KÜLTÜR SANAT - 19 Nisan 2026 Pazar 09:26

Sütlacıyla meşhur Hamsiköy’ün ismi yıllar içinde değişime uğramış

A
A
A
Sütlacıyla meşhur Hamsiköy’ün ismi yıllar içinde değişime uğramış

Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı meşhur sütlacıyla ün yapmış Hamsiköy’ün isim hikayesi dikkat çekiyor.


Hamsiköy’ün ismi, Rumlar döneminde Ciharlı, Osmanlı döneminde "Hamse" yaklaşık bir asırdır da Hamsiköy olarak anılırken mahalle sakinleri bugünkü ismiyle anılmaya devam etmesinin en uygun seçenek olduğu söylüyor.


Mahalle sakinleri, büyüklerinin aktardığına göre, "Hamse" kelimesi Arapça’da "beş" anlamına geldiğini ancak telaffuz farklılıkları ve dilde yaşanan değişimler etkisiyle bu isim zamanla "Hamsiköy" şeklini aldığını belirtirken mahallenin adı, günümüzde bilinen hâline kavuştuğunu söylüyor.


Bölgenin tarihine dair detaylı bilgiye ulaşmanın zor olduğu, özellikle çevre köyler dışında bu geçmişi bilen kişi sayısının oldukça sınırlı olduğu ifade eden çevre sakinleri buna rağmen, yaklaşık bir asırdır kullanılan "Hamsiköy" ismi, hem halk arasında hem de genel kullanımda yerleşmiş olduğunu belirtiyor.


Mahalle sakinleri mevcut ismin korunmasından yana olduklarını belirtirken. Trabzon ile özdeşleşen "hamsi" kültürünün çağrışımı, bölgenin meşhur sütlacıyla birlikte anılması ve uzun yıllardır bu isimle tanınması, "Hamsiköy" adının benimsenmesini güçlendirdiğini kaydettiler.


Çevre sakinlerinden 73 yaşındaki Avni Arslan mahallenin ilk isminin Rumlar döneminde Ciharlı olduğunu kaydederek" Hamseden gelme, beş mahalleden ibarettir. Çok eskiden böyle bir durum yoktu. Burasının asıl adı Ciharlı’dır. Rumlardan kalma. Hamsiköy’ün ismi de Ciharlı’dır. Sonradan Hamsiköy kurulunca, beş mahalle buraya bağlı olduğu için Hamsiköy ismini almıştır. Günümüzde ise burası köy statüsünden çıkmış ve Hamsiköy Mahallesi olmuştur. Buradan geçen yol çok eski bir İpek Yolu’dur. Karadeniz’i, Türkiye üzerinden Asya’ya ve İran’a bağlayan önemli bir güzergâhtır. Biz buranın Hamsiköy ismiyle anılmasını istiyoruz. Rumlardan sonra da sürekli Hamsiköy olarak anılmıştır. Yani yaklaşık yüz yıldır bu isim kullanılmaktadır. Beş mahalleden oluştuğu için Arapçada "hamse" beş anlamına gelir; ancak bunun isimle doğrudan bir ilgisi yoktur. Asıl adı Hamsiköy’dür. Sonradan hamsiden geldiği yönünde yorumlar yapılmış ve bu şekilde anılmaya devam etmiştir" dedi.


Çevre sakinlerinden 62 yaşındaki Nazmi Kayıkçı, mahallelerinin ismini Hamsiköy olarak anılmasından yana olduklarını belirterek "Burasının ilk ismi Ciharlı idi. Beş köyün birleşiminden oluştuğu için, Arapçada "beş" anlamına gelen "hamse" kelimesinden hareketle buraya Hamseköy deniliyordu. Biz ise Hamsiköy denmesinden yanayız; zaten her yerde Hamsiköy olarak biliniyor ve bu şekilde anılıyor. Burası, İpek Yolu’nun İran transit güzergâhı üzerindedir. Daha önce de İpek Yolu olarak kullanılıyor, develerle ulaşım sağlanıyordu" diye konuştu.



