GÜNDEM - 25 Şubat 2026 Çarşamba 11:16

Kadooğlu: "İhracatta sürdürülebilirliğin sağlanması için ‘Destek’ şart"

A
A
A
Kadooğlu: "İhracatta sürdürülebilirliğin sağlanması için ‘Destek’ şart"

Türkiye’nin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri, ihracatındaki güçlü konumu, küresel ticaret dengelerindeki değişim ve artan maliyet baskısı altında yeni bir sınavdan geçiyor. Sektörün ana ihraç ürünlerine ilişkin TradeMap verileri, özellikle Türkiye ile rekabette Mısır’ın avantaj kazanmaya başladığını ortaya koyarken sektör temsilcileri navlun desteğinin yeniden ve hedefli biçimde devreye alınmasını talep ediyor.


İhracatçıların küresel rekabet gücünün korunması ve ihracatta sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından navlun maliyetlerinin, son dönemde giderek daha belirleyici bir unsur haline geldiğine dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, "Türkiye’nin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri ihracatı yüksek tonajlı ürünler olup toplam maliyet içinde kritik bir yer tutan navlun giderleri, fiyat rekabetinde çok belirleyici bir unsur haline gelmiştir. Son birkaç yıldır sektörümüzde, özellikle Süveyş Kanalı’na yakınlığı ve Afrika pazarlarına erişimde ek lojistik avantajlarıyla Mısır’ın yükselişi dikkat çekiyor. Mısır bazı yapısal unsurlar nedeniyle sahip olduğu maliyet avantajını, ihracatta ortalama ton fiyatı anlamında bir fiyat rekabetine dönüştürüyor. 2024 TradeMap verilerine göre Türkiye’nin 1,2 milyar dolar ihracatla dünya birinciliğini sürdürdüğü buğday unu alanında, Mısır’ın ihracatı 454 milyon dolara ulaştı. Mısır bu ihracatın yüzde 47’sini Sudan’a yapıyor, bu pazarı sırasıyla Madagaskar ve Somali takip ediyor. Türkiye’nin hem buğday unu hem de makarna tarafında önemli bir pazara sahip olduğu Somali de dahil olmak üzere, Doğu Afrika bölgesinde Mısır’ın buğday unu ihracatı son yıllarda çift haneli seviyelerde artarken, bizim artışımız daha sınırlı seyrediyor. Maalesef makarna tarafında da benzer bir tablo var. Türkiye’nin dünya ikincisi olduğu bu alanda Mısır, özellikle Afrika pazarlarında agresif bir büyüme içinde. Bu gelişmeler ışığında, sektör olarak uzun yıllardır büyük bir özveriyle oluşturduğumuz pazarımızı koruyabilmek adına navlun desteğinin hedef pazar ve ürün bazlı şekilde yeniden devreye alınmasını talep ediyoruz. Navlun desteğinin sektörel bir tercih değil, eşit rekabet zemini sağlayacak dengeleyici bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz" dedi.


"Türkiye’nin pazar erişim avantajı giderek daralıyor"


Mısır ile rekabette navlun maliyetlerine ek olarak başka dezavantajlar da olduğunun altını çizen Kadooğlu, gelecek dönemde Çin’in rekabeti daha da sertleştirebileceğine dikkat çekerek, "Mısırlı rakiplerimiz daha düşük enerji maliyetleri ve daha düşük işçilik giderlerinin yanı sıra, devlet destekli sübvansiyonlara ve girdi maliyetlerinde avantaj sağlayan yapısal desteklere sahipler. Bunun yanında Arap Birliği üyeliği sayesinde bölgesel ticaret kolaylıklarından, Afrika içi ticari entegrasyon mekanizmaları (AfCFTA) sayesinde vergisel ve lojistik avantajlardan yararlanıyorlar. Türkiye ise bu ticaret bloklarının dışında kalmış durumda. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği avantajına sahip olmakla birlikte makarna, bulgur, çikolata ve şekerleme ürünlerinde Türkiye’ye yıllardır değişmeden uygulanan ve AB’ye ihracat potansiyelimizi kısıtlayan kotaların yanı sıra, AB’nin yeni nesil Serbest Ticaret Anlaşması ağının dışında kalmamız da küresel rekabet zemininde aleyhimize bir tablo oluşturuyor. Arap Birliği, Afrika kıtasal entegrasyonu ve Pasifik ticaret blokları içinde yer almadığımız için, pazar erişim avantajımız giderek daralıyor. Kamu alımları, menşe avantajı ve lojistik maliyetler bakımından, yapısal bir rekabet dezavantajı oluşuyor. Üstelik orta ve uzun vadede bu rekabete Çin de katılacak; agresif fiyat politikaları ve devlet destekli ihracat modeliyle Çin pazar dengelerini daha da bozacak" ifadelerini kullandı.


