EKONOMİ
Savaşlar yatırımları Türkiye’ye çevirdi 14 Mart 2026 Cumartesi - 10:40:20 Son beş yıldır Türkiye etrafında savaşların yaşandığı bir süreçten geçildiğini belirten Gayrimenkul Uzmanı Özkan Aydemir, Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayıp, şimdi de İran, Amerika ve İsrail arasında devam eden savaşla birlikte Türkiye’nin yatırımcılar için güvenlik bir liman olduğunu söyledi. İran, İsrail ve Amerika arasında yaşanan savaş, Türkiye’nin Orta Doğu’da yaşananlara rağmen ne kadar güvenli olduğunu bir kez daha gösterdiğini belirten Elfi Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Aydemir, "Çünkü geçmişte Rusya-Ukrayna savaşı sırasında da o ülkelerin vatandaşlarının ülkemize yatırım yaptığını ve Türkiye’yi güvenli liman olarak seçtiğini gördük. Türkiye’de yabancılara yapılan konut satışlarında en çok yatırım yapan ülkelerden ikisi Rusya ve Ukrayna olmuştu. Şimdi ise İran’daki savaşın etkisiyle, oradaki vatandaşların da Türkiye’yi güvenli bir liman olarak görmeye başladığı düşünülmektedir. Bu durum, yatırımların Türkiye’ye kaymasına neden olacaktır" dedi. Türkiye’den 2025 yılında yurt dışına oldukça fazla yatırım çıkışı olduğunu hatırlatan Aydemir, "Resmî rakamlara göre bu tutar 3 milyar doların üzerine çıktı. Özellikle Dubai, Kıbrıs ve bazı ülkelerde gayrimenkul yatırımı yapan çok sayıda vatandaşımız vardı. Ancak yaklaşık 12-13 gündür devam eden bu savaş, Türkiye’nin ne kadar güvenli bir liman olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Nasıl ki Rusya-Ukrayna savaşında o ülkelerin vatandaşları Antalya ve İstanbul’a gelip yatırım yaparak buralara yerleştilerse, aynı şekilde İran vatandaşlarının da ülkemize gelmesi sektörümüz açısından yabancıya satışta parlak bir yılın habercisi olabilir" diye konuştu. Son zamanlarda vatandaşların ’Yurt dışına yatırım yaptık, bu yatırımlarımız ne olacak?’ diye serzenişlerinin olduğunu belirten Özkan, "Dubai’de yaşanan belirsizlikler, Kıbrıs’ın özellikle Güney tarafındaki sorunlar ve savaşın nereye evrileceğinin bilinmemesi, yatırım yapan vatandaşlarımızı endişelendirmektedir. Ancak yine ifade etmek isterim ki ülkemiz bu konuda birçok ülkenin önündedir. Türkiye, yatırım açısından güvenli bir limandır. Bu nedenle yatırımcılarımızın tekrar kendi ülkelerine dönerek yatırımlarını Türkiye’de değerlendirmelerini tavsiye ediyorum" dedi.
14 Mart 2026 Cumartesi - 10:10 Limonda hasat sonu: Kadınların yoğun mesaisi sürüyor Türkiye’nin limon deposu Mersin’in Erdemli ilçesinde hasat sonuna yaklaşılırken, yüzde 70’ini kadınların oluşturduğu ayrıştırma ve paketleme tesislerinde mesailer yoğunlaştı. Türkiye’de yaş sebze ve meyve üretiminde önemli bir yere sahip Mersin’de limon hasadının sonuna gelindi. Limon deposu olarak bilinen Erdemli ilçesinde hem hasatta hem de tesislerdeki ayrıştırma ve paketleme de binlerce tarım işçisi çalışıyor. Eylül ayı ile birlikte hasadın başladığı bölgede Mart ayında sezon bitme aşamasına geliyor. Toplanan limonlar iç ve dış piyasaya satılırken, önemli bir bölümü de yazın tüketilmek için soğuk hava depolarına alınıyor. Binlerce ailenin ekmek yediği limonun yetiştirilmesinden, hasadına, ayrıştırmasından paketlemesine kadar ki bölümde çalışanların yüzde 70’ini ise kadınlar oluşturuyor.Geçen yıl sezonda bahçede kilogramı 5 ile 10 TL olan limon, bu sene 35 ile 50 TL arasında alıcı buldu. "Bir çok ülkeye ihraç ediliyor" Limon deposu Mersin’de hasat sonuna geldiklerini belirten üretici esnaflardan Murat Topal, son hasatların yapıldığını ancak tesislerde yoğun mesainin sürdüğünü söyledi. Topal," Hasat edilen depoya alınan ürünler tesiste tek tek ayrıştırılıp başta yurt içinde İstanbul’dan Diyarbakır’a Van’dan Ankara’ya kadar yurdun her yerine gönderiliyor.Bunun yanı sıra Balkanlar’dan Rusya’ya ve Orta Doğu‘ya bir çok ülkeye ihraç ediliyor" dedi. Bölgede yaklaşık 1 milyon ton limon üretimi yapıldığına dikkat çeken Topal, Mersin’in Türkiye’de limon üretiminde birinci sırada yer aldığının altını çizdi. Kadınların üretimdeki önemine de vurgu yapan Topal," Limon üretiminde dalından sofraya kadar olan süreçte kadınlar yoğun mesai harcıyor. Narenciye paketleme fabrikalarında çalışan ve istihdam ettiğimiz personelin yüzde 70’i kadınlardan oluşuyor" diyerek sözlerini tamamladı. Limon hasadı yapan kadınlar, artık son bahçelere girdiklerini yaklaşık 10-15 gün daha kesim işleri yapacaklarını söyledi. Limon ayrıştırma ve paketleme de çalışan kadınlarda, bölgedeki her evden bir kadının mutlaka üretimde yer aldığını söyledi. Kadınlar," Ailemizi, çocuklarımızı geçindirmek kolay değil. Kadınlar olarak üretimde yer alıp çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.
Belediyenin et satış noktası açıldı, ilk gün yüzde 50 indirimle ürünler kapışıldı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 16:00 Belediyenin et satış noktası açıldı, ilk gün yüzde 50 indirimle ürünler kapışıldı Bursa’nın İznik ilçesinde belediyenin hayata geçirdiği Et Satış Noktası hizmete girdi. Yerli hayvanların etlerinin satışa sunulduğu satış noktasında kıyma 695, kuşbaşı ise 750 liradan tüketiciye ulaşacak. İlk gün açılışa özel yüzde 50 indirim yapılınca izdiham yaşandı. Milli İrade Meydanı, eski belediye binası alt katında oluşturulan et satış noktası açılış programına İznik Kaymakamı Arif Karaman, AK Parti İl Başkan Yardımcısı Metin Albayrak, AK Parti İznik İlçe Başkanı İnanç Şahin, meclis üyeleri, mahalle muhtarları ve İznikli vatandaşlar katıldı. Et Satış Noktası’nda kıymanın kilogram fiyatının 695 TL, kuşbaşının kilogram fiyatının ise 750 TL olarak belirlendiği bildirildi. İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, açılışa özel uygulama kapsamında ilk gün kıymanın kilogram fiyatının 347,5 TL olduğunu duyurdu. Açılışta konuşan İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, "Tarım A.Ş. marifetiyle ilçemize kazandırdığımız Et Satış Noktamızın hayırlı olmasını diliyorum. Sosyal belediyecilik anlayışımızla hemşerilerimizin yanında olmaya, vatandaşımıza destek olacak yeni hizmetleri hayata geçirmeye devam edeceğiz" dedi. İznik Kaymakamı Arif Karaman ise konuşmasında "Et Satış Noktasının planlanması, hazırlanması ve halkımıza sunulması aşamalarında emeği geçen başta başkanımız olmak üzere ekibini ve emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. İznik’imize, vatandaşlarımıza hayırlı olsun" diye belirtti. Ayrıca Et Satış Noktası bünyesinde faaliyet gösterecek olan et nakil aracı ile sosyal hizmetler bünyesinde faaliyet gösterecek olan hasta nakil aracı da faaliyete alındı.