Eski isimleri bilen pek yok


Çevre sakinlerinden 35 yaşındaki İzzet Alkurt, mahallelerinin eski isimlerini bilen pek olmadığını ifade ederek, "Eskiden mahallemizin ismi Ciharlı diye adlandırılıyordu. Yani eski ismi Ciharlı olarak geçiyordu. Büyüklerimizden duyduğumuza göre Hamse Arapça’da beş demektir. Daha sonra halkımızın telaffuzundan olsun dil devriminden kaynaklı ismi Hamsiköy’e çevrildi. Bildiğim kadarıyla civar köyler hariç tarihçesini bilen yoktur. Biz Hamsiköy isminde yanayız. Çünkü Hamsiköy, hamsinin Trabzon’la özdeşleşmiş olması buraya yakışır olması bu isimle belli bir zamandan sonra tanınıyor olması sütlacının meşhurluğu derken ismi Hamsiköy olarak kalması en uygunudur bence. Yaklaşık bir asırdır bu isim kullanılmakta" dedi.


Çevre sakinlerinden 59 yaşındaki Olgun Yazar ise, "Köyümüz, eski İpek Yolu üzerinde yer almaktadır. Beş köyden ibarettir. Arapçada "hamse" beş anlamına gelir. Ancak halkımız "hamse" diyemeyip "hamsi" şeklinde ifade etmiş ve köyümüz ismini buradan almıştır" diye konuştu.



