EKONOMİ
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Reel ekonomide elde ettiğimiz kazanımları koruyup finansal tarafta istikrarımızı güçlendirmek önceliğimizdir" 25 Şubat 2026 Çarşamba - 21:38:26 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Reel ekonomide elde ettiğimiz kazanımları koruyup finansal tarafta istikrarımızı güçlendirmek şu anki önceliğimizdir" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ATO Congresium’da gerçekleştirilen Geleneksel MÜSİAD Ankara İftarı’na katıldı. Burada konuşan Yılmaz, Ramazan ayının birliğe, beraberliğe ve kardeşliğe vesile olmasını temenni etti. Dünyanın farklı bir dönemden geçtiğini ve artık eski küresel ve liberal dünyanın olmadığını aktaran Yılmaz, "Uluslararası kuralların, kurumların zayıfladığı, ülkelerin korumacı eğilimlerinin güçlendiği, güç siyasetinin ön plana çıktığı, ‘güçlüysem istediğimi yapabilirim’ gibi bir anlayışın dünyada giderek hakim hale geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bu çok iyi bir dönem değil. Bunu tasvip ettiğimiz için söylemiyorum ama bu gerçeği de görmemiz lazım. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Eski düzen, eski kurallar giderek zayıflıyor ve yeni bir düzen de ortada yok. Dolayısıyla bu tür dönemler, en tehlikeli dönemlerdir. Bunun temelinde ne var diye baktığınız zaman dünyada ekonomide yeni bir güç dağılımı var. Çin başta olmak üzere Uzakdoğu’nun yükselişi, dünya ekonomik hiyerarşisinin dönüşümü siyasi gerilimleri de besliyor. Dünyanın bu yeni ekonomik gerçekliğiyle siyasal gerçekliği örtüşmüyor. Dolayısıyla bir çatışma ortamı içindeyiz. Ekonomideki bu güç dağılımı siyasette de jeopolitik gerilimleri besliyor. Bölgemizde de bunu yaşıyoruz, görüyoruz, dünyanın birçok farklı bölgesinde de bu gerilimlere şahit oluyoruz" ifadelerine yer verdi. Dünyada belirsizliklerin yükseldiği ve risklerin arttığı bir dönemde ülkelerin kendi iç cephelerini güçlendirmeleri gerektiğine dikkati çeken Yılmaz, öngörülebilirliğin azaldığı bir dünyada daha öngörülebilir politikaların izlenmesi, sağlıklı, sağlam ve ihtiyatlı politikalarla hareket etmenin önemli olduğunu vurguladı. Dünyanın içinde bulunduğu bu riskli dönemde Türkiye’nin realiteleri gördüğünü ve bu doğrultuda orta ve uzun vadeli hedefleri belirlediklerini dile getiren Yılmaz, bu hedeflere dönük çabayı kararlılıkla sürdürdüklerine vurgu yaptı. "Reel ekonomide elde ettiğimiz kazanımları koruyup finansal tarafta istikrarımızı güçlendirmek şu anki önceliğimizdir" Ekonomi politikalarında son dönemlerde istikrarı daha fazla ön plana çıkardıklarını belirten Yılmaz, "Malum dünya bir pandemi yaşadı. Pandemi sonrasında hala etkilerin belli oranlarda devam ettiğini söyleyebiliriz. 2020-2024 dönemine baktığımızda dünya ekonomisi kümülatif olarak 100 iken ancak 115 olabilmiş. Aynı dönemde Türkiye ekonomisi 100 iken 130 olmuş. Dünyanın iki katı kadar bir büyüme kaydetmiş. Dolayısıyla reel ekonomi tarafında güçlü bir performans ortaya koyduğumuzu söyleyebilirim. Bu süreçte finansal açıdan istikrarsızlıklar yaşadık. Enflasyon oranımız yükseldi, dolayısıyla reel ekonomide elde ettiğimiz bu kazanımları olabildiğince koruyup finansal tarafta istikrarımızı güçlendirmek şu anki önceliğimizdir. Başta enflasyon oranını aşağı çekmek, makro finansal istikrarımızı güçlendirmek, öngörülebilirliğimizi artırmak şu andaki politikalarımızın temel önceliğini oluşturuyor. Bu konuda da belli bir mesafe almış durumdayız. 2024’ün Mayıs ayında enflasyon 75 buçuğa kadar yükseldi. O günden bu güne 45 puan civarında enflasyon oranında düşüş var" diye konuştu. Temel mallarda yüzde 17’lere kadar enflasyon oranının indiğini söyleyen Yılmaz, özellikle kira, eğitim gibi kalemlerde de giderek iyileşme gördüklerine dikkati çekti. "2026 yılı özel sektörde finansa erişim açısından daha olumlu bir yıl olacak" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2026 yılının özel sektörde finansa erişim açısından daha olumlu bir yıl olacağını dile getirerek, "Biz bir taraftan genel makro istikrarı sağlayarak bu olumluluğu desteklemeye çalışıyoruz. Türkiye, enflasyon ve faizlerde düşüş seyrine girmiş durumda ama bir taraftan da bu makro iyileşmeyi beklemeden selektif dediğimiz politikalarla da reel sektörümüzü destekliyoruz. Reel sektör içinde özellikle emek yoğun şirketlerimizin yaşadığı sıkıntıların farkındayız. Bu sektörlerimize dönük politikalar izliyoruz" dedi. "Ekonomimiz ilk defa 1,5 trilyon doları aşan bir büyüklüğe kavuşmuş olacak" Enflasyonla beraber büyümeyi de dengeli bir şekilde sürdürdüklerine vurgu yapan Yılmaz, "Ekonomimiz ilk defa 1,5 trilyon doları aşan bir büyüklüğe kavuşmuş olacak. Kişi başına gelirimiz 18 bin dolara yakın mertebelerde gelecek diye tahmin ediyoruz. Bu değerlerle Türkiye ekonomisi nominal dolar bazında dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi, satın alma gücüne göreyse 11’inci büyük ekonomisi olacak" açıklamasında bulundu. Para politikası