GENEL - 21 Nisan 2018 Cumartesi 20:29

Milli Eğitim Bakanı Yılmaz, okul açılışında duygu dolu anlar yaşadı

A
A
A
Milli Eğitim Bakanı Yılmaz, okul açılışında duygu dolu anlar yaşadı

Burdur’un Bucak ilçesinde Afrin’deki Zeytin Dalı Harekatı şehidinin adı verilen Şehit Muhittin Talha Çalışkan Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin açılışını yapan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, konuşma yaptığı sırada duygu dolu anlar yaşadı.

Burdur’un Bucak ilçesinde Afrin’deki Zeytin Dalı Harekatı şehidinin adı verilen Şehit Muhittin Talha Çalışkan Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin açılışını yapan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, konuşma yaptığı sırada duygu dolu anlar yaşadı.


Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Bucak Eğitimde Kaliteyi Artırma Projesi (BEKAP) kapsamında kitap fuarı ve bir dizi programlara katılmak üzere Burdur’un Bucak ilçesinde, Afrin’de yürütülen Zeytin Dalı Harekatı kapsamında şehit olan Sözleşmeli Piyade Er Muhittin Talha Çalışkan’ın adı verilen Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin açılışını yaptı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Bucak’taki okul açılışı sırasında yaptığı konuşma sırasında duygu dolu anlar yaşadı.


Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Afrin’de devam eden Zeytin Dalı Harekatı kapsamında terörist gruplarla girdiği çatışma sonucu geçen Mart ayında şehit olan Muhittin Talha Çalışkan’ın ismi, mezun olduğu Bucak Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne verildi. Bir süre önce yeni binası için temel atılan ve bu yıl tamamlandıktan sonra hizmete açılan Şehit Muhittin Talha Çalışkan Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin resmi açılışı için okul bahçesinde tören düzenlendi. Töreni Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, AK Parti Burdur Milletvekilleri Reşat Petek ve Bayram Özçelik, Vali Şerif Yılmaz, Kaymakam Yalçın Sezgin, diğer protokol üyeleri, şehit ailesi ve vatandaşlar katıldı.


Açılış töreninde konuşan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, “Okulumuz Burdur’a, Bucak’a hayırlı olsun. Okulumuza Zeytin Dalı Harekatı’nda şehit düşen Muhittin Talha Çalışkan kardeşimizin ismini verdik. Bu vatanın sahipleri olan kardeşlerimize olan borcumuzu ancak ve ancak onların uğranı can verdikleri değerleri daha güçlendirerek ödeyebiliriz. Allah onlardan razı olsun, mekanları cennet olsun” dedi.



“Bundan daha güzel bir değerler eğitimi olabilir mi?”


Türk milletinin tarih boyunca vatanı uğruna can verdiğini ve Muhittin Talha Çalışkan gibi nice isimlerin vatan uğruna can verdiğine dikkat çeken Milli Eğitim Bakanı Yılmaz, “İnanıyoruz ki Türkiye’nin eğitimi dünden daha iyi, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bazen kardeşlerimiz, maddi değerleri anlattıktan sonra şunu soruyorlar; ‘Bu maddi değerler iyi de değerler eğitiminde bir eksik var mı?’ 15 Temmuz’u gören hiç kimsenin, bu ülkede değerler eğitimi verildiğinden şüphesi olmaz değil mi? Bir insanın en değerli varlığı canıdır, onu kaybettiğinizde her şeyinizi kaybediyorsunuz. Ama bir Cumhurbaşkanı, bir devlet başkanı milletine seslendi, hakkına - hukukuna, evlatlarının geleceğine bu ülkeyi seçtikleri aracığıyla yönetilme hakkına sahip çıkın denildiğinde, 7’den 70’e herkes sokağa çıktı. Hakkını - hukukunu korudu. Söyler misiniz, bundan daha güzel bir değerler eğitimi olabilir mi?” diye konuştu.