Sütlacıyla meşhur Hamsiköy’ün ismi yıllar içinde değişime uğramış

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir İzmir’de "Sağlık ordusu" kuruluyor İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı "Sağlık ordusu" projesinde 98 genç gönüllü ve 20 deneyimli mentor sahaya iniyor. Amaç, hastalık gelmeden önlemek, sağlıklı yaşamı herkese yaymak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, insan, çevre ve toplum sağlığını bütüncül bir yaklaşımla ele alan "Tek Sağlık" modeli kapsamında yeni bir çalışmayı daha hayata geçirdi. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen "Sağlık Gönüllülüğü Projesi"nin tanıtımı, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde yapıldı. Tanıtıma; İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Ahmet Soner Emre ile sağlık gönüllüleri ve yurttaşlar katıldı. Yaklaşık altı aylık hazırlık sürecinin ardından hayata geçirilen projede; sağlık ve ilişkili alanlarda eğitim gören ya da çalışan 98 genç gönüllü ile bu alanda deneyimli 60 yaş ve üzeri 20 mentor aktif rol alıyor. Katılımcı süreçlerle şekillenen proje kapsamında gönüllülerin görüş ve önerileri doğrultusunda yol haritası oluşturuldu ve 6 çalışma grubu belirlendi. Hedef sağlık okuryazarlığını artırmak İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Ahmet Soner Emre, Sağlık Gönüllülüğü Projesi ile toplum sağlığını yalnızca hastalık ve tedavi odaklı değil; fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik hali çerçevesinde ele aldıklarını belirterek, "Tek Sağlık anlayışı doğrultusunda insan, çevre ve hayvan sağlığını bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Projemizde 98 genç gönüllü ve 20 mentor aktif rol alıyor. Amacımız sağlık okuryazarlığını artırarak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak. Gönüllülerimizin edindiği bilgileri toplumun her kesimine aktaracağına inanıyoruz. Altı aylık hazırlık sürecinin ardından oluşturduğumuz çalışma gruplarıyla hem sahada uygulanabilir hem de sürdürülebilir bir model ortaya koyduk. Aynı zamanda genç gönüllüler ile deneyimli mentorları bir araya getirerek kuşaklararası güçlü bir bilgi ve deneyim köprüsü kuruyoruz" dedi. Gönüllülük sorumluluk ve dayanışmayla güçleniyor Gönüllüler adına konuşan Saliha Hocaoğlu, gönüllülüğün sadece yardım etmekten ibaret olmadığını, bunun bir ihtiyacı fark edip sorumluluk almak anlamına geldiğini ifade ederek, "Gönüllülük topluma ‘Ben de buradayım’ demenin en güçlü yollarından biridir. Bizler de sağlık gönüllüleri olarak bilgimizi, zamanımızı ve emeğimizi paylaşarak bu sürecin aktif bir parçası oluyoruz" diye konuştu. 6 çalışma grubu Tanıtım programında. projede yer alan Kadın ve Çocuk Sağlığı, Sağlıklı Yaşlanma ve İleri Yaş Grubu, Enfeksiyon Hastalıkları ve Hijyen Uygulamaları Çalışma Grubu, Sağlıklı Yaşam Davranışları ve Toplum Sağlığı Çalışma Grubu, Sağlık Okuryazarlığı ve Dijital Medya Çalışma Grubu, Çevre İklim ve Tek Sağlık Çalışma Grubu temsilcileri de çalışma alanları hakkında bilgi verdi. Gönüllülükte kuşaklar buluştu Sağlık Gönüllülüğü Projesi, sağlığı yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı görmeyen; yaşamın her alanına dokunan, paylaşım, dayanışma ve gönüllülük temelli bir farkındalık hareketi olarak öne çıkıyor. Bilgi ve deneyimleriyle sürece katkı sunmak isteyen gönüllüler için katılım kriterleri; 60 yaş ve üzeri olmak ve tıp, diş hekimliği, veterinerlik, hemşirelik, ebelik, ziraat, gıda mühendisliği, beslenme ve diyetetik, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ile sosyoloji alanlarından birinde eğitim almış olmak şeklinde belirlendi. Projenin gençlik ayağı ise sağlık alanında eğitim gören, bu alanda çalışan ya da gönüllülük yapmak isteyen gençleri bir araya getirmeyi hedefledi. 18-30 yaş arası sağlık, sosyal hizmet, psikoloji, beslenme, veterinerlik, çevre, biyoloji, iletişim ve ilgili bölümlerden gençler projeye başvurdu.
İzmir Gediz Havzası’nda kirlilik artıyor İzmir ve Manisa’nın ortak hazırladığı bilimsel rapor, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin su kaynakları, tarım alanları ve İzmir Körfezi üzerinde ciddi risk oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle yeraltı sularında geri dönüşü zor etkiler konusunda uyarıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, "Sağlıklı Körfez" hedefi doğrultusunda Gediz Nehri’ni mercek altına aldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilen deniz kirliliğine ilişkin ceza ve denetim yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, gemi kaynaklı kirliliği dron taramalarıyla tespit eden Büyükşehir, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin ana nedenlerinden biri olan Gediz Nehri’ndeki kirliliği ortaya koymak için de su analizlerini