GÜNDEM - 13 Mart 2026 Cuma 10:30

Görme engelli öğrencilerden "TersAyna" projesi

A
A
A
Görme engelli öğrencilerden  "TersAyna" projesi

Erzurum Görme Engelliler Ortaokulu öğrencileri, Türkçedeki deyimlerin öğrenilmesini kolaylaştırmak amacıyla geliştirdikleri "TersAyna" projesiyle önemli bir başarıya imza attı.


Proje, "Araştırma Projeleri Yarışması" kapsamında binlerce proje arasından seçilerek Trabzon’da düzenlenecek bölge yarışmasına davet edildi. Proje; Erzurum Görme Engelliler Ortaokulu Fen Bilimleri öğretmeni Özlem Ağgül danışmanlığında öğrenciler Gülistan Bazyel, Eylül Budak ve Damla Oğurlu tarafından hazırlandı. Çalışma, Türkçedeki deyimlerin daha anlaşılır ve kalıcı biçimde öğrenilmesini sağlamayı hedefliyor. Projede öğrencilerin deyimleri anlamakta yaşadığı güçlüklerden yola çıkıldı. Bu doğrultuda deyimler, Nasreddin Hoca’nın mizahi anlatım geleneğinden ilham alınarak yazılan özgün fıkralar aracılığıyla yeniden kurgulandı. Bu yöntemle deyimlerin soyut anlamı somut bir hikâye üzerinden aktarılırken, öğrencilerin kavramları daha kolay öğrenmesi amaçlanıyor. Proje kapsamında bu yaklaşımla 20 farklı deyim için özgün fıkra hazırlandı.


"TersAyna" projesi kapsamında geliştirilen yapay zekâ destekli dijital bot, fıkraları öğrencilere etkileşimli biçimde sunarak deyimlerin anlamını daha anlaşılır ve kalıcı hâle getirmeyi hedefliyor. Ayrıca "TersAyna: Fıkralarla Deyimler" adlı bir dijital kitap da hazırlandı. Kitapta fıkraların yanı sıra deyimlerin açıklamaları ve günlük hayattaki kullanım örnekleri yer alıyor. Proje kapsamında geliştirilen dijital asistana ChatGPT platformunun "Keşfet" bölümünden "TersAyna" araması yapılarak, deyimler kitabına ise Storyjumper uygulaması üzerinden erişilebiliyor. Projenin danışman öğretmeni Özlem Ağgül, çalışmanın yalnızca bir eğitim projesi olmadığını belirterek şunları söyledi: "Türkçenin zengin deyim dünyasını tüm öğrenciler için erişilebilir hâle getirmek istedik. Uygun ortam ve destek sağlandığında öğrencilerimizin ne kadar geliştirici ve üretken olabildiğini bu proje açıkça gösteriyor. Ayrıca geliştirdiğimiz model yalnızca görme engelli öğrencileri değil, tüm öğrenci profilini kapsayan bir öğrenme yaklaşımı sunuyor."



Görme engelli öğrencilerden  "TersAyna" projesi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Ülker’e eşit işe eşit ücret sertifikası Ülker, İsviçre merkezli Uluslararası Eşit Ücret Derneği’nin kapsamlı değerlendirmesiyle, 5 binin üzerinde çalışanı bulunan tüm şirketler arasında Türkiye’nin, ayrıca dünyada atıştırmalık sektörünün ilk "EŞİT ÜCRET Sertifikası" alan şirketi oldu. Türkiye’nin lider gıda şirketi Ülker, "Eşitİş, Eşitİz / Equal Work, Equal Worth" anlayışıyla fırsat eşitliğini, adil ve şeffaf ücretlendirme politikalarını kurum kültürünün ayrılmaz parçası olarak konumlandırıyor. Kapsayıcı ve sürdürülebilir insan kaynakları uygulamalarıyla iş dünyasına örnek olmayı hedefleyen Ülker, İsviçre merkezli Uluslararası Eşit Ücret Derneği (EQUAL-SALARY Foundation) tarafından yürütülen kapsamlı değerlendirme sürecini başarıyla tamamladı. Kadın ve erkek çalışanlar için eşit işe eşit ücret ilkesi uygulandığını; ücret farklarının objektif kriterlerle açıklandığını bağımsız denetimle uluslararası düzeyde belgeleyen Ülker, Türkiye’de 5 binin üzerinde çalışanı bulunan tüm şirketler arasında Eşit Ücret Sertifikası (Equal-Salary Sertifikası) alan ilk şirket oldu. Şirket ayrıca, dünya genelinde atıştırmalık sektöründe 5 binin üzerinde çalışanı bulunan Eşit Ücret sertifikalı ilk şirket unvanını elde etti. Ücret eşitliği, kapsamlı analizlerle ortaya kondu Bağımsız bir denetim firması tarafından yürütülen sürece, beyaz ve mavi yaka toplam 5 bin 379 Ülker çalışanı dahil edildi. Kadın ve erkek çalışanlara eşit işe eşit ücret ilkelerinin uygulandığı; ücret farklılıklarının da objektif ve anlamlı göstergelerle açıklandığı ortaya konmuş oldu. Ülker İnsan Kaynakları Başkan Yardımcısı Eylem Özgür, eşit işe eşit ücret yaklaşımının uluslararası bir sertifikayla belgelenmesinin, kapsayıcılık ve eşitlik anlayışlarının bir göstergesi olduğunu belirtti. Özgür, ayrıca şu değerlendirmelerde bulundu: "Fırsat eşitliği ve kapsayıcılık, Ülker’in sürdürülebilirlik yaklaşımının temel unsurları arasında yer alıyor. Bu uluslararası ve bağımsız tescil, Ülker’de fırsat eşitliği ve kapsayıcılığın bir hedeften öte yerleşmiş ve ölçülebilir bir kurum standardı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Eşit Ücret Sertifikası’na hak kazanmakla, yalnızca kendi kurumumuz adına değil, faaliyet gösterdiğimiz alanda da güçlü bir örnek oluşturduk. Bu başarı, küresel ölçekte sektörün kapsayıcılık, çeşitlilik ve eşitlik odağında somut göstergelerle dönüşümüne katkı sağlayacaktır. Ülker olarak geleceğin iş dünyası standartlarını da belirleyen, eşitliği kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getiren öncü uygulamalar geliştirmeyi kararlılıkla sürdüreceğiz."
Konya Körlüğe sebep olan sinsi hastalıkta erken teşhis önemli Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı ve Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Okka, halk arasında karasu ya da göz tansiyonu diye bahsedilen glokom hastalığının son derece sinsi bir başlangıç gösterdiğini belirterek, erken teşhis ve tedavi için göz kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı ve Glokom Birimi öğretim üyeleri Prof. Dr. Mehmet Okka, Doç. Dr. Enver Mirza ve birim üyeleri tarafından 08-14 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla Konya Meram Dr. İsmail Işık Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde glokom farkındalık ve bilgilendirme toplantısı ile sağlık taraması gerçekleştirildi. Bilgilendirme toplantısında konuşan Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı ve Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Okka, glokomun dünya körlük nedenleri arasında en ön sırada olmasına rağmen tedavisi mümkün bir hastalık olduğunu belirterek, "Glokomda erken teşhis, düzenli olarak göz muayenesi, gerekli testlerin yapılması, ilaçların düzgün ve zamanında kullanması çok önemlidir, çünkü kaybolan görme asla geri gelmez var olan görmeyi korumalıyız" dedi. Programda, huzurevi sakinlerinin tansiyon, göz içi basınç ölçüm ve muayeneleri yapıldı. "Glokom son derece sinsi bir başlangıç gösterir" NEÜ Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı ve Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Okka yaptığı açıklamada, glokomun son derece sinsi bir başlangıç gösterdiğini belirterek, "Glokom dediğimiz halk arasında karasu ya da göz tansiyonu diye bahsedilen hastalık son derece sinsi bir başlangıç gösterir. Göz sinirinin yüzde 50’sinin harap olmasından sonra görme alanı belirtisi verebilen, belirti verdiği andan itibaren de geri dönüşümsüz olarak kaybolan sinirlerin geri gelmediği ve ilerleyici bir optik nöropati nedeniyle körlüğe sebep olan olabilen bir hastalık. Belirti vermediğinden dolayı insanların da farkında olması son derece zor oluyor. Bu nedenle var olan görme de ancak koruma ile sağlanabilecek, tedavi ile sağlanabilecek. Bütün dünyada her yıl mart ayının ikinci haftası Dünya Glokom Haftası olarak kutlanıyor. Bu yıl da bu hafta Dünya Glokom Haftası. Bugün Dünya Glokom Haftasında glokomla ilgili bütün insanlara farkındalık amacıyla konferanslar verilmesi, sağlık taramaları yapılması, broşürler verilmesi amaçlanmış. Biz de Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı olarak, Glokom Birimi olarak Konya’mızda böyle bir faaliyet yapalım, bilinçlendirelim dedik. Dr. İsmail Işık Huzurevimizi tercih ettik, yöneticilerine teşekkür ediyorum. Şimdi tansiyonlarını, göz içi basınçlarını ölçüp muayenelerini yapıyoruz. Yine ihtiyaç duyan hastalarımıza da kliniğimizde tedaviler hususunda yardımcı olacağız" diye konuştu.
Ankara ASO Başkanı Ardıç: "ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışma süreci, tedarik zincirlerini de doğrudan etkilemektedir" Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Hürmüz Boğazı’ndaki ulaşımın aksamasına ilişkin, "ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığını ciddi biçimde aksatan çatışma süreci, yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel enerji piyasalarını, ticaret yollarını ve tedarik zincirlerini de doğrudan etkilemektedir" dedi. ASO Başkanı Ardıç, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının Hürmüz Boğazı ve çevresindeki küresel enerji piyasalarını, ticaret yollarını ve tedarik zincirlerini doğrudan etkilediğini belirtti. Ardıç, çatışma sebebiyle petrol akışındaki bozulmanın, tanker trafiğindeki daralmanın ve sigorta maliyetlerindeki artışın, dünya ekonomisine belirsizlik oluşturduğunu ifade etti. "ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışma süreci, tedarik zincirlerini de doğrudan etkilemektedir" Bölgede yaşanan sıcak çatışmanın hem Türkiye hem de dünya ekonomisine büyük zarar oluşturacağını ifade eden Ardıç, "ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığını ciddi biçimde aksatan çatışma süreci, yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel enerji piyasalarını, ticaret yollarını ve tedarik zincirlerini de doğrudan etkilemektedir. Petrol akışındaki bozulma, tanker trafiğindeki daralma ve sigorta maliyetlerindeki artış, dünya ekonomisine yeni bir belirsizlik dalgası yaymaktadır. Enerjiye bağımlı ekonomiler açısından bu tablo, üretim maliyetlerinden enflasyona kadar geniş bir alanda baskı oluşturmaktadır. Türkiye açısından risk çok açıktır: Enerji faturası yükseldiğinde yalnızca rafinerinin, fırının ya da fabrikanın gideri artmıyor; aynı zamanda ihracatçının rekabet gücü de aşınıyor. Sanayici bugün sadece üretim planı yapmıyor; adeta lojistik, enerji maliyetleri ve sigorta poliçesi arasında sıkışmıştır. Dünyanın bir köşesindeki jeopolitik gerilim, doğrudan üreticinin navlun hesabına yansıyor. Bu tür krizlerin oluşturduğu maliyet şoku artık anlık değil, kalıcı bir hesap dengesi sorunu haline geliyor" diye konuştu. "Siparişten sevkiyata kadar bütün zinciri yavaşlatabilir" Yaşanan sıcak çatışmanın, sanayi üretimini de büyük kayba uğratacağının altını çizen Ardıç, "Türkiye 2025 yılında mal ihracatında rekor kırmış olsa da, 2026 yılının ilk aylarına ait veriler ihracatta daha kırılgan bir görünüme, ithalatta ise yukarı yönlü baskıya işaret etmektedir. Enerji ve lojistik kaynaklı yeni maliyet şokları, dış ticaret dengesi, enflasyonla mücadele ve sanayi üretimi üzerinde ilave yük oluşturabilir. Bu nedenle önümüzdeki süreci sadece güvenlik meselesi olarak değil, aynı zamanda sanayi politikası, dış ticaret stratejisi ve ekonomik dayanıklılık meselesi olarak da ele almak zorundayız. Bu çatışma süreci, yaklaşık 50 milyar dolar ihracat hacmimizin bulunduğu Yakın ve Orta Doğu pazarlarında faaliyet gösteren ihracatçılarımız açısından ayrıca dikkatle izlenmelidir. Bölgedeki talep daralması, ödeme ve teslimat riskleri ile ticaret rotalarındaki kırılmalar, siparişten sevkiyata kadar bütün zinciri yavaşlatabilir" ifadelerine yer verdi. "Türkiye’nin yeni dönemde pazar çeşitlendirmesini hızlandırması büyük önem taşımaktadır" Türkiye’nin sıcak çatışmadan etkilenmemesi için yeni dönemde sanayi, teknoloji ve enerji pazarlarını çeşitlendirmesi gerektiğini vurgulayan Ardıç, "Sahada sanayicilerimizden aldığımız veri ve yaptığımız anketlere baktığımızda; Körfez ülkelerine ihracat yapan firmalarımızın nakliye maliyetlerinin ve ek operasyonel gerekliliklerinin arttığını, mal sevkiyat sürelerinin uzadığını görüyoruz. Ayrıca gümrük işlemlerinin de zorlaştığı ve uzadığı sanayicilerimiz tarafından dile getirilmiştir. Bu durumun kalıcı olması halinde tedarik zincirlerinde aksamaların başlaması muhtemeldir. Bu nedenle Türkiye’nin yeni dönemde pazar çeşitlendirmesini hızlandırması, lojistik güvenliğini güçlendirmesi ve ihracatçıyı finansman ile sigorta araçları bakımından daha güçlü desteklemesi büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte her kriz yalnızca tehdit üretmez; bazı alanlarda yeni imkânları da görünür hale getirir. Savunma sanayiimizin kalbi olan Ankara, sahip olduğu ileri mühendislik kapasitesi, üretim kabiliyeti ve teknoloji altyapısıyla bu yeni dönemde öne çıkabilecek merkezlerden biridir. Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı 2025 yılında 11 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Küresel güvenlik kaygılarının arttığı dönemlerde, yüksek teknolojiye dayalı savunma ürünlerine olan ilginin artması mümkündür. Ancak asıl mesele, savunma sanayiinde oluşan bu yüksek teknoloji birikimini makine, elektronik, yazılım, malzeme ve diğer sektörlere yayabilmektir. Kalıcı kazanım ancak bu şekilde sağlanabilir. Sanayicimizin enerji maliyetleri karşısında korunması, ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi, lojistik hatlarının güvence altına alınması ve yüksek teknolojinin daha geniş sanayi tabanına yayılması artık bir tercih değil, zorunluluktur" dedi.