POLİTİKA - 21 Mart 2024 Perşembe 18:55

Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: "Türkiye dünyada ilk 10 tohumcu ülkeden bir tanesidir"

A
A
A
Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: "Türkiye dünyada ilk 10 tohumcu ülkeden bir tanesidir"

Çanakkale’de ‘Tohum ve Sera Örtü Naylonu Dağıtım’ törenine katılan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Türkiye dünyada ilk 10 tohumcu ülkeden bir tanesidir. Türkiye’de üretilen daha doğrusu kullanılan her 100 kilogramın 97 kilogramı bu ülke topraklarında üretilir. Bize özgü ata tohumlarımız vardır. Bunların halihazır da 37 çeşidi gen bankamızda kayıt altına ve koruma altına alınmıştır” dedi.


Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından düzenlenen ‘Tohum ve Sera Örtü Naylonu Dağıtım’ törenine katıldı. Törende, Çanakkale Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, AK Parti Çanakkale İl Başkanı Naim Makas, Cumhur İttifakı Belediye Başkan Adayı Jülide İskenderoğlu, İl Tarım ve Orman Müdürü Nazan Türkarslan, daire müdürleri, STK temsilcileri, üreticiler de hazır bulundu.


Tarımsal üretimin toprakla yapıldığını belirten Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Hayvanla uğraşırsınız, emek sarf edersiniz, üşürsünüz, yanarsınız, ter dökersiniz, öyle bir sektördür. Günde 3 öğün bizlerin sofrasına gelen şeylerin nasıl bir süreçten, nasıl bir emekten geldiğini anlatır en güzel durum bence bu. O yüzden bizler her bulduğumuz yerde, bir parça toprakta, küçük bir alan da büyük yada küçük demeden bu ülkenin gıda arz güvenliğini sağlayacak ne varsa bunları yerine getirme adına gece gündüz çalışan bir sektörün bakanlığıyız. O yüzden ben üreten ve emek sarf eden, ter döken kimler varsa canı gönülden teşekkür ediyorum, hepsinden Allah razı olsun. Tohumculukla alakalı bugün burada dağıtımını yapacağız. Aslında bu proje Türkiye’nin dört tarafında devam eden bir proje, sadece Çanakkale’de değil gittiğimiz her ilde mutlaka arkadaşlarımız devam ediyor ama bir yada birkaçına rastlıyoruz. İstiyoruz ki, tarımsal arazilerin, tarım arazilerinin kullanımının etkinleştirilmesi projesi bu ülkede Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği ‘ekilmedik bir karış yer bile kalmasın’ talimatına uygun olarak devam eden bir proje. Ancak bunun bir öncesi var o da şu; hep doğru bilinen yanlışlar yada yanlış bilinen doğrular var onları söyleyelim. Türkiye’de genelde tohumculukla alakalı ya da tohumla alakalı bilinen konuların büyük bir kısmı yanlış. Tamamen dışa bağımlı olduğumuz düşünülür ve söylenir. Kesinlikle değildir. Türkiye dünyada ilk 10 tohumcu ülkeden bir tanesidir. Türkiye’de üretilen daha doğrusu kullanılan her 100 kilogramın 97 kilogramı bu ülke topraklarında üretilir. Bize özgü ata tohumlarımız vardır. Bunların halihazır da 37 çeşidi gen bankamızda kayıt altına ve koruma altına alınmıştır. Tohum firmalarımız son dönemde araştırma geliştirme faaliyetlerine hız vermişlerdir ve bu konuda dünyanın 117 ülkesine ihracat yapmaktadırlar. Yani herhangi bir şekilde yurtdışına bağımlı olduğumuz iddiası doğru değildir. Özellikle son yıllarda sertifikalı tohum konusuna ağırlık veriyoruz. Çünkü istiyoruz ki bu kadar emeğe, gayrete üretilen ürünlerin mutlaka verimli ve kaliteli olmasını sağlayalım. Bunu da ancak ne olduğunu bildiğiniz, sonuçlarından emin olduğunuz sertifikalı tohumlu yapabilirsiniz. Dolayısıyla bizler aynı gün burada olduğu gibi Anadolu’nun topraklarını sertifikalı tohumlarla buluşturmaya devam edeceğiz. Çanakkale’mizde yine sertifikalı tohumların üretildiği önemli merkezlerimizden bir tanesi. Çanakkale’de 17 firma, bin 33 yetiştirici 68 bin dekar alan da sözleşmeli üretimle tohum üretiyor. Bu son derece önemli. Üretilen tohumlar neler, mısır, buğday, arpa, çeltik, yulaf” dedi.