sürdürüyor. Gediz Nehri ve yan derelerinde yürütülen izleme faaliyetleri, kirliliğin yalnızca Körfez’i değil, doğrudan tarımsal üretimi ve yer altı su kaynaklarını da etkileyebileceğini işaret ediyor. İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından ortak yürütülen çalışmada havza genelinde elde edilen veriler, kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapı gösterdiğine ve özellikle yeraltı suyu üzerindeki riske dikkat çekiyor. Aylık rapor hazırlanıyor Gediz Nehri’nde örneklemeler her ayın ilk haftasında yapılıyor. İzmir sınırında Gediz ana yatağı, Ağıldere ve Nif Çayı dahil 23, Manisa bölgesinde 36 örnekleme noktasından numune alınıyor. Kirlilik değişimleri düzenli ve anlık olarak izleniyor. İzmir’de analizler TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda, Manisa’da ise MASKİ’nin akredite laboratuvarında yapılıyor. Elde edilen veriler aylık raporlar halinde değerlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaya, Gediz Nehri’nin büyük bölümüne ev sahipliği yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, yıllık bir raporda bir araya getirilerek Gediz’in kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan unsurlar, bir yıllık süreçte tespit edilecek. Böylece hem İzmir Körfezi’ni hem de bölge tarımını tehdit eden kirliliğe karşı daha güçlü ve etkili bir mücadele yürütülecek. Sulama riski büyüyor İZSU ve MASKİ verileri bir araya getirilerek bütüncül yaklaşımla yürütülen çalışmalar sonucu hazırlanan Ocak ve Şubat 2026 tarihli "Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu", havzanın idari sınırlarla değil, ekosistem bütünlüğüyle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Rapora göre Gediz 401 kilometrelik yaşam koridoru üzerinde sadece su taşımıyor; aynı zamanda sanayi, evsel atık ve tarımsal baskının izlerini de Körfez’e kadar sürüklüyor. Gediz Nehri’nin Manisa sınırları içerisine kirletilmiş olarak giriş yaptığı görülüyor. Ocak 2026 raporuna göre İzmir tarafında örneklenen Gediz ana kolundaki birçok noktada temel su kalite göstergeleri alarm veriyor. Toplam azot ve fosfor tüm örnekleme noktalarında sınır değerlerin üzerinde yer alırken, su kalitesi III. sınıf olarak sınıflandırılıyor. İletkenlik (tuzluluk) yine tüm noktalarda III. sınıf seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ) gibi organik yük göstergelerinde çok sayıda noktada "orta kirlenmiş su" seviyesi tespit ediliyor. Raporda ayrıca bromür, alüminyum, demir ve bakır değerlerinin tüm örneklerde çevresel kalite sınırlarının üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu durumun, nehirde hem organik yükün hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı baskının eş zamanlı etkili olduğuna işaret ettiği ifade ediliyor. Kirlilik kaynakları Rapora göre, Gediz Havzası’nda yaygın ve kronik bir kirlilik yükü bulunuyor. İleri biyolojik arıtma tesisleri devreye alınsa da alıcı ortam üzerindeki diğer baskıların sürdüğü, bunun da özellikle endüstriyel kirliliğe işaret ettiği belirtiliyor. Raporda ayrıca, azot ve fosforun gübre kullanımındaki artıştan kaynaklandığı, atık su arıtma tesisi olmayan yerleşimlerde yeni tesislerin gerekli olduğu ve endüstriyel deşarjların daha sıkı denetlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Gediz Nehri iki koldan Körfez’e ulaşıyor Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz’in Murat Dağı’ndan başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçerek Ege Denizi’ne ulaştığını hatırlatarak, "Bu süreçte oluşan her türlü atık Gediz’e ulaşıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş şekilde geliyor. Gediz Nehri ve yan dereleri Körfez’i kirleten 33 dereden biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda tarımsal kaynaklı kirlilik var, sanayi kaynaklı kirlilik var, evsel atıklardan kaynaklanan kirlilik var" dedi. Kurucu, nehrin tarihi yatağına da dikkat çekerek, 1886’da yapılan müdahaleyle akışın değiştiğini, ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve Ağıldere hattı üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini ifade etti. Tarımda risk büyüyor Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise Emiralem Boğazı’ndan sonra kirlilik yükünün arttığını belirterek, "Artık bu su içme suyu olarak kullanılamayacağı gibi hayvanlara verilmesi de mümkün değil" dedi. Kurucu, Gediz’in özellikle Manisa, Menemen ve Foça gibi tarımsal alanlarda sulamada kullanıldığını ancak kirlilik nedeniyle riskin büyüdüğünü vurguladı. Kurucu, Gediz’den sulama yapılamadığını, Menemen Ovası’ndaki çiftçilerin de sulama suyundan kaynaklı verim kaybı ve toprakta bozulma şikâyetlerini dile getirdiğini aktararak, "Organik kirleticiler ve ağır metaller toprakta birikim yapabildiği gibi, maalesef yaprağı