ve maliye politikasını eşgüdüm içerisinde uyguladıklarını kaydeden Yılmaz, Orta Vadeli Programda bütüncül bir politika setini ortaya koyduklarını ve buna göre hareket ettiklerini belirtti. Ayrıca Yılmaz, para politikası ve maliye politikası dışında yapısal dönüşümler ve arz yönlü politikalarında çok kıymetli olduğunu sözlerine ekledi. "Hep birlikte ülkemizi Türkiye Yüzyılı dediğimiz hedeflere taşıyacağımıza gönülden inanıyoruz" Sağlıklı para ve maliye politikaları başta olmak üzere arz yönlü politikalar ve yapısal dönüşümlerle yola devam edeceklerine dikkati çeken Yılmaz, "Doğru bir program izliyorsanız elinizde olmayan, kontrol edemediğiniz faktörler sizi bir miktar geciktirebilir veya olumlu bir sürprize hızlandırıcı etki yapabilir ama asıl etkili olan sizin kendi programınızdır, ortaya koyduğunuz hedeftir. Onu kararlı bir şekilde uygularsanız bir ay önce veya üç ay sonra hedeflerinize ulaşırsınız. Biz de bu anlayış içinde sabırla, kararlılıkla programımızı hayata geçiriyoruz. Burada da kamu, özel sektör, sivil toplum hep birlikte dünyanın bu zorlu döneminde ülkemizi Türkiye Yüzyılı dediğimiz hedeflere hep birlikte taşıyacağımıza da gönülden inanıyoruz" dedi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 17:07 GSO’DAN firmalara yönelik yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik danışmanlık programı UR-GE Destekli Yeşil Sanayi Danışmanlık Faaliyeti ile Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sürecinde firmaların rekabet gücünü artıracak altyapı oluşturuldu. Gaziantep Sanayi Odası (GSO) tarafından, T.C. Ticaret Bakanlığı Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi (UR-GE) programı kapsamında yürütülen "Gaziantep Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir Tekstil Kümesi" projesi çerçevesinde firmalara yönelik Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Danışmanlık Programı faaliyeti başarıyla tamamlandı. Proje kapsamında katılımcı firmaların sürdürülebilirlik performanslarının geliştirilmesi, çevresel etkilerinin ölçülmesi ve uluslararası rekabet güçlerinin artırılması amacıyla kapsamlı bir danışmanlık süreci yürütüldü. Yaklaşık 4 ay süren program boyunca firmaların mevcut durumları analiz edilerek çevresel performanslarına ilişkin detaylı değerlendirmeler yapıldı ve sürdürülebilir üretim için stratejik yol haritaları oluşturuldu. Danışmanlık çalışmaları kapsamında firmaların sürdürülebilirlik seviyeleri ölçülürken çalışanların çevre bilinci de farkındalık anketleri ile değerlendirildi. Yeşil olgunluk ölçümleri yapılarak çevresel performansa ilişkin detaylı raporlar hazırlandı ve mevcut durum ile hedefler arasındaki farkı ortaya koyan GAP analizleri gerçekleştirildi. Ayrıca firmalar için ISO 14064 standardına uygun şekilde kurumsal karbon ayak izi hesaplamaları yapılarak profesyonel raporlar oluşturuldu. Elde edilen veriler doğrultusunda kısa ve uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerini içeren stratejik yeşil yol haritaları belirlendi. Süreç boyunca danışmanlık firması tarafından sunulan dijital raporlama sistemi üzerinden veri girişleri yapıldı ve 3 ay boyunca haftalık firma ziyaretleriyle birebir görüşmeler gerçekleştirildi. Böylece firmaların dönüşüm süreci yakından takip edilerek uygulamaya yönelik somut adımlar planlandı. Danışmanlık programı sayesinde firmalar; çevre dostu üretim süreçlerine geçiş, enerji ve kaynak verimliliği, maliyet tasarrufu ve uluslararası pazarlara uyum konularında önemli kazanımlar elde etti. Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sürecinde firmaların rekabet gücünü artıracak altyapı oluşturuldu. Program kapsamında katılımcı firmalara, Yeşil Olgunluk Raporu, GAP Analizi,ISO 14064-1 standardına uygun Karbon Ayak İzi Raporu, Stratejik Yeşil Yol Haritası sunularak sürdürülebilir üretime geçiş için kapsamlı bir rehber sağlandı.Ticaret Bakanlığı yüzde 75 destekleriyle gerçekleşen faaliyet firmaların yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandıran önemli bir destek mekanizması oldu.
Akıncı: "Antep Fıstığı, bu toprakların yeşil altını ve emeğin en kıymetli karşılığıdır"
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:32 Akıncı: "Antep Fıstığı, bu toprakların yeşil altını ve emeğin en kıymetli karşılığıdır" Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, 26 Şubat Dünya Antep Fıstığı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Antep fıstığının bu topraklarda yalnızca bir tarım ürünü değil; asırlardır süregelen üretim kültürünün, emeğin ve bereketin en güçlü simgelerinden biri olduğunu ifade etti. Gaziantep’te en fazla üretimi yapılan tarımsal ürün olan Antep fıstığının, doğrudan ve dolaylı olarak on binlerce ailenin en önemli geçim kaynağını oluşturduğunu belirten Akıncı, "Antep fıstığı; bu topraklarda ‘yeşil altın’ olarak anılan, emeğin ve sabrın berekete dönüştüğü en kıymetli değerlerden biridir. Tarladan sofraya uzanan bu yolculuk, aynı zamanda bir