Mersin tekstilinde hedef, markalaşma ve doğrudan ihracat
28 Ocak 2026 Çarşamba - 15:59 Mersin tekstilinde hedef, markalaşma ve doğrudan ihracat Güçlü üretim altyapısı ve yaygın iç pazar hakimiyetiyle Türkiye’nin önde gelen tekstil merkezlerinden biri olan Mersin, rotasını doğrudan ihracata çevirdi. Bu yıl ilki düzenlenen Uluslararası Akdeniz Tekstil Fuarı ile kentin sektördeki potansiyelinin somut biçimde ortaya konmasının ardından, ihracatı geliştirmeye yönelik çalışmalar hız kazandı. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), ihracata hazırlık, eğitim ve uluslararası fuar katılımlarını kapsayan UR-GE çalışmalarıyla firmaların küresel pazarlara açılmasına öncülük etmeye hazırlanıyor. Zor bir dönemden geçen tekstil sektörüne can suyu olması hedefiyle bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası Akdeniz Tekstil Fuarının değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Mersin Valisi Atilla Toros’un başkanlığında, MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır ile Meclis Başkanı Hamit İzol’un ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda fuarın genel performansı ele alındı, gelecek dönem için yapılması gerekenler değerlendirildi. Toplantıda sektör temsilcilerinin talep ve beklentileri de dinlendi. Toplantıya MTSO Başkan Yardımcısı Mustafa Özdamar, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Alpay Seyhan, fuar komitesi üyeleri, tekstil dernekleri, sektör temsilcileri ve çok sayıda üretici de katıldı. Güçlü iç pazarın ardından ihracat hedefi Toplantıda, Mersin’in tekstil üretiminde oldukça güçlü bir yapıya sahip olduğu ancak bu gücün büyük ölçüde iç pazarda kaldığı vurgulandı. Katılımcılar, sektörün sürdürülebilir büyümesi için ihracatın artık bir zorunluluk haline geldiği konusunda görüş birliğine vardı. Uluslararası standartlarda bir tekstil kenti kurulması, markalaşma sürecinin hızlandırılması ve teknolojinin sektörde daha etkin kullanılması gerekliliği dile getirilirken, bu hedeflerin doğal sonucu olarak daha büyük ve uluslararası katılımı yüksek bir fuar alanı oluşturulması konusu da gündeme alındı. "Tekstil, Mersin’de uyuyan bir devdi" Toplantıda konuşan MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır, Akdeniz Tekstil Fuarının kısa sürede önemli bir etki oluşturduğunu belirterek, "4 bin metrekarelik bir alanda düzenlenen fuarın etkisi beklediğimizin çok üzerinde oldu. Sektör temsilcilerinin bir araya gelmesi en büyük kazancımızdı. Bu birliktelik sağlanınca gelişim de hızlandı. Tekstil, Mersin’de adeta uyuyan bir devdi; bu fuarla kendini gösterdi" dedi. Fuarın firmalar açısından beklentilerin üzerinde geçtiğini ifade eden Çakır, ilk kez fuar deneyimi yaşayan firmaların dahi memnuniyetle ayrıldığını, gelecek yıl için daha büyük alan taleplerinin oluştuğunu söyledi. Çakır, Tekstil Üretim Merkezi ve Tekstil Kent hedeflerinin de bu fuarla birlikte daha somut hale geldiğini kaydetti. "İhracat UR-GE ile desteklenecek" Sektörün ihtiyaçları doğrultusunda UR-GE Projesi başlattıklarını belirten Çakır, amaçlarının Mersinli tekstil firmalarını ihracatçı kimliğe kavuşturmak olduğunu söyledi. Proje kapsamında firmalara Ekonomi Bakanlığı desteğiyle 90 saatlik kapsamlı dış ticaret eğitimleri verileceğini ifade eden Çakır, ardından 5 farklı ülkede düzenlenecek 5 uluslararası fuara katılım sağlanacağını belirtti. Bu süreçte firmaların yurt dışı pazarlara MTSO moderatörlüğünde hazırlanacağını kaydeden Çakır, yurt dışı fuar katılımlarının yüzde 75’inin devlet destekli olacağını da sözlerine ekledi. "Mersin eski fuar günlerinin heyecanını yaşadı" MTSO Meclis Başkanı Hamit İzol ise fuarın başarısını şehir ekonomisine etkisi üzerinden değerlendirdi. İzol, "İlk kez bir tekstil fuarında bu kadar çok misafir Mersin’e geldi. Oteller doldu, şehirde ciddi bir hareketlilik yaşandı. Bu atmosfer bize Mersin’in 70’li yıllardaki fuar günlerini hatırlattı. Bu fuar sektöre umut oldu. En önemli konu ise bu yapının sürdürülebilir olmasıdır" diye konuştu.
Tüketici tercihlerinde akıllı ve fonksiyonel yatakların etkisi artıyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 15:13 Tüketici tercihlerinde akıllı ve fonksiyonel yatakların etkisi artıyor Tüketici alışkanlıklarındaki değişim, yatak ve mobilya sektöründe teknolojik dönüşümü hızlandırdı. Konforun ötesine geçen taleplerle birlikte yapay zekâ destekli akıllı yataklar pazarda giderek daha fazla yer bulmaya başlıyor. Tüketici talebindeki değişim, yatak ve mobilya sektöründe yeni bir dönüşüm sürecini beraberinde getirdi. Konfor beklentisinin ötesine geçen kullanıcılar, uyku kalitesini ölçen ve kişisel ihtiyaçlara göre ayarlanabilen akıllı ürünlere yöneldi. Bu eğilimle birlikte yapay zekâ destekli yeni nesil yataklar pazarda daha fazla yer bulmaya başladı. Artan talep doğrultusunda firmalar Ar-Ge çalışmalarına hız verdi. Ateş ölçümü, uyku süresi takibi ve ergonomik ayarlara sahip fonksiyonel yataklar ön plana çıkıyor. Sektör temsilcileri, tüketici odaklı bu dönüşümün önümüzdeki dönemde teknoloji yatırımlarını ve inovasyon odaklı büyümeyi daha da hızlandıracağını ifade etti. Mobilya ve yatak sektörü temsilcisi Salih Şişman, tüketici tercihlerine ilişkin değerlendirmesinde, "Pandemi döneminden sonra doğal katmanlı ürünlere talep arttı. Akıllı yataklar ön plana çıktı. Yataktan beklentiler değişti. Bilinçli tüketiciler fonksiyonel yatakları tercih ediyor, ondan sonra estetiğe bakıyorlar. İnsanlar günde ortalama 8 saatini yatakta geçiriyor. Yattığınız yer çok önemli, doğru zemin üzerinde yatmak sağlık açısından da önemli" ifadelerini kullandı. "Yapay zekâ destekli çözümler yatak sektöründe ciddi yer edinecek" Sektörde Ar-Ge çalışmalarının yoğunlaştığını belirten Şişman, "Akıllı yataklar üzerine çok fazla Ar-Ge çalışması var. Mobil uygulamalardan uykuyu izleyen, ateş ölçen akıllı yataklar bulunuyor. Önümüzdeki dönemde yapay zekâ destekli çözümler yatak sektöründe ciddi yer edinecek" dedi. Sektöre ilişkin genel bir değerlendirme de yapan Şişman, "2025 mobilya ve yatak sektörü için zor geçen bir yıl oldu. 2026 yılının ikinci yarısından itibaren bir hareketlilik bekleniyor. Yılın ilk aylarında otellerin toplu alımları nedeniyle bir hareketlilik yaşanıyor. Bireysel kullanıcı tarafında ise yatak ve mobilya ihtiyacı ertelenebilir bir ihtiyaç olarak görülüyor. Tüketicinin geliri ve ekonomik durumu belirleyici oluyor. Ağırlıklı olarak yaz döneminde mobilya ve yatak satışları artıyor" açıklamasında bulundu.
