EKONOMİ
Domateste üretim planlaması fiyat dengesinin anahtarı 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:12:49 Antalya’da yaş sebze ve meyve piyasasında yılbaşından bu yana özellikle domates fiyatlarında dikkat çeken bir seyir yaşanırken, sektör temsilcileri fiyat istikrarı için üretim ve tüketim dengesinin daha sağlıklı kurulması gerektiğini belirtiyor. Antalya Toptancı Hal Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncular Derneği Başkanı Nevzat Akcan, bu yıl domateste arzın düşük olduğunu belirterek, "Bu yıl domates yılbaşından sonra iyi para etti. Genelde 80-100 TL bandında istikrarlı bir şekilde gitti. Yerli üreticiyi 12 ay üretimden düşürmememiz lazım " dedi. Akcan, fiyatlardaki dalgalanmaların önüne geçilebilmesi için yıl bazında üretim planlamasının önem taşıdığını vurguladı. "Domates 80-100 TL bandında istikrarlı gitti" Domatesin ocak ayından sonra yüksek fiyat bandında seyrettiğini ifade eden Nevzat Akcan, "Bu yıl domates yılbaşından sonra iyi para etti. Genelde 80-100 TL bandında istikrarlı bir şekilde gitti. Ürün yok bu sene. Geçen sene bu zamanlar domates fiyatı çok düşüktü" dedi. Geçen yıl üreticinin özellikle domateste beklediği geliri elde edemediğini belirten Akcan, bunun sonraki üretim dönemlerinde ekim tercihlerini etkilediğini anlattı. Akcan, "Bizim esas çektiğimiz sıkıntı bu. Yıl bazında 12 ay boyunca kaç ton, hangi şehirde, hangi bölgede ne kadar üretim var, ne kadar tüketim var, bu dengeyi sağlayamıyoruz. Üretici ne yapıyor? Geçen yıl hangi ayda para etmişse oraya odaklanıyor. Bu kez de devamlı boşluklara denk geliyoruz, fiyat istikrarını yakalayamıyoruz" diye konuştu. "Yüzde 45 ürün kaybı ciddi bir rakam" Geçen yıl domates üreticisinin yılın ilk aylarında para kazanamadığını belirten Akcan, üreticinin daha sonra çift ekim yapılan dönemlere yöneldiğini söyledi. Akcan, sadece domateste değil, biber, patlıcan ve diğer ürünlerde de benzer bir tablo yaşandığını dile getirdi. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı istatistiki bilgilere göre ürün kaybının yüksek olduğunu belirten Akcan, "Geçtiğimiz günlerde Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden istatistiki bilgiler aldım, yüzde 45 ürün kaybı var. Yüzde 45 çok ciddi bir rakam. Ürün az, az olunca ne olacak? Hangi ürün az olursa o ürün daha çok para ediyor" ifadelerini kullandı. "Domates hariç ürünler 15-30 TL bandında" Domates dışındaki sebze fiyatlarının ise daha düşük bantta seyrettiğini söyleyen Akcan, üretici açısından gelir dengesinin korunmasının önemine işaret etti. Akcan, "Domates hariç diğer ürünler 15-30 TL bandında. Biber, patlıcan, kabak hepsinin fiyatı birbirine yakın. Biz bu çiftçiye para kazandıramadığımız takdirde önümüzdeki seneler için tehlike çanları çalıyor. Onun için çiftçiyi nasıl koruyacağız, onun hesabını yapmamız lazım. Sebze ve meyve fiyatlarının enflasyon sepetinden kesinlikle çıkarılmasını istiyoruz. Yerli üreticimize sahip çıkmamız lazım. Yerli üreticiyi 12 ay üretimden düşürmememiz lazım ki tüketici de İstanbul’da, Ankara’da, Anadolu şehirlerinde rahatça sebze tüketebilsin. Üretimden düşersek ne yapacağız? İthalat çözüm değil" diye konuştu. "Geleceğimi bu mesleğe bağlamak istemiyorum" Aile mesleği olan çiftçiliği sürdüren 22 yaşındaki Akdeniz Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü öğrencisi Baha Karacula ise tarımsal üretimde maliyetlerin ve risklerin yüksek olduğuna dikkat çekti. Öğrencilik hayatının yanında üretime devam ettiğini belirten Karacula, çiftçiliğin doğal afetlerden maliyet artışlarına kadar birçok risk barındırdığını söyledi. Karacula, "Öğrenciyim, aynı zamanda aile mesleğim olan çiftçiliği sürdürüyorum. Akdeniz Üniversitesi’nde Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü okuyorum. 22 yaşındayım. Bu mesleğin risk oranı çok yüksek. Herhangi bir doğal afette bütün senenin mahsulü yerle bir olabilir, bütün kazanç kaybedilebilir. O açıdan geleceğimi bu mesleğe bağlamak istemiyorum. Sigortacılık yapmak istiyorum. Ama yine de elimizden geldiğince sürdürmeye çalışıyoruz" dedi. Tarımda girdi maliyetlerinin üretici üzerindeki etkisine değinen Karacula, özellikle tarım ilacı, gübre, mazot ve döviz kuruna bağlı maliyetlerin üretimi zorlaştırdığını belirtti. Karacula, "Bu mesleğin geleceğini parlak görmüyorum. Girdilerin yükselmesi, tarım ilaçlarını ve gübreleri üretmiyor oluşumuz, bunların yurt dışından gelmesi bizim için yüksek maliyet oluşturuyor. Mazotun yükselmesi de etkili. Dışa bağlı olduğumuz için de üretim sektörü bizim için bir hayli zor geçiyor" ifadelerini kullandı. Sadece kokteyl domates ürettiklerini söyleyen Karacula, ürününü markete verdiğini belirterek, "Kilosunu muhtemelen 50 TL civarı satarız, maliyeti de tahminim 50 lira" diye konuştu.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:11 Domateste üretim planlaması fiyat dengesinin anahtarı Antalya’da yaş sebze ve meyve piyasasında yılbaşından bu yana özellikle domates fiyatlarında dikkat çeken bir seyir yaşanırken, sektör temsilcileri fiyat istikrarı için üretim ve tüketim dengesinin daha sağlıklı kurulması gerektiğini belirtiyor. Antalya Toptancı Hal Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncular Derneği Başkanı Nevzat Akcan, bu yıl domateste arzın düşük olduğunu belirterek, "Bu yıl domates yılbaşından sonra iyi para etti. Genelde 80-100 TL bandında istikrarlı bir şekilde gitti. Yerli üreticiyi 12 ay üretimden düşürmememiz lazım " dedi. Akcan, fiyatlardaki dalgalanmaların önüne geçilebilmesi için yıl bazında üretim planlamasının önem taşıdığını vurguladı. "Domates 80-100 TL bandında istikrarlı gitti" Domatesin ocak ayından sonra yüksek fiyat bandında seyrettiğini ifade eden Nevzat Akcan, "Bu yıl domates yılbaşından sonra iyi para etti. Genelde 80-100 TL bandında istikrarlı bir şekilde gitti. Ürün yok bu sene. Geçen sene bu zamanlar domates fiyatı çok düşüktü" dedi. Geçen yıl üreticinin özellikle domateste beklediği geliri elde edemediğini belirten Akcan, bunun sonraki üretim dönemlerinde ekim tercihlerini etkilediğini anlattı. Akcan, "Bizim esas çektiğimiz sıkıntı bu. Yıl bazında 12 ay boyunca kaç ton, hangi şehirde, hangi bölgede ne kadar üretim var, ne kadar tüketim var, bu dengeyi sağlayamıyoruz. Üretici ne yapıyor? Geçen yıl hangi ayda para etmişse oraya odaklanıyor. Bu kez de devamlı boşluklara denk geliyoruz, fiyat istikrarını yakalayamıyoruz" diye konuştu. "Yüzde 45 ürün kaybı ciddi bir rakam" Geçen yıl domates üreticisinin yılın ilk aylarında para kazanamadığını belirten Akcan, üreticinin daha sonra çift ekim yapılan dönemlere yöneldiğini söyledi. Akcan, sadece domateste değil, biber, patlıcan ve diğer ürünlerde de benzer bir tablo yaşandığını dile getirdi. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı istatistiki bilgilere göre ürün kaybının yüksek olduğunu belirten Akcan, "Geçtiğimiz günlerde Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden istatistiki bilgiler aldım, yüzde 45 ürün kaybı var. Yüzde 45 çok ciddi bir rakam. Ürün az, az olunca ne olacak? Hangi ürün az olursa o ürün daha çok para ediyor" ifadelerini kullandı. "Domates hariç ürünler 15-30 TL bandında" Domates dışındaki sebze fiyatlarının ise daha düşük bantta seyrettiğini söyleyen Akcan, üretici açısından gelir dengesinin korunmasının önemine işaret etti. Akcan, "Domates hariç diğer ürünler 15-30 TL bandında. Biber, patlıcan, kabak hepsinin fiyatı birbirine yakın. Biz bu çiftçiye para kazandıramadığımız takdirde önümüzdeki seneler için tehlike çanları çalıyor. Onun için çiftçiyi nasıl koruyacağız, onun hesabını yapmamız lazım. Sebze ve meyve fiyatlarının enflasyon sepetinden kesinlikle çıkarılmasını istiyoruz. Yerli üreticimize sahip çıkmamız lazım. Yerli üreticiyi 12 ay üretimden düşürmememiz lazım ki tüketici de İstanbul’da, Ankara’da, Anadolu şehirlerinde rahatça sebze tüketebilsin. Üretimden düşersek ne yapacağız? İthalat çözüm değil" diye konuştu. "Geleceğimi bu mesleğe bağlamak istemiyorum" Aile mesleği olan çiftçiliği sürdüren 22 yaşındaki Akdeniz Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü öğrencisi Baha Karacula ise tarımsal üretimde maliyetlerin ve risklerin yüksek olduğuna dikkat çekti. Öğrencilik hayatının yanında üretime devam ettiğini belirten Karacula, çiftçiliğin doğal afetlerden maliyet artışlarına kadar birçok risk barındırdığını söyledi. Karacula, "Öğrenciyim, aynı zamanda aile mesleğim olan çiftçiliği sürdürüyorum. Akdeniz Üniversitesi’nde Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü okuyorum. 22 yaşındayım. Bu mesleğin risk oranı çok yüksek. Herhangi bir doğal afette bütün senenin mahsulü yerle bir olabilir, bütün kazanç kaybedilebilir. O açıdan geleceğimi bu mesleğe bağlamak istemiyorum. Sigortacılık yapmak istiyorum. Ama yine de elimizden geldiğince sürdürmeye çalışıyoruz" dedi. Tarımda girdi maliyetlerinin üretici üzerindeki etkisine değinen Karacula, özellikle tarım ilacı, gübre, mazot ve döviz kuruna bağlı maliyetlerin üretimi zorlaştırdığını belirtti. Karacula, "Bu mesleğin geleceğini parlak görmüyorum. Girdilerin yükselmesi, tarım ilaçlarını ve gübreleri üretmiyor oluşumuz, bunların yurt dışından gelmesi bizim için yüksek maliyet oluşturuyor. Mazotun yükselmesi de etkili. Dışa bağlı olduğumuz için de üretim sektörü bizim için bir hayli zor geçiyor" ifadelerini kullandı. Sadece kokteyl domates ürettiklerini söyleyen Karacula, ürününü markete verdiğini belirterek, "Kilosunu muhtemelen 50 TL civarı satarız, maliyeti de tahminim 50 lira" diye konuştu.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:11 Kuzey Ege zeytinyağında ortak akıl Ayvalık’ta buluştu AGROAYVALIK 2026 Kuzey Ege Tarım ve Hayvancılık Fuarı kapsamında düzenlenen Zeytin Üretim Zirvesi, Kuzey Ege’nin zeytin ve zeytinyağı sektörünü buluşturdu. Tarım Gazetecileri ve Yazarları Derneği (TAGYAD) Başkanı İsmail Uğural koordinasyonunda gerçekleştirilen zirvede, bölgenin ticaret odası başkanları zeytinyağında küresel marka olmanın yol haritasını tartıştı. "Kuzey Ege Zeytinyağında Küresel Marka Yolculuğu: Coğrafi İşaret Yönetimi ve Lisanslı Depoculuk" başlıklı oturumun moderatörlüğünü Dr. Hakkı Çetin yaptı. Oturuma, Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Ali Uçar, Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin ve Burhaniye Ticaret Odası Başkanı Hasan Varol konuşmacı olarak katıldı. Başkanlar, coğrafi işaretin korunmasından lisanslı depoculuğa, ürün kimliğinden uluslararası pazarlamaya kadar birçok stratejik konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. "Coğrafi işaret yalnızca bir logo değil, güven sistemi" Oturumda ilk sözü alan Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Ali Uçar, Türkiye’de coğrafi işaretli ürünlerin gerçek değerine henüz ulaşamadığını söyledi. Avrupa’da coğrafi işaretli ürünlerin standart ürünlerin iki katı fiyatına satıldığını hatırlatan Uçar, Türkiye’de ise sistemin daha çok başlangıç aşamasında olduğunu ifade etti. Ayvalık Zeytinyağı’nın önemli bir marka gücüne sahip olduğunu ancak aynı zamanda en fazla taklit edilen ürünlerden biri haline geldiğini belirten Uçar, özellikle sosyal medya ve e-ticaret platformlarında denetimsiz satışların ciddi bir sorun oluşturduğunu söyledi. Uçar, "Tüketici çoğu zaman ürünün gerçekten coğrafi işaret kriterlerini taşıyıp taşımadığını bilmiyor. Coğrafi işaret yalnızca bir logo değildir. O ürünün üretiminden ambalajına kadar belirli standartlarla üretildiğinin garantisidir" dedi. Coğrafi işaretli ürünlerde denetim, tanıtım ve izlenebilirlik sisteminin büyük önem taşıdığını vurgulayan Uçar, üreticiye katma değer sağlamayan bir coğrafi işaret modelinin sürdürülebilir olmayacağını söyledi. "Üretici coğrafi işareti neden kullanmak istesin? Ona ekonomik bir avantaj sağlaması lazım. Bunun için de ürün kimliği oluşturulmalı, izlenebilirlik sistemi kurulmalı ve kalite belgelenmeli" diye konuştu. "Premium marka oluşturmadan dünya raflarına giremeyiz" Ali Uçar, dünya pazarında güçlü olabilmek için yalnızca kaliteli üretimin yeterli olmadığını belirterek ürün hikâyesinin de oluşturulması gerektiğini söyledi. Toskana örneğini veren Uçar, "Orada ürünün hangi bahçeden toplandığı, hangi üreticiden çıktığı, hangi kimyasal değerlere sahip olduğu tüketiciye anlatılıyor. Bizim de premium marka oluşturabilmemiz için bunu yapmamız gerekiyor Biz QR kod uygulamamız ile bunu gerçekleştirdik. Tüketicimizin ve markalarımızın hizmetine sunduk " dedi. Ayvalık’ta şu anda 33 markanın aynı anda coğrafi işareti kullandığını belirten Uçar, bunun tarihi bir gelişme olduğunu söyledi. Uçar, "Ayvalık Ticaret Odası çatısı altında kümelenme modeli oluşturmak istiyoruz. Kendi içimizde birlikteliği sağladığımızda Kuzey Ege markasını çok daha güçlü hale getirebiliriz" ifadelerini kullandı. "Lisanslı depoculuk zeytinyağının bankacılık sistemi olacak" Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin ise lisanslı depoculuk sisteminin Türkiye’de tarım ticaretini değiştirecek çok önemli bir adım olduğunu söyledi. Dünyada zeytinyağı depolama sistemlerinin büyük ölçüde kooperatifler tarafından yürütüldüğünü anlatan Çetin, İspanya’daki örnekleri paylaşarak Türkiye’de ilk kez böyle bir yapının kurulmaya çalışıldığını belirtti. Çetin, lisanslı depoculuğu "zeytinyağının bankacılık sistemi" olarak tanımlayarak şunları söyledi: "Üretici yağını lisanslı depoya koyacak. Ürün analizlerden geçecek. Ardından elektronik ürün senedi oluşturulacak. Üretici isterse ürününü borsada satabilecek, isterse bekletecek, isterse bankaya gidip uygun faizli kredi kullanabilecek. Bu sistem tamamen üreticinin lehine çalışacak." Bugün zeytinyağı piyasasında sağlıklı bir fiyat mekanizmasının oluşmadığını ifade eden Çetin, lisanslı depoculuk sayesinde ürünün gerçek değerinin ortaya çıkacağını söyledi. "Artık herkes bir kurumun fiyat açıklamasını beklemeyecek. Piyasa kendi değerini oluşturacak. Üretici de ihracatçı da neyle karşı karşıya olduğunu görecek" dedi. Körfez’den Çanakkale’ye uzanan ortak proje Lisanslı depoculuk projesinin yalnızca Körfez’i değil, geniş bir bölgeyi kapsadığını ifade eden Çetin, projeye Balıkesir Valiliği ve Güney Marmara Kalkınma Ajansı başta olmak üzere çok sayıda kurumun destek verdiğini söyledi. Ayvalık Ticaret Odası, Edremit Ticaret Odası ve Burhaniye Ticaret Odası öncülüğünde yürütülen çalışmanın zaman içerisinde Bergama’dan Çanakkale’ye kadar genişleyen bir yapıya dönüştüğünü ifade eden Çetin, şirketin kurulduğunu ve ruhsat aşamasına gelindiğini açıkladı. Çetin, "Bu proje yalnızca depolama değil, aynı zamanda ürün envanteri oluşturacak. Türkiye’de şu an ne kadar yağın nerede olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Lisanslı depoculuk sistemiyle bu veri de ortaya çıkacak" dedi. "Kuzey Ege markasını birlikte büyüteceğiz" Burhaniye Ticaret Odası Başkanı Hasan Varol ise Kuzey Ege’nin zeytinyağında ortak bir kültüre sahip olduğunu vurgulayarak, geçmişte coğrafi işaret süreçlerinin ayrı ilerlediğini ancak bugün güçlü bir birlikteliğin oluştuğunu söyledi. Varol, "Ayvalık, Burhaniye, Edremit, Havran ve Gömeç arasında ürün kalitesi açısından büyük fark yok. Biz bugün Kuzey Ege markasını birlikte büyütmeye çalışıyoruz. Geçmişte tek bir coğrafi işaret çatısı altında birleşilebilseydi bugün çok daha güçlü bir noktada olabilirdik" diye konuştu. "Dünya artık belgeli ve izlenebilir ürün istiyor" Hasan Varol, Burhaniye Ticaret Odası bünyesinde kurulan akredite laboratuvar sayesinde dünya standartlarında analiz yapılabildiğini belirtti. Coğrafi işaretin ancak güçlü denetim sistemiyle korunabileceğini söyleyen Varol, ürün kalitesinin depolama aşamasında da korunmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. "Bizim ürünümüz çok değerli ama aynı zamanda çok hassas. Yanlış depolandığında bütün kalite kaybolabiliyor. Lisanslı depoda ise ürün sigortalı, analizli ve kontrollü olacak. Dünya artık belgeli ve izlenebilir ürün istiyor. Biz de bu sisteme geçmek zorundayız" diyen Varol, lisanslı depoculuk sisteminin ihracatta da büyük avantaj sağlayacağını dile getirdi. "Dünyada örneği olmayan bir modeli kuruyoruz" Körfez’de kurulacak lisanslı zeytinyağı deposunun dünyada sayılı örneklerden biri olacağını ifade eden Varol, projenin başlangıçta zorluklar yaşayabileceğini ancak uzun vadede sektöre yön vereceğini söyledi. Varol, "Dünyada lisanslı zeytinyağı deposu konusunda örnek çok az. Biz ilklerden biri olmaya çalışıyoruz. Belki ilk yıllarda zorluk yaşayacağız ama bu model Türkiye’ye örnek olacak. Sonrasında farklı bölgelerde de benzer sistemler kurulacak" dedi. Zirvede yapılan değerlendirmelerde, coğrafi işaretin yalnızca bir tescil belgesi olmadığı, aynı zamanda kaliteyi, güveni ve bölgesel kalkınmayı temsil ettiği vurgulanırken, Kuzey Ege’nin ortak hareket ederek dünya zeytinyağı pazarında çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceği mesajı verildi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 17:48 Atakum Belediyesi Tarım Tesisi’nin temeli atıldı Samsun Atakum Belediyesi Tarım Tesisi’nin temel atma töreni yoğun katılımla gerçekleştirildi. Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel tarımla uğraşan ailelere nefes aldıracak Atakum Belediyesi Tarım Tesisini hayata geçiriyor. Alanlı Mahallesi 3379. Cadde’nin bulunduğu mevkide inşa edilecek tesisin temel atma töreni, CHP Grup Başkan Vekili Hukukçu ve Ziraat Mühendisi Doç. Dr. Gökhan Günaydın’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Hayvancılıkla uğraşan ailelere yem kırma hizmeti sunacak tesiste, tohum eleme makinası ile çiftçinin daha kaliteli tohuma ulaşması ve birim alanda alınan verimin artırılması hedefleniyor. "Üreticiye geniş hizmet" 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü içeren haftada düzenlenen tören yoğun katılımla gerçekleştirildi. Programda konuşma yapan Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel, "Belediyecilik yalnızca yol, kaldırım, park yapmak değildir. Belediyecilik, bu görevleri yaparken vatandaşın geçimine, üretimine, sofrasına ve emeğine de dokunabilmektir. 2025 yılı verilerine göre Atakum’da 160 bin dekardan fazla tarım arazimiz bulunuyor. Ne yazık ki bu arazilerin önemli bir kısmı bugün kullanılmıyor ya da tarım dışı kalmış durumda. Biz Atakum Belediyesi olarak, girdi maliyetlerinin, tohumun, gübrenin, mazotun üreticiyi zorladığı böyle bir dönemde çiftçimize sadece ’kolay gelsin’ deyip kenara çekilemeyiz. Elimizdeki imkânları üreticimizin hizmetine sunmak zorundayız. Temelini atacağımız Tarım Tesisi de bu anlayışımızın bir ürünüdür. Bu tesisle hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız için yem kırma hizmeti vereceğiz. Tohum eleme makinamızla çiftçimizin daha kaliteli tohuma ulaşmasına katkı sağlayacağız. Fındık üreticilerimiz için kurutma makinamızı sezonda hizmete alacağız. Ayrıca fındık kırma, kavurma ve paketleme bölümlerinden oluşacak işleme tesisimizi de hayata geçirmek istiyoruz. Çünkü üreticimizin ürünü yalnızca dalından toplandığı haliyle değil, işlenmiş ve değer kazanmış haliyle de kazanç sağlamalı. Çiftçimizin emeğinden çok daha fazlasını kazanmasını istiyoruz" dedi. "Yeni projeler kapıda" Başkan Türkel daha önce üreticilere fide ve fidan desteği sunduklarını belirterek, " Ata tohumu çalışmalarımızı, kanatlı aşılama hizmetlerimizi ve yem desteklerimizi sürdüreceğiz. Ayrıca Türkiye Belediyeler Birliği’nin desteğiyle kuracağımız sebze fidesi serasında üreteceğimiz fideleri vatandaşlarımıza ücretsiz dağıtacağız. Böylece hem üretimi teşvik edecek hem de aile ekonomilerine katkı sunacağız. Atakum Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğümüz ve Atakum Kent Konseyi proje ekipleri çalışmalarıyla İncesu Mahallesi’nde bulunan hayvan çiftliğimizde Bafra sakızı ırkı damızlık koyun üretimine başlıyoruz. Bu üretim çiftliğimizde çiftçilerimize ekonomik fiyatla damızlık sağlıklı koyunlar vermeyi amaçlıyoruz. Üretirsek başarırız, üretirsek kalkınırız" diye konuştu. "Faiz yükünde kurtuluyoruz" Başkan Türkel kentte en iyi hizmeti sunmak için kesintisiz çalışma sürdürdüklerini vurgulayarak, "Atakum’da çok uzun zamandır var olan yol sorunlarını biliyoruz. Taş parke tesisimiz maksimum kapasitede üretim sağlıyor. Fen işleri müdürlüğümüz ise günde ortalama 700 metrekare taş döşüyor. Ama yol sorunu o kadar büyük ki kendimiz üreterek sorunları bitiremeyeceğimizi biliyoruz. 2024 Ağustos ayında SGK’nın belediyelere iller bankası üzerinden yapmış olduğu kesintiler ve faizler nedeniyle çok zor günlerden geçiyoruz. Bürokratlarımız ile yapmış olduğumuz çalışmalarla eğitim araştırma ek bina ve taşınmazların devri ile ortalama borcumuzun yarısı kapatılıyor, diğer yarısınıda taksitlendirerek faiz yükünden kurtuluyoruz. Bununla birlikte hem personelimizin alacak sorununu çözmüş olacağız, hem de Atakumda yol sorun olmaktan çıkacak. Fen işleri müdürlüğümüz yapmış olduğu İhaleler ile 180 bin metre kare parke, 150 km sathi kaplama, 7500 metre kare asfalt yama için bismillah diyoruz" şeklinde konuştu. Programda konuşan CHP Grup Başkan Vekili Hukukçu ve Ziraat Mühendisi Doç. Dr. Gökhan Günaydın, "Bugün, Atakum Belediyesi Tarım Tesisinin açılışındayız. Bu son derece önemli bir adımdır. Hem belediye başkanımızı, hem belediye çalışanlarını, emekçilerimizi, tüm kardeşlerimizi gönülden kutluyorum. Emeklerinize sağlık. Çiftçi buradan kapasitesi ve sayısı artan makineleri belirli zamanda alarak tarlasını işleyebilmeli. O halde ortak makine parkını burada hayata geçirebilmeliyiz. Kaliteli tohumunu, yemini burada temin edebilmeli ki yükselen fiyatlara karşı çiftçimizi koruyabilmeliyiz. Atakum Belediyemizi bu güzel açılışından dolayı kutluyorum" ifadelerini kullandı.
İŞKUR Gençlik Programı’ndan Samsun’da 3 bin 619 öğrenci faydalanacak
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:16 İŞKUR Gençlik Programı’ndan Samsun’da 3 bin 619 öğrenci faydalanacak Samsun Çalışma ve İş Kurumu(İŞKUR) İl Müdürü Gökhan Dürümlü, "İŞKUR Gençlik Programı"ndan Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) için 3 bin 238, Samsun Üniversitesi(SAMÜ) için ise 381 öğrencinin programdan faydalanabileceğini açıkladı. Türkiye İş Kurumu tarafından devlet üniversiteleri iş birliğiyle düzenlenen "İŞKUR Gençlik Programı" kapsamında 2025–2026 eğitim-öğretim yılı başvuruları başlıyor. Programla üniversite öğrencilerine hem iş gücü deneyimi hem de gelir desteği sağlanacak. Öğrencilerin istihdam edilebilirliğini artırmak, bilgi, beceri, çalışma alışkanlığı ve disiplin kazanmalarına destek olmak amacıyla yürütülen İŞKUR Gençlik Programı; devlet üniversitelerinde öğrenim gören ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik olarak kısmi zamanlı aktif iş gücü programı şeklinde uygulanıyor. Açıköğretim ve uzaktan eğitim öğrencileri ise programdan yararlanamıyor. Programa katılan öğrenciler haftalık en fazla 3 gün çalışabilecek. Katılımcılara günlük bin 83 TL ödeme yapılacak. Buna göre öğrenciler, ayda 5 gün çalışmaları halinde yaklaşık 5 bin 415 TL, 14 gün çalışmaları halinde ise yaklaşık 15 bin 162 TL gelir desteği elde edecek. Ayrıca genel sağlık sigortası ile iş kazası ve meslek hastalığı primleri İŞKUR tarafından karşılanacak. Başvurular başladı Samsun Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Gökhan Dürümlü, Ondokuz Mayıs Üniversitesi için 3 bin 238, Samsun Üniversitesi için ise 381 öğrencinin programdan faydalanabileceğini belirtti. Dürümlü, başvuruların Samsun Üniversitesi için 16–20 Ekim, Ondokuz Mayıs Üniversitesi için ise 17–21 Ekim 2025 tarihleri arasında alınacağını söyledi. Gençlerin başvurularını İŞKUR Gençlik Platformu veya İŞKUR Mobil Uygulaması üzerinden yapabileceklerini hatırlatan Dürümlü, "Programımıza ilişkin tüm ayrıntılara gençlerimiz genclik.iskur.gov.tr adresinden ulaşabilirler" dedi. Dürümlü, İŞKUR Gençlik Programı’nın öğrencilerin öğrenim sürecinde deneyim kazanmalarına ve iş hayatına hazırlanmalarına katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.
Antalya’da siyahı incir hasadında sona gelindi
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:16 Antalya’da siyahı incir hasadında sona gelindi Antalya’nın İbradı ilçesinde hava şartları nedeniyle gecikmeli başlayan Bursa siyahı inciri hasadında sona gelindi. İbradı ilçesine bağlı 800 rakımlı Ürünlü Mahallesi’nde tamamen doğal yöntemlerle yetiştirilen Bursa siyahı inciri, bu yıl iklim değişikliği ve uzun süreli poyraz rüzgarları nedeniyle yaklaşık bir ay gecikmeli olgunlaştı. Ürünlü Mahallesi’nde yetiştirilen incirlerde hava şartları nedeniyle bu yıl hem rekolte, hem de hasat zamanı farklılık gösterirken, incir üreticileri bu yıl büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. "Hem verim, hem de fiyat düştü’" İncir üretici Mesut Şanlı, bu yıl hem verimde hem de fiyatlarda ciddi düşüş yaşandığını belirtti. Bursa siyah incir hasadına geçtiğimiz yıllara göre 25 gün geç başladıklarını, bu dramatik düşüşün en büyük sebebinin hava şartları, iklim değişiklikleri ve uzun süreli poyraz rüzgarları olduğunu dile getirdi. Şanlı, "Devamlı 25-26 gün poyraz esti. Koruklar hep döküldü. Askı da bu sene vurulamadı, koruklar kurudu. Geçen seneki meyvenin ancak dörtte birini alabildik" ifadelerini kullandı. "Son 25 yılın en kötü sezonu" Şanlı, "Bu yıl hasada geçen yıla göre bir ay geç başladık. Nedeni hava şartları. Şu anda artık hasadın sonuna geldik. Görüyorsunuz, incirlerin iriliğini. Çünkü bütün kuvvetini son meyvelere verdi. Hepsi tane olarak çok güzel oldu ama geçen yıla göre yüzde 70 düşüş var. Bunun da nedeni sıcak hava. Bu ağaçların dikilmesinin üzerinden 25 yıl geçti, ama şimdiye kadar en kötü sezonu geçiriyoruz. Hem verim düşük hem de fiyatlar dip yaptı. Artık eski fiyatlar yok. Köylünün her senesi var, bu sene bitti, seneye bakacağız." dedi. Geçen yıl hasada 11 Ağustos’ta, bu yıl ise 7 Eylül’de başladıklarını anlatan Şanlı, "Devamlı 25 gün boyunca poyraz esti. Koruklar hep döküldü. Geçen seneki meyvenin ancak dörtte birini alabildik." ifadelerini kullandı. Rekoltedeki düşüşe rağmen, Ürünlü Mahallesi’nde yetişen incirlerin kalitesinin yüksek olduğunu vurgulayan Şanlı, "Kalite olarak hiçbir sıkıntı yok, lezzet çok yüksek. Rakımı 800 metre olan bölgemizde yetişen Bursa siyahı incirleri, yüksek şeker oranı ve aromasıyla öne çıkıyor. 6-8 incir bir kilo geliyor." dedi. Hasadın son günlerinde olduklarını söyleyen üretici Kerime Seher Songül ise, "Hasatta Son günümüzü yaşıyoruz. Bu sene hava şartlarından dolayı hasada geç başladık ama kaliteli oldu. Sabah saat 7’de başlıyoruz, öğleden sonra 2-3 gibi bitiriyoruz. Mahsulümüz kaliteli ama geçen yıllara göre az oldu. Hava şartlarından dolayı verim bu yıl düşük. İnşallah gelecek sene daha iyi olur." diye konuştu. (AÇ-SM-
Kış sebzesi pırasada hasat heyecanı
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:16 Kış sebzesi pırasada hasat heyecanı Menemen ilçesinin verimli ovalarında kış sebzesi pırasanın hasadı başladı. İzmirli üreticiler, bereketli topraklarda gerçekleştirilen hasatla ürünlerini tarladan sofralara ulaştırmanın heyecanını yaşıyor. Menemen ilçesinde, verimli tarım arazilerine sahip Gediz Ovası’nda pırasa hasadı gerçekleştiriliyor. Yaz aylarında toprakla buluşan tohumlar, ekim ayının ilk haftalarında ürün vermeye başlıyor. Soğangiller ailesinden olan pırasada hasat süreci mayıs ayına kadar devam ediyor. Üreticilerin emekleriyle yetişen pırasa, iç pazarda İzmir’in tarımsal çeşitliliğine de önemli bir katkı sağlıyor. Menemen bölgesinde yılda ortalama 350 ila 400 ton arasında pırasa rekoltesi elde ediliyor. Tarladan hale 25 TL’den çıkan pırasa, pazarlarda 60 ila 70 TL arasında alıcı buluyor. Ayrıca halk arasında doğal antibiyotik olarak bilinen pırasa, sindirim sistemini desteklemesinin yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirici etkileriyle de biliniyor. Kış sebzesi pırasa, genellikle zeytinyağlı olarak pişirilerek tüketilirken; çorba, börek içi ya da kavurma gibi farklı tariflerde de sofralarda yerini alıyor. Tarlada ucuz, pazarda pahalı Pırasanın, soğana benzer yapısı nedeniyle keskin bir kokuya sahip olduğunu belirten üretici Özgür Yeşilyurt, pırasanın ellerde ve kıyafetlerde acımsı bir koku bıraktığını ifade etti. Çiftçiliği dedesinden ve babasından öğrenen Yeşilyurt, arkasından çiftçi yetişmediğini dile getirerek iki oğlu olmasına rağmen onları bile tarlaya götürmekte zorlandığını söyledi. Yeşilyurt, "Pırasanın ekim süreci temmuz başında başlayıp, eylül ortalarına kadar kademeli olarak devam ediyor. Hasat dönemi ise genellikle ekimin ilk haftasında başlıyor. Diktiğimiz dönümlere karşılık, dönüme ortalama 5 ila 7 ton arasında ürün alabiliyoruz. Kalitemiz genellikle iyi oluyor çünkü kullandığımız pırasa tohumu, eski klasik bir tohumdur. İsrail veya başka yeni çeşitler değil, 50-70, hatta 100 yıldır kullanılan ve tohumdan üretilen bir çeşittir. Rekoltemiz ise yaklaşık 300-400 ton civarında seyrediyor" dedi. Gün doğumuyla başlayan hasat Pırasa hasadının gün doğumunda başlayıp öğle vakitlerinde bittiğini söyleyen tarım işçisi Salime Kınacı, "Bu zorlu hasat süreci sonbahar ve kış mevsimine denk gelir. Ağustos ayında dikimi tamamladıktan sonra, eylül ve ekim aylarında hasada başlarız. Hasat, nisan ayının sonlarına kadar devam eder. Sabah saat 05.00’te kalkıp, 06.00 gibi tarlaya gidiyoruz. Yağmur ve soğuk havalara rağmen, zorluklarla pırasa hasadını yapıyoruz. Türkiye genelinde şu anda pırasa hasadı en zor olanıdır. Pırasanın dikimi, yetiştirilmesi ve köklemesi yapılırken genellikle su ve çamur içinde çalışıyoruz ama işimizi severek yapıyoruz. Ayrıca şunu da söylemek isterim. Pırasa sağlık açısından çok faydalıdır ve besleyicidir. Pırasadan yapılan çorba ve kavurma oldukça lezzetlidir. Haftada en az üç defa tüketilmesini öneririm" diye ekledi.
Türkiye genelinde Eylül ayında 150 bin 657 konut satıldı
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:09 Türkiye genelinde Eylül ayında 150 bin 657 konut satıldı Türkiye genelinde konut satışları Eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,9 oranında artarak 150 bin 657 oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül ayı Konut Satış İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre, Türkiye genelinde konut satışları Eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,9 oranında artarak 150 bin 657 oldu. Konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 24 bin 119 ile İstanbul, 13 bin 417 ile Ankara ve 8 bin 544 ile İzmir olurken, en az olduğu iller sırasıyla 70 ile Ardahan, 117 ile Bayburt ve 142 ile Tunceli olarak gerçekleşti. Konut satışları Ocak-Eylül döneminde yüzde 19,2 arttı Konut satışları Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 19,2 oranında artarak 1 milyon 128 bin 727 olarak gerçekleşti. İpotekli konut satışları 21 bin 266 olarak gerçekleşti Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 34,4 oranında artarak 21 bin 266 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 14,1 olarak gerçekleşti. Ocak-Eylül döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 76,0 oranında artarak 162 bin 493 oldu. Eylül ayında 4 bin 978; Ocak-Eylül döneminde ise 38 bin 571 ipotekli konut satışı, ilk el olarak gerçekleşti. Diğer satış türleri sonucunda 129 bin 391 konut el değiştirdi Türkiye genelinde diğer konut satışları Eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,4 oranında artarak 129 bin 391 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 85,9 olarak gerçekleşti. Ocak-Eylül döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13,0 oranında artarak 966 bin 234 oldu. İlk el konut satış sayısı 47 bin 117 olarak gerçekleşti Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,0 oranında artarak 47 bin 117 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 31,3 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Eylül döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13,9 oranında artarak 342 bin 641 olarak gerçekleşti. İkinci el konut satışlarında 103 bin 540 konut el değiştirdi Türkiye genelinde ikinci el konut satış sayısı Eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,8 oranında artarak 103 bin 540 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 68,7 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Eylül döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 21,6 oranında artarak 786 bin 86 olarak gerçekleşti. Yabancılara Eylül ayında bin 867 konut satışı gerçekleşti Yabancılara yapılan konut satışları Eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,7 oranında azalarak bin 867 oldu. Eylül ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,2 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 744 ile İstanbul, 557 ile Antalya ve 124 ile Mersin oldu. Yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12,6 oranında azalarak 14 bin 944 oldu. Ülke uyruklarına göre en çok konut satışı Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapıldı Eylül ayında ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı sırasıyla 267 ile Rusya Federasyonu, 202 ile İran ve 146 ile Irak vatandaşlarına yapıldı.
RePie Portföy yatırım fonlarında yaklaşık 4 kat büyüdü
16 Ekim 2025 Perşembe - 10:04 RePie Portföy yatırım fonlarında yaklaşık 4 kat büyüdü Faizlerin gerilemesiyle birlikte yatırım fonlarına olan ilgi artarken, alternatif yatırım fonları kategorisinde önde gelen şirketlerden olan RePie Portföy, menkul kıymet yatırım fonlarında da vites büyüttü. Toplam portföy büyüklüğü 2,5 milyar dolar olan şirket, menkul kıymet yatırım fonları portföyünü sene başından bu yana 85 milyon dolardan 290 milyon dolara, 3 buçuk katına çıkardı. ABD merkez bankasının faiz indirimine gitmesi ve yurt içinde de merkez bankasının faiz indirim sürecini başlatmasına paralel yatırımcı tercihlerinde değerli maden ve Eurobond fonlarına ilginin arttığı, bunun yanında Türk lirası cinsi fonlarda esnek stratejiye sahip değişken fonların güçlü alternatif olarak öne çıktığı bir döneme girildi. Alternatif portföy yönetim şirketi RePie Portföy, yıl başında genel müdürlük koltuğuna oturan Altuğ Dayıoğlu liderliğinde, dalgalı pazarda yatırımcı ilgisinin arttığı menkul kıymet yatırım fonlarında atağa geçti. Toplam portföy büyüklüğü 2,5 milyar dolara ulaşan şirket, menkul kıymet yatırım fonlarının büyüklüğünü yılbaşından bu yana 3 buçuk katına çıkardı. "Yatırımcımızın ihtiyacını, farklı varlık sınıflarına dengeli dağılımla ve disiplinli risk yönetimiyle karşılıyoruz" açıklamasını yapan RePie Portföy Genel Müdürü Altuğ Dayıoğlu, "Menkul kıymet yatırım fonlarında yakaladığımız ivme, bu yaklaşımın doğal sonucu. 2025 yılını menkul kıymet yatırım fonlarında yaklaşık 360 milyon dolar seviyesinde tamamlayıp 2026’da ise bu alanda 700 milyon dolara ulaşmayı hedefliyoruz. Değişken ve serbest fonlarımız performansıyla portföyümüzün lokomotifi olmaya devam edecek. RTP kodlu 1. Serbest Fonumuzun son bir yılda yaklaşık yüzde 100 getiri sağlaması ve RIK kodlu değişken fonumuzun ise yüzde 70’e varan getirisi, stratejimizin somut yansıması. Altın ve döviz bazlı fonlarımız da dalgalı dönemlerde portföy dayanıklılığını artıran tamamlayıcı unsurlar oldu. Altındaki rekor rallisiyle birlikte altın fonumuzun son 1 yıllık getirisi yüzde 92’nin üzerine çıktı" dedi. Hedef 3,5 milyar dolar portföy büyüklüğü Geleceğin unicorn’larına ve büyük ölçekli gayrimenkul projelerine düşük tutarlarla yatırım yapmaya imkân tanıyan girişim sermayesi ve gayrimenkul yatırım fonlarında (GSYF ve GYF) büyüklük bugün 515 milyar lirayı aştı. GSYF ve GYF’lerin dahil olduğu alternatif yatırım fonu sektörünün öncüsü RePie Portföy, yüzde 15 payla bu kategoride lider konumda yer alıyor. 2026’da GSYF ve GYF toplam Pazar büyüklüğünün 700 milyar liraya ulaşacağını öngördüklerini söyleyen Dayıoğlu, "2026 için hedefimiz, yönetilen varlık büyüklüğümüzü 3,5 milyar dolara çıkarmak. Bunun 1,35 milyar dolarını GSYF’ler oluşturacak. Orta vadede, yani 2028’e kadar ise 5 milyar dolarlık yönetilen varlık büyüklüğüne ulaşmayı planlıyoruz" dedi. Dayıoğlu sözlerine şöyle devam etti: "Üç ana sektörümüzü enerji, dijital yatırım platformları ve konaklama olarak koruyoruz. Bununla birlikte, özellikle yapay zekâ ve otomasyon teknolojilerine ayrı önem veriyoruz. Makine öğrenmesi ile desteklenen otomasyon çözümlerinin, üretimden perakendeye kadar birçok sektörü dönüştüreceğine inanıyoruz. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde bu alanlarda da yatırım stratejimizi daha da derinleştirmeyi hedefliyoruz" dedi. Dolar bazında 4 kat getirili çıkışa imza attı RePie Portföy’ün şimdiye kadar 100’den fazla şirkete yatırım yaptığını açıklayan Dayıoğlu, son bir yıl içinde yaptıkları stratejik çıkışlarla yatırımcılarına önemli getiri sunduklarını kaydetti. Dayıoğlu, "Bu yıl Türkî cumhuriyetler odağında fintek çözümleri geliştiren Turan ve turizm ve konaklama alanında faaliyet gösteren TatildeKirala’dan tam çıkış yaptık. 2021 yılında yatırımını yaptığımız HST Tarım’dan dolar bazında yaklaşık 4 kat getiri ile çıkış sağladık" dedi. "2026’da sınırlı sayıda ama etkisi yüksek çıkış fırsatlarını yakından takip ediyoruz" diyen Dayıoğlu "Yol haritamız, şirketlerin ölçek, kârlılık ve pazar erişimi gibi metriklerde hedef seviyeye gelmesiyle uygun likidite mekanizmasını devreye almak üzerine kurulu. Bu kapsamda, yeni nesil geri dönüşüm şirketi ARF Bio’nun halka arzı için SPK onayının gelmesini beklerken, diğer yatırımlarımızda da her şirket için değer maksimizasyonu sağlayacak en doğru çözümü uyguluyoruz" açıklamasını yaptı. Şirketin 2025 yılı yatırımları arasında, altın başta olmak üzere kıymetli madenler alanında dijital varlık geliştiricisi Goldtag ve geçtiğimiz günlerde fon yatırımında yapay zeka temelli yatırım danışmanlığı hizmetini tanıtan Fonmap öne çıktı. 2025’te 8 Proje GYF kurdu Eylül sonu itibarıyla portföyündeki 38 GYF ile binden fazla gayrimenkulü yatırımcılarla buluşturan şirket, 2025 yılında 8 yeni Proje GYF ile öne çıktı. Dayıoğlu, "Proje GYF’ler, konuta olan erişimi artıracak finansmanın sağlanmasında kritik bir rol oynuyor. Bu sene ihraç ettiğimiz fonlar arasında yer alan Göktürk Proje GYF bunun en iyi örneklerinden bir tanesi. Fonumuzun odağındaki bölgedeki konut projelerinde metrekare satış bedellerinin, İstanbul ortalamasının oldukça üzerinde seyretmesi, yatırımcı açısından hem kısa vadede yüksek likidite hem de uzun vadede güçlü bir değer artışı potansiyeli anlamına geliyor" açıklamasını yaptı.
King Salman Gate projesi duyuruldu
16 Ekim 2025 Perşembe - 09:56 King Salman Gate projesi duyuruldu Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de yapılacak King Salman Gate projesini duyurdu. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de King Salman Gate (Kral Selman Kapısı) projesinin başlatıldığını duyurdu. Mescid-i Haram’ın bitişiğinde yer alan ve 12 milyon metrekarelik brüt inşaat alanına yayılan projenin, Mekke ve merkezi bölgesinin gelişiminde önemli bir kilometre taşı olarak modern şehir planlamasında küresel bir referans noktası oluşturduğu aktarıldı. King Salman Gate Projesi, kapsamlı kentsel gelişim ve altyapı dönüşümü sayesinde Mescid-i Haram’a erişimi kolaylaştıracak, ziyaretçilere sunulan hizmet kalitesini yükseltecek. Proje aynı zamanda "Hac Deneyimi Programı" hedefleri doğrultusunda her ziyaretçinin yolculuğunu zenginleştirmeyi amaçlıyor. Stratejik konumuyla Mescid-i Haram’ın yanı başında yer alan proje, mevcut hizmetlerin seviyesini daha da yükseltmeyi önceliklendirirken, kapalı ve açık alanlarda yaklaşık 900 bin ibadet alanı kapasitesi ile konut, konaklama, ticaret ve kültürel deneyimler sunacak. Toplu taşıma ağlarına kesintisiz bağlantısı sayesinde kolay erişim sağlayacak olan King Salman Gate Projesi, kentin zengin mimari mirasını dünya standartlarındaki modern yaşamla harmanlayan özel bir deneyim yaşatacak. Proje ayrıca, yaklaşık 19 bin metrekarelik miras alanını restore edip geliştirecek, böylece Mekke’nin kültürel ve tarihi mirası korunurken ziyaretçilerin seyahatleri zenginleştirilecek. Proje, 2036 yılına kadar 300 binden fazla istihdam oluşturarak Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedeflerinin bir parçası olan uzun vadeli ekonomik büyümesine ve ulusal dönüşümüne katkı sağlayacak. Yapılan açıklamaya göre; proje, bir Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (Public Investment Fund-PIF) şirketi olan RUA Al Haram Al Makki şirketi tarafından geliştiriliyor. Şirket, Mekke’yi gayrimenkul geliştirme alanında küresel bir referans noktası haline getirmek için Mescid-i Haram çevresindeki kentsel gelişimi ilerleterek Kamu Yatırım Fonu’nun stratejisini desteklemeyi amaçlıyor. Şirket, Mekke’nin kültürel dokusunu korurken aynı zamanda bölge sakinleri, hacılar ve ziyaretçiler üzerinde olumlu etki oluşturacak yenilikçi çözümlerle sürdürülebilir kaynak yönetimine odaklanıyor.
İnşaat maliyetleri, yeni konut üretimini yavaşlattı
16 Ekim 2025 Perşembe - 09:55 İnşaat maliyetleri, yeni konut üretimini yavaşlattı Türkiye’de son yıllarda artan inşaat maliyetleri, yüksek faiz oranları ve finansmana erişimdeki zorlukların yeni konut üretimini yavaşlattığını ifade eden Gayrimenkul Uzmanı Özkan Aydemir, 2023–2025 arası ruhsat alınan yeni konut sayısında yüzde 30’a varan düşüşler yaşandığını söyledi. 2020 sonrası dönemde TÜİK verilerine göre ise konut satışlarının yüzde 60’tan fazlasının ikinci el konutlardan oluştuğuna dikkat çeken Aydemir, konut yatırımcılarının 2025 itibarıyla yurtdışında yaptığı gayrimenkul yatırımlarının 2,5 milyar doları aştığına vurgu yaptı. Satılık konutlarda erişimin, özellikle dar gelirli gruplar için ciddi bir sosyal krize dönüştüğünü belirten Elfi Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Aydemir, deprem riski, kentsel dönüşüm, üniversite, yeni evli çiftler ve iş göçleri sebebiyle büyükşehirlere olan talebin arttığını söyledi. Aydemir, "Bu da kira fiyatlarını yukarı çekmekte ve asgari ücret ile çalışanların konut bulması iyice zorlaştırmaktadır. Ayrıca, geçmiş dönemlerde bazı bölgelerde düzensiz göç ve geçici koruma statüsündeki nüfus da kiralık konut piyasasında arz talep dengesini bozmuştur. Vergi yükü, hukuki güvensizlik (tahliye sorunları, kira tespit davaları), enflasyon karşısında kira gelirlerinin düşük kalması gibi sebeplerle bazı ev sahipleri konutlarını boş tutmaktadır. İstanbul, Ankara, Bursa ve İzmir gibi büyükşehirlerde önemli sayıda konut ’yatırım’ amaçlı alınıp boş bırakılmaktadır. Artan kira bedelleri, enflasyon üzerinde baskı oluşturarak alım gücünü düşürmektedir" dedi. "Yatırımcı yurt dışına kaçıyor" Son 3 yılda uygulanan kira artış sınırının (yüzde 25 artış tavanı) yatırımcıda hukuki ve finansal güvensizlik oluşturduğunu belirten Aydemir, "Konut yatırımcılarının önemli bir bölümü de rotasını yurtdışına çevirmiştir ve 2025 itibarıyla Türk vatandaşlarının yurtdışında gayrimenkul yatırımları 2,5 milyar doları aşmıştır. Bu dışa yönelen yatırım hem iç piyasada arzı düşürmekte hem de cari açığı artırmaktadır. Yatırımcı için konut tekrar cazip hale dönüştürülmelidir. Tahliye süreçleri hızlandırılmalı, kiracı ev sahibi ilişkileri adil, şeffaf ve güven verici bir yapıya kavuşturulmalıdır. Boş konutlar mutlaka ekonomiye kazandırılmalı ve bu konutların kiraya verilmesi teşvik edilmelidir. Şeffaf ve güncel konut envanteri oluşturulmalı. Kaç konut var? Kaçı kiralık? Kaçı boş? gibi konular ele alınmalıdır" diye konuştu. "Sosyal konut projelerine sektör temsilcileri dahil edilmeli" Konut üretimini arttırıcı politikalara geçilmeli ve kamu arazileri düşük bedelle inşaat firmalarına tahsis edilebileceğine dair öneride bulunan Aydemir, "Orta gelir ve dar gelir gruplarına yönelik konut üretimi yapılıp, sosyal konut projelerinde özel sektör temsilcilerinin de aktif katılımı sağlanmalıdır. İnşaat sektörüne düşük faizli kredi ve teşvikler sunulmalı ve inşaat maliyetlerindeki artışlar nedeni ile prefabrik veya hızlı üretim teknikleriyle maliyetler düşürülmelidir" şeklinde konuştu. "Yatırımcıyı kaçırmayacak politikalar geliştirilmeli" Kiralık konut krizinin, sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir sorun olduğuna dikkat çeken Aydemir, "Kira fiyatlarının hızlı artışı toplumun geniş kesimlerini zor durumda bırakmakta, sosyal adaletsizlikleri derinleştirmektedir. Piyasa mekanizmalarını bozmayacak ama yatırımcıyı da kaçırmayacak dengeleyici politikalar, konut üretimini teşvik edici ve mevcut konutları piyasaya kazandırıcı uygulamalar, yatırımcıya güven veren istikrarlı ve öngörülebilir bir hukuk ve vergi sistemi gerekmektedir. Uygun teşvik ve düzenlemelerle hem konut yatırımcısı yeniden piyasaya döndürülmeli hem de kiralık konut arzı artırılarak toplumun barınma hakkı korunmalıdır" dedi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar: "FAO verilerine göre yaklaşık 733 milyon insan açlıkla mücadele ediyor"
16 Ekim 2025 Perşembe - 09:47 TZOB Genel Başkanı Bayraktar: "FAO verilerine göre yaklaşık 733 milyon insan açlıkla mücadele ediyor" Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, "FAO verilerine göre yaklaşık 733 milyon insan açlıkla mücadele ediyor" dedi. TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kurulduğu 16 Ekim’in tüm dünyada Dünya Gıda Günü olarak kutlandığını ve bu yıl FAO’nun 80’inci kuruluş yıldönümü olduğunu hatırlattı. Bu yıl Dünya Gıda Günü’nün ‘Daha iyi gıdalar ve daha iyi bir gelecek için el ele’ teması ile kutlandığını belirten Bayraktar, "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ‘yeterli gıdaya ulaşabilme hakkı’ şeklinde ifade edilen gıda hakkı en temel ihtiyaçtır. Ancak açlığın yaşandığı bir dünyadayız. FAO verilerine göre yaklaşık 733 milyon insan açlıkla mücadele ediyor. 2,8 milyardan fazla insan sağlıklı beslenemiyor. Beş yaş altı çocukların yaklaşık yüzde 22’si yaşına göre çok kısa boylu, yüzde 7’sinin de boyuna göre kilosu çok düşük durumdadır. Bu veriler tüm bireylerin sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişim hakkına sahip olmadığını, küresel boyutta gıda sistemlerinin kırılgan bir yapıda olduğunu ve dayanışmaya ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Küresel boyutta yaşanan açlık sorununu çözebilmemiz için el ele hep birlikte dayanışma ve işbirliği yapmamız gerekiyor. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör el ele vererek daha güçlü ve adil bir gıda sistemi oluşturmalıdır" dedi. "Tüketicilere sunulan tüm gıdanın yüzde 19’u israf ediliyor" Açlıkla mücadele için gıda sistemlerinin dönüştürülmesi ve güçlendirilmesi, eşitsizliklerin ele alınması ve herkes için uygun fiyatlı ve erişilebilir sağlıklı beslenmenin sağlanması gibi çok yönlü bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğine dikkat çeken Bayraktar, "Dünyada gıda güvenliği ancak devletlerin, uluslararası kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının ve tüm diğer aktörlerin de aktif katılım ve diyaloğuyla mümkün olabilir. Üretilen gıdanın dengeli dağıtılması, gıda kayıp ve israfın en aza indirilmesi de büyük önem taşıyor. Dünya çapında tüketicilere sunulan tüm gıdanın yüzde 19’u israf ediliyor. Gıdaların yüzde 13’ü hasat ve lojistik aşamasında kaybediliyor. Çöpe atılan gıda aynı zamanda su kaynaklarının da kaybıdır. Gıda israfının önlenmesi sürdürülebilir bir gelecek için kritik önem taşıyor. Ülkemizde günde 12 milyon ekmeğin çöpe gitmesinin ve dünyada üretilen gıdanın yüzde 30’unun henüz rafa çıkmadan kaybolması büyük bir sorundur. Gıdayı israf edecek lüksümüz yoktur" dedi. "Her yıl kontamine gıdalar nedeniyle 420 bin kişi hayatını kaybediyor" Bayraktar şunları kaydetti: "Sağlıksız beslenme, gıda dağıtımındaki adaletsizlik, aşırı ve dengesiz gıda tüketimi nedeniyle 2,5 milyar yetişkin ve 37 milyon 5 yaş altı çocuk aşırı kilolu durumdadır. Her yıl 600 milyon kişi kontamine gıdalar nedeniyle hastalanıyor, 420 bin kişi hayatını kaybediyor. Beslenme konusunda yaşanan bu çelişki, dünyada yeterli gıda maddesi bulunmasına rağmen gıdaya ulaşılabilirlikteki güçlüğü açıkça ortaya koyuyor. Sağlıklı ve yeterli beslenmeyi sağlamak için yeterli ve sürdürülebilir tarım sektörüne ihtiyaç vardır. Çiftçisi üretmeyen ülkelerin açlık ve yetersiz beslenme sorunu yaşaması kaçınılmazdır. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, üreticinin emeğinin karşılığını almasıyla mümkündür." "Genç nüfusun tarıma teşviki sektörün geleceği için hayati öneme sahip" "Çiftçilerimiz, gıda zincirinin ilk halkasını oluşturan en kritik aktörlerdir" diyen Bayraktar şöyle devam etti: "Üreticilerin emeğinin karşılığını alması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, destekleme politikalarının güçlendirilmesi ve genç nüfusun tarıma teşviki, sektörün geleceği açısından hayati öneme sahiptir. Tarımsal gelirlerin istikrara kavuşması, hem kırsal yaşamın sürdürülebilirliğini hem de ülke ekonomisinin direncini artıracaktır. Tarımsal üretim üstü açık bir fabrika gibi iklim şartlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu sene yaşanan doğal afetler birçok ürünü büyük ölçüde etkiledi ve sektördeki koşulları ağırlaştırdı. 2025 yılı ülke tarımı açısından tam anlamıyla bir doğal afet yılı oldu. Çiftçilerimiz verilecek desteklerle ayakta kalacak, gelecek yılki üretimini planlayabilecektir. Tarım sektörü, bir ülkenin ekonomik bağımsızlığının ve gıda güvencesinin temel dayanağıdır. Üretimin sürekliliği, doğal kaynakların korunması ve kırsal kalkınmanın güçlendirilmesiyle mümkündür. Tarımsal üretim sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda ulusal güvenlik ve toplumsal istikrar meselesidir. Üreticilerimizin alın teri dökerek elde ettikleri ürünlerinin değerini bulduğu, refah seviyesinin yükseldiği, gıda güvencesinin sağlandığı, açlık sorunun olmadığı bir Türkiye ve dünya dileğiyle Dünya Gıda Günü’nü kutluyorum."
Gaziantep’te nar hasadı başladı
16 Ekim 2025 Perşembe - 09:41 Gaziantep’te nar hasadı başladı Türkiye’nin nar üretiminde önde gelen şehirleri arasında yer alan Gaziantep’te coğrafi işaretli Oğuzeli narının hasadına başlandı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin önemli meyve ve sebze merkezlerinden Oğuzeli ilçesinde hasadına başlanan narda bu yıl yüksek rekolte bekleniyor. Türk Patent ve Marka Kurumunca tescillenerek coğrafi işaret alınan Oğuzeli narı, daha çok nar ekşisi olarak tüketiliyor. Dünyadaki en sağlıklı yiyeceklerin başında gelen, içinde bulunan antioksidanlar, atardamarların, kalbin ve beynin iyi çalışmasını sağlamanın yanı sıra yüksek tansiyonun düşürülmesine de yardımcı olan nar hasadı için çiftçiler büyük emek sarf ediyor. Antep fıstığı ve zeytinin yanı sıra ince kabuğu ve iri taneli narıyla da öne çıkan Oğuzeli ilçesinde bin bir emek ve zahmetle yetiştirilen coğrafi işaretli nar, işçiler ve bahçe sahipleri tarafından özenle tek tek toplanıp kasalara konuluyor. İsmini yetiştiği ilçeden alan narın hasadına başlayan çiftçiler, 10 bin dekar alanda yetiştirilen nar için sabah erken saatlerde bahçelerinin yolunu tutuyor. Narları ağaçlardan tek tek toplayan narları özenle toplayan çiftçiler, topladıkları narları kasalara dolduruyor. Türkiye’nin 81 iline gönderiliyor Kasalara dizilen ve satışa hazır hale getirilen narlar, kamyonetlerle başta çevre illerdeki meyve ve sebze halleri olmak üzere Türkiye’nin 81 ilindeki hallere gönderiliyor. İnce kabuğu ve iri tanesiyle öne çıkan, yıllardır hem kalitesini koruyan hem de pazarlarda da giderek daha fazla tanınan Oğuzeli narının toptan olarak kilosu ürününe göre 20 ila 40 TL’den satılıyor. Çok sayıda nar çeşidinin olduğu ilçede tatlı olan deve dişi sofralık olarak tüketilirken, nuz ekşi ve hicaz çeşidi ise ekşi yapılıyor. İnce kabuğu, iri taneleri, yüksek asidik oranı ve mayhoş tadıyla öne çıkan nar hasadına başlayan çiftçi Mehmet Kılıç, "Coğrafi işaret tescilli ürünümüz olan Oğuzeli narının hasadına başladık. Nar rekoltesi bu yıl iyi ve narlarımız verimli. Rabbim bereketini katsın" dedi. "Oğuzeli narının iç kabuk oranı çok az ve taneleri de iri olur" Ekim ayı ile birlikte nar hasadına başladıklarını belirten Kılıç, "Evet, nar dediğimizde Oğuzeli aklımıza gelir. Oğuzeli ilçesi genel anlamda geçimlerini nar ile sağlarlar. Ekim ayından önce hasat yapmasınlar. Ekim ayından önce hasat yapıldığında, zaten normalde narın içi pembe renkli olur. Pembe renkli narı gördüklerinde de nar olmamış anlamında değerlendirirler. Ama Ekim ayının başından sonra nar hasat edildiğinde rengi daha pembe olur ve Oğuzeli narı olgunlaşmış olur. Oğuzeli narının iç kabuk oranı çok az ve taneleri de iri olur. Diğer narlar 1 kiloda 600 gram iç verirken Oğuzeli narı daha fazla iç verir ve bundan dolayı da ismi Oğuzeli narı ‘deve dişi narı’ diye tanımlanmıştır. Deve dişi narının üzümsü bir tadı var. Nar insan için çok faydalı bir ürün ve ben herkesin nar yemesini tavsiye ederim" dedi. "Nar fiyatı 20 TL’den başlıyor, 40 TL’ye kadar alıcı buluyor" Kuraklık ve zirai dona rağmen nar veriminden memnun olduklarını belirten Enes Kılıç, "Ortalama bir dönümden 4 ton ürün alıyoruz. Bu sene rekolteden de memnunuz. 6 dönümlük bir bahçeden 20 ton civarında nar elde ediyoruz. Çeşidine göre fiyatlar değişiyor. Nar fiyatı 20 TL’den başlıyor, 40 TL’ye kadar alıcı buluyor" diye konuştu. Hasat sezonunun Ekim ayının sonuna kadar devam edeceğini belirten Cuma Yıldırım, Oğuzeli narının daha çok Hicaz çeşidiyle ekşi yapıldığını ve sofralık olarak da deve dişi çeşidinin tüketildiğini bildirdi.
Van OSB’de hedef 50 bin istihdam
16 Ekim 2025 Perşembe - 09:10 Van OSB’de hedef 50 bin istihdam Van Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanı Memet Aslan, özellikle tekstil sektöründe atılan adımların kentin ekonomik yapısını güçlendireceğini ve 50 bin istihdam hedefi doğrultusunda kararlılıkla çalıştıklarını vurguladı. Van’ın istihdam ve üretim üssü olarak bilinen Van OSB’de çalışmalar hummalı bir şekilde devam ediyor. Van’ın ve bölgenin tekstil kenti olma yolunda ilerleyen Van OSB, özellikle 5’inci etabında bitirilen ve devam eden fabrikalarının tamamlanmasıyla 50 bin istihdam hedefliyor. İHA muhabirine konuşan Memet Aslan, Van’ın güçlü bir genç nüfusa sahip olduğunu belirterek, bu potansiyelin doğru sektörlerle buluşturulması gerektiğini söyledi. Aslan, "İlimiz güçlü bir genç nüfusa sahip ancak aynı zamanda işsizlik oranı da yüksek. Bu nedenle istihdam ağırlıklı sektörlerin gelişmesi yönünde çalışmalar yürütüyoruz. Özellikle son 5-6 yıldır tüm paydaşlarımız; valiliğimiz, Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) ve diğer kurumlarımızla birlikte genç işsizin istihdam edilebileceği alanlara yatırım yapılmaya başlandı" dedi. "Tekstil ve Hazır Giyim OSB ile yeni bir sayfa açtık" Başkan Aslan, Van OSB’nin 100 hektarlık alanında Tekstil ve Hazır Giyim OSB kurduklarını belirtti. Bu bölgenin altyapı çalışmalarının DAKA, Van Valiliği ve Bakanlık iş birliğiyle tamamlandığını ifade eden Aslan, "Bu çalışmaların tamamlanmasının ardından bölgemizde tekstil fabrikaları kurulmaya başlandı. Şu anda 10-15 özel sektör firması burada üretim yapıyor. Ayrıca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ile Gençlik ve Spor Bakanlığımızın iş birliğiyle 6 adet 5 bin kapasiteli tekstil fabrikası kuruldu ve üretime geçti" diye konuştu. "Yeni fabrikalarla üretim artıyor" Geçtiğimiz yıl valilik, büyükşehir belediyesi ve ilgili kurumların katkılarıyla 4 yeni tekstil fabrikasının daha kurulduğunu dile getiren Aslan, üretimlerin artarak devam ettiğini söyledi. Aslan, "Bu süreç artarak devam ediyor. Valimizin 2025 yılı için koyduğu hedef doğrultusunda Van OSB’de 50 bin kişilik bir istihdam potansiyeli oluşturmayı planlıyoruz. Bu hedefin en önemli ayağını tekstil sektörü oluşturacak" ifadelerini kullandı. "10 yeni fabrika ihalesi tamamlandı" Aslan, tekstil bölgesine yönelik yatırımların hız kesmeden sürdüğünü de dile getirerek, şöyle devam etti: "Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın katkılarıyla çeşitli büyüklüklerde 10 yeni fabrika binasının ihalesi yapıldı. İnşaatları şu an devam ediyor. Bu ayın sonunda, kasım ayıyla birlikte tamamlanarak baharda üretime geçecekler. Böylece hem üretim hem istihdam açısından ciddi bir ivme kazanacağız." "Hedef: 20 binin üzerinde istihdam" Van OSB’deki istihdam sayısının 10 binin üzerine çıktığını aktaran Başkan Aslan, hedeflerinin bu sayıyı iki katına çıkarmak olduğunu söyledi. Aslan, "Organize sanayi bölgemizde hem tekstil bölgesinde hem de karma OSB’de yeni etaplar, fabrika sahaları ve üretim alanlarıyla büyümeye devam ediyoruz. Şu anda 10 binin üzerinde istihdam sağlıyoruz, ancak yakın zamanda 20 binin üzerinde istihdamdan bahsedeceğiz" dedi. "Kaliteli üretim, kaliteli istihdam" Başkan Aslan, hedeflerinin yalnızca sayı değil, kaliteli bir üretim de olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: "Valimizin ortaya koyduğu 50 bin istihdam hedefini hep birlikte gerçekleştireceğiz. Kaliteli üretim, kaliteli istihdam ve ihracatla ülke ekonomisine katkı sunmak için çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz. Tüm paydaş kurumlarımızla birlikte Van OSB’yi üretim ve istihdam üssü haline getireceğiz."