yenen bitkilere de özellikle doğrudan bulaşım yapabiliyor" dedi. Önlem alınmazsa Gediz, kirli su kanalına dönüşebilir Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önlenmemesi halinde nehrin doğal yapısını tamamen kaybedebileceği uyarısında bulundu. Kurucu, "Gediz Nehri kalır ama bu haliyle ona nehir demek doğru olmaz. Atık suyun ya da koyu renkli kirli suyun aktığı bir kanala dönüşür" şeklinde konuştu. Gediz’in yalnızca insanlar için değil, kuşlardan balıklara, sucul bitkilerden diğer canlılara kadar geniş bir ekosisteme ev sahipliği yaptığını belirten Kurucu, "Şu anda bu yaşamı kaybetmeye devam ediyoruz. Gediz Nehri’ne bağlanan Nif Çayı çevresinde ağır koku ve sinek sorunu var" ifadelerini kullandı. Kurucu, geçmişte Gediz ve kollarında balık türlerinin bulunduğunu hatırlatarak, "Bu doğal yapı son 30-35 yılda kaybedildi" dedi. Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise kirliliğin başlıca kaynağının sanayi olduğunu, ikinci sırada ise tarımın yer aldığını belirterek, "Sanayi-tarım çatışması var. Çiftçi daha çok üretmek ve geçinebilecek düzeyde kazanmak için verimli üretmesi gerekiyor. Bunun için de kimyasal gübre kullanımını artırıyor. Hayvancılık tesisleri dağınık ve gübre yönetimi denetlenemiyor. Üreticiler gübre ve çiftlik sularını dere yataklarına bırakmamalı, Tarım ve Orman Bakanlığı nitrat kirliliğine karşı acil önlem almalı" açıklamasını yaptı. Yeraltı sularına dikkat Prof. Dr. Yusuf Kurucu, aylık izleme sisteminin sürecin en önemli adımı olduğunu belirterek, "Bu sadece bir fotoğraf değil, her ay tekrarlanan bir izleme olacak. Böylece Gediz ve kollarına ilişkin aylık kirlilik bülteni oluşturulacak. Kirletici kaynakların azaltılması halinde nehir birkaç yıl içinde toparlanabilir. 3-5 yıl içinde Gediz’de yeniden canlılığı görmeye başlayabiliriz. Ancak yeraltı suyu kirliliği geri döndürülemez. Yeraltı suyuna eğer nitrat, ağır metal bulaşıyorsa durum çok riskli hale geliyor. Yeraltı suyunu yüzeye çıkarıp arıtıp tekrar aşağıya indirmek gibi bir uygulama yok. Bu yüzden en kritik eşik, sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı yer yeraltı suyu kirliliğidir" ifadelerini kullandı. Gediz için çağrı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlıklarla ortak çalışmalara hazır olduğunu belirten Prof. Dr. Yusuf Kurucu, yalnızca kurumlara değil topluma da önemli sorumluluk düştüğünü söyledi. Kurucu, "Mesele artık bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkı. Ben gelecek nesillere bir bardak temiz su bırakmayı hedefleyen bir anlayışla bu sorumluluğu taşıyorum. Bu kaynağı kirleten herkesten de bu sorumluluğu taşımasını rica ediyorum. Gediz’in suyu çok kirli; Körfez’i de kirletiyor, sulama yapılan topraklarda çoraklaşmaya neden oluyor" dedi. Kurucu, kirliliğin etkisinin geniş bir alanı kapsadığını vurgulayarak, "Çarpan etkisi var. Bunu engellemek için herkes elini taşın altına koymalı. Biz çocuklarımızın, torunlarımızın suyunu, toprağını ve körfezini kirletiyoruz" ifadelerini kullandı.
Aydın Su altında kalan arazilerde flamingolar görsel şölen oluşturdu Aydın’ın Söke ilçesinde Büyük Menderes Nehri’nin taşması sonucu sular altında kalan tarlalar, flamingoların beslenme noktası haline gelirken, sürü halinde tarlalarda gezen allı turnalar görsel şölen oluşturdu. Son günlerde Aydın genelinde etkili olan sağanak yağışlar sebebiyle, uzun yıllar kuraklıkla mücadele eden Büyük Menderes Nehri’nde taşkınlar yaşandı. Aydın’ın ortasından kıvrılarak geçen ve Ege Denizi’ne dökülen nehrin su taşıması bir yandan üreticileri sevindirirken bir yandan da yaşanan taşkınlar sonucu birçok arazi sular altında kaldı. Adeta deniz gibi görünen tarlalar ise halk arasında allı turna olarak bilinen flamingoların beslenme noktası haline geldi. Söke ilçesine bağlı Bağarası Mahallesi yolu üzerindeki tarlaların misafiri olan flamingolar, görsel şölen oluşturdu. İlçenin sulak alanlarında yıllardır beslenen ve ‘Söke Ovası’nın balerinleri’ olarak nitelendirilen allı turnalar, suların kapladığı tarlalara indi. Balerin gibi süzülen flamingolar Söke Ovası’nda eşsiz manzara oluşturdu. İnce bacakları ve uzun boyunları ile tarlalarda balerin gibi süzülen flamingolar ise drone ile havadan görüntülendi. Görüntülerde flamingoların sular altındaki tarlalarda beslendiği görüldü. İlk kez böyle bir manzara ile karşılaştığını ifade eden Burunköy Mahallesi sakinlerinden Barış Karmacı; "Flamingolar çok nadir olarak böyle gelirler. Yağışlardan dolayı şimdi buradalar sanırım. Menderes taştı, bazı noktalardan patlak verdi. Flamingolar bu şekilde bana hiç denk gelmemişti. Sular taşınca flamingolar buraya gelmeye başladı. Buralar tarlaydı. Taşkın olunca, göle döndü. Deniz gibi oldu. Daha sonra su kuşları geldi" dedi.