“500 bin nüfuslu yerlerde 5-6 bin kişi cenazeye katılıyor”


Şehit cenazelerine sıklıkla katıldığını ifade ederek, 500 veya bin nüfuslu yerlerde katıldığı cenazelerin 5 bin - 6 bin kişi tarafından son yolculuğuna uğurlanmasının kalabalık vatandaş toplulukları tarafından ebediyete uğurlandığını anlatan Milli Eğitim Bakanı Yılmaz, “Bir şehit cenazesine katıldı. Hem yağmur yağıyor, hem yol çamurlu. Gittiğim şehit cenazelerinden birinde şehit babasına sordum; cenazeye katılanları tanıyor musunuz dedim. Hiçbirini tanımaz. Bir insan, hiç tanımadığı, bilmediği bir insanın cenazesine yağmurda -çamurda niçin katılır? İnanıyor ve biliyorum ki; bizler bu ülkede başı dik, ay yıldızlı bayrağın altında özgürce yaşayalım diye en değerli varlığını veren insanlar için bir teşekkür gerekir diyor ve yağmur - çamur dinlemeden, tanıyıp tanımadığına bakmaksızın, bu milletin vatandaşı olmayı yeterli görerekten ‘Vatandaşım, hemşehrim, kardeşim’ diyerek, cenazesine katılıyorum. Bundan daha büyük değerler eğitimi olabilir mi?” şeklinde konuştu.



Bakan Yılmaz’dan, yağmurda okul kapısında bekleyen öğrenci örneği


Değerler eğitimi konusundaki örneklemelerine devam eden Bakan Yılmaz, konuşmasının devamında İstiklal Marşı okunduğu için yağmurun altında bekleyen öğrenci örneğini anlattı. Bakan Yılmaz, “Bana eğitimle ilgili haberlerin hepsi çok gelir. Bir haberde, yağmur yağıyor, bir öğrenci okulun kapısına geliyor. Yağmur yağarken, öğrenci 2 adım daha atsa okula girecek, içeri girse yağmurdan korunacak. Ama kapının önünde bekliyor, İstiklal Marşı’nı duyunca orada çakılıyor. Bu çocuğu yağmurun altında tutan hangi güçtür. Okul müdürü ‘Niçin okula girmiyorsun?’ diye soruyor. ‘Eğer okula girseydim, bayrağıma - ülkeme - şehitlerime saygısızlık yapmıştım’ diyor. Bundan daha güzel bir değerler eğitimi olabilir mi? Hiç şüpheniz olmasın, bu ülkenin değerler eğitimi de, diğer çağın gerektirdiği bilgi - teknoloji neyse, evlatlarımıza veriliyor. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın” ifadelerini kullandı.


Milli Eğitim Bakanı Yılmaz, konuşmaları esnasında duygu dolu anlar yaşayarak, zaman zaman durakladı.



“Bu vatanı bölmeye, vatandaşlar arasında ayrı - gayrı çıkarmaya çalışıyorlar”


Bakan Yılmaz konuşmasına şöyle devam etti:


“Bundan dolayıdır ki, 100 yıl önce bu ülkenin üzerine plan kurmuş dışarıdaki insanlar, planlarını 100 yıl sonra gerçekleştiremeyince bu vatanı bölmeye, vatandaşlar arasında ayrı - gayrı çıkarmaya çalışıyorlar. Adeta bir çağdaş mandacılığı kabul ettirmeye çalışıyorlar. Ama biz 100 yıl önce ne söylediysek ‘Bu vatan bölünemez, parçalanamaz’ bu gün de aynısını söylüyoruz. 100 yıl önce manda kabul etmiyoruz, tam bağımsız Türkiye’yi kurduk dedik. Bu ülkenin Kuvayı Milliye güçleri olarak, bağımsız yaşamaya devam edeceğiz diyoruz. Yapmış olduğunuz planları Fırat Kalkanı’nda boşa çıkardık, Zeytin Dalı’nda boşa çıkardık, çünkü bizim şehitlerimiz var. Hiç şüpheniz olmasın, boşa çıkarmaya bu aziz millet muktedirdir. Cenab-ı Allah’a hamdolsun ki; öyle bir milletin mensubuyuz. Tekrar 1071 Malazgirt’ten bu yana kadar, bizlerin bu ülkede başı dik, alnı açık dolaşabilmemizi sağlayan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Onların tüm yakınlarına, kalplerine Cenab-ı Allah’ın sekinet vermesini diliyorum. Ve inşallah diyorum ki; biz şehitlerimizle birlikte daha güçlüyüz. Allah birliğimizi ve dirliğimizi daim eylesin diyorum.”



