SAĞLIK - 29 Ocak 2024 Pazartesi 14:18

Düşüklerin yüzde 50’si kromozom bozukluğundan kaynaklanıyoR

A
A
A
Düşüklerin yüzde 50’si kromozom bozukluğundan kaynaklanıyoR

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Nicel Taşdemir, düşükle sonuçlanan gebeliklerin yaklaşık yüzde 50’sinde kromozom bozukluğu bulunduğuna ve aslında her yeni gebeliğin risk taşıdığına dikkat çekti. Genetik testler ile seçilen sağlıklı embriyonun tüp bebek tedavisinde düşük oranını azaltacağını ve eve sağlıklı bir bebekle dönme ihtimalini arttırdığını söyledi.


Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Nicel Taşdemir, üremeye yardımcı olan tekniklerden tüp bebek tedavisinde genetik tanının faydaları hakkında anne baba adaylarına önemli bilgiler verdi. Genetik tanının, tüp bebek aşamalarında oluşan embriyoların arasından genetik olarak en sağlıklı olanı seçmek için kullanılan bir yöntem olduğunu belirten Doç. Dr. Taşdemir “Embriyologlar normal tedavide oluşan embriyoları hücre yapısı, hücrelerin sayısı, hücrelerin birbirine eşit olması ve buna benzer kriterlere göre seçer. Seçilen bu embriyonun genetik yapısı bilinemez. Bir takım başarısız denemeler sonrası, tekrarlayan düşükler veya bilinen herhangi bir genetik hastalık varsa o zaman genetik tarama yöntemine başvurulur. Tüp bebekte transfer yapmadan önce her bir embriyodan bir veya birkaç tane hücre alınır ve embriyonun genetik yapısı incelenir. Bundan sonraki işlem ise sağlıklı embriyonun tespit ve transfer edilmesidir” diyerek süreci anlattı.



Genetik tanıya hangi durumda ihtiyaç duyulur?


Halk arasında kısırlık denilen infertilite durumunun kadın ya da erkek kaynaklı olabileceğine değinen Doç. Dr. Taşdemir tüp bebek tedavisinden önce muhtemel genetik nedenlerin dışlanması ya da varsa nedenin belirlenmesi için çiftlerin bir genetik tanı merkezine başvurarak danışma almaları ve kromozomlarının incelenmesini tavsiye etti.


En sık karşılaşılan genetik sorunun kromozom bozuklukları olduğunu belirten Doç. Dr. Taşdemir “Çocuk sahibi olamayan erkeklerin en az yüzde 5’inde cinsiyet kromozomlarının sayısal bozukluğu tespit edilmiştir. Sperm sayısının az olması ya da hiç olmaması ile ilişkili diğer bir durum Y kromozomu üzerinde sperm üretiminden sorumlu genlerin kaybıdır. Nadir olmakla birlikte translokasyon gibi daha karmaşık kromozom yeniden düzenlenmeleri de görülebilir. Kadın hastalar için ise Turner Sendromu gibi sayısal kromozom bozukluğu ve nadir yapısal kromozom bozuklukları söz konusu olabilir” diye konuştu.



“Ülkemizde test yaptırmak için yurtdışından geliyorlar”


Tek GenAilede bilinen bir Tek Gen hastalığı öyküsü ya da hastalık yapıcı mutasyon varsa yine genetik tanıya ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Taşdemir “Hastalık yapıcı mutasyonu bilinemeyen durumlarda bu genetik tanı testleri uygulanamaz. Mutasyonun belirlenmesi ise, yapılan teste göre değişmekle birlikte 4 ila 6 hafta kadar sürer. Bu nedenle tüp bebek uygulaması için önce mutasyonun belirlenmesi gerekir” dedi. Tek Gen hastalıklarının çoğunun nadir görülen hastalık olduğunu, bu nedenle test rutin olarak yapılmıyorsa yöntem kurulması ve bu yöntemin standartlara uygun olarak çalışmasının da bekleme süresini uzatacağını sözlerine ekledi.


