ASAYİŞ - 01 Nisan 2012 Pazar 22:19

KÜÇÜKÇEKMECE`DEKİ TRAFİK KAZASI

A
A
A
KÜÇÜKÇEKMECE`DEKİ TRAFİK KAZASI

Küçükçekmece`de, kaldırımda kuzenleriyle birlikte yürürken otomobilin altında kalarak hayatını kaybeden 14 yaşındaki Songül Erden`in ailesi, dava açmaya hazırlanıyor.
Kuzenleri ile birlikte Atatürk Mahallesi Aşık Veysel Caddesi üzerinde kaldırımda yürüdüğü sırada geri geri gelen bir otomobilin altında kalarak hayatını kaybeden 14 yaşındaki Songül Erden`in ailesi büyük bir acı yaşadı. Olay yerinde hayatını kaybeden genç kızın yakınları, hukuk savaşı başlatmaya hazırlanıyor. Kazaya tanıklık eden Songül Erden`in kuzenleri Yeter ve Seher Erden, "Camdan ablamla konuşuyorduk. Sonra kaldırımda ilerlemeye başladığımız sırada otomobil geri geri gelerek bizi altına aldı.
Arabaya vurduk, bağırdık, çağırdık ancak araba hiç durmadı. Biz kaçtık, kurtulduk ancak diğer kuzenlerim kaçamadı. Şoföre bizi hastaneye götür dedik ama bizi duymadı bile. Sonra bir kadın geldi, şoför ona sarıldı ve ortadan kayboldu" dedi.
Kazanın ardından cesedin kaldırıldığı hastanenin önünde toplanan Seher Erden`in yakınları, "Araç kaldırıma çıkmış, sürücü suçlu. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Davamızın peşini bırakmayacağız" dedi.
Bu arada Songül Erden`in son fotoğrafını, kazadan 3 saat önce kuzenlerinin çektiği belirtildi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Diyarbakır’da üstyapı çalışmaları Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, kent girişlerinin peyzaj düzenlemesi kapsamında Mardin yolunu farklı türde ağaç ve çalılarla yeşillendirerek caddenin daha estetik ve modern bir çehreye kavuşmasını sağlıyor. Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığının, Mardin, Şanlıurfa, Elazığ ve Silvan yollarının daha modern bir görünüme kavuşması, yaya ve trafik güvenliğinin artırılması hedefiyle başlattığı kapsamlı peyzaj çalışmaları sürüyor. Kent girişlerinin yeniden düzenleneceği çalışmalar kapsamında ekipler, Mardin yolunda gerekli altyapı işlemlerini tamamladı. Altyapı çalışmalarının ardından refüjlere farklı türlerde ağaç dikimi gerçekleştirildi. Dört kent girişinde toplam 78 kilometrelik alanı kapsayan peyzaj düzenlemesi çerçevesinde, Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı 22 kilometrelik Mardin yolunda ağaç dikimine uygun hale getirilen refüjlere, 6 metrede bir olacak şekilde zeytin, mavi selvi, oya, ılgın, alev, iğde ve kurtbağrı olmak üzere bin 129 ağacı toprakla buluşturdu. Çevresel etmenlere dayanıklılık gözetilerek farklı türlerde dikilen bin 129 ağacın sağlıklı gelişimini sürdürmesi amacıyla herek bağlama çalışmaları da yapıldı. Refüjlere 6 bin 325 çalı dikildi Ekipler, ağaç dikiminin yanı sıra refüjlerin daha estetik bir görünüme kavuşması için farklı renk ve türlerde 6 bin 325 çalıyı da toprakla buluşturdu. Ağaç dikim mevsimi doğrultusunda bitkilendirme çalışmalarının belirlenen program çerçevesinde devam edeceği belirtildi. Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı, 22 kilometrelik Mardin yolunda Kantar Kavşağı’ndan Çarıklı Mahallesi’ne kadar olan bölümde refüjlerde toprak dolgu ve tesviye işlemlerini tamamladı. Kuruçeşme ile eski ilçe garajı köprüsüne kadar olan bölümde ise refüjde bulunan korkuluk altı için hatıl betonu dökümü gerçekleştirildi. Ferforje korkuluk montajı çalışmaları ise devam ediyor. Su varlıklarının korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla Mardin yolunda yürütülen düzenleme çalışmalarında kuru peyzaj öğelerine de yer verileceği bildirildi. Kentin yoğun olarak kullanılan ulaşım koridorlarından biri olan Mardin yolunda yeşillendirme ve yapısal donatıların tamamlamasıyla cadde daha modern ve estetik bir görünüme kavuşmuş olacak.
Konya Sadece çocukları değil, herkesi etkileyen tuzak Ekran bağımlılığının beraberinde getirdiği sorunlara dikkat çeken uzmanlar, sadece çocukları değil ebeveynleri de etkilediğini belirterek, ekran bağımlılığının diğer bağımlılıklar kadar tehlike oluşturduğunu vurguladı. Son yıllarda özellikle çocuklar oyun, sokak, park ve halı saha ortamından çıkarken, aile, sohbet ortamlarından uzaklaşan insanların buluşma noktası dijital ortam olmaya başladı. Dijital ortamdaki birçok tehlikenin sadece çocukları kapsamadığına dikkat çeken Psikolog Meryem İlhan, "Ekran bağımlılığı, ekran süresi hepimizin hakim olduğu kavramlar ancak sürekli olarak kendimizi tenzih ettiğimizde birer kavram ve teknoloji çağında yaşıyoruz, ekranla olan temasımızı tabii ki inkar edemeyiz. Ancak daha sağlıklı, daha verimli bir noktaya taşımak da bizim elimizde. Ekran süresi, sürekli olarak çocuklar üzerinden konu alınıyor. Ancak çocukların ekrana ulaşmasındaki ebeveyn rolünü unutmamak gerekiyor ki ekran bağımlılığı çocuklarda olduğu kadar yetişkinlerde de yıkıcı etkiler gösteriyor. Bakıldığı zaman çocukların ekrana ulaşmasını sağlayan da ebeveynleri bunu unutmamak gerekiyor" dedi. "Ebeveynler olarak çocukların üzerinde örnek teşkil ettiğimizi unutmamak gerekiyor" Çocukların karşısında aile bireylerinin ayna olabileceğine vurgu yapan Psikolog İlhan, "0-2 yaş grubu arasında ekran süresi önerilmez. Çünkü çocuklar için gelişimsel açıdan kritik bir dönemdir. 2-5 yaş arası çocuklar ekranla tanışabilir, ancak izledikleri içeriklerin kısa ve uyarıcı olmasındansa gelişimlerini destekleyecek içerikler olmasını bekleriz ve yine de sürenin minimize edilmesi gerekir. Okul çağı çocuklarda ekran süresi kadar ekran içeriği de çok önemlidir. Ebeveynlerin bunu kontrol etmesi gerekiyor. Çünkü bu yaş aralığında artık siber zorbalık, yetişkin içeriklere maruz kalma gibi problemler doğabiliyor. Ekran çocuklarda olduğu kadar yetişkinlerde de aslında yıkıcı tahribatlar gösterebiliyor. Çocuklarda gördüğümüz şeyler sürekli sıkılma hali, öfke nöbetleri, oyuncaklara karşı ilgisizlik iken bu yetişkinlerde dikkat eksikliği, odaklanmakta güçlük, uyku problemleri gibi aslında zihinsel kapasiteyi etkileyen daha büyük problemler doğuruyor. Yetişkinlerde bana bir şey olmaz düşüncesiyle ekran kullanımı kontrol altına alınmıyor. Ancak ekran süresinin fazlası yetişkinlerde de en az çocuklarda olduğu kadar yıkıcı etkiler gösterebiliyor. Çocuklar her zaman iyi birer dinleyici olmayabilir ancak çoğu zaman harika gözlemcilerdir. O yüzden ebeveynler olarak onların üzerinde örnek teşkil ettiğimizi unutmamak gerekiyor. Kitap okuyan çocuklarımız olsun istiyorsak kitap okuyan anne babaları olmalıyız. Sporla sanatla ilgilenen çocuklarımız olsun istiyorsak, çocuklarımızı spor ve sanata teşvik eden anne babaları olmalıyız" şeklinde konuştu. "Ekran bağımlılığı da aslında diğer bağımlılıklar kadar tehlike arz ediyor" Ekranın fazla kullanımının aile içerisinde iletişimsizliğe neden olabileceğini anlatan İlhan, "Anne bir yerde telefonla oynuyor, baba bir yerde televizyon izliyor, çocuk bir yerde bilgisayarla haşır neşir oluyor. Bu noktada hiçbir iletişim yok bu ailede. Türkiye toplumu olarak aile birliği bizim için aslında kültürel bir değer, bir miras. Bu mirasa da aslında bu şekilde zarar vermiş oluyoruz. Ekran bağımlılığı da aslında diğer bağımlılıklar kadar tehlike arz ediyor. Ancak etkisi uzun süreye yayıldığı için ve zihinsel olarak daha çok kendini gösterdiği için yeterli önem verilmiyor. Bu noktada aslında zihinsel sağlığımızın da fizyolojik sağlık kadar önemli olduğunu unutmamak gerekiyor ve ekran bağımlılığını da kontrol altına almak çok önemli" diye konuştu.
Ankara Milli İstihbarat Akademisi’nin raporu yayınlandı: "Uluslararası sistem tarihte az görülen çok katmanlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor" Milli İstihbarat Akademisi tarafından hazırlanan "Jeopolitik Rekabetin Dönüşümü, Yeni Meydan Okumalar ve Türkiye" başlıklı raporda, uluslararası sistemin tarihte az görülen çok katmanlı bir dönüşüm sürecinden geçtiği belirtildi. Milli İstihbarat Akademisi tarafından hazırlanan "Jeopolitik Rekabetin Dönüşümü, Yeni Meydan Okumalar ve Türkiye" raporu yayınlandı. Raporda güç rekabetinden savunma ekonomilerine, yeni nesil harp teknolojilerinden uzay ve siber alan mücadelelerine kadar uzanan geniş bir yelpaze, kritik mineraller jeopolitiğiyle birlikte bütüncül bir analitik çerçevede değerlendirildi. Hazırlanan raporda, mevcut güvenlik paradigmasının yerini devletler arası rekabetin sertleştiği ve konvansiyonel güç unsurlarının ileri teknoloji ile iç içe geçtiği yeni bir stratejik dönemin aldığına dikkat çekildi. Bu dönüşümün yalnızca askeri kapasiteyle sınırlı kalmadığı; karar alma mekanizmalarını, ittifak yapılarını ve küresel güç dağılımını da yeniden şekillendirdiği ifade edildi. Belirsizliğin artık yönetilmesi gereken bir risk olmaktan çıkarak uluslararası rekabeti doğrudan biçimlendiren bir değişkene dönüştüğü kaydedildi. Raporun mevcut gelişmeleri tasvir etmekle yetinmeyerek geleceğin muhtemel çatışma patikalarına ilişkin stratejik bir okuma sunduğu aktarıldı. Stratejik öngörü kapasitesinin devletlerin güvenlik ve dış politika performansını belirleyen temel dinamiklerden biri haline geldiğinin de altı çizildi. Devletlerarası rekabetin yeniden yükselişi ve harp teknolojilerinin dönüşümü Raporda, 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken uluslararası sistemin tarihsel bir kırılmaya tanıklık ettiği ifade edildi. 11 Eylül sonrası dönemin düşük yoğunluklu çatışma ve terörizmle mücadele merkezli stratejik okumalarının yerini, devletler arası rekabetin sert geometrisinin aldığına işaret edildi. Uluslararası düzenin bir yandan çatışmacı köklerine dönerken, diğer yandan teknoloji jeopolitiğinin asimetrik etkileriyle yeniden şekillendiği değerlendirildi. Harp sahasına ilişkin enformasyon akışının hızla arttığı ve askeri-siyasi zeminin yeniden konvansiyonel unsurlar etrafında şekillendiği belirtildi. Zırhlı tugaylar, hava indirme tümenleri, balistik füzeler ve siber-elektronik muharebe ağlarının belirleyici unsurlar olarak öne çıktığı aktarıldı. Mevcut görünümün Soğuk Savaş’ı andıran bir disiplin taşısa da hiper harp teknolojilerinin belirleyici olduğu yeni bir döneme işaret ettiği kaydedildi. Bulut muharebe ağları, robotik harp, algoritmik harp ve yapay zekanın savaşın doğasını yeniden tanımladığına dikkat çekildi. Teknolojik dönüşümün askeri kapasitenin ötesinde jeopolitik rekabetin alanlarını genişlettiği ifade edildi. Rusya-Ukrayna savaşı ve stratejik teknolojilerin yaygınlaşması Raporda, Rusya-Ukrayna savaşının yalnızca büyük güç rekabetini değil, stratejik teknolojilerin geniş kitlelerin kullanımına açıldığı bir konjonktürü de ortaya koyduğu belirtildi. Uydu görüntülerinin artık açık kaynak istihbarat zincirinin rutin verisine dönüştüğü ve düşünce kuruluşlarının olağan girdileri haline geldiği ifade edildi. Muharip dronlarla elde edilen hedefleme verilerinin sosyal medyada yayımlanmasının yeni bir harp epistemolojisinin inşasına zemin hazırladığı kaydedildi. Bu dronların önemli bir bölümünün ticari olarak temin edilebildiği ve start-up düzeyindeki yapılar tarafından üretilebildiği aktarıldı. Rusya’nın savunma harcamalarının devlet kapitalizmi tarafından taşınabilir bir seviyede tutulduğu değerlendirildi. 2022’den bu yana Rus savunma harcamalarının direnç gösterdiği ve harp ekonomisinin sürdürülebilirliğine işaret ettiği belirtildi. Rusya’nın ikinci bir cephe açabilecek askeri-endüstriyel kapasiteye sahip olduğuna dair analizlere yer verildi. Küresel fay hatları ve stratejik kutuplaşmalar Raporda, Asya-Pasifik cephesindeki risklerin küresel stratejik denklemin ağırlık merkezini belirsizleştirdiği ifade edildi. Tayvan çevresinde çıkacak bir savaşın ekonomik maliyetinin 10 trilyon doları aşabileceğine yönelik hesaplamalara dikkat çekildi. ABD’nin stratejik önceliklerinin Batı Yarım Küre dominasyonu ve Asya-Pasifik’te caydırıcılığın tahkimi doğrultusunda kaydığı belirtildi. Avrupa’nın kendi askeri kapasitesini inşa edebilmek için yüz milyarlarca dolarlık ilave savunma harcamasına ihtiyaç duyacağı değerlendirildi. ABD’nin Avrupa müdafaasından çekildiği senaryolarda konvansiyonel kuvvetler için gerekli tedarik bütçesinin 1 trilyon doları aşabileceği kaydedildi. CRINK olarak adlandırılan Çin-Rusya-İran-Kuzey Kore ekseninin klasik bir ittifak şemasına oturmayan esnek bir güvenlik ekosistemi oluşturduğu ifade edildi. İran-İsrail hattında nükleer meseleler ve balistik füze envanteri bağlamında diplomatik bir formülün henüz bulunamadığı belirtildi. Muhtemel bir İran-İsrail savaşının hidrokarbon piyasaları üzerinden küresel ekonomik krize ve ciddi göç dalgalarına yol açabileceği değerlendirildi. Türkiye’nin direnç kapasitesi ve özerk kabiliyetleri Raporda, Türkiye’nin jeopolitik konumu ve son 20 yılda yaşanan krizlerin odağında yer alması nedeniyle küresel belirsizlik ortamının etkilerini erken hissettiği ifade edildi. Bu süreçte yaşanan çatışma ve istikrarsızlıkların Türkiye’nin güçlü bir direnç geliştirmesine imkan sağladığı kaydedildi. Türkiye’nin bu direnç sayesinde kendi istikrarını muhafaza ettiği ve bir istikrar odağı olarak öne çıktığı belirtildi. Komşu bölgelerin güvenliğine ve istikrarına katkı sunan etkili bir paydaş konumuna geldiği aktarıldı. Geleneksel müttefiklerin son 10 yılda güvenlik ve savunma alanında beklenen ölçekte katkı sunmadığı, bu durumun Türkiye’nin özerk kabiliyetlerini geliştirme çabalarını ivmelendirdiği vurgulandı. Savunma, istihbarat, güvenlik ve diplomasi alanlarında geliştirilen kapasitenin Türkiye’yi yeni küresel jeopolitik atmosfere görece daha hazırlıklı kıldığı vurgulandı. Türkiye’nin güçlü yönlerini avantaja dönüştürmesi ve riskleri kurumsal kapasitesini pekiştirerek karşılaması halinde önümüzdeki dönemde de kriz ve belirsizlikler karşısında istikrarlı ve güçlü kalacağı değerlendirildi.