Son 3 yılda 103 bin dekara Çanakkale’de bu proje kapsamında destek verildiğini ifade eden Bakan Yumaklı sözlerine şöyle devam etti:


“2024 yılında da Türkiye’nin dört bir tarafında bu projeyle birlikte belli oranlarda yüzde 50 ile yüzde 75 arasında hibe desteğiyle bu tohumları dağıtmaya devam edeceğiz. Çünkü bizler biliyoruz ki ambar anahtarı kimdeyse güç ondadır. Biz bu şuurla çalışıyoruz, bu şuurla çiftçimizi, üreticimizi desteklemeye devam ediyoruz. 2024’te de Çanakkale’de 946 çiftçimiz bu projeden faydalanmış olacak. 31 bin dekarlık alanda bu proje kapsamında ekilmiş olacak. Projesi kapsamında tohumları alacak olan üretici kardeşlerimize hem sera naylonuyla ile beraber üretimlerini biraz daha iyi şartlarda yapacak olan üreticilerimize, yine hayvansal üretimde özellikle süt hijyeni ile ilgili konuda kendilerine vereceğimiz aparatlardan yararlanacak olan üreticilerimize hayırlı bereketli olsun diyorum. Son olarak da değerli Valimizin daha önce başlatmış olduğu zirai ilaçlar kullanıldıktan sonra çevreye atıldığında oluşacak olan problemlerin engellenmesi adına aslında çok basit bir dokunuş ama ne kadar etkili olduğunu gördük. Yine şu görmüş olduğunuz konteynırlar çok basitmiş gibi görünebilir. Ancak bu konteynırların içerisine toplanmış olan zirai ilaç atık ambalajları aslında ne kadar büyük bir çevresel problemi engelliyor. Bunu da çıkaran sonuçlardan bizler görmüş oluyoruz. Türkiye’miz çok üretsin. 2022 yılı sonunda 129 milyon ton idi. 2023 sonunda 137 milyon ton, 31 milyar dolar 2023 sonu itibari ile tarımsal ürün, yani gıda ürünü ihraç etti bu ülke. Daha çok üreteceğiz. Kendi vatandaşımızın, ülkemize gelen turistlerin ve daha fazla ihracat yapacak ürünü üreteceğiz inşallah. Hem en kalitelisinden, hem en verimlisinden ve sürdürülebilir bir şekilde.”


Konuşmaların ardından Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve protokol üyeleri tarafından destekleme alan üreticilere hibe desteği çekleri ile tohumlar takdim edildi. Program toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.



Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: "Türkiye dünyada ilk 10 tohumcu ülkeden bir tanesidir"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Eğitim-Bir-Sen’li 1000 sendikacı kadın lider, Türkiye buluşmasında bir araya geldi Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonları 9. Türkiye Buluşması; Genel Başkan Ali Yalçın, Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın ve Türkiye genelindeki 146 şubeden 1000 sendikacı kadın liderin katılımıyla Kızılcahamam’da gerçekleştirildi. "Örgütlü kadın, güçlü toplum" temasıyla düzenlenen buluşmada, kadın eğitim çalışanlarının karşılaştığı sorunlar, elde edilen kazanımlar ve yeni dönem hedefleri kapsamlı biçimde ele alındı. Toplantıda ayrıca kadınların, küresel sistemin dayattığı yozlaşmaya karşı durma kararlılığı, sapkın akımlarla mücadele, dijital dünyanın denetimi, aile ve emeği önceleyen politikalar ile şiddetle mücadele konuları görüşüldü. "Kadın çalışanlar için istediğimiz düzenlemeler ayrımcılık değil, huzurlu bir toplum ve sağlıklı bir gelecek için yapılması gereken yatırımlardır" Toplantının açılışında konuşan Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "34 yıllık sendikal mücadelemizi emeğimizi değerli kılmak, ekmeğimizi büyütmek için sürdürüyoruz. Bunun yanında küresel güç odaklarının dayattığı çarpık ve yozlaşmış anlayışa karşı da net bir tavır alıyoruz" dedi. Yalçın, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bugün dünyayı saran kapitalist emperyalist düzen nasıl barış üretmiyorsa, ’kadın hakları ve özgürlükleri’ diye servis ettikleri süslü paketler de insanlığı felakete sürüklüyor. Hiç kimse bu ifsada kayıtsız kalmamızı beklemesin. Ne sessiz kalırız ne de bize reçete diye sunulan zehre uzanırız. Çünkü biz meseleye bambaşka bir yerden bakıyoruz. Bizim anlayışımızda kadın; güç savaşlarının aparatı, kültürel değişimin ajanı değil, toplumun vicdanı, medeniyetin taşıyıcısı, geleceğin kurucusudur. Kadınlar Komisyonumuz da sadece teşkilatımızın, sendikamızın bir parçası değil, inancımızın, kültürümüzün, değerlerimizin müstahkem kalesidir. İşte bu anlayışla kadınıyla erkeğiyle Eğitim-Bir-Sen olarak bizler, küresel sistemin çürümüş düzenine karşı duruyoruz." "Sendikal mücadelemiz, kadınların desteğiyle büyüyüp güçleniyor" Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimi yalnızca bir meslek alanı değil, bir medeniyet inşası olarak gördüklerini, bu büyük yürüyüşün en güçlü taşıyıcısı olan kadınların emeğini, iradesini ve dönüştürücü gücünü her zaman merkeze aldıklarını belirten Yalçın, şunları söyledi: "Okullarda ve üniversitelerde geleceği inşa eden, bilgiyi şefkatle yoğuran, emeğiyle topluma yön veren kadın eğitimcilerimizin azmi, yarınlarımızın teminatıdır. Kadınların desteğiyle büyüyüp güçlenen sendikal mücadelemiz, adaletin, hakkın ve insan onurunun daha gür bir sesle savunulmasına vesile olmaktadır. Eğitim-Bir-Sen olarak, kadınların emeğini görünür kılan, sözünü güçlendiren ve karar süreçlerindeki etkisini artıran bir anlayışla yol yürümeye kararlıyız. Kadın komisyonumuzun örgütlenme bilincindeki artış, sendikal mücadelemiz kadar ülkemiz ve geleceğimiz için de önem taşımaktadır. Çünkü biliyoruz ki; kadının emeği güçlendikçe toplum güçlenir, kadınların sesi yükseldikçe gelecek daha sağlam inşa edilir." "Durmayacağız, yılmayacağız, pes etmeyeceğiz" Ali Yalçın, sendikal mücadeledeki kararlılıklarının altını çizerek, şöyle konuştu: "Bugün, ‘ücrette