Ülkemizde talasemi, SMA gibi birçok genetik hastalığın tanısı ve embriyolarda taranması işleminin yapılabildiğinden bahseden Doç. Dr. Taşdemir, Avrupa ülkeleri dahil birçok yerde yasalar ve teknikler gereği bu işlemler yapılamadığı için ülkemize çok sayıda yabancı hastanın Tek Gen ve PGT yöntemleri için geldiğini ifade etti.



“Bebekte anomali riski varsa PGT uygulanabilir”


Doç. Dr. Taşdemir, çocuk sahibi olamayan çiftin incelenmesi sonucu bir kromozom ya da Tek Gen bozukluğu belirlenirse, tüp bebek uygulaması ile elde edilen embriyoların genetik tanı için incelenmesinin (PGT) gündeme geldiğini ifade etti. Gebe kalma sorunu olmayan ama bilinen bir genetik bozukluk açısından riskli olan çiftler için de genetik tanı uygulanabileceğini dile getiren Doç. Dr. Taşdemir şunları söyledi:


“Burada gebe kalmakta sorun yoktur, ancak genetik bozukluğa olan bir bebek sahibi olma riski yüksektir. PGT’nin amacı, bilinen bir genetik bozukluk için embriyoların daha gebelik olmadan seçilerek, çiftin sağlıklı bebek sahibi olmasının sağlanmasıdır. Bunun için embriyonun, 3. veya 5. gününde alınan hücrelerin genetik yapısı incelenir ve sağlıklı embriyo seçilip anneye transfer edilir. Böylece, doğum öncesinde genetik test yapılarak, anomali olduğu belirlenen bir bebekle ilgili riskler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Anomalili bir bebekle sonuçlanan gebeliğin her ne kadar aile açısından sonlandırılma şansı bulunsa da bu kararı vermek ve uygulamak kolay değildir. PGT, hasta bebek ihtimalini düşürerek, gebeliğin sonlandırılması gibi zor bir kararla karşı karşıya kalma riskini de azaltır”.



“Düşük vakalarının yüzde 50’sinde kromozom bozukluğu vardır”


Kendiliğinden düşükle sonuçlanan gebeliklerin yaklaşık yüzde 50’sinde, şeklen normal olarak değerlendirilen ve gelişim gösteren embriyoların ise yine yüzde 50’sinde kromozom bozukluğu bulunduğunu ifade eden Doç. Dr. Taşdemir bu veriler doğrultusunda aslında her yeni gebeliğin risk taşıdığını anlattı. Bütün bunlara ek olarak 35 yaş ve üzerindeki kadınların gebeliklerinde artmış sayısal kromozom anomalisi riski bulunduğu için, anne yaşının ileri olması veya tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı gibi durumlarda, genetik bozukluk taşımayan çiftlerin de kromozom sayı bozuklukları açısından incelenmesini tavsiye etti. Bu tür genetik testlerin implantasyon öncesi genetik tarama (PGS) olarak adlandırıldığını belirtti.


