GÜNDEM - 27 Mayıs 2025 Salı 13:41

Bayrama sayılı günler kala kurban pazarında satışlar beklenenin altında kaldı

A
A
A
Bayrama sayılı günler kala kurban pazarında satışlar beklenenin altında kaldı

Eskişehir’de Kurban Bayramı öncesi hayvan pazarlarında yaşanması beklenen satış yoğunluğuna hala ulaşılamadığı görülürken, üreticiler satışların bayrama 2-3 gün kala daha çok artacağını düşündüklerini dile getirdi.


Kurban Bayramı’na sayılı günler kala küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar, kurbanlık satış pazarlarındaki yerlerini aldı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Hayvan Pazarı’nda da bayram öncesi kurbanlıklar satışa sunulmaya başlandı. Küçükbaş hayvanların fiyatı 10 bin TL ile 30 bin TL arasında değişirken; büyükbaş hayvanlarda ise bu rakam yalnızca hisse olarak 35-40 bin TL’lere kadar çıkabiliyor. Ancak bayrama yaklaşık 1 hafta kalmasına rağmen pazardaki yoğunluğun hala az olması dikkat çekti. Hayvan Pazarı’ndaki üreticiler bu noktada yoğunluğun son 2-3 günde daha çok artacağını söylerken, vatandaşların da özellikle ekonomik açıdan kurban alışverişlerinin son güne bırakılmaması gerektiğini hatırlattı.



Bayrama sayılı günler kala kurban pazarında satışlar beklenenin altında kaldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa 78 ilde arttı, bu 3 ilde azaldı Bu yılın ilk 3 ayında Adana, Hatay ve Bitlis’te traktör sayısı azalış gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), bu yılın mart ayına ilişkin "Motorlu Kara Taşıtları" verilerini açıkladı. Verilere göre, ülke genelinde traktör sayısı yılın ilk çeyreğinde artış gösterse de, artış hızındaki yavaşlama ve bazı tarım şehirlerindeki sayısal azalış dikkati çekti. 2025 yılı aralık ayı sonunda 2 milyon 315 bin 504 olan toplam traktör sayısı, bu yılın ilk üç ayında 5 bin 749 adet artarak mart sonu itibarıyla 2 milyon 321 bin 253’e ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde traktör sayısındaki artışın 12 bin 359 olduğu göz önüne alındığında, bu yıl artış hızının yarı yarıya düştüğü görüldü. 3 ilde traktör sayısı azaldı Ülke genelindeki 78 ilde traktör varlığı artarken, sadece 3 ilde düşüş yaşandı. Bu illerden ikisinin Doğu Akdeniz bölgesinde yer alması verilerdeki en çarpıcı detay oldu. TÜİK verilerine göre, traktör sayısı, Adana’da 63 bin 157’den 63 bin 60’a, Hatay’da 27 bin 572’den 27 bin 562’ye ve Bitlis’te 4 bin 636’dan 4 bin 620’ye geriledi. Yağışlar ve finansal zorluklar etkili oldu Tarımsal üretimin lokomotif şehirlerinden Adana ve Hatay’da, yılın ilk aylarında aşırı yağışlar, su taşkınları ve sel felaketleri etkili oldu. Binlerce dönüm arazinin sular altında kalması ve seralarda yaşanan ağır hasarlar, üreticinin maliyetlerini artırırken yeni yatırım gücünü kısıtladı. Öte yandan, ülke genelindeki artış hızının düşmesinde kredi faiz oranlarının yüksekliği ve finansmana erişimde yaşanan zorlukların da temel etkenler olduğu ifade ediliyor.