üretim geleneğinin nesilden nesile aktarılmasının en somut örneğidir" değerlendirmesinde bulundu. Antep fıstığının, toprağa emekle başlayan ve yıllar süren bir sabrın ardından değer bulan özel bir ürün olduğuna dikkat çeken Akıncı, "Antep fıstığı kısa vadede sonuç alınan bir üretim değildir. Fidanın toprakla buluşmasından verim alınmasına kadar geçen süreç, üreticimizin sabrını, emeğini ve kararlılığını yansıtan uzun bir yolculuktur. Bu açıdan Antep fıstığı, emeğin en somut karşılık bulduğu ürünlerin başında gelmektedir" ifadelerini kullandı. Türkiye’de Antep fıstığı üretiminin büyük bölümünün Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleştirildiğini vurgulayan Akıncı, "Üretimin çok büyük kısmı bu bölgede yoğunlaşmakta olup, başta Gaziantep, Şanlıurfa ve Siirt olmak üzere bu iller Türkiye toplam üretiminin yaklaşık yüzde 86’sını karşılamaktadır. Dünya genelinde ise Antep fıstığı üretiminde ABD, İran ve Türkiye öne çıkan ülkeler arasında yer almakta, bu üç ülke küresel üretimin büyük bölümünü karşılamaktadır. Türkiye ise özellikle kalite, aroma ve gastronomideki kullanım çeşitliliğiyle dünya piyasalarında ayrıcalıklı bir konumda bulunmaktadır" dedi. Antep fıstığının üretimden sanayiye, ihracattan gastronomiye kadar geniş bir değer zinciri oluşturduğunu kaydeden Akıncı, "Antep fıstığı; çiftçimizin emeğini, sanayicimizin üretim gücünü ve mutfak kültürümüzün zenginliğini bir araya getiren çok yönlü bir değerdir. Bu niteliğiyle hem bölgesel kalkınmaya hem de ülke ekonomisine önemli katkılar sunmaktadır" şeklinde konuştu. Dünya genelinde sağlıklı ve doğal ürünlere olan ilginin artmasıyla birlikte Antep fıstığına yönelik talebin de her geçen gün yükseldiğine işaret eden Akıncı, bu sürecin kalite, sürdürülebilirlik ve markalaşma açısından önemli fırsatlar sunduğunu dile getirdi. Antep fıstığının sadece ekonomik değil, aynı zamanda güçlü bir marka değeri taşıdığını belirten Akıncı, bu değerin coğrafi işaret tescilleriyle koruma altına alındığını ifade ederek, "Antep fıstığı, coğrafi işaretle Gaziantep adına tescillenmiş, köklü bir üretim kültürünün en önemli simgelerinden biridir. Bu değerli ürün sadece ham haliyle değil, Antep fıstığı ezmesi başta olmak üzere katma değerli ürünleriyle de tescil altına alınmıştır. Gaziantep Ticaret Borsası olarak, Antep Fıstık Ezmesini Avrupa Birliği’nde tescil ettirerek bu ürünün uluslararası alandaki marka değerini daha da güçlendirmiş bulunuyoruz" ifadelerine yer verdi. Antep fıstığında kaliteyi korumak ve sağlıklı depoculuk sistemini yaygınlaştırmak amacıyla Türkiye’nin ilk Antep fıstığı lisanslı deposunu fıstığın başkenti Gaziantep’e kazandırdıklarını hatırlatan Akıncı, lisanslı depoculuk sisteminin üreticiye önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Akıncı, "Bu sistem sayesinde üreticilerimiz, ürünlerini güvenli ve sağlıklı şartlarda muhafaza edebilmenin yanı sıra finansmana erişim imkanı elde etmekte, çeşitli destek ve teşviklerden de faydalanabilmektedir. Lisanslı depoculuk hem ürün kalitesinin korunması hem de üreticimizin gelir güvencesinin sağlanması açısından önemli bir yapı sunmakta" şeklinde konuştu. Antep fıstığının aynı zamanda nesilden nesile aktarılan bir kültürel miras olduğuna da dikkat çeken Akıncı, "Antep fıstığı, bu topraklarda sadece bir üretim değil; köklü bir kültürün ve yaşam biçiminin en önemli parçasıdır. Geçmişten aldığımız bu güçlü mirası korumak, üreticimizin emeğini desteklemek ve Antep fıstığının dünya çapındaki marka değerini daha da ileri taşımak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Dünya Antep Fıstığı Günü’nün bu kıymetli ürüne yönelik farkındalığı artırmasını temenni ediyorum" diye konuştu.
ASO Başkanı Ardıç: "İhracatın yüzde 42’si AB’ye, yüzde 57’si Avrupa kıtasına yapılıyor"
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:29 ASO Başkanı Ardıç: "İhracatın yüzde 42’si AB’ye, yüzde 57’si Avrupa kıtasına yapılıyor" Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, ihracatın yüzde 42’sinin Avrupa Birliği’ne (AB), yüzde 57’sinin Avrupa kıtasına yapıldığını belirterek, bu oranın yeşil dönüşümün neden ana gündemleri olduğunu tek başına anlattığını söyledi. ASO Şubat Ayı Meclis Toplantısı’nda konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç, küresel ticarette değişen dengelere, Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türkiye’ye etkilerine, sanayide yaşanan daralmaya ve yeşil dönüşüm sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasına kısa süre önce hayatını kaybeden sanayici Akın Gökyay’ı anarak başlayan Ardıç, Ankara sanayisine ve kültür hayatına önemli katkılar sunduğunu belirterek, Gökyay ailesine başsağlığı diledi. "Ticaret artık ‘kargo’ değil, bir çeşit ‘kimlik kontrolü’ meselesi" Son dönemde küresel ticaretin yeniden yapılandığını, ABD-Çin hattında doğrudan ticaret zayıflarken, üretim ve tedarik ilişkilerinin Güneydoğu Asya, Avrupa Birliği ve diğer ara merkezler üzerinden yeniden kurgulandığını dile getiren Ardıç, "Ticaret ve tedarik zincirleri yön değiştiriyor, yeni rotalara yöneliyor. Mallar aynı yere gitse bile başka ülkeler üzerinden, yeni lojistik yollarla ve farklı kurallarla taşınıyor. Ticaret yeni güzergahlardan ilerliyor. Mal aynı limana gidiyor ama pasaportu, aktarması ve kontrol noktaları değişiyor. Kısacası ticaret artık ‘kargo’ değil, bir çeşit ‘kimlik kontrolü’ meselesi" diye konuştu. 