Sıraya oturup İngilizce dersine katıldılar


Konuşmaların ardından daha sonra Bakan Yılmaz ve beraberindekiler okulun giriş katında bulunan Zeytin Dalı Harekatı Şehidi Muhittin Talha Çalışkan’ın fotoğrafı ve özgeçmişinin bulunduğu alanda şehit ailesiyle sohbet ederek, hatıra fotoğrafı çektirdi.


Bakan Yılmaz ve beraberindekiler daha sonra okulda devam eden derslerde öğrencileri ziyaret etti. Kız öğrencilerin eğitim gördüğü bir sınıfa giren Bakan Yılmaz ve protokol üyeleri, burada öğrencilerle beraber sıralara oturarak, akıllı tahtada anlatılan İngilizce dersini dinledi.


Öğrencilere, okulla ilgili bir eksiklik, sorun veya sıkıntılarının bulunup, bulunmadığını soran Bakan Yılmaz, öğrencilerden ‘Proje okulu olmak istiyoruz’ yanıtını aldı.


Bakan Yılmaz aldığı cevap sonrasında yetkililere talimat vererek, okulun Fen alanında proje okulu yapılması için çalışmaların başlatılmasını söyledi.


Bakan Yılmaz, sınıf ziyaretleri sırasında okula adı verilen Şehit Çalışkan’ın aile bireylerini öğrencilerle bir araya getirerek, daha sonra onlara teşekkür etmelerini ve şehit için Fatiha göndermelerini istedi.