Trabzon Sütlacıyla meşhur Hamsiköy’ün ismi yıllar içinde değişime uğramış Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı meşhur sütlacıyla ün yapmış Hamsiköy’ün isim hikayesi dikkat çekiyor. Hamsiköy’ün ismi, Rumlar döneminde Ciharlı, Osmanlı döneminde "Hamse" yaklaşık bir asırdır da Hamsiköy olarak anılırken mahalle sakinleri bugünkü ismiyle anılmaya devam etmesinin en uygun seçenek olduğu söylüyor. Mahalle sakinleri, büyüklerinin aktardığına göre, "Hamse" kelimesi Arapça’da "beş" anlamına geldiğini ancak telaffuz farklılıkları ve dilde yaşanan değişimler etkisiyle bu isim zamanla "Hamsiköy" şeklini aldığını belirtirken mahallenin adı, günümüzde bilinen hâline kavuştuğunu söylüyor. Bölgenin tarihine dair detaylı bilgiye ulaşmanın zor olduğu, özellikle çevre köyler dışında bu geçmişi bilen kişi sayısının oldukça sınırlı olduğu ifade eden çevre sakinleri buna rağmen, yaklaşık bir asırdır kullanılan "Hamsiköy" ismi, hem halk arasında hem de genel kullanımda yerleşmiş olduğunu belirtiyor. Mahalle sakinleri mevcut ismin korunmasından yana olduklarını belirtirken. Trabzon ile özdeşleşen "hamsi" kültürünün çağrışımı, bölgenin meşhur sütlacıyla birlikte anılması ve uzun yıllardır bu isimle tanınması, "Hamsiköy" adının benimsenmesini güçlendirdiğini kaydettiler. Çevre sakinlerinden 73 yaşındaki Avni Arslan mahallenin ilk isminin Rumlar döneminde Ciharlı olduğunu kaydederek" Hamseden gelme, beş mahalleden ibarettir. Çok eskiden böyle bir durum yoktu. Burasının asıl adı Ciharlı’dır. Rumlardan kalma. Hamsiköy’ün ismi de Ciharlı’dır. Sonradan Hamsiköy kurulunca, beş mahalle buraya bağlı olduğu için Hamsiköy ismini almıştır. Günümüzde ise burası köy statüsünden çıkmış ve Hamsiköy Mahallesi olmuştur. Buradan geçen yol çok eski bir İpek Yolu’dur. Karadeniz’i, Türkiye üzerinden Asya’ya ve İran’a bağlayan önemli bir güzergâhtır. Biz buranın Hamsiköy ismiyle anılmasını istiyoruz. Rumlardan sonra da sürekli Hamsiköy olarak anılmıştır. Yani yaklaşık yüz yıldır bu isim kullanılmaktadır. Beş mahalleden oluştuğu için Arapçada "hamse" beş anlamına gelir; ancak bunun isimle doğrudan bir ilgisi yoktur. Asıl adı Hamsiköy’dür. Sonradan hamsiden geldiği yönünde yorumlar yapılmış ve bu şekilde anılmaya devam etmiştir" dedi. Çevre sakinlerinden 62 yaşındaki Nazmi Kayıkçı, mahallelerinin ismini Hamsiköy olarak anılmasından yana olduklarını belirterek "Burasının ilk ismi Ciharlı idi. Beş köyün birleşiminden oluştuğu için, Arapçada "beş" anlamına gelen "hamse" kelimesinden hareketle buraya Hamseköy deniliyordu. Biz ise Hamsiköy denmesinden yanayız; zaten her yerde Hamsiköy olarak biliniyor ve bu şekilde anılıyor. Burası, İpek Yolu’nun İran transit güzergâhı üzerindedir. Daha önce de İpek Yolu olarak kullanılıyor, develerle ulaşım sağlanıyordu" diye konuştu. Eski isimleri bilen pek yok Çevre sakinlerinden 35 yaşındaki İzzet Alkurt, mahallelerinin eski isimlerini bilen pek olmadığını ifade ederek, "Eskiden mahallemizin ismi Ciharlı diye adlandırılıyordu. Yani eski ismi Ciharlı olarak geçiyordu. Büyüklerimizden duyduğumuza göre Hamse Arapça’da beş demektir. Daha sonra halkımızın telaffuzundan olsun dil devriminden kaynaklı ismi Hamsiköy’e çevrildi. Bildiğim kadarıyla civar köyler hariç tarihçesini bilen yoktur. Biz Hamsiköy isminde yanayız. Çünkü Hamsiköy, hamsinin Trabzon’la özdeşleşmiş olması buraya yakışır olması bu isimle belli bir zamandan sonra tanınıyor olması sütlacının meşhurluğu derken ismi Hamsiköy olarak kalması en uygunudur bence. Yaklaşık bir asırdır bu isim kullanılmakta" dedi. Çevre sakinlerinden 59 yaşındaki Olgun Yazar ise, "Köyümüz, eski İpek Yolu üzerinde yer almaktadır. Beş köyden ibarettir. Arapçada "hamse" beş anlamına gelir. Ancak halkımız "hamse" diyemeyip "hamsi" şeklinde ifade etmiş ve köyümüz ismini buradan almıştır" diye konuştu.