232 milyar doları aşan ticari hacim Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ticaret hacminin 232 milyar doları aştığını hatırlatan Ardıç, Gümrük Birliği kaynaklı asimetrik etkilere dikkat çekerek, üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmaların Türkiye’ye etkilerini dengeleyecek mekanizmaların hızla devreye alınması gerektiğini vurguladı. Ekonomik göstergelere ilişkin de Ardıç, yüksek finansman maliyetleri ve belirsizlik ortamının firmaları yatırımdan uzaklaştırdığını belirtti. Şirketlerin nakit dengelerini korumaya odaklandığını ifade eden Ardıç, sanayinin ‘bilanço resesyonu’ riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. "Sanayide istihdam son 1 yılda 282 bin kişi azalarak 6 milyon 531 bine geriledi" Sanayi ve tarımda üretimi baskılayan mevcut programın riski büyüttüğünü söyleyen Ardıç, üretim ve ihracat zayıflarsa enflasyonun arz yönlü yeni bir şokla artabileceğine dikkati çekerek, "2025 başından bu yana sanayi üretimi yataya yakın seyretti, yıllık ortalama artış yüzde 2,2’de kaldı. Aralıkta 49,1 olan PMI, ocakta 48’e geriledi ve 22 aydır eşik değer olan 50’nin altında. Faaliyet koşullarındaki bozulma son 3 ayın en belirgin seviyesinde. TÜİK’in 2025 yılı 4’üncü çeyrek verilerine göre sanayide istihdam son 1 yılda 282 bin kişi azalarak, 6 milyon 531 bine geriledi. İstihdamın yüzde 59,3’ü hizmetlerde, yüzde 20’si sanayide, yüzde 13,8’i tarımda. Bu dağılım, istihdamın hizmetlerde yoğunlaştığını gösteriyor. Oysa sürdürülebilir kalıcı istihdam ancak sanayi gibi üretime dayalı sektörlerde oluşturulabilir. Bu nedenle istihdam politikasını sadece ‘toplam sayı’ üzerinden değil, niteliği ve sektör kompozisyonu üzerinden de değerlendirmek zorundayız" dedi. "Ocak 2026’da geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 3,9 azaldı, ithalat ise yüzde 0,03 arttı" ASO Başkanı Ardıç, konuşmasına şöyle devam etti: "Dış ticaret verileri de üretimdeki zorlukları yansıtıyor. Ocak 2026’da geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 3,9 azaldı, ithalat ise yüzde 0,03 arttı. İhracat birim değer endeksi eylülden bu yana yükseliyor; aralık ayında artış yüzde 13. Ancak bu durum bizi yanıltmasın. Bu artış, rekabet gücünden değil, euro/dolar paritesindeki yükselişten kaynaklanıyor. İhracatımızın 2025’te 273,4 milyara ulaşmasında parite etkisini göz ardı etmemeliyiz. İthalat tarafında ise aralık ayında birim değer endeksi yüzde 4,2, miktar endeksi yüzde 6,3 arttı. Yani daha pahalıya daha fazla alıyoruz. Özellikle tüketim malları ithalatındaki artış, cari dengeyi ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Çözüm rekabet gücünü artırmak, verimliliği yükseltmek ve yüksek katma değerli üretimle sürdürülebilir ihracat artışı yakalamak." Yeşil dönüşüm konusuna değinen Ardıç, ihracatın yüzde 42’sinin AB’ye, yüzde 57’sinin Avrupa kıtasına yapıldığının altını çizerek, bu oranın yeşil dönüşümün neden ana gündemleri olduğunu tek başına anlattığını vurguladı. Rekabet, yalnızca maliyet ve kaliteyle değil, emisyon performansıyla da ölçülüyor Karbon artık bir çevre kavramı değil, doğrudan bir maliyet kalemi" diyen Ardıç, "Karbon yoğun üretimde verimlilik ve temiz enerji yatırımları geciktikçe maliyet baskısı kalıcı hale geliyor. Avrupa Birliği’nde karbon fiyatlamasında ton başına 80 euro seviyeleri referans alınıyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın yükümlülük dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. Çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerinde AB pazarına girişte yeni bir gerçeklik oluşuyor. Rekabet, yalnızca maliyet ve kaliteyle değil, emisyon performansıyla da ölçülüyor" diye konuştu. Temel sorun yapısal beceri-talep uyuşmazlığı TÜİK’e göre 2025’te lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranının yüzde 69,4 olduğunu, kendi alanında çalışma oranının ise sadece yüzde 56,1 olduğunu ifade eden Ardıç, her iki mezundan birinin okuduğu alanda çalışmadığını söyledi. Aynı zamanda Ardıç, Eurostat verilerine göre Türkiye’nin üniversite mezunu işsizliğinde yüzde 10,3 ile en yüksek ülkelerden; OECD ortalamasının ise yüzde 4,9 olduğunu açıkladı. Türkiye’de üniversite mezunu işsizliğinin genel işsizliğin üzerinde olduğunu açıklayan Ardıç, temel sorunun yapısal beceri-talep uyuşmazlığı olduğunu vurguladı. Ardıç, YÖK Başkanı Erol Özvar’ın kontenjanların azaltılacağı yönündeki açıklamalarını olumlu bulduklarını belirterek, bu sürecin müfredat reformlarıyla desteklenmesi gerektiğini kaydetti.