Yılmaz, okul açılışı sonrasında İş Adamı Mehmet Cadıl’ın yaptırdığı Mehmet Cadıl Anadolu Lisesi’ni de ziyaret ederek, incelemelerde bulundu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sakarya Emekli profesör, baba mirası dönerci dükkanına sahip çıkıyor Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünden mezun olduktan sonra yaklaşık 40 yıl boyunca akademisyenlik yapan Prof. Dr. Ahmet Oğur, emekliliğinin ardından 100 yaşındaki babasının dönerci dükkanının başına geçti. Eğitim hayatının ardından İstanbul Teknik Üniversitesinde asistan olarak göreve başlayan ve profesörlüğe kadar yükselen 67 yaşındaki Ahmet Oğur, yoğun mesaisine rağmen memleketi Sakarya’daki baba mesleğinden hiç kopmadı. Şehir dışında görev yaptığı dönemlerde dahi hafta sonları dükkana gelerek ailesine yardım eden Prof. Dr. Oğur, akademisyenlik kariyerini 2024’de noktaladıktan sonra tamamen tezgahın arkasına geçti. "Hem akademisyenlik hem lokantacılık işini birlikte yürüttüm" Çocukluğundan bu yana mesleğin her alanında yetiştiğini anlatan Oğur, üniversite eğitimi sonrası başlayan çalışma hayatı boyunca baba ocağına hep destek verdiğini söyledi. Oğur, "Üniversiteden makine mühendisi olarak mezun olduktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ne asistan olarak işe başladım ama yine de hafta sonları geldiğim zaman cumartesi, pazar akşamları babama yardımcı oluyordum. Ondan bir şeyler kapmaya, öğrenmeye çalışıyordum. Daha sonra 1990 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde doçent olana kadar İstanbul’a gidip geldim. Ben küçüklüğümden beri babamın yanında bu mesleği öğrendim. Akademisyenliğin yanı sıra, edindiğim tecrübemi bu dükkana aktarmaya çalıştım. Dolayısıyla hem akademisyenlik hem lokantacılık veya kebapçılık işini birlikte yürüttüm" dedi. "Eleman olmadığı zaman boşluğu doldurmak adına hep çalıştım" Akademisyenlik ile esnaflığın benzer yönleri bulunduğuna işaret eden Oğur, her ikisinde de belli bir çaba ve uzmanlık doğrultusunda ilerlendiğini vurguladı. Esnaf olmanın zorluklarını yaşayarak öğrendiğini dile getiren Oğur, "Akademisyenlik belli bir konuda uzmanlaşmak. Aynı şeyi lokantacılar, kebapçılar düşünürse o da çıraklıktan kalfalığa bir eğitim gerektiriyor. Dolayısıyla ikisi de emeğin, çabanın karşılığı olarak neticeleniyor. Baba mesleği olduğu için bulaşıkhanesinden garsonluğuna, tezgahta köfteciliğe kadar her türlü işi yaptım. Eleman olmadığı zaman boşluğu doldurmak adına hep çalıştım, o yüzden bana hiç zor gelmedi. Gerçekten esnaf olmanın çok zor bir şey olduğunu yaşaya yaşaya gördüm. Bu tecrübemi ve birikimimi akademik hayattan sonra da hayata geçirmek istedim. Babam işine sadık ve çok seven birisi, bizde aynı yoldan gitmek istiyoruz. Onun adını devam ettirmek istiyoruz" diye konuştu.
Antalya Antalya sahillerinde bayram yoğunluğu ikinci günde artarak devam etti Antalya’nın dünyaca ünlü Konyaaltı Sahili Kurban Bayramı’nın ikinci gününde yerli ve yabancı tatilcilerle doldu. Hava sıcaklığının 27, deniz suyu sıcaklığının ise 25 derece ölçüldüğü kentte, rüzgara rağmen tatilciler denize girip güneşlendi. İstanbul’dan tatile gelen Efe Kaya, "İstanbul’a yaz gelmemiş, Antalya’ya gelmiş. Gideceğimiz için o kadar üzgünüz ki yemin ederim iş bulsak gitmeyeceğiz İstanbul’a" dedi. Kurban Bayramı’nın 9 günlük tatille birleşmesiyle turizmin başkenti Antalya’da sahillerde yaşanan yoğunluk bayramın ikinci gününde de devam etti. Kentte hava sıcaklığı 27, deniz suyu sıcaklığı ise 25 derece ölçülürken, nem oranıysa yüzde 74 olarak kayıtlara geçti. Hafif rüzgarın zaman zaman etkili olduğu Konyaaltı Sahili’nde yerli ve yabancı tatilciler, sabah saatlerinden itibaren sahile gelerek denizin ve güneşin keyfini çıkardı. Sahile gelen vatandaşların bazıları denize girerek serinlerken, bazıları kumsalda güneşlenmeyi, bazıları ise çimlerin üzerinde piknik yapmayı tercih etti. Su sporları ve yamaç paraşütü renkli görüntüler oluşturdu Konyaaltı Sahili’nde denize girenlerin yanı sıra su sporları yapan tatilciler de dikkat çekti. Bazı tatilciler SUP olarak bilinen ayakta kürek sörfü yaparak denizin keyfini çıkarırken, gökyüzünde yamaç paraşütü yapanlar da görüntülendi. "Yaz buraya gelmiş" İstanbul’dan Antalya’ya tatile gelen 18 yaşındaki Yusuf Eroğlu, kentteki havayı ve denizi çok beğendiklerini söyledi. Eroğlu, "İstanbul’dan tatile geldik. Havalar ısınıyor dediler. İstanbul’da biz hırka giyiyorduk. Orada da sıcaktı ama buraya geldik, yaz buraya gelmiş, daha İstanbul’a gelmemiş. Deniz suyu on numara, denizi de tertemiz. Beğendik buraları. Arkadaşlar ‘hayatı yaşıyorsun’ diyorlar" ifadelerini kullandı. "Gideceğimiz için o kadar üzgünüz ki" Tatil için Antalya’ya gelen 18 yaşındaki Efe Kaya ise 5 gündür kentte olduklarını belirterek, Antalya’daki ortamdan memnun kaldıklarını söyledi. Kaya, "Biz 5 gündür buradayız. Geziyoruz, insanlar kendi halinde. Kimse kimseye bulaşmıyor. Herkes kendi keyfinde, neşesinde. Huzur var, insanların içi rahat. İstanbul’da şu telefonu buraya koyarken bile insan tedirgin oluyor ama burada hiçbir şey yok. Herkes iyi davranıyor, tanısan da tanımasan da kız olsun erkek olsun herkes çok iyi" dedi. Antalya’nın denizini, sahil düzenini ve fiyatlarını da beğendiklerini söyleyen Kaya, "Denizi temiz, yolları temiz. Sahilin her yerinde tuvaletler var. Fiyatları çok ucuz. İstanbul’a göre burası cennet, 2 günümüz kaldı. Gideceğimiz için o kadar üzgünüz ki; yemin ederim iş bulsak gitmeyeceğiz İstanbul’a. O kadar fark var" diye konuştu.