denge’, ‘gelirde adalet’ çağırımız, temel mücadele hattımızdır. Anamızın ak sütü gibi helal olan refah payı gelmeden, gelir vergisi yüzde 15’e sabitlenmeden, birinci dereceye 3600 ek gösterge hayata geçirilmeden, akademik zam gerçekleşmeden, selasını 8. Dönem Toplu Sözleşme’de okuyup ‘bu yasayla buraya kadar’ dediğimiz 4688 sayılı Kanun değişmeden, reform paketiyle kamu personel sistemi değiştirilmeden durmayacağız, yılmayacağız, pes etmeyeceğiz." "Bin 124 kazanıma imzasını atmış iradeyiz" Ali Yalçın, Eğitim-Bir-Sen teşkilatının bu ülkenin sendikal tarihine, emek mücadelesine, "Yaparsa Eğitim-Bir-Sen yapar" sözünü mühürlediğini vurguladı. Yalçın, konuşmasının devamında şunları kaydetti: "Biz ki bin 124 kazanıma imzasını atmış iradeyiz. Biz ki üyelerimizin emanet ettiği yetkiyi, masada, sahada, medyada, sosyal diyalog kanallarının tamamında kararlılıkla mücadeleye dönüştüren hareketiz. İşte bunun en son örneğini kadın kamu görevlilerinin analık hakları konusunda, etkili mücadelemiz sonucu doğum sonrası yarım zamanlı çalışma hakkına ilişkin kazanımda gördük. Yarım zamanlı çalışma hakkına ilişkin yönetmelik yürürlüğe konulmuş fakat kapsamı dar uygulamada eksiklikler vardı. 9 yıl boyunca toplu sözleşmeden tutun da KPDK’ya, KİK’e, ikili görüşmelere kadar birçok platformda ‘kadınların analık hakları örselenmesin, kamu görevlileri arasına ayrım konmasın’ dedik. Ve nihayetinde bu talebimiz kazanıma dönüştü." "Kadın çalışanlar için istediğimiz düzenlemeler ayrımcılık değil, huzurlu bir toplum ve sağlıklı bir gelecek için yapılması gereken yatırımlardır" Yalçın, bu kazanımların kapsamının genişlemesi için ter akıttıklarını ifade ederek, "Kadın çalışanlar için istediğimiz düzenlemeler ayrımcılık değil huzurlu bir toplum ve sağlıklı bir gelecek için yapılması gereken yatırımlardır. Tencerede dert değil, aş kaynayacaksa, kadın eğitim çalışanlarının iç huzuru için iş huzuru sağlanacaksa bu ses duyulsun istiyoruz. Tabi şunu da ifade etmeliyim ki bugün bu taleplerimiz birilerine imkânsız gelebilir. Dün süt iznine de 24 hafta ücretli doğum izinlerine de imkânsız deniliyordu ama ne oldu? Dün mümkün değil denilen bugün mümkün oldu, bakın kazanıma dönüşüyor" dedi. Ali Yalçın, birilerinin yaptığı gibi temennileri değil, sahanın taleplerini konuştuklarını, akademik sendikacılık yaptıklarını, taleplerinin altını bilimsel verilerle doldurduklarını belirterek, "Sadece sorunları sıralamıyor, çözümleri geliştiriyoruz. ‘Söyledik, bizden çıktı, işimiz bitti’ demiyor, taleplerimizi takip ediyoruz, kazanıma dönüştürüyoruz" dedi. "Görevi başında vefat eden kamu görevlilerinin şehit sayılması için TBMM’ye ve Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’ne başvurduk" Ali Yalçın, eğitimciler olarak yaşadıkları en can yakıcı sorunların başında eğitimde şiddet sorununun geldiğine işaret ederek, birkaç yıl önce Eyüpsultan’da görev yapan okul müdürü İbrahim Oktugan’ın öldürüldüğünü, bir süre önce de İstanbul’da Fatma Nur Çelik öğretmenin acısını yaşadıklarını hatırlattı. "O gün meslek hayatımın en zor günlerinden birini yaşadım. Gittik cenazemizi omuzladık, ailemizin yanında olduk. Yüreğimiz yandı, içimiz parçalandı. Fatma Nur öğretmenimizin acısını içimize gömdük ama kimse bu meseleyi kapattığımızı zannetmesin" diyen Yalçın, şöyle konuştu: "Bizim tek bir meslektaşımızı daha şiddete kurban vermeye, ağzı süt kokan tek bir yavrumuzun daha yetimliğine, öksüzlüğüne tahammülümüz yok. Biz eğitimde