Yatırımda yeni dönem: Hız değil güven kazandırıyor
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:21 Yatırımda yeni dönem: Hız değil güven kazandırıyor Kıymetli maden yatırımlarının dijital platformlara taşınmasıyla birlikte güvenlik ve denetim mekanizmaları yatırım sürecinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Fiziki alışverişten online işlemlere geçiş hızlanırken, yatırımcıların en çok önem verdiği konuların başında veri güvenliği, işlem şeffaflığı ve kullanıcı koruması geliyor. Sektör temsilcileri, kurumsal altyapıya sahip firmaların resmi e-ticaret siteleri ve doğrulanmış online mağazalarının yatırımcı açısından daha güvenli bir kanal oluşturduğunu belirtiyor. Bu çerçevede faaliyet gösteren platformlardan biri olan Altın Anne, ürünlere ait teknik detayları eksiksiz sunması ve gerçek zamanlı fiyat güncellemeleri sayesinde kullanıcıların güvenle işlem yapabileceği bir platform sunuyor. Altın Anne e-ticaret platformu Kurumsal İletişim Sorumlusu Ecem Karaman, dijital yatırımın sürdürülebilir büyümesinde güvenlik standartlarının belirleyici olduğunu vurgulayarak, "Dijital platformumuz üzerinden gerçekleştirilen tüm işlemler sistemsel olarak kayıt altına alınıyor. Ürünlerimizi sigortalı teslimat süreçleriyle yatırımcıya ulaştırıyor, kullanıcı bilgilerinin korunmasını en öncelikli konularımız arasında tutuyoruz. Açık ve detaylı ürün açıklamaları ile doğrulanabilir belge paylaşımı sayesinde yatırımcıların daha bilinçli ve karşılaştırmalı karar almasını hedefliyoruz" dedi. Dijital dönüşüm hız kesmiyor Sektörde dijital dönüşüm hız kesmeden sürerken, tercihleri belirleyen unsurlar da değişiyor. Artık yalnızca hızlı işlem yapmak değil, dijital operasyon kapasitesi ve kurumsal sorumluluk anlayışına sahip markalarla çalışmak önem kazanıyor. Altın Anne, dijital kanallarındaki kayıtlı satış sistemi, sigortalı gönderim uygulamaları ve belirli kriterlere göre hazırlanan ürün içerikleriyle bu yeni döneme uyum sağlayan markalar arasında yer alıyor. Marka, online alışveriş deneyimini korumalı ödeme sistemleri ve belirlenmiş satış ve teslimat prosedürleri ile destekleyerek kullanıcılarına daha sağlam bir alışveriş zemini sunmayı hedefliyor. Ayrıca uzmanlar, dijital platform tercih ederken yalnızca fiyat avantajına değil, kurumun geçmişine, kurumsal kimliğine ve kamuya açık iletişim bilgilerine de dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Resmi internet sitesi üzerinden açık adres, vergi bilgisi ve iletişim kanallarını paylaşan; kullanıcı sözleşmeleri, mesafeli satış şartları ve iade süreçlerini erişilebilir biçimde sunan firmalar öne çıkıyor. Altın Anne de bu çerçevede, doğrulanabilir kurumsal kimlik bilgilerini kamuya sunan, satış ve teslimat süreçlerini belirli prosedürler doğrultusunda yürüten markalar arasında yer alıyor. Marka, ürün bilgilerini detaylı biçimde sunarak ve satış ve teslimat adımlarını belirlenmiş prosedürlerle yürüterek kullanıcıların daha bilinçli ve güvenli bir alışveriş deneyimi yaşamasını hedefliyor.
Başkan Gülsoy : "Küresel ekonomide kurallar değişiyor, riskler derinleşiyor"
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:20 Başkan Gülsoy : "Küresel ekonomide kurallar değişiyor, riskler derinleşiyor" Kayseri Ticaret Odası (KTO) Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı gerçekleştirildi. Küresel ekonomide ’eski dünya’ düzeninin sona erdiğini ve yeni bir dönemin başladığını belirten KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, "Enflasyonu düşürürken üretimin çarklarını yavaşlatmamalıyız. Marmara’nın sanayi yükünü hafifletecek Mega Endüstri Bölgeleri ile Kayseri’yi dünyanın sayılı merkezlerinden biri haline getirmeye kararlıyız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; üretmeye mecburuz" dedi. Kayseri Ticaret Odası (KTO) Şubat Ayı olağan meclis toplantısı M. Rifat Hisarcıklıoğlu Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Meclis Başkanı Cengiz Hakan Arslan başkanlığında gerçekleştirilen Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı’na KTO Başkanı Ömer Gülsoy, KTO Yönetim Kurulu Üyeleri, meclis ve komite üyeleri, Meclis Başkanlık Divan üyeleri ile Basın mensupları katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından toplantıda Şubat ayında gerçekleştirilen faaliyetler ele alındı. Görüşülen gündem maddeleri oy birliği kabul edildi. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunmak üzere kürsüye gelen Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, konuşmasına Cumhuriyet tarihimizin en büyük felaketi olan 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlere değinerek başladı. Depremin üzerinden zaman geçse de acısının taze olduğunu vurgulayan Gülsoy, şu ifadeleri kullandı: "Depremin kalplerimizde bıraktığı o derin sızı hiç dinmedi. Bu büyük yıkımda yitirdiğimiz canlarımızı rahmetle anıyor, kederli ailelerine bir kez daha sabırlar diliyorum. Yüce Rabbim ülkemizi her türlü afetten korusun, milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın." "Eski dünya bitti, yeni kurallar yazılıyor" Küresel ekonomideki dönüşüme dikkat çeken Gülsoy, "Dünya ekonomisi artık bildiğimiz o güvenli limanlardan hızla uzaklaşıyor. Ticaretin baskı altına alındığı, kaynak rekabetinin sertleştiği ve bölgesel dengelerin kökten