Kocaeli Şiddetin görünen yüzünün ardında aile, çevre ve yalnızlaşma var Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan olaylar toplumda endişeyi artırırken, uzmanlar bu tür vakaların yalnızca ortaya çıktığı an üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Aile yapısından akran ilişkilerine, empati eksikliğinden kontrolsüz dijitalleşmeye kadar uzanan çok sayıda faktörün bu süreci etkilediğini belirten uzmanlar, fiziki güvenliğin önemli olduğunu ancak asıl meselenin psikolojik güvenliğin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Çocukların karıştığı şiddet olayları son dönemde toplumun farklı kesimlerinde artan bir endişeye neden olurken, uzmanlar bu vakaların yalnızca ortaya çıktığı an üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmayacağı vurguluyor. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik , yaşanan tablonun çok daha derin bir arka plana sahip olduğunu belirterek, aile yapısından akran ilişkilerine, empati eksikliğinden kontrolsüz dijitalleşmeye kadar uzanan çok sayıda faktörün bu süreci beslediğini ifade etti. Çelik’e göre, olayların anlaşılabilmesi için sadece sonuçlara değil, bu sonuçlara götüren gelişimsel ve sosyal süreçlere de odaklanılması gerekiyor. "20-21 yaşlara kadar dürtü kontrol mekanizması daha zayıftır" Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan hadiselere ilişkin değerlendirmesinde çocuk ve ergen psikolojisinin önemine dikkat çeken Çelik, "Evvela suç işleyen birey ve suça sürüklenen çocuk meselesi var. Bu, hem hukuk sisteminin tartışma konusu hem de psikologların, nöropsikologların ve özellikle gelişim psikologlarının üzerinde durduğu bir konudur. Birey, 20-21 yaşlara kadar dürtü kontrol mekanizması bakımından daha zayıftır. İlk ergenlik dönemlerinde birey, yaptığı davranışların sonuçlarını öngöremeyebilir; dürtülerini kontrol etmekte daha zayıf kalabilir" diye konuştu. "Ailedeki dengesiz tutum çocuğun davranışlarına da yansıyabiliyor" Şiddet davranışlarının ortaya çıkmasında aile yapısının belirleyici etkenlerden biri olduğunu söyleyen Çelik, "Burada özellikle sosyal çevre, akran çevresi, dönemin iklimi, gelişimsel özellikler ve aile faktörü önemli. Özellikle aile, ebeveyn tutumlarında dengeli bir tutum sergilemezse; aşırı katı, aşırı disiplinli ya da tam tersine aşırı boş vermiş bir yaklaşımda bulunursa, bu durum bireyin, yani çocuğun dışarıya dönük davranışlarında da dengesizleşmeye sebep olabiliyor. Empati eksikliği olan, bağlanma problemleri yaşayan bir ailede yetişen çocuklarda karşı tarafa zarar verme, öfke davranışı ya da şiddet davranışında bulunma eşiği daha kolay aşılabiliyor diyebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kontrolsüz dijitalleşme sosyal grupları denetimsiz hale getirdi" Geçmişte ergenlik dönemindeki arkadaşlıkların daha çok oyun ya da spor arkadaşlığı şeklinde kurulduğunu kaydeden Çelik, bugün ise dijital alanların çocuklar üzerindeki etkisinin daha güçlü hale geldiğini belirtti. Çelik, "Bugün maalesef kontrolsüz dijitalleşme, kontrolsüz sosyal medya kullanımı ve bunun yeterince denetlenememesi, sosyal grupları kontrol edilemez bir mekanizma içinde topladı. Bu durum da dürtüsünü kontrol edemeyen çocukların şiddet davranışlarına yönelmesinin önünü açabiliyor. Bütün bu faktörler birleştiğinde maalesef bugün yaşadığımız elim hadise karşımıza çıkıyor. Başta söylediğim gibi bu bir başlangıç, sebep değil; aslında bugün sonucu yaşıyoruz. Buraya getiren sebepleri iyi irdelemek gerekiyor" diye konuştu. "Asıl mesele psikolojik güvenliği artırmak" Fiziki güvenlik önlemlerinin önemli olduğunu ancak tek başına yeterli olmayacağını