Iğdır’da Ramazan ayı öncesi fahiş fiyat denetimleri sıklaştırıldı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 14:06 Iğdır’da Ramazan ayı öncesi fahiş fiyat denetimleri sıklaştırıldı Iğdır’da yaklaşan Ramazan ayı öncesinde fahiş fiyat artışlarının önüne geçilmesi ve piyasada adil rekabet ortamının sağlanması amacıyla denetim faaliyetleri aralıksız sürdürülüyor. Ticaret Bakanlığı ekiplerince Türkiye genelinde 10 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen denetimler kapsamında, Iğdır’da restoran, fırın ve kasaplara yönelik kontroller yapıldı. Denetimler, Iğdır Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri tarafından titizlikle yürütüldü. Restoranlarda yapılan denetimlerde, fiyat tarifelerinin iş yerlerinin giriş kapısında ve hizmet sunulan masaların üzerinde, tüketiciler tarafından kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde bulundurulup bulundurulmadığı kontrol edildi. Ayrıca menü fiyatları ile kasa fiyatları karşılaştırılarak uyumsuzluk olup olmadığı incelendi. Kasaplara yönelik denetimlerde ise et ürünlerinin alış ve satış fiyatları karşılaştırılarak fahiş fiyat artışı yapılıp yapılmadığı denetlendi. Fırınlarda gerçekleştirilen kontrollerde de fiyat tarifelerinin görünür şekilde asılı olup olmadığına, ürünlerin gramajlarına, tezgah ve kasa fiyatlarının uygunluğuna bakıldı. Denetimlerle ilgili açıklama yapan Iğdır Ticaret İl Müdür Vekili Mücahit Yalçın, Ramazan ayına kadar denetimlerin artarak devam edeceğini, Ramazan ayında da kontrollerin sürdürüleceğini belirtti. Yalçın açıklamasında, "Türkiye genelinde bugün 10 ilde eş zamanlı olarak, basınımızla birlikte Ramazan ayı öncesi fiyat etiketi ve haksız fiyat denetimleri gerçekleştirdik. Kasaplarda, süpermarketlerde ve lokantalarda denetimler yaptık. 2025 yılı içerisinde Iğdır’da toplam 939 firmada denetim gerçekleştirdik. 114 bin 172 ürünü inceledik. Haksız fiyat olabileceğini değerlendirdiğimiz 2 bin 542 ürünle ilgili işlemleri yaparak bakanlığımıza gönderdik. Ayrıca il genelinde 213 aykırılık tespit ettik. Bu denetimler Türkiye’nin 81 ilinde sürekli olarak yapılmaktadır. Iğdır Ticaret İl Müdürlüğü olarak haftanın 5 günü sahadayız; restoranlarda, kasaplarda, manavlarda ve süpermarketlerde fiyat etiketi ve haksız fiyat denetimlerimiz devam ediyor" ifadelerini kullandı. Erdal Vural ise; "Ticaret İl Müdürlüğünü tebrik ediyorum. Fahiş fiyatlara karşı denetimlerini sürdürüyorlar" dedi. (SY-AT)
ATB Başkanı Çandır: "Fırtınada zarar gören alanlar aynı dere ve çay havzasında"
28 Ocak 2026 Çarşamba - 14:03 ATB Başkanı Çandır: "Fırtınada zarar gören alanlar aynı dere ve çay havzasında" Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, afette 5 bin dekarın üzerinde tarım alanının zarar gördüğünü belirterek, "Zarar gören alanlara baktığımızda büyük bölümü aynı çay ve dere havzalarında tekrar etmektedir. Çözüm ise planlı, bilimsel ve uzun vadeli altyapı yatırımlarından geçmektedir" dedi. ATB Ocak Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkan Vekili Abdullah İnan başkanlığında yapıldı. Toplantıda ATB’nin 2025 çalışma özeti sunularak, yönetimin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyeler bilgilendirildi. ATB Başkanı Ali Çandır, konuşmasında Antalya’da yaşanan sel, dolu, fırtına ve hortum nedeniyle 5 bin dekarın üzerinde tarım alanının zarar gördüğünü kaydetti. Çandır, "Son günlerde Kumluca, Finike, Demre ve Aksu başta olmak üzere kentimizde yaşanan hortum ve sel afetleri hepimizi derinden üzmüştür. Hayatını kaybeden yavrumuza Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyorum. Afetler ilk belirlemelere göre 5 bin dekarı aşan örtüaltı üretim alanlarımızda ciddi zararlara yol açmıştır. Zarar gören üreticilerimize ve tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Zarar gören alanlara baktığımızda büyük bölümü aynı çay ve dere havzalarında tekrar etmektedir. Çözüm ise planlı, bilimsel ve uzun vadeli altyapı yatırımlarından geçmektedir" dedi. 2 bin üreticiye destek talebi Yağışların devam ettiğini, en büyük tesellinin genel hayatı etkileyen daha büyük bir afetin yaşanmamış olması olduğunu söyleyen Çandır, "İlgili tüm kurum ve kuruluşların ilk günden itibaren teyakkuz hâlinde hareket etmesini ve hızlı müdahalede bulunmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak yüksek maliyetler altında üretim yapan ve karlı bir hasat dönemine girerken zarara uğrayan yaklaşık 2 bin üreticimiz açısından acil nakit desteğinin sağlanması, mevcut kredilerin ötelenmesi ve yeni hibe ile uygun kredi imkânlarının acilen devreye alınması büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. Çandır, Antalya’nın kültürel hafızasına önemli katkılar sunan, sevilen tarihçi ve araştırmacı Giray Ercenk’in kaybından duyduğu üzüntüyü de dile getirerek, "Güray Ercenk ağabeyimize Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Kentimize bıraktığı izler daima yaşayacaktır" dedi. "Tarım yüzde 7 küçüldü" Ali Çandır, "2025 yılına 2024’ten daha iyi bir yıl olacağı beklentisiyle başlamıştık. Ancak gerek ülke gerek kent gerekse sektörümüz açısından 2025 yılı birçok göstergede 2024’ün gerisinde kalmıştır" ifadelerini kullandı. 2025 yılında GSYH büyümesinin yaklaşık yüzde 4 civarında olduğunu, ticaretin yüzde 5, sanayinin yüzde 4 büyümesi beklenirken, tarım sektörünün yaklaşık yüzde 7 küçüleceğinin öngörüldüğüne dikkat çeken Çandır, "En dikkat çekici tablo tarımdadır. Çünkü tarım yalnızca ekonomik değil, stratejik bir sektördür. Tarih bize göstermektedir ki tarımını kaybeden, geleceğini kaybeder. Bu nedenle stratejilerin ve politikaların merkezinde tarım olmak zorundadır. Tarım sektörü; ürünlerini maliyet-fiyat ilişkisiyle değil, piyasanın belirlediği fiyatlarla satar. Üretimini sezon içinde esnek biçimde ayarlayamaz ve doğa risklerine tamamen açıktır. Sezon sonunda ya ayakta kalır ya da sektörden çekilmek zorunda kalır. Bu nedenle tarımın stratejik niteliği tartışmasızdır ve politikalar bu gerçekliğe uygun biçimde oluşturulmalıdır" diye konuştu. TÜİK’in il düzeyinde milli gelirin (GSYH) 2000-2024 dönemini kapsayacak şekilde yayımlandığını hatırlatan Çandır, 2019 yılında Antalya’nın ülke ekonomisi içindeki toplam payının yüzde 3,5’e, ticaretteki payının ise yüzde 5,4’e ulaştığını ve en güçlü yıl olduğunu söyledi. Çandır, tarımda ise tablonun çarpıcı olduğunu kaydederek şunları söyledi: "Antalya’nın tarımdaki payı 2010 yılında yüzde 6,1 düzeyindeyken, 2024 itibarıyla yüzde 4,6’ya gerilemiştir. Başka bir ifadeyle son 15 yıl içinde tarım sektöründe yaklaşık yüzde 25 oranında bir pay kaybı yaşanmıştır. Kentimiz özelinde ise tarımın milli gelir içindeki payı 2010’da yüzde 16,3 iken, 2024’te yüzde 7,8’e düşmüştür. 