sarsıldığı "yeni ve oldukça zorlu" bir dönemin tam ortasındayız. Eski ezberler artık bozuldu; yerini belirsizliğe ve stratejik hamlelere bıraktı. Dünya Bankası ve Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporlarının da fısıldadığı gibi; artık ’eski dünya’ bitti. Yapay zeka artık sadece bir yazılım değil, ekonominin ve ulusal güvenliğin yeni cephesidir. Küresel su krizi ve iklim şokları ise artık sadece çevrecilerin değil, sanayicinin doğrudan ’ekonomik iflas’ riskidir. Bu dönüşümün yakıtı olan Kritik Mineraller ve Enerji Güvenliği üzerindeki kavga ise dünyayı çok kutuplu, sert bir rekabet alanına çeviriyor. Dünya artık Ticaret Korumacılığına yöneliyor. Serbest ticaretin yerini gümrük duvarları alıyor. Bu tablo bize şunu söylüyor. Kaynaklarımızı daha verimli kullanmak, dijitalleşmeyi sadece konuşmakla kalmayıp hayatın içine sokmak ve dayanıklılığımızı artırmak mecburiyetindeyiz. Türkiye olarak bu dönüşümün sadece izleyicisi değil, oyun kurucularından biri olma iradesini hep birlikte göstermeliyiz. Özellikle "Sınırda Karbon Düzenlemesi" gibi başlıkları sadece bürokratik bir engel olarak görmeyelim. Eğer süreci doğru yönetebilirsek, bu yeşil dönüşümü bir "rekabet avantajına" çevirebilir ve dünya pazarlarında rakiplerimizin önüne geçebiliriz" dedi. "Gümrük Birliği güncellenmeli, vize duvarı yıkılmalı" Avrupa Birliği ile olan ilişkilerin bel kemiğini, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Vize Serbestisinin oluşturduğuna vurgu yapan Gülsoy, "Bugün Türk iş dünyasının küresel rekabet gücü önündeki en haksız engel vize sorunudur. Bu sadece bir seyahat özgürlüğü meselesi değil; ticaretin akışını bozan teknik bir engeldir. AB ile müzakere sürecinin yeniden canlanmasını memnuniyetle karşılıyor ancak artık laf değil, somut adımlar beklediğimizi buradan bir kez daha ilan ediyoruz" diye konuştu. "Marmara’nın yükünü Anadolu omuzlayacak" 2019 yılından bu yana savundukları "Orta Anadolu Üretim Havzası" projesinin hayata geçmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Gülsoy, şunları söyledi: "Sanayinin Marmara’ya sıkışıp kalması büyük bir riskti. 16 Ocak’ta yürürlüğe giren "Mega Endüstri Bölgeleri Master Planı", tam da bizim yıllardır hayalini kurduğumuz o havza modelinin ta kendisidir. Marmara’nın deprem yükünü hafifletecek bu planla; Kayseri, Aksaray, Konya, Niğde ve Yozgat gibi illerimiz Türkiye’nin yeni ekonomik kalbi oluyor. Tam 59 bin hektarlık bir alandan bahsediyoruz; bu, mevcut OSB’lerimizin 16 katı büyüklüğünde devasa bir yatırım sahasıdır! Bu proje ile 1960’lardan bu yana devam eden iç göç inşallah duracak, Anadolu’nun evlatları kendi topraklarında iş sahibi olacaktır. Bu devrim niteliğindeki adımı hayata geçiren başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mehmet Fatih Kacır’a şahsım ve şehrim adına şükranlarımı sunuyorum." "Enflasyonu düşürürken üretimin çarklarını yavaşlatmamalıyız" Ekonomi yönetiminin enflasyon hedeflerini desteklediklerini ancak üretimin aksatılmaması gerektiğini vurgulayan Gülsoy, "Merkez Bankası’nın yüzde 16’lık yıl sonu hedefini korumasını kararlılık göstergesi olarak görüyoruz. Ancak şu hassas dengenin altını çizmek zorundayım: Enflasyonu düşürürken üretimin çarklarını yavaşlatmamalıyız. Fiyat istikrarı ile üretim sürdürülebilirliği arasındaki o ince çizgiyi korumak zorundayız. BDDK’nın kredi kartı kısıtlamalarını anlıyoruz ancak bunun küçük işletmeler ve iç talep üzerindeki baskısı dikkatle izlenmelidir" ifadelerini kullandı. Sanayiciye 100 milyar TL’lik can suyu Üreticinin enflasyon ve enerji maliyetleriyle savaş verdiğini hatırlatan Başkan Gülsoy, yeni açıklanan finansman paketine dair, "100 Milyar TL’lik dev finansman paketi ve işletme başına 50 milyon TL limitli imkan, tam da ihtiyacımız olan ’can suyu’dur. Açıklanan uygun şartlı kredi paketi, aynı zamanda hükümetin iş dünyasının sesine kulak verdiğinin önemli bir göstergesidir. Kayseri iş dünyası olarak, sürdürülebilir büyüme ve istihdam kapasitemizi artıracak bu kıymetli adım için Sayın Cumhurbaşkanımıza ve ekonomi yönetimimize teşekkürlerimizi sunuyoruz. Amacımız sadece günü kurtarmak değil, geleceğin üretim ekosistemini inşa etmektir" dedi. Gülsoy’dan Atatürk’ün vizyonuna vurgu: "Üretmeye mecburuz" Türkiye’nin yaşadığı zorlu süreçlere rağmen umutsuzluğa yer olmadığını vurgulayan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, Kayseri iş dünyasının ‘karamsarlık’ yerine ‘çalışma’ odaklı vizyonunu hatırlattı. Ülke ekonomisine duyulan güveni dile getiren Gülsoy, "Ülkemiz krizlerden, pandemiden ve asrın felaketi depremlerden geçti; hala da sınanmaya devam ediyoruz. Fakat biz meseleye hiçbir zaman karamsarlık penceresinden bakmadık. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; ’Üretmeye mecburuz’ Kayseri iş dünyası olarak, ülkemizin ekonomik gücünü artırmak için ortak akılla, durmadan ve yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu. Konuşmasının sonunda oda faaliyetlerine yer veren Gülsoy, "Bizim amacımız Kayseri’nin adını her platformda en yukarıya taşımak ve üyelerimizin ticaretine değer katmaktır" ifadelerini kullandı.
Çandır: "Şiddetli yağmurlardan binlerce üreticimiz doğrudan mağdur oldu"
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:19 Çandır: "Şiddetli yağmurlardan binlerce üreticimiz doğrudan mağdur oldu" Antalya Ticaret Borsası Şubat Ayı Meclis Toplantısı’nda konuşan ATB Başkanı Ali Çandır, yoğun yağışların tarımsal üretimde ağır hasara yol açtığını belirterek, "On bin dekarın üzerinde örtüaltı alanı, dört bin dekarın üzerinde meyve bahçesi ve tarla etkilenmiş; binlerce üreticimiz doğrudan mağdur olmuştur" dedi. Çandır, sigortasız üreticiler için acil nakit desteği ve kredilerin faizsiz ötelenmesi çağrısında bulundu. Antalya Ticaret Borsası (ATB) Şubat Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında ATB Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, kentte Ocak ayından bu yana etkili olan yoğun yağışların tarımsal üretimde ciddi zararlara neden olduğunu söyledi. "Binlerce üreticimiz doğrudan mağdur oldu" Yoğun yağışların özellikle örtüaltı üretim alanları ile meyve bahçelerinde hasara yol açtığını belirten Çandır, "Ocak ayından bu yana kent merkezimizde ve ilçelerimizde etkili olan yoğun yağışlar, örtüaltı üretim alanlarımızda ve meyve bahçelerimizde ciddi zararlara yol açmıştır. On bin dekarın üzerinde örtüaltı alanı, dört bin dekarın üzerinde meyve bahçesi ve tarla etkilenmiş; binlerce üreticimiz doğrudan mağdur olmuştur" dedi. Zarar gören üreticilere geçmiş olsun dileklerini ileten Çandır, özellikle TARSİM sigortası yaptıramayan üreticiler için destek çağrısında bulundu. Çandır, "Özellikle TARSİM sigortası yaptıramayan üreticilerimiz için acil nakit desteğinin sağlanması, tüm üreticilerimizin mevcut kredilerinin faizsiz olarak ötelenmesi ve yeni hibe ile uygun şartlı kredi imkânlarının hızla devreye alınması büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. İklim değişikliği ve dirençli üretim vurgusu İklim değişikliğinin etkisiyle afetlerin daha sık ve daha yıkıcı yaşanacağına dikkat çeken Çandır, tarımsal üretimi koruyacak yatırımların gecikmeden güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Çandır, "Bu nedenle, tarımsal üretimi koruyacak altyapı ve üstyapı yatırımlarının gecikmeden güçlendirilmesi, kalıcı ve dirençli çözümlerin hayata geçirilmesi artık bir zorunluluktur" şeklinde konuştu. "Miktar düştü, değer arttı" Ocak ayı ihracat verilerini de değerlendiren Çandır, yaş sebze sektörünün stratejik önemini koruduğunu belirterek, "Gerek ülkemiz gerek kentimiz yaş sebze ihracatı miktar olarak gerilerken değer bazında artmıştır. Antalya’mız miktarda yüzde 8’lik düşüşe rağmen değer olarak yüzde 15 artışla yaklaşık 70 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir" diye konuştu. Bu tablonun birim ihracat fiyatlarının yükselmesine destek sağladığını ifade eden Çandır, yaş sebze üretiminin ihracatta tarımın ana taşıyıcı unsurlarından biri olmayı sürdürdüğünü vurguladı. "Maliyet yükünü taşıyamayan üreticiler sektörden çekiliyor" Tarımdaki maliyet baskısına dikkat çeken Çandır, üreticinin fiyat belirleme gücünün sınırlı olduğunu belirterek, "Tarım sektörü maliyet belirleyen değil, maliyete katlanan bir sektördür. Girdiyi hangi fiyata alacağımıza biz karar vermiyoruz. Ama ürünü, oluşan piyasa fiyatına satmak zorunda kalıyoruz. Aradaki fark ise zarar hanesine yazılıyor" dedi. 2020’den bu yana üretici fiyatlarının 8,2 kat, girdi fiyatlarının 6,7 kat arttığını kaydeden Çandır, toplam maliyet içindeki işçilik, kira, sulama ve finansman kalemlerinin belirleyici olduğuna işaret etti. Çandır, "Aynı dönemde asgari işçilik maliyetleri 12,1 kat arttı. Sonuç olarak yüzde 22’lik fark, toplam maliyet artışını karşılamıyor. Aradaki fark ya borçla kapatılıyor ya da öz kaynak eritilerek. Açık konuşalım: Bu yükü taşıyamayan üreticiler birer birer sektörden çekiliyor" ifadelerini kullandı. Antalya’nın büyümesi ve yapısal riskler Antalya’nın 2 milyon 777 bini aşan nüfusuyla hızla büyüyen bir metropol olduğunu belirten Çandır, bu büyümenin tarım arazileri, kırsal nüfus ve su kaynakları üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi. Dengeli büyüme modeline ihtiyaç olduğunu vurgulayan Çandır, üretim kapasitesinin korunmasının öncelik taşıdığını dile getirdi. İç ticaret verileri İllerarası ticaret verilerine de değinen Çandır, Antalya’nın diğer illerden alışta Türkiye 6’ncısı konumunda olduğunu ancak şehiriçi ve diğer illere satışta 12’nci sırada yer aldığını belirtti. Çandır, "Antalya’mızın toplam iç ticaretinin yaklaşık yarısı diğer illerden alış, yüzde 25’i diğer illere satış ve yüzde 25’i de şehiriçi ticaret olarak gerçekleşmektedir" şeklinde konuştu. Teşvik programına yatırım çağrısı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca açıklanan Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı’nın Antalya için önemli fırsatlar sunduğunu ifade eden Çandır, üyeleri yatırım desteklerinden yararlanmaya davet etti. Program kapsamında tıbbi-aromatik bitkiler, örtüaltı ve dikey tarım teknolojileri, kültür endüstrileri ile spor ve sağlık turizmi alanlarının öne çıktığını kaydetti. AB pazarına uyum Avrupa Birliği’nde rekabetin artık tarifelerden çok standartlar üzerinden şekillendiğini belirten Çandır, düşük karbonlu üretim, izlenebilirlik, dijital uyum ve sürdürülebilirliğin belirleyici hâle geldiğini söyledi. Çandır, "Türkiye’nin yalnızca uyum sağlayan değil, Avrupa ile aynı anda hareket eden ve rekabet gücünü artıran bir ülke konumuna yükselmesi zorunludur" dedi.
Diyarbakır’da günlük tatlı tüketimi tonları aştı: İşletmeler üç vardiyaya geçti
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:15 Diyarbakır’da günlük tatlı tüketimi tonları aştı: İşletmeler üç vardiyaya geçti Diyarbakır’da Ramazan ayında 3-4 katına çıkan tatlı tüketimine yetişmek için işletmeler üç vardiya çalışıyor. Hacıbaba Pastaneleri, Ramazan ayında talebi karşılamak için üç vardiya tatlı üretimini sürdürüyor. İndirimli ürünler ve Ramazan ayının yoğunluğu ile satışlar 3-4 katına çıktı. Yaklaşık 70 tatlı ustasını daha firma bünyesine katan Hacıbaba Pastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Elaldı, satışların artmasının orantısal olarak istihdamın da artmasına sebep olduğunu belirterek, mutlu olduğunu dile getirdi. Elaldı, 40 yıllık bir firma olduklarını ve temel ilkelerinin ’’en iyisi, en ucuza’ olduğunu söyledi. Elaldı, "O yüzden 5-6 aydır yaptığımız kampanya ile beraber piyasaya tatlı sunduk. Bu vesileyle herkesin evine tatlı girmesini istedik. Ramazan ayında yoğunluk var. Normalde iki vardiya olan çalışmamızı üç vardiya çıkardık. Amacımız tüm evlere tatlı girsin. Bunun için yetiştirmeye çalışıyoruz" dedi. Kampanya vesilesiyle diğer rakiplerinin küçüldüğünü fakat kendilerinin daha da büyüdüğünü aktaran Elaldı, şu ifadeleri kullandı: ’’İstihdam adına çok faydalı oldu. Son 3-5 ayda biz 50-60 personel işe aldık. Ramazan ayı geldi yine bir yoğunluk oluştu. Bu vesileyle bu kez 15-20 kişi daha işe aldık üçüncü vardiyayı oluşturmak için. Türkiye’deki tatlıcılar genelde Ramazan ayında zam yapmazlar. 40 yıldır bu işin içerisindeyim. Ramazan ayında veya bayramda zam yapmadık, yapmayacağız. Kendini bilmez fırsatçılar olabilir. Bayram ağzı zammı, Ramazan ayı zammı, bazı fırsatçılar hariç ülke genelinde olmaz. Bizim bu kampanyalarımız sadece Diyarbakır ya da güneydoğuda değil. İstanbul’da da 8 tane şubemiz var. İstanbul’da da aynı kampanyalar devam ediyor ve çok yoğun ilgi görüyor. Yoğun ilgiye yetişmeye çalışıyoruz. 7 gün 24 saat imalatımız durmadan çalışıyor. Her eve, her sofraya Hacıbaba Pastaneleri mutlaka misafir olacaktır diye bu büyük kampanyayı başlattık." Günlük 1 buçuk ton üretim Baklava ustası Ali Kaya, Ramazan ayının başından bugüne kadar günlük 1 buçuk tonu aşan bir üretimlerinin olduğunu söyledi. Kaya, "Ramazan ayı boyunca baklavada 45-50 ton, kadayıf ve diğer çeşitleri de eklersek bu 80 tonu bulacak gibi duruyor. Bayram için şimdiden siparişler alıyoruz. Şu ana kadar sadece baklava birimi olarak aldığımız siparişler toplam 35-40 tona yaklaştı. İndirimde olan ürünlerimiz var. Talep de çok fazla oluyor. O nedenle üç vardiya sistemine geçtik. Eleman sayısı da yükseldi. Yani istihdama da neden oldu bu sirkülasyon. Siparişleri yetiştirmeye çalışıyoruz. Şu an genel olarak soğuk baklavamız zaten sürekli revaçta olan bir ürünümüz. Cevizlilerden de indirimde olan ürünlerimiz var. Hem indirimli ürünler hem de Ramazan ayı işlerimizi 3-4 kat artırdı diyebiliriz’’ diye konuştu.
Adana’da sel suları tarım arazilerini sular altında bıraktı
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:08 Adana’da sel suları tarım arazilerini sular altında bıraktı Türkiye’nin en verimli ovalarından Çukurova’da, iklim değişikliğinin etkilerini göstermesiyle birlikte aşırı yağışlar sonucu baraj kapaklarının açılmasının ardından tarım arazileri sular altında kaldı. Bölge dronla görüntülendi. Türkiye’nin en sıcak illerinden Adana’da bu sene yaşanan aşırı ve yoğun yağışların ardından ani sıcaklık yükselmeleri sonucunda karlar eridi. Hal böyle olunca Seyhan Barajı’na gelen su miktarında artış yaşandı. Seyhan Barajı’nda su miktarının artmasının ardından kontrollü su tahliyesi yapıldı ve Yüreğir ilçesinde birçok tarla su altında kaldı. Narenciye bahçelerinde kısmi zarar Çukurova çiftçisi, aşırı yağışlar nedeniyle karpuz, domates ve birçok ürünün ekimini bekletti ancak sel suları narenciye bahçelerini göle çevirdi. Birçok ağaç suyun içinde kaldı. Bölge dronla görüntülenirken Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, konuyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. "Şu an Ceyhan nehri tehlike saçıyor" 2024 ve 2025 yıllarında aşırı sıcak ve kuraklık nedeniyle arazilerin ancak 3’te 1’ini sulayabildiklerini hatırlatan Doğan, "2026’nın Ocak ayından bugüne kadar, son bir ayda inanın ki bir yıllık yağış düştü. Havaların bir sıcak, bir yağmurlu olmasıyla dağlardaki yoğun kar kütleleri eridi. Yedigöze Barajı, altındaki Çatalan Barajı ve onun altındaki Seyhan Barajı tam kapasitenin üzerine çıkınca yetkililer uyarı yaparak kapakları açmak zorunda kaldı. Önce saniyede 500 metreküp, ardından 700-800 metreküp su salındı. Dün itibarıyla Aslantaş Barajı’nın kapakları da açıldı ve şu an Ceyhan nehri tehlike saçıyor" ifadelerini kullandı. "Tarlaların ekilmemesi faciayı önledi" Suların ırmak yataklarındaki setlerin içerisinde kalmasının daha büyük bir felaketi önlediğini belirten Başkan Doğan, daha sonra şunları söyledi: "Setler yarılıp ovaya su taşsaydı sıkıntımız çok daha büyük olacaktı. Şu an ırmak yatağındaki bahçelerde hasadı yapılmamış greyfurt ve geç hasat edilen portakallar sular altında. Sular uzun süre çekilmezse narenciyenin kökleri hava alamayacağı için bitki gelişimi duracak ve yıl ağaçlar verim vermeyecek. Aslında bu sel suları Mart ortası olsaydı buralara karpuz, kavun, domates ve biber ekilmiş olacaktı. Ocak ve Şubat ayları çok yağışlı geçtiği için çiftçimiz tarlaya girip ürün ekemedi. Yağışlar ekimi engellediği için bu ürünlerdeki devasa bir zararın eşiğinden dönülmüş oldu." "Çatalan Barajı 10 metre yükseltilseydi bu sorun yaşanmazdı" Çiftçilere 19 Şubat’tan itibaren birinci, ikinci ve üçüncü derece uyarı mesajları attıklarını belirten Doğan, kalıcı çözüm içinde önerilerde bulunarak, "Bölgemizde aşırı sıcakta kuraklık, soğukta don, yağışta ise sel riski yaşıyoruz. Aslında bunun çok net bir önlemi var. Çatalan Barajı’nın gövdesi 10 metre daha yükseltilmiş olsaydı, bugün yağan bu yağmurları ve kar sularını rahatlıkla depolayabilecek, bu sel felaketini hiç yaşamıyor olacaktık. Zarar gören çiftçilerimizin Tarım İlçe Müdürlüklerine başvurularını yapmalarını bekliyoruz. Devletimizden de bu zor günlerde çiftçimize yardım eli uzatmasını talep ediyoruz" dedi.