şiddet konusunda kınama mesajı değil, şiddet yasasının tavizsiz uygulanmasını istiyoruz. Bu konuda da bazı yeni adımlar attık, ‘şiddet nedeniyle görevi başında vefat eden kamu görevlileri şehit sayılmalı ve buna bağlı haklardan yararlandırılmalı’ dedik. Düzenleme yapılması için de talebimizi TBMM’ye ve Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’ne gönderdik. Konunun takipçisi olmaya devam edeceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum." "Analık hakları için TBMM’ye sunulan düzenleme yetmez ama evet" Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın ise konuşmasında aile ve kadın emeğinin korunmasının önemine işaret ederek, "Aile, bir medeniyetin taşıyıcı kolonu, bir milletin hafızasıdır. Aile zayıflarsa toplum ayakta kalamaz. Bu nedenle aileyi merkeze alan sosyal politikaların güçlendirilmesi şarttır. Bizim teklifimiz, kadın kamu çalışanlarının mali ve özlük haklarını koruyan, çocuğun ve toplumun üstün yararını ve değerleri gözeten bir çalışma hayatı" dedi. Sıdıka Aydın, yeni dönemde sendikal mücadele alanlarına ilişin açıklamasında, 81 ilde 15 bin 44 kadın eğitim çalışanıyla analık haklarına ilişkin yaptıkları saha araştırmasının sonuçlarından örnekler vererek şu ifadeleri kullandı: "Çalışma sürelerinin kadın kamu görevlileri lehine yeniden düzenlenerek, haftalık çalışma süresi 32 saate ya da mesai günlerinin 4 güne düşürülmesi, analık izin sürelerinin artırılması ve tam istihdam güvencesiyle yeni nesil çalışma modellerinin geliştirilmesi üzerine olacaktır. Bizim teklifimiz net, maaş kaybı olmadan, özlük hakları korunarak, insan, aile ve değerleri merkeze alan bir çalışma hayatı. Çalışma hayatındaki kadınların analık hakları için TBMM’ye sunulan düzenleme için yetmez ama evet diyoruz. Doğum izin süresinin 60 aya çıkarılması doğru olandır. Biz bu doğru olanın yapılması için mücadelemizi sürdüreceğiz." Küresel güç odaklarının "özgürlük, modernlik" adı altında toplumlara empoze ettiği kimliği belirsizleştiren ve aileyi zayıflatan anlayışların basite indirgenecek bir mesele olmadığının altını çizen Aydın, "Doğrudan doğruya toplumu ve çocukları hedef alan bir ifsad projesidir. Cinsiyetin belirsizleştiren aile kurumunun kutsallığını ortadan kaldırıp zayıflatan bir zeminden sağlıklı ve geleceğe taşınan bir toplum çıkmaz. Aile kırmızı çizgimizdir! Fıtratı yok sayan, aile kurumunu zayıflatan hiçbir yaklaşım ve çalışmayı kabul etmiyoruz" dedi. Dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerine de dikkati çeken Aydın, kontrolsüz dijital içeriklerin çocuklar ve gençler üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu vurguladı. Aynı evin içinde ama birbirlerinden uzak ebeveyn ve çocuklardan oluşan ailelerin sayısının, dijital dünyanın dayatmasıyla her geçen gün arttığına işaret eden Aydın, şunları kaydetti: "Dijital dünyanın esiri değil, efendisi olmalıyız. Karanlık odakların ürettiği algoritmalara teslim olmayacağız, çocuklarımızı bu algoritmaların mahkumu yapmayacağız. Dijital platformlar, kültürel değerlerimizi koruyacak şekilde denetlenmeli; şiddet, zorbalık ve müstehcen içerikli platformlara karşı etkin, hukuki tedbirler alınmalıdır. Aile dostu dijital içerikler üretilmeli, ahlak dışı gündüz kuşağı yayınları tümden yasaklanmalıdır. Sosyal medya kullanımında getirilen 15 yaş sınırlamasına ilişkin mevzuatın çıkarılmasını önemsiyoruz. Bu düzenlemenin başarıya ulaşması adına atılacak adımlara destek vermeye hazırız."