"Talep ettiğimiz destekler, mevcut ekonomi politikalarını da destekler"


Geçmiş dönemlerde uygulanan navlun desteklerinin ihracatçılara önemli katkılar sağladığını belirten ve Türkiye’nin rekabet gücünü olumsuz etkileyen şartlar karşısında, sektörün navlun desteği yanında diğer taleplerini de paylaşan Kadooğlu, "İşçilik maliyetlerine yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi, döviz kurunun enflasyonla paralel bir seyir sergilemesi, rekabetçiliğin sürdürülebilir olması için döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3 seviyesinden en az yüzde 5’e, hatta mümkünse yüzde 6’ya çıkarılması ve lojistik maliyet hassasiyeti yüksek pazarlara yönelik hedefli bir navlun destek modeli oluşturulması acil taleplerimizden bazılarıdır. Bu desteklerin hayata geçmesinin istihdam, sanayi üretimi ve tarım-sanayi entegrasyonu açısından büyük önem taşıdığına ve kamunun verimlilik odaklı mevcut ekonomi politikalarını destekleyici olacağına inanıyoruz. Çünkü bizim sektörümüz Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere birçok bölgenin ekonomisi ve istihdamı açısından stratejik bir önem taşıyor. Sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek çözüm önerilerimize devletimizin göstereceği yapıcı yaklaşım, geleceğe daha umutlu bakmamızı sağlayacaktır" diye konuştu.



Kadooğlu: "İhracatta sürdürülebilirliğin sağlanması için ‘Destek’ şart"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara İletişim Başkanı Duran: "İsrail’in Somaliland’i tanımaya yönelik girişimine açık ve net bir şekilde karşıyız" Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "İsrail’in Somaliland’i tanımaya yönelik girişimine açık ve net bir şekilde karşıyız. İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü soykırım ve bölgesel siyasete yönelik saldırganlığını Afrika Boynuzu’na taşımasını istemiyoruz. Buna göz yummayacağız. Somali’nin egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemeye devam etmekte kararlıyız" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İletişim Başkanlığı’nca düzenlenen ‘Küresel Dönüşüm Sürecinde Türkiye-Somali İlişkileri Paneli’nde konuştu. Duran, Afrika politikalarının Türkiye’nin dış politikasının yapı taşlarından birisi haline geldiğini belirterek, "Afrika ülkelerinin ekonomik kalkınma ve kapasite geliştirme ihtiyaçlarını destekliyoruz. Afrika ülkelerinin güvenlik ve istikrarını destekliyor; savunma sanayii alanında ikili iş birliğini teşvik ediyoruz. Bölgede ortaya çıkan uyuşmazlıklarla ilgili Türkiye’ye duyulan güvenle kolaylaştırıcı veya arabulucu rol üstleniyoruz. Kıta genelindeki bölgesel örgütlerle iş birliği yapıyoruz. Uluslararası sistemin yaşamakta olduğu dönüşümü şekillendirecek ağırlık merkezlerinden biri olarak gördüğümüz Afrika kıtası ülkeleriyle küresel meseleler konusunda koordinasyon çabası içerisindeyiz" ifadelerini kullandı. "Bugün Türkiye’nin Afrika’daki varlığı, farklı emelleri olan birçok devleti rahatsız etmektedir" Afrika’yı tek boyutlu okumalarla değerlendirmenin kıtanın asıl hikayesini ıskalamak olduğunu vurgulayan Duran, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün Türkiye’nin Afrika’daki varlığı, farklı emelleri olan birçok devleti rahatsız etmektedir. Zira bu devletler, Afrika kıtasını büyük güçlerin oyun sahası olarak görme hatasını devam ettirmektedirler. Fiziki haritalarda kocaman bir kıtayı olduğundan çok daha ufak gösterdikleri yetmezmiş gibi iletişim alanında da kıtanın bütün güzelliklerini, zenginliklerini ve potansiyelini görmezden gelerek, kriz ve kaosu merkezine alan bir anlatıyı dolaşıma sokmaktadırlar. Bizim bu konudaki yaklaşımımız çok farklı. Afrika’yı tek boyutlu okumalarla değerlendirmek, kıtanın asıl hikayesini ıskalamaktır. Afrika kadim medeniyetlerin, eşsiz doğal güzelliklerin ve zengin kültürel çeşitliliğin kıtasıdır. Bugün Afrika genç ve dinamik nüfusu, kaynak zenginliği ve bölgesel entegrasyon adımlarıyla küresel ekonominin yeni çekim merkezlerinden biri haline gelmektedir. İşte bu nedenle biz Afrika ile ilişkilerimizi eşitlik, karşılıklı sevgi ve ortak kazanım anlayışıyla ele alıyoruz." Pek çok alanda iş birliklerini artırmayı hedeflediklerini dile getiren Duran, "İnanıyoruz ki Afrika’nın yükselişi, yalnızca Afrika için değil, küresel ölçekte daha adil ve daha dengeli bir uluslararası düzen için de güçlü bir imkan barındırmaktadır. Özellikle uluslararası sistemin yönünün giderek sorgulandığı bu dönemde dünya devletlerinin Afrika’yı ihmal ederek bir gelecek kurma imkanı bulunmamaktadır" şeklinde konuştu. "Afrika’da da herkesin iyiliğini gözetmeye devam edeceğiz" Duran, Afrikalı vatandaşların yanında olmaya devam edeceklerini aktararak, "Herkes için barışı, istikrarı ve refahı talep eden; her coğrafyada güvenilir bir arabulucu olma rolünü üstlenen bir ülke olarak Afrika’da da herkesin iyiliğini gözetmeye devam edeceğiz" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Afrika ülkesini ziyaret ettiğini hatırlatan Duran, "Cumhurbaşkanımızın 2005 yılında Afrika Yılı’nı ilan ettiğinde Afrika’da 12 olan büyükelçiliğimizin bugün 44 sayısına yükselmiş olması, ilişkilerimizin kurumsal temelini göstermektedir. Son 20 yıl içerisinde karşılıklı ticaret hacmimiz 5 milyar dolardan tam sekiz kat artarak 40 milyar dolara ulaştı. Bu kayda değer yükseliş, elbette karşılıklı olarak takip edilen politikaların sonucudur" diye konuştu. "İsrail’in Somaliland’i tanımaya yönelik girişimine açık ve net bir şekilde karşıyız" Yardım, eğitim ve sağlık alanındaki çalışmalarla bölge halklarının ihtiyaçlarına cevap vermeye gayret ettiklerine dikkati çeken Duran, şu ifadeleri kullandı: "Güçlü insani, tarihi ve kültürel bağlarla perçinlenen Türkiye-Somali ilişkilerini çok yönlü bir iş birliği temelinde ele alıyoruz. Bu, geçici bir ilişki değil köklü ve kalıcı bir ilişkidir. Somali’nin egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan; bunu meşrulaştırmaya yeltenen hiçbir girişim asla kabul edilemez. Türkiye, dün olduğu gibi bugün de Somali’nin yanındadır. Biz, Somali’nin bölünmesine yönelik dayatmalara hiçbir zaman göz yummayacağız. Bir ilke olarak bu tavrımızdan geri dönmeyeceğiz. İşte bu nedenle İsrail’in Somaliland’i tanımaya yönelik girişimine açık ve net bir şekilde karşıyız. İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü soykırım ve bölgesel siyasete yönelik saldırganlığını Afrika Boynuzu’na taşımasını istemiyoruz, buna göz yummayacağız. Somali’nin egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemeye devam etmekte kararlıyız." "Amacımız, sahada kapasite üreten ve Somali’nin kurumsal gücünü artıran projelerle iki ülkenin ortak refahına katkı sunmaktır" Somali’nin balıkçılık alanındaki teknik kapasitesinin geliştirilmesi için iş birliklerinin olduğunu belirten Duran, "Somali’deki belki de en heyecan verici iş birliğimiz olarak uzay üssü projemizden bahsetmek istiyorum. Bu heyecan verici projenin, Türkiye ve Somali’nin uluslararası prestijini artırmasının yanı sıra güvenlik, savunma sanayii, teknoloji paylaşımı gibi birçok alanda yeni imkanlara vesile olacağını öngörüyoruz. Önümüzdeki dönemde Türkiye-Somali ortaklığını yalnızca mevcut başlıklarda değil; denizcilikten gıda güvenliğine, yenilenebilir enerjiden dijital dönüşüme, eğitimden sağlığa, lojistik ve yatırımlara kadar geniş bir yelpazede derinleştirme kararlılığındayız. Amacımız, sahada kapasite üreten ve Somali’nin kurumsal gücünü artıran projelerle iki ülkenin ortak refahına katkı sunmaktır" açıklamasında bulundu.
Kocaeli Yapay zekanın eğitim ve sağlıktaki etkileri lise öğrencileriyle paylaşıldı Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi’nin düzenlediği yapay zeka konferansında, yapay zekanın eğitim ve sağlık alanındaki dönüştürücü etkileri lise öğrencileriyle paylaşıldı. Üniversitenin eğitim süreçlerinde yapay zekayı ders içeriklerinden sertifika programlarına kadar entegre ettiği vurgulandı. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi’nin düzenlediği yapay zeka konulu konferansta İzmit Lisesi öğrencileriyle bir araya gelindi. Düzenlenen konferansta yapay zekanın eğitimden sağlık hizmetlerine kadar birçok alanı dönüştüren bir teknoloji