Son dönemlerde gelişen teknolojilerin başarısına işaret eden Doç. Dr. Taşdemir “Genetik olarak sağlıklı bir embriyo seçildiği zaman düşük oranı da azalmış olur. Tüp bebekte sadece gebelik elde etmek değil bu gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesi ve eve sağlıklı bebek götürme oranının arttırılmasını amaçlıyoruz” dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kütahya Tavşanlı’da şehit aileleri ve gaziler için anlamlı açılış Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde, şehit aileleri ve gaziler arasındaki dayanışmayı güçlendirmek amacıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Şehit Gazi Aileleri Koruma ve Kalkındırma Derneği, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Şehit yakınlarının ve gazilerin haklarını korumak, sosyal destek sağlamak ve birlik ruhunu pekiştirmek hedefiyle kurulan derneğin açılış programı yoğun katılımla gerçekleşti. Program, Yunus Emre Camii İmam Hatibi Nuri Bilgili’nin Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Şehitler için edilen dualar, törene katılanlara duygusal anlar yaşattı. Açılışa; Tavşanlı Kaymakamı Ömer Faruk Özdemir, Belediye Başkan Yardımcıları Aziz Solmaz ve İrfan Güleç, İlçe Emniyet Müdürü Güven Türkmen, İlçe Jandarma Komutanı İsmail Bayar ile siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Dernek Başkanı Erol Gündüz yaptığı konuşmada, kuruluş amaçlarını vurgulayarak, "Temel gayemiz, vatanımız için canını feda eden şehitlerimizin emanetlerine ve kahraman gazilerimize her şartlarda sahip çıkmaktır" ifadelerini kullandı. Gündüz, destek veren tüm kurum ve katılımcılara teşekkür etti. Törende Moymul Ortaokulu 8. sınıf öğrencisi Özge Medine Gündüz tarafından okunan şehit temalı şiir katılımcıları duygulandırdı. İlçe Müftülüğü vaizinin yaptığı duanın ardından, protokol üyeleri "hayırlı olsun" dilekleriyle açılış kurdelesini kesti. Program, dernek binasının gezilmesi ve ikramların sunulmasının ardından sona erdi.
İzmir Diyetle incelmeyen bacaklar, lipödem işareti olabilir Lipödem, özellikle kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman "bölgesel kilo" ya da "selülit" sanılarak gözden kaçan kronik ve ilerleyici bir hastalık. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, erken tanının hastalığın seyrini değiştirdiğini vurguladı. Diyet ve egzersize rağmen özellikle bacaklarda incelme olmamasının önemli bir uyarı işareti olduğunu belirten Büyükkömürcü, doğru planlanmış fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle lipödemin kontrol altına alınabildiğini ve hastaların yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabildiğini ifade etti. Lipödemin, özellikle kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen kronik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, hastaların yıllarca bu tabloyu "bölgesel kilo" ya da "selülit" olarak değerlendirdiğini söyledi. Lipödemin klasik kilo artışıyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Büyükkömürcü, "Lipödem çoğunlukla kadınlarda görülen, özellikle kalça, bacak ve bazen kollarda simetrik yağ dokusu artışıyla karakterize kronik bir hastalıktır. Ancak bu yağlanma klasik kilo artışından tamamen farklıdır. Obezitede yağ dokusu vücudun her yerine dağılırken, lipödemde gövde genellikle daha ince kalır, bacaklar belirgin şekilde kalınlaşır. Bununla birlikte hastalarda dokunmakla ağrı, hassasiyet ve kolay morarma sık görülür. En çarpıcı noktalardan biri ise, diyet ve kilo verme çabalarına rağmen özellikle alt ekstremitedeki hacmin değişmemesidir" dedi. En büyük sorunlardan biri geç tanı Lipödemin en büyük sorunlarından birinin geç tanı olduğunu belirten Büyükkömürcü, sürecin neden geciktiğini şöyle anlattı: "Lipödem çoğu zaman ’bölgesel kilo’, ’genetik kalın bacak yapısı’ ya da ’selülit’ olarak değerlendirilir. Bu nedenle hem hastalar hem de sağlık sistemi içinde fark edilmesi gecikir. Toplumda bilinirliğinin düşük olması ve obezite ile sık karıştırılması, tanının çoğu zaman ileri evrelere kadar konulamamasına yol açar." Hastalığın özellikle kadınları etkilediğini belirten Büyükkömürcü, "Lipödem neredeyse tamamen kadınlarda görülür. Genellikle ergenlik, gebelik ve menopoz gibi hormonal değişim dönemlerinde ortaya çıkar ya da belirgin hale gelir. Ayrıca ailesel yatkınlık oldukça belirgindir, aynı ailede benzer bacak yapısına sahip kadınların olması sık karşılaştığımız bir durumdur" diye konuştu. İlk belirtiler çoğu zaman gözden kaçıyor Hastalığın erken döneminde ortaya çıkan bulguların çoğu zaman önemsenmediğini vurgulayan Büyükkömürcü, şu ifadeleri kullandı: "Erken dönemde bacaklarda orantısız kalınlaşma, gün içinde artan dolgunluk ve ağırlık hissi, dokunmakla hassasiyet, kolay morarma ve ciltte portakal kabuğu görünümü gibi bulgular ortaya çıkar. Ancak bu dönemde ödem çok belirgin olmayabilir. Bu da hem hastalar hem de hekimler açısından tanıyı zorlaştırır. ’Diyet yapıyorum ama bacaklarım incelmiyor’ ifadesi lipödem hastalarının en sık dile getirdiği şikâyetlerden biridir. Kişi kilo verir, üst vücut incelir, ancak bacaklardaki hacim belirgin şekilde değişmez. Bu durum lipödem açısından önemli bir uyarı işareti olarak değerlendirilmelidir." Lipödem ile lenfödem en çok karıştırılan iki hastalık İki hastalığın sık karıştırıldığını belirten Büyükkömürcü, "Lipödemde yağ dokusu artışı ön plandadır ve ayaklar genellikle etkilenmez. Ağrı ve hassasiyet belirgindir. Lenfödemde ise lenf sıvısının birikimi söz konusudur, ayaklar da şişer ve daha sert, basmakla çukurlaşan bir ödem görülür. İleri evre lipödemde lenfödem de tabloya eklenebilir" ifadelerini kullandı. Büyükkömürcü, lipödemin ilerleyici bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Tedavi edilmediğinde yağ dokusu artışı devam edebilir, hareket kısıtlılığı gelişebilir, ağrı ve hassasiyet artabilir. Cilt altı dokuda nodüler yapılar oluşarak zamanla fibrotik sertleşmeler gelişebilir. Cilt yüzeyinde düzensizlik ve portakal kabuğu görünümü belirginleşebilir. İleri evrede lenfödem tabloya eklenebilir. Bu durum yalnızca estetik bir sorun olmaktan çıkar, hastanın günlük yaşamını ve hareket kapasitesini ciddi şekilde etkileyen kronik bir tabloya dönüşebilir" dedi. Hormonlar, seyrini doğrudan etkiliyor Lipödemde hormonal etkinin belirleyici olduğunu Büyükkömürcü, şu bilgileri verdi: "Östrojen, yağ dokusunun vücuttaki dağılımını doğrudan etkiler. Bu hormonun etkisiyle alt ekstremitedeki yağ hücreleri daha kolay büyür, sıvı tutma eğilimi artar ve damar geçirgenliği yükselir. Bu da dokuda hassasiyet ve ödem gelişmesine yol açar. Öte yandan lipödem tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değildir. Ancak doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Manuel lenf drenajı ile lenfatik dolaşımı uyarılararak sıvı birikimi azaltılabilir. Kompresyon tedavileri ve bandajlama ile dokuya dışarıdan destek sağlanabilir. Kişiye özel egzersiz programları ile kas pompası aktive edilerek, dolaşım artırılır. Özellikle sertleşmiş ve nodüler dokularda ESWT yani şok dalga tedavisi önemli bir destekleyici seçenek olarak öne çıkmaktadır. Liposuction uygun hastalarda etkili bir seçenek olabilir. Ancak cerrahi, ileri evre hastalarda ve konservatif tedavilere yanıt alınamayan durumlarda, doğru hasta seçimi yapılarak gündeme gelmelidir." Egzersiz, dolaşımı düzenlemek için yapılmalı Egzersizin rolüne dikkat çeken Büyükkömürcü, "Yüzme ve su içi egzersizler, hidrostatik basınç etkisi sayesinde doğal bir kompresyon sağlar ve ödem kontrolünde oldukça etkilidir. Bunun yanında tempolu yürüyüş, bisiklet ve düşük etkili kuvvet egzersizleri de önerilmektedir. Düzenli egzersiz ile kas pompası aktive olur, dolaşım artar, sıvı birikimi azalır ve ağrı kontrol altına alınabilir. Lipödemde egzersizi ‘yağ yakmak’ değil ‘dolaşımı düzenleyen bir tedavi aracı’ olarak görmek gerekir" diye konuştu. Beslenmenin rolüne değinen Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, şu değerlendirmede bulundu: "Beslenme doğrudan tedavi edici değildir ancak hastalığın seyrini etkileyen önemli bir faktördür. Akdeniz tipi beslenme ve düşük karbonhidrat temelli yaklaşımlar inflamasyonu azaltıcı etkileri nedeniyle öne çıkar. Bu sayede hassasiyet, ödem ve ağrı gibi şikâyetlerde azalma sağlanabilir."
Kocaeli Kocaeli’de toplu ulaşımda online kart dönemi "Online Kocaeli Kart Sistemi" sayesinde vatandaşlar, toplu taşımada fiziki karta ihtiyaç duymadan dijital ortamda oluşturdukları karekodla (QR kod) seyahat edebiliyor. Akıllı şehircilik vizyonu kapsamında uygulamaya alınan sistem, başvurudan kullanıma kadar tüm süreci dijitalleştirerek ulaşımda büyük kolaylık sağlıyor. Öğrenci, öğretmen ve 60 yaş üzeri vatandaşların yanı sıra tam kart kullanıcıları da bu sistem sayesinde ulaşım ödemelerini akıllı telefonları üzerinden temassız olarak gerçekleştirebiliyor. Online başvuru, hızlı onay Sistem kapsamında indirimli kart başvuruları "kocaelikart.com" adresi üzerinden online olarak alınıyor. Şeffaf ve hızlı şekilde değerlendirilen başvuruların onaylanmasının ardından kullanıcıların üyelikleri, Kocaeli Kart mobil uygulamasına entegre ediliyor. Böylece vatandaşlar, fiziksel başvuru merkezlerine gitmeden ve sıra beklemeden indirimli kart haklarını aktif edip online bakiye yükleyebiliyor. Tam kart kullanıcıları ise mobil uygulama üzerinden saniyeler içinde oluşturdukları karekod ile toplu taşıma hizmetlerinden yararlanmaya başlayabiliyor. Ayrıca, sonradan indirim hakkı kazanan sivil kullanıcılar, mevcut kartlarını değiştirmeden bu haklarını mobil uygulama üzerinden pratik bir şekilde hesaplarına tanımlayabiliyor. "Mobil Kocaeli Kart" nasıl alınır? Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği sistem ile mobil Kocaeli Kart edinmek isteyen vatandaşların izlemesi gereken adımlar ise şu şekilde sıralanıyor: "İnternet tarayıcısı üzerinden kocaelikart.com adresine giriş yapılır. Ana sayfadaki online indirimli kart başvurusu" seçeneğine tıklanarak istenen kişisel bilgiler doldurulur ve kimlik belgelerine ait görseller sisteme yüklenir. Başvurunun onaylanmasının ardından telefonlara indirilen "Kocaeli Kart Cüzdan" mobil uygulaması açılır. Menüden "QR Kart" bölümüne girilerek mobil kart satın alma işlemi gerçekleştirilir. Aynı ekran üzerinden "Kişiselleştirme" adımına geçilerek kart türü seçilir ve işlem tamamlanır. Tam kart almak isteyenler ise web sitesi başvurusu yapmadan, doğrudan mobil uygulama üzerinden "QR Kart" oluşturarak sistemi anında kullanmaya başlayabilir."