2025’te bu oranın yüzde 7’nin altına inmesini bekliyoruz. Bu durum yalnızca nispi bir değişim değil, kent ekonomisinde genel bir yavaşlamaya işaret etmektedir. Nitekim sanayi sektörünün milli gelir içindeki payı 2021 yılında yüzde 11,8 iken, 2024 yılında yüzde 8,2’ye düşmüştür. Ticaret sektöründe ise en yüksek pay 2022 yılında yüzde 38,3 olarak gerçekleşmiş, 2024 yılında yüzde 37,7’ye gerilemiştir. 2025 yılının bu göstergelerin de gerisinde kalacağı tahmin edilmektedir. Tarım başta olmak üzere birçok temel sektörde 2024 yılına kıyasla daha zayıf bir performansla karşı karşıyayız. Turizmde 2025 yılında güçlü bir ziyaretçi akışı yaşanmasına rağmen sektör katma değer üretiminde ve fiyat rekabetinde beklenen seviyeye ulaşamamıştır. Tarımda ise kuraklık ve iklim şartlarında ötesinde, kentimize özgü daha derin bir kırılganlık dikkat çekmektedir. Tarımda yaşanan yapısal daralmayı yaş meyve-sebze ve domates ticaretinde de net biçimde görüyoruz. Son 6 yılda halde işlem gören sebze ve domates miktarı yüzde 50’nin, meyve miktarı ise yüzde 60’ın üzerinde azalmıştır. Buna karşın fiyat endeksleri 23 kat artmıştır. Bu tablo gösteriyor ki, sorun fiyatlarda değil, üretimde; geçici dalgalanmalarda değil, yapısal bir daralmadadır." "2026 yılının ilk yarısı zorlu geçecek" Çandır, 2026 yılı için yılın ilk yarısında sıkı, ikinci yarısında ise daha esnek politikaların beklendiğini söyleyerek, "İlk yarı iş dünyası için zorlukların süreceği bir dönem olacaktır. İkinci yarıdaki muhtemel rahatlama ise ölçülü olmak zorundadır; aksi halde son yıllardaki fedakarlıkları kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız" dedi. ATB’nin 2026 teması "su" Antalya Ticaret Borsası’nın çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Çandır, Borsa olarak son dört yıldır çalışmalarını "sürdürülebilirlik" ekseninde yürüttüklerini anlattı. ATB’nin 2026 yılı temasının "su" olduğunu kaydeden Çandır, "Çünkü tarımın, gıdanın, ihracatın ve kent ekonomisinin geleceği doğrudan suyla ilişkilidir. Antalya tarımı, dış ticareti besleyen güçlü bir yapıya sahiptir. Ancak gerekli dönüşüm sağlanamazsa ihracatımız zorlanacaktır. Bu nedenle iklim dostu üretim artık bir tercih değil, zorunluluktur. Su kaynaklarına erişimde yaşanan sorunlar giderek derinleşmektedir. Geçici yağışlar kalıcı çözüm değildir. Ürün deseninin havza bazlı planlanması, kapalı devre sulama sistemleri, su hasadı, kuraklığa dayanıklı çeşitler ve kayıt dışı su kullanımının denetimi artık ertelenemez. Ayrıca, su yalnızca tarımın değil; sanayinin, turizmin ve hane halkının da ortak sorumluluğudur. Antalya suyu bol sanılan ancak kuraklık baskısı yüksek bir kenttir. Tarım, turizm ve kentleşme aynı kaynağı paylaşmaktadır. Su yönetimi artık teknik değil, doğrudan ekonomik bir konudur. Toprağımız, suyumuz ve doğamız ortak sermayemizdir. Bu sermayemize sahip çıkmazsak hepimiz kaybedeceğiz. Unutmayalım ki, suya sahip çıkmak, bu yarınımıza sahip çıkmaktır" diye konuştu. Mermer ocağı uyarısı Mermer ocağı faaliyetlerinin geçici olduğunu, tarımın ise kuşaklar boyunca süren stratejik bir üretim alanı olduğunu ifade eden Çandır, "Finike Boldağ’da planlanan taş ocağına bakışımız da bu yaklaşımın doğal bir sonucudur. Tarımsal varlığımızı ve kültürel mirasımızı zedelemeyen hiçbir yatırıma karşı değiliz. Mermer ihtiyacını verimli arazilerimizin dışında, çevresel ve toplumsal hassasiyetleri dikkate alarak planlamalıyız" dedi. "COP31 önemli bir fırsat" 2026 yılının Antalya için önemli bir yıl olduğunu, Asya Pasifik Tohumculuk Kongresi, Uluslararası Uzay Kongresi, Antalya Diplomasi Forumu ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 31’inci oturumuna (COP31) ev sahipliği yapacağını ve küresel ölçekte söz söyleme imkanı bulacağını kaydeden Çandır, "COP31, ölçeği ve küresel etkisiyle kentimiz açısından ayrı bir sorumluluk alanı oluşturmaktadır. Geçmiş COP ev sahiplikleri önemli dersler sunmaktadır. COP28 ile Dubai, iklim diplomasisini ve EXPO City altyapısını kalıcı bir değere dönüştürmüş, COP29 ile Bakü iklim finansmanını küresel gündemin merkezine taşıyarak kentin uluslararası görünürlüğünü güçlendirmiş, COP30 ise Brezilya da iklim, doğa ve biyoçeşitlilik başlıklarını dünya kamuoyunun odağına yerleştirmiştir. Antalya’da da COP31’e sivil toplumun, meslek örgütlerinin, üniversitelerin, gençlerin ve özel sektörün dâhil olduğu ortak bir akıl ve yönetişim anlayışıyla yaklaşmak durumundayız. Çünkü COP31’in gerçek başarısı, zirve tamamlandıktan sonra kentimize ne bıraktığıyla ölçülecektir. Bizim için asıl başarı; COP31 sonrasında kentimizin havasını, suyunu, taşını, toprağını ve sahip olduğu tüm çevresel değerleri merkeze alan bir anlayışın kalıcı hale gelmesidir. Atık sorunu yaşamayan, suyu etkin yöneten, dağına, taşına ve toprağına sahip çıkan bir yaklaşımın Antalya’da hâkim olması en büyük temennimizdir" diye konuştu. "EXPO 2016 alanı kente kazandırılmalı" COP31’in uzun süredir atıl olan EXPO 2016 alanında planlanmasını önemli bir fırsat olarak değerlendiren Ali Çandır, "Ancak bu alanı yalnızca geçici bir organizasyon mekanı olarak değil, COP31 sonrasında da kente hizmet eden, değer üreten bir merkez olarak ele almalıyız. Bu merkez, çevre ve iklim temalı olabileceği gibi, eğitim, sağlık ya da tarım gibi farklı başlıklarda da şekillenebilir. Asıl mesele, EXPO 2016 alanının hangi başlıkta ve nasıl bir katma değer üreteceğine Antalya’nın kent olarak birlikte karar verebilmesidir" dedi. ATB meslek komiteleri üyelerinin son üç yıldır artırılmayan ve yüksek enflasyon karşısında reel olarak eriyen tarımsal işletme ve yatırım kredi limitlerinin en az iki katına çıkarılmasını, ayrıca imalat sanayine uygulanan 5 puanlık sigorta primi indiriminin tarım sektörü için de hayata geçirilmesini talep ettiğini belirten Çandır, "Bu talepler bir ayrıcalık değil, üretimin sürdürülebilmesi, kayıtlı istihdamın korunması ve gıda güvenliğinin sağlanması için zorunlu ve akılcı adımlardır. Sektörümüzün buna ihtiyacı vardır" şeklinde konuştu. YÖREX nisanda Antalya Ticaret Borsası olarak 17 yıldır Yöresel Ürünler Projesi ve YÖREX Fuarı ile kırsal kalkınmayı desteklediklerini ifade eden Çandır, "Yöresel ve coğrafi işaretli ürünlerimizi korumak, tanıtmak ve ekonomik değerini artırmak için aynı kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yıl fuarımızı 22-26 Nisan tarihlerinde düzenleyeceğiz. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine ülkemizin tüm zenginliklerini bir kez daha aynı çatı altında buluşturacağız. ‘Sizin Oraların Nesi Meşhur?’ sloganıyla üreticilerimizi, ticaret erbaplarımızı ve ilgili tüm kurumlarımızı YÖREX’e davet ediyoruz" diye konuştu. Mecliste üyeler, sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
DAP bölgesi kalkınma ajansları ‘Yerel kalkınma hamlesi’ vizyonuyla toplandı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 13:56 DAP bölgesi kalkınma ajansları ‘Yerel kalkınma hamlesi’ vizyonuyla toplandı DAP Bölgesi kalkınma ajansları, işbirliği ve koordinasyon için Erzurum’da bir araya geldi. DAP Bölge Kalkınma İdaresinin ev sahipliğinde, Bölgenin potansiyelleri dikkate alınarak ve daha etkili kamu yatırımlarını hayata geçirmek amacıyla düzenlenen toplantıya; Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkari, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Sivas, Tunceli ve Van’da faaliyet gösteren Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Fırat Kalkınma Ajansı, Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Serhat Kalkınma Ajansı ile Sivas ilinin DAP Bölgesine dahil edilmesiyle Orta Anadolu Kalkınma Ajansı yetkilileri katıldı. DAP İdaresi Konferans Salonunda gerçekleşen toplantının açılış konuşmasını DAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Prof. Dr. Osman Demirdöğen yaptı. Başkan Demirdöğen, Kalkınma İdareleri ve Kalkınma Ajanslarının aynı Bakanlığa bağlı iki kurum olarak, belirlenen görevleri ayrı ayrı yerine getirmeye çalıştığını ama daha başarılı olunması için bu iki kurumun iş birliği ve koordinasyonunun önemli olduğunu belirtti. Desteklenen projelerle bölgede ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve istihdam artışını ajanslarla birlikte sağlamaya çalıştıklarını ifade eden Demirdöğen, kalkınma vizyonuna sahip olan bu iki kurumun mükerrer desteklerinin ancak iş birliği yoluyla önleneceğini söyledi. Başkan Demirdöğen, "Onun için her türlü iş birliğine hazır olduğumuzu söylemek istiyorum. Biz takım ruhuyla çalışırsak bölgede güzel işler yapacağımıza inanıyorum" dedi. Toplantıya katılan, Kalkınma Ajansları Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Caner Meydan ise, her ilin potansiyelinin ayrı olduğunu belirttiği konuşmasında, bu konudaki araştırmaların daha fazla olması gerektiği üzerinde durdu. Meydan, "İllerin doğal potansiyeli, maden potansiyeli açığa çıkmamış farklı ürün potansiyeli olabiliyor. Bunların araştırılması gerekiyor. Yerel Kalkınma Hamlesi teşvik programı bence bölgesel kalkınma ekosistemi içerisinde en önemli atılımlardan biri. İki yıl önce başlattığımız Yerel Kalkınma Hamlesi konularını önümüzdeki sene biraz daha açmamız gerekiyor. Tarımsal ürünlerle ilgili ‘81 ilde 81 Ürün’ programı başlatıyoruz. Ve ortaya çıkan bu yeni ürünleri uluslararası pazara sunmak istiyoruz." dedi. Kalkınma Ajansları Genel Sekreterlerinin toplantının önemini belirten konuşmalarının ardından, DAP BKİ ve ajansların faaliyet sunumları ve iş birliği alanlarının yer aldığı görüşmelere geçildi. Toplantıya, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü Yerel ve Kırsal Kalkınma Koordinasyon Dairesi Başkanı Funda Külerü, DAP İdaresi Başkan Yardımcıları Melih Kirişci ve Ömer Faruk Karyağdı, DAKA Genel Sekreteri Halil İbrahim Güray, KUDAKA Genel Sekreteri Oktay Güven, ORAN Genel Sekreteri Yunus Emre Şeker, FKA Genel Sekreteri Mehmet Şirin Budancamanak ile SERKA Genel Sekreteri Nurullah Karaca ve her iki kurumun Koordinatörleri, Birim Başkanları, uzmanlar katıldı.
Sinop’ta Ramazan öncesi gıda denetimleri artırıldı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 13:50 Sinop’ta Ramazan öncesi gıda denetimleri artırıldı Ticaret Bakanlığı, yaklaşan Ramazan ayı öncesinde Sinop’ta restoran, fırın ve kasaplara yönelik fahiş fiyat ve etiket denetimleri gerçekleştirdi. Sinop Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, yaklaşan Ramazan ayı dolayısıyla gıda denetimlerini yoğunlaştırdı. Denetimler kapsamında marketler, yeme-içme yerleri, fırınlar ve kasaplar mercek altına alındı. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sinop Ticaret İl Müdürü Yavuz Selim Aykan, denetimlerin Bakanlık talimatları doğrultusunda ve Sinop Valiliği koordinasyonunda yürütüldüğünü belirtti. Aykan, "Yaklaşan Ramazan ayı sebebiyle denetimlerimizi Türkiye genelinde olduğu gibi Sinop ilimizde de yoğunlaştırarak devam ettiriyoruz. Bugün özellikle marketler, yeme-içme yerleri, fırınlar ve kasaplarda denetimlerimizi artırdık. Bakanlığımızın talimatları ve Valimizin koordinasyonuyla ilimizdeki işletmelerde denetimlerimiz Ramazan ayı boyunca sürecek" dedi. Denetimlerde özellikle fiyat etiketi ve haksız fiyat artışlarına odaklanıldığını vurgulayan Aykan, uygunsuzluk tespit edilen ürünlerin raporlanarak Bakanlığa bildirildiğini ifade etti. Aykan, "Kasa fiyat artışları, etiket uygunsuzlukları ve haksız fiyat olarak değerlendirdiğimiz ürünlerle ilgili raporlamalar yapıyoruz. Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’nun incelemesi sonucunda aykırılık tespit edilmesi halinde idari para cezası uygulanmaktadır. Fiyat etiketiyle ilgili her aykırılıkta ürün başına 3 bin 973 lira idari para cezası söz konusudur" diye konuştu. Vatandaşlara da çağrıda bulunan Aykan, karşılaşılan olumsuzlukların bildirilebileceğini belirterek, "Vatandaşlarımız haksız fiyat artışlarıyla karşılaştıklarında mobil uygulama üzerinden, CİMER aracılığıyla ya da yazılı dilekçeyle Ticaret İl Müdürlüğümüze başvurabilirler" ifadelerini kullandı.
Ordu’da kahverengi kokarcaya karşı 300 binden fazla kışlak ilaçlanıyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 13:42 Ordu’da kahverengi kokarcaya karşı 300 binden fazla kışlak ilaçlanıyor Ordu’da kahverengi kokarcaya karşı 300 binden fazla kışlağın ilaçlanması hedefleniyor. Bölgede etkili olan ve özellikle 2024 yılında fındık başta olmak üzere tarım ürünlerine ciddi zarar veren kahverengi kokarca ile mücadele çalışmaları kapsamında kışlak ilaçlaması devam ediyor. Bakanlık tarafından ilaç desteği sunulurken, tarım ve orman müdürlükleri, ziraat odaları, belediyeler ve muhtarlıkların el birliğiyle oluşturulan ekip, yüksek kesimli bölgelerden başlayarak, sahil kesimlerine kadar ilaçlamalarını sürdürüyor. Yürütülen çalışmalar ile kahverengi kokarcaların kış mevsimini geçireceği kapalı alanlar ilaçlanıyor. "Mücadeleler ile 2025 yılında fındığımızı kurtardık" Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, 2024 yılının sonbaharından itibaren kahverengi kokarcaların kışlaklara geçmesi ile birlikte ekip kurularak, biyosidal ilaçlar ile mücadele başlatıldığını söyledi. Soydan, "2024 yılı sonu ve 2025 yılı bahar sezonunda yaklaşık 300 bin kışlak ilaçlama noktası yapıldı. Bu mücadelenin devamında üreticilerimiz kışlak ilaçlamasından sonra kimyasal mücadeleyi sürdürdü. Bunun sonunda ise 2025 yılın fındığımızı kurtardık, toplar ve satar hale geldik. Burada Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilaç desteği ve paydaş kurumların destekleri hep birlikte mücadele yürütüldü" dedi. "Bu mücadelede başarılı olmak istiyoruz" "Bunun devamının gelmesi gerekiyordu, şu anda tüm kutrumlar birlik olarak ilaçlamalara devam ediliyor" diyen Soydan, "Çünkü kahverengi kokarcalar kışlaklara girmiş durumda, nisan ayına gelene kadar, hava sıcaklığı 17-18 dereceye yükselene kadar buralardan çıkmayacaklardır. Biz de hava şartlarına göre bu kışlaklarda ilaçlamaya devam ediyoruz, yapılmadığı sürece ürünlerimize ciddi zararları olacaktır. Geçen yıllarda yapılan mücadelenin faydasını görerek, şimdiki mücadelemizi yapıyoruz. İnşallah bunda başarılı olmak istiyoruz, yapılan çalışmaların da olumlu sonuçlarını görüyoruz" şeklinde konuştu. "Hedef 300 binin üzerinde" Kahverengi kokarcaya karşı 2026 sezonunda hedefin 300 binden fazla kışlağın ilaçlanması olduğunu belirten Soydan, "Bazı evler, samanlıklar gibi yerler kapalı olabiliyor. Biz, eğer gurbette olanlar varsa bu yapıların anahtarlarını mutlaka akrabalarına ya da muhtarlarına bırakmalarını istiyoruz. Çünkü kışlak ilaçlaması yapılmayan bir tek noktanın bile kalmaması gerekiyor" ifadelerine yer verdi.
Ordu’da kahverengi kokarcaya karşı 300 binden fazla kışlak ilaçlanıyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 13:39 Ordu’da kahverengi kokarcaya karşı 300 binden fazla kışlak ilaçlanıyor Ordu’da kahverengi kokarca ile mücadelenin kış mevsimi döneminde 300 binden fazla noktanın ilaçlanması hedefleniyor. Bölgede etkili olan ve özellikle 2024 yılında fındık başta olmak üzere tarım ürünlerine ciddi zarar veren kahverengi kokarca ile mücadele çalışmaları kapsamında kışlak ilaçlaması devam ediyor. Bakanlık tarafından ilaç desteği sunulurken, tarım ve orman müdürlükleri, ziraat odaları, belediyeler ve muhtarlıkların el birliğiyle oluşturulan ekip, yüksek kesimli bölgelerden başlayarak, sahil kesimlerine kadar ilaçlamalarını sürdürüyor. Yürütülen çalışmalar ile kahverengi kokarcaların kış mevsimini geçireceği kapalı alanlar ilaçlanıyor. "Mücadeleler ile 2025 yılında fındığımızı kurtardık" Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, 2024 yılının sonbaharından itibaren kahverengi kokarcaların kışlaklara geçmesi ile birlikte ekip kurularak, biyosidal ilaçlar ile mücadele başlatıldığını söyledi Soydan, "2024 yılı sonu ve 2025 yılı bahar sezonunda yaklaşık 300 bin kışlak ilaçlama noktası yapıldı. Bu mücadelenin devamında üreticilerimiz kışlak ilaçlamasından sonra kimyasal mücadeleyi sürdürdü. Bunun sonunda ise 2025 yılın fındığımızı kurtardık, toplar ve satar hale geldik. Burada Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilaç desteği ve paydaş kurumların destekleri hep birlikte mücadele yürütüldü" dedi. "İnşallah bu mücadelede başarılı olmak istiyoruz" "Bunun devamının gelmesi gerekiyordu, şuanda tüm kutrumlar birlik olarak ilaçlamalara devam ediliyor" diyen Soydan, "Çünkü kahverengi kokarcalar kışlaklara girmiş durumda, nisan ayına gelene kadar, hava sıcaklığı 17-18 dereceye yükselene kadar buralardan çıkmayacaklardır. Biz de hava şartlarına göre bu kışlaklarda ilaçlamaya devam ediyoruz, yapılmadığı sürece ürünlerimize ciddi zararları olacaktır. Geçen yıllarda yapılan mücadelenin faydasını görerek, şimdiki mücadelemizi yapıyoruz. İnşallah bunda başarılı olmak istiyoruz, yapılan çalışmaların da olumlu sonuçlarını görüyoruz" şeklinde konuştu. "Hedef 300 binin üzerinde" Kahverengi kokarcaya karşı 2026 sezonunda hedefin 300 binden fazla kışlağın ilaçlanması olduğunu belirten Soydan, "Bazı evler, samanlıklar gibi yerler kapalı olabiliyor. Biz, eğer gurbette olanlar varsa bu yapıların anahtarlarını mutlaka akrabalarına ya da muhtarlarına bırakmalarını istiyoruz. Çünkü kışlak ilaçlaması yapılmayan bir tek noktanın bile kalmaması gerekiyor" ifadelerine yer verdi.
Bursa’da Başkan Bozbey’den siyasilere Güney Çevre Yolu için destek çağrısı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 13:39 Bursa’da Başkan Bozbey’den siyasilere Güney Çevre Yolu için destek çağrısı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, yaklaşık 1 milyar dolara mal olması beklenen Uludağ eteklerinde yerin altından gidecek, "Güney Çevre Yolu" projesinin belediye imkanlarıyla yapılamayacağını belirterek, bu konuda tüm siyasilerin bir araya gelmesi gerektiğini söyledi. Bozbey, Belediye Toplantı Salonu’nda düzenlediği basın toplantısında, Bursa’nın temel başlıklarından olan ulaşım konusundaki çalışmalar ve projelere, kent içi ulaşımı daha düzenli ve hızlı hale getirmek için hız verdiklerini anlattı. Zaman zaman kent ulaşımındaki aksamalara yönelik eleştirilerle karşılaştıklarını dile getiren Bozbey, "Bu kentte görevi devralalı daha 2 yıl bile olmadı. Buna rağmen yıllardır biriken sorunların tüm sorumluluğunu bugüne yüklemek ne gerçekçi ne de vicdanidir. Eleştiri yaparken biraz daha vicdanlı olunması gerektiğini düşünüyorum" dedi. Güney Çevre Yolu projesi Bozbey, Uludağ eteklerinden yerin altından gidecek "Güney Çevre Yolu" projesine ilişkin, şunları söyledi: "Kestel’den Çalı Kavşağı’na deniliyor ama ben Görükle’ye kadar ulaşmasını daha doğru buluyorum. 1 milyar dolarlık bir proje. Bunu bizim belediye olarak yapmamız mümkün değil. Silüeti de bozmayacak bir çalışma. Tüm siyasilerin Bursa platformu oluşturarak hareket etmesi önemli. Bu konuda hazırlık yapıyoruz. Siyasileri davet edeceğiz, değerlendirme toplantısı yapacağız. Hep beraber hareketle bunu Karayolları’na yaptırmalıyız çok önemli bir proje." Uzun vadeli bakışın, güçlü planlama ve kararlı uygulama gerektiğini dile getiren Bozbey, şöyle konuştu: "Bugün yaşanan pek çok sorunun temelinde geçmişte yapılan plansız büyüme, özel okulların, hastanelerin, sanayinin bir yere toplanması gibi yanlış yer seçimi, üçüncül bakıştan uzak kararlar almak yatıyor. 2025 verilerine göre Bursa’da trafiğe kayıtlı taşıt sayısı 1 milyon 300 bini aştı. Yüzde 7 arttı son bir yılda. Bu tablo sadece araç sayısındaki artış değil aynı zamanda kentleşme anlayışındaki eksiklerin de sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu kabloyu değiştirmek için yoğun çaba harcıyoruz. Trafiğin kentte bir denge içinde yayılmasını esas alıyoruz. 1/100000 ölçekli çalışmamıza bu yüzen önem veriyoruz." Ulaşım Ana Planı ile yol haritasını netleştirmeye çalıştıklarını aktaran Bozbey, toplu taşımayı raylı sistemleri ve bisikleti merkeze alan yaklaşımı ortaya koyduklarını söyledi. "2026’da 300 bin ton sıcak asfalt yapacağız" Dünyada modern kentlerin çevre dostu enerji verimliliği yüksek ve karbon salınımını azaltan ulaşım çözümlerini tercih ettiğine dikkati çeken Bozbey, sürdürülebilir ulaşımın, çevreyi korurken ekonomiye katkı sağlayan insanların yaşam kalitesini yükselten anlayışı temsil ettiğini kaydetti. Asfalt yüzü görmemiş pek çok noktayı yeni yollarla buluşturduklarını, trafiği rahatlatmak adına kritik kavşaklarda düzenleme yaptıklarını dile getiren Bozbey, şöyle devam etti: "Araç filomuzu yeniliyoruz. Çevreci konforlu araçları hizmete sunuyoruz. 2026 boyunca ulaşım alanında pek çok proje devam edecek, yenileri hayata geçirilecek. 2026 ile planlama altyapı ve üstyapı ile kapsamlı bir çalışma dönemine giriyoruz. Yıl boyunca sahada yatırımlarla geleceği şekillendirecek proje çalışmalarıyla Bursa’nın ulaşımını kalıcı rahatlatacak adımları atıyoruz. 300 bin ton sıcak asfalt, 350 kilometre satıh kaplama, 300 bin metrekare parke yolu, 32 kilometre bisiklet yolu ile 110 köprü, duvar ve menfez yapacağız. 23 kavşakta düzenleme çalışmaları gerçekleştireceğiz, 5 köprü projesini hazırlayacağız." 115 iş makinesi alınacak Bozbey, Geçit-Bademli kavşağı, Esenevler-Yiğitler-Otosansit-Kestel imar yolu, Otosansit-Erdoğan Caddesi sanat yapıları, 11 Eylül Bulvarı-Gürsü bağlantı yolu çalışmalarının sürdüğünü belirterek, bunların trafiğe rahatlatacağını anlattı. Yüksek kapasiteli "Mudanya Hızlandırılmış Otobüs Hattı" projesine değinen Bozbey, 16,5 kilometrelik bu güzergahta deniz ulaşımını da Bursa ile entegre etmiş olacaklarını aktardı. Orhaneli Beşevler Köprülü Kavşak projesine ilişkin de çalışmaların sürdüğünü belirten Bozbey, "Orhaneli’ye kesintisiz ulaşımı sağlamayı hedefliyoruz. Proje çalışmaları sürüyor. Ata Bulvarı Durmazlar Kavşağı ile çalışmalar sürüyor. Bu kadar projeyi yapmak için iş makinesine ihtiyacımız var. 29 iş makinesi aldık. 115’e kadar çıkaracağız. Kendi bütçemizle alıyoruz. İhaleleri açık şeffaf yaparak alıyoruz" dedi. Raylı sistemlerle ilgili çalışmalar Bozbey, raylı sistemle ilgili planlamaların 2018’den bu yana yürürlükte olan Ulaşım Ela Planı’nda yer aldığını hatırlatarak, "2023’de güncellenmesi gereken plan dikkate alınmamış. Hafif raylı sistem araç alım işine izin çıkmış ama yerine getirilmediği için iptal edilmiş. Biz tekrar başlattık bu süreci. İzin çıktığı gibi alımları yapacağız" ifadesini kullandı. Bursaray’ın günlük 300 binin üzerinde yolcu taşıdığını belirterek, özellikle sabah ve akşam saatlerinde doluluk oranlarının yüzde 100’e ulaştığını anlattı. Mevcut 133 araca ek olarak 68 yeni hafif raylı sistem aracı alınmasının Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alındığını dile getiren Bozbey, 2035 yılını kadar en az 186 araca daha ihtiyaç olduğuna dikkati çekti. Raylı sistemlerde hayata geçirilecek yeni hatlarla ilgili bilgiler aktaran Bozbey, bu hatların sisteme dahil olmasıyla ulaşımın çok daha rahat olacağını söyledi. Heykel’e teleferik çalışması Teleferik ile ilgili projeden bahseden Bozbey, "Hanlar bölgesi, Yeşil Türbe, Ulucami ve çarşı çok kıymetli. Yaptığımız analizlerde teleferiği Heykel’e getirmeyi planlıyoruz. Kent Müzesi arkasına getirmeyle, çok daha fala kişinin kullanımını sağlayacağı gibi Heykel’in canlanmasına, Altıparmak’ın canlanmasına ön ayak olacağız. Bununla ilgili çalışmalar sürüyor" diye konuştu. Burulaş’ın geçen yıl 315 milyon yolcu taşıdığını belirten Bozbey, bunun 210 milyon civarının otobüs, yaklaşık 105 milyonunun da raylı sistemlerle yolculuk yaptığını kaydetti. Öğrenci indiriminin ardından geçen yıl 86 milyon öğrenci binişine ulaşıldığını vurgulayan Bozbey, "Öğrencilerin servisle gitmesinin önüne geçtik, trafiği rahatlattık. Bizde dörtte bir fiyatına öğrenci bileti. Birçok belediyede bu uygulama yok" dedi. Otobüs kartlarının değiştirilmesi Otobüs kartlarındaki değişiklikle ilgili eleştirilere yanıt veren Bozbey, şunları söyledi: "47 çeşit kart vardı. Bunun yönetilmesi imkansızdı. Nerede kaçak var nerede suistimal yapılıp yapılmadığını takip edemezsiniz. Kart sayısını 4’e düşürdük. 4 çeşit kart yönetiyoruz ve bu daha kolay hale geldi. Usulsüz ve kontrolsüz binişlerin önüne geçtik. Ücretsiz kart iptalleri var. Ücretsiz kartların kişinin haricinde kullanılmaması lazım." Bozbey, temiz enerji sistemlerine yöneldiklerini de belirerek, "Söğüt arazi tipi GES projesi kuracağız, 3,4 MW gücünde. Toplam tükettiğimiz enerjinin yüzde 25’ini temiz enerjiden elde etmeyi hedefliyoruz. Bu da 60 MW ölçüye karşılık geliyor" dedi.
Kuyumcular Odası Başkanı Çakmakçı: "Altın güvenli liman, uzun vade yatırım aracıdır"
28 Ocak 2026 Çarşamba - 13:39 Kuyumcular Odası Başkanı Çakmakçı: "Altın güvenli liman, uzun vade yatırım aracıdır" Altının güvenli liman olduğunu dile getiren Elazığ Kuyumcular Odası Başkanı Fikret Çakmakçı, "Uzun vade yatırım aracıdır. Günübirlik hiçbir zaman tavsiye etmedik" dedi. Elazığ Kuyumcular Odası Başkanı Fikret Çakmakçı, altın fiyatlarına yönelik açıklamalarda bulundu. Altının yılbaşında 6 bin 200 seviyesinde olduğunu aktaran Başkan Çakmakçı, "Şuan 7 bin 600 ve 700 seviyelerine kadar çıktı. Yüzde 25 değer artışı oldu. Altın güvenli liman, uzun vade yatırım aracıdır. Günübirlik hiçbir zaman tavsiye etmedik. Nedenleri devam eden ekonomik savaşlar. Gerginlikler var, ABD-Venezüella, ABD-İran, İsrail-İran gerginlikleri dolasıyla altın fiyatları yükselişe devam ediyor. Durum savaş ortamından çıktı, artık ekonomik savaşa döndü. Altın uluslararası piyasada özellikle ons bazında yükseliyor. Dolar bazında bir yükseliş yok. Şu an 5 bin 300- 400 sevilerine kadar yükselen bir ons trendi var. 1 kilo altın 180 bin dolarlara yaklaştı. Geçen sene 85 bin dolar fiyatındaydı. Altın fiyatları yükselmeye devam edecek. Yıl sonunda beklediğimiz 7 bin 500 liralı rakamlardı fakat yılın birinci ayında 7 bin 600 seviyesinde. Bu da trendi daha yukarı attı. Ekonomik belirtilere baktığımız zaman altın 10 binli seviyelere gidebilir diye düşünüyoruz" diye konuştu. Çakmakçı şöyle devam etti: "Altının düşük olduğu dönemde biz vatandaşa dövizden çıkın altın alın diye hep tavsiyelerde bulunduk. 1 kilo altının 80 bin dolar olduğu dönemde altın alanlar yüzde 100’ün üzerinde para kazandı. Döviz tutanlar ise tam tersi parası yerinde kaldı. Ya da faiz yatırımı yapan vatandaş, yüzde 30-40 faiz aldı ama altının son 1 yılda yükselişi hemen hemen yüzde 150’lere kadar dayandı. Vatandaşın ister istemez parası faizde sıfıra çıktı. Çok değer kaybetti. Biz altının güvenli liman olduğunu devam ettiğini ve edeceğini her zaman söylüyoruz" diye konuştu.
"FED kararı öncesi küresel piyasalarda temkinli fiyatlama süreci yaşanıyor"
28 Ocak 2026 Çarşamba - 13:28 "FED kararı öncesi küresel piyasalarda temkinli fiyatlama süreci yaşanıyor" ABD Merkez Bankası’nın (FED) açıklayacağı faiz kararı öncesinde küresel piyasalarda temkinli bir fiyatlama süreci yaşanıyor. Altın ve gümüşte gün içinde sınırlı geri çekilmeler görülse de, ons altın kritik seviyelerin üzerinde tutunmayı sürdürüyor. Bu görünümün, piyasalarda sert bir yön değişiminden ziyade karar öncesi pozisyon ayarlamalarının öne çıktığını gösterdiği değerlendiriliyor. ABD ile İran arasında son günlerde görece yumuşayan tansiyon risk algısını kısmen dengelerken, Orta Doğu kaynaklı jeopolitik başlıkların tamamen gündemden düşmediği belirtiliyor. Bu belirsizliklerin güvenli liman talebini canlı tuttuğu ifade ediliyor. "Altında kısa vadeli hareketler ana yönü belirlemez" FED kararı öncesindeki fiyatlamaların dikkatli okunması gerektiğini belirten DEMAŞ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cumhur Kitiş, altın fiyatlarında görülen sınırlı geri çekilmelerin bir trend değişimi anlamına gelmediğini söyledi. Kitiş, "Ons fiyatının güçlü kalması, uzun vadeli eğilimin sürdüğünü gösteriyor. Belirleyici olan, küresel para politikalarının seyri ve jeopolitik risklerin nasıl yönetileceğidir" dedi. "Faiz kararından çok mesajlar belirleyici olur" FED’in faiz kararından ziyade karar metni ve Başkan’ın kullanacağı dilin piyasalar açısından daha önemli olduğunu vurgulayan Kitiş, "Piyasa faizin sabit kalmasını büyük ölçüde fiyatladı. Asıl önemli olan, faiz indirimi sürecine dair nasıl bir yol haritası çizileceğidir. Yüksek faiz ortamının uzun süre korunamayacağı algısı güçlendikçe bu durum altın lehine bir zemin oluşturur" ifadelerini kullandı. "Altın sadece enflasyona karşı bir korunma aracı değil" Altının yalnızca enflasyona karşı bir güvence olarak görülmemesi gerektiğini belirten Kitiş, "Altın aynı zamanda küresel finans sistemindeki kırılganlıkların ve para politikalarındaki sıkışmanın doğal bir yansımasıdır. Bu nedenle kısa vadeli dalgalanmalar yerine ana trende bakmak gerekir" diye konuştu. "Rakamdan çok FED’in dili önemli" FED’in daha sert bir söylem kullanması durumunda fiyatlarda sınırlı geri çekilmeler yaşanabileceğini dile getiren Kitiş, "Bu tür hareketler ana trendi bozmaz. Bu noktada rakamdan çok, FED’in geleceğe dair kullandığı kelimeler önemlidir. Dil yumuşadıkça düşüşler kalıcı olmaz, sertleştikçe ise sadece zaman kazandırır" dedi. "Gümüş daha oynak, altın daha dengeli" Gümüş fiyatlarındaki hareketliliğin altına göre daha sert seyrettiğini belirten Kitiş, "Gümüşteki yükseliş ve düşüşler daha spekülatif bir zeminde ilerliyor. Altın ise merkez bankaları ve uzun vadeli yatırımcılar açısından temel denge varlığı olma özelliğini koruyor" ifadelerini kullandı. "Beklenti süreci geçici, ana yön kalıcı" FED kararı öncesinde yaşanan dalgalanmaların doğal olduğunu kaydeden Kitiş, "Piyasalarda şu anda bir beklenti süreci yaşanıyor. Günlük hareketler geçici olabilir ancak jeopolitik riskler, küresel borçluluk ve para politikalarındaki belirsizlik sürdükçe altının ana yönü güçlü kalmaya devam eder" değerlendirmesinde bulundu.