söyleyen Çelik, "Okul çevrelerinde veya çocuklarımızın, gençlerimizin bulunduğu bölgelerde fiziki güvenliği artırmak elbette önemli. Ama bana göre asıl mesele psikolojik güvenliği artırmak gerekiyor" dedi. Yalnızlaşmanın giderek büyüyen bir sorun haline geldiğini ifade eden Çelik, "Günümüzde gençlerimiz ve yetişkin bireylerimiz yalnızlaşmanın pençesinde. Geniş aile kavramının kaybolduğu, çekirdek aile yapısının ve bireyselleşmenin öne çıktığı bir toplumda, özellikle dijitalleşmenin kontrolsüz biçimde artmasıyla birlikte bu yalnızlığın oluşturduğu boşluğu farklı unsurlar doldurabiliyor" ifadelerini kullandı. "Okullarda daha sıkı takip ve ailelere yönelik bilinçlendirme şart" Bu noktada hem devletin hem yerel yönetimlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Çelik, "Burada önemli olan mesele, bu yalnızlaşmayı doğru ele almak. Hem devlet bağlamında hem yerel yönetimler bağlamında uzman sayısını artırıp, okullarda bu tarz normal dışı davranışlar gösteren ergenlerimize ve çocuklarımıza daha sıkı takip uygulamak; aileleri bilinçlendirip çocukların duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik çalışmalar yapmak gerekiyor" dedi. "Toplumun tamamı dolaylı travma yaşıyor" Yaşanan olayların geniş çaplı psikolojik etki oluşturduğunu ifade eden Çelik, "Bugün yaşadığımız bu hadisede çok yüksek ihtimalle toplumun tamamı, özellikle olay çocuklar üzerinden cereyan ettiği için dolaylı bir travma yaşıyor. Şu anda eminim ki ülkemizin dört bir yanında, şehrimizde de olduğu gibi, çocuklarımız okula gitmekten imtina ediyor ya da aileler çocuklarını okullara göndermekte tereddüt ediyor. Bu, akut dönemde anlaşılabilir bir durumdur" diye konuştu. "Rutini korumak ve eğitim faaliyetlerini sürdürmek gerekiyor" Bu süreçte eğitim düzeninin mümkün olduğunca korunması gerektiğini dile getiren Çelik, "Burada hem eğitimcilere hem de bürokratlara düşen mesele; rutini olabildiğince devam ettirebilmek, eğitim faaliyetlerini aksatmadan sürdürmeye çalışmak ve güvenlik yarasını olabildiğince kapatacak güvenli adımları atmaktır. Bu konuda toplumu, çocuklarımızı ve gençlerimizi ikna edebilmek gerekiyor. Bunun da yolu, ruh sağlığı uzmanı sayısını hem kamuda hem yerel yönetimlerde artırmak. Bu alanlara ayrılan bütçeleri yükseltmek ve yetişen uzmanların özellikle yalnızlaşma, bağ kurma, değerler ve insan ilişkileri noktasında topluma daha fazla katkı sunmasını sağlamaktır. Bu konuya ne kadar fazla kaynak, zaman ve insan gücü ayırırsak, bu elim hadiseleri yaşama ihtimalimiz de o kadar azalacaktır" şeklinde konuştu. "Birçok okulda öğrenci başına düşen psikolojik danışman sayısı çok düşük" Okullardaki rehberlik hizmetlerine de değinen Çelik, "Okullarda rehber öğretmenler var, psikolojik danışmanlar var. Ancak psikologların, rehber öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların istihdamının artırılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü veriye dayalı konuşuyoruz. Birçok okulda öğrenci başına düşen psikolojik danışman, rehber öğretmen ya da psikolog sayısı çok düşük seviyelerde. Dolayısıyla ruh sağlığı gözleminde, özellikle davranış gözleminde normların dışında davranış sergileyen çocukları takip etmede öğretmenlerimiz ve hocalarımız yeterli zamanı ayıramayabiliyor. Bu nedenle kanun yapıcıların bu alana önem göstermesi, bütçeyi artırması ve ruh sağlığı uzmanı, psikolojik danışman, psikolog ya da rehber öğretmen sayısını artırması gerekiyor. Çocuklarımızı ve gençlerimizi bu tehlikeli, kontrolsüz dijitalleşmenin pençesinden kurtarmak; bunu önceden fark etmek ve önlem alabilmek için bu adımların gerekli olduğunu kesinlikle düşünüyoruz" dedi.