe gençlerin kendilerini yetersiz görme ihtimali artıyor. Bu da öz-değer kaybı, kaygı artışı ve beden algısı bozukluğuna yol açabilir." Davranışsal sonuçlar doğurur Öte yandan Uzm. Dr. Jalilova, gençlerin sosyal medya ile ilişkisinin yalnızca psikolojik değil, davranışsal sonuçlar da doğurduğunu, bildirim seslerinin, uygulama geçişlerinin, hızlı akan video içerikleri ve çoklu ekran kullanımının dikkatin sürekli bölünmesine neden olduğunu söyledi. Jalilova, "Bu durum dikkat süresini kısaltabilir, derin düşünmeyi zorlaştırabilir ve uzun, sabır gerektiren aktivitelerden kaçınma eğilimini artırabilir. Dijital ortamın sunduğu hızlı ödüller, okul dersleri gibi uzun vadeli çaba gerektiren alanlara karşı motivasyonu düşürebilir. Böylece ergenler, ‘hemen sonuç getiren’ etkinliklere yönelmekte; okuma, öğrenme veya uzun süreli odak gerektiren görevleri sürdürmekte güçlük yaşayabilmektedir. Bununla birlikte, sosyal medya ve dijital medya yalnızca risk taşımaz. Doğru ve bilinçli kullanıldığında yaratıcılığı artırabilir, bilgiye erişimi kolaylaştırabilir, benzer ilgi alanlarına sahip akranlarla güvenli topluluklar oluşturabilir ve sosyal destek açısından olumlu katkılar sağlayabilir. Gençler, dijital ortamda kendilerini ifade etmeyi öğrenebilir, toplumsal farkındalık geliştirebilir ve öğrenme süreçlerini güçlendirebilirler. Dijital dünyanın etkisi bu nedenle ‘iyi’ ya da ‘kötü’ şeklinde değil; ne amaçla, nasıl ve hangi ihtiyaca yönelik kullanıldığına göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle temel soru gencin kadar ekran kullandığı değil, gencin ekranı ne için, nasıl ve hangi duygusal ihtiyaçla kullandığı olmalıdır." diye konuştu.
Adana Uzmanından uyarı: "Her belde kayma, ameliyat gerektirmez" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, bel kayması tanısı alan her hastanın ameliyat olmak zorunda olmadığını belirterek, doğru değerlendirme ve takip sürecinin önemine dikkat çekti. Şen, şikayetlerin düzeyi ve hastanın yaşam kalitesine göre tedavi planının kişiye özel belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Bel kayması, omurgayı oluşturan kemiklerden birinin alttaki omur üzerine öne ya da arkaya doğru yer değiştirmesiyle ortaya çıkıyor. Bel ağrısı, bacaklara vuran ağrı, uyuşma ve bazı vakalarda güç kaybına yol açabiliyor. Uzmanlar, bel kayması tanısı alan her hastanın ameliyat olmak zorunda olmadığını, kaymanın derecesi, şikayetlerin şiddeti ve sinir basısı keşiflerine göre çoğu vakada ilaç, fizik tedavi ve egzersizle takip edilebileceğini belirtiyor. "Bel kaymaları, çocukluk yaştan itibaren ortaya çıkıyor" Konuyla ilgili Adana’dan Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Şen, "Her belde kayması olan ameliyat olmamalı. Genelde bel kaymaları doğumsal, çocukluk yaştan itibaren ortaya çıkıyor. Erişkin yaşa gelindiğinde ise kişinin kilo alması, ani hareketler yapması ve kemik erimesinden dolayı sinirlerde sıkışma başlıyor. Eğer kalçadan, ayak topuğunuza kadar gelen bir ağrı varsa, ayakta durmakta bu ağrılar artıyorsa, nörolojik muayenede de kuvvet kaybı varsa, MR görüntüsünde de belde kayma varsa cerrahi işlem yapılabilir" ifadelerini kullandı. Her bel kaymasının ameliyat gerektirmediğini vurgulayan Prof. Dr. Orhan Şen, "Eğer bir hastada sadece bel ağrısı varsa, kalçadan bacağa vuran bir ağrı yoksa ve nörolojik muayenede normal çıkıyorsa bu hastayı ameliyat etmenin anlamı yok. Bu hasta, ameliyattan yarar görmez. Tam tersine ameliyat yaraları sebebiyle ağrı çeker. Hastada kuvvet kaybı varsa ve nörolojik muayene de bel kayması varsa ameliyat yapılmalı. Eğer bu keşifler yoksa ben ameliyat önermiyorum" dedi. Öte yandan Prof. Dr. Şen, her bel ağrısının bel kayması olarak yorumlanmaması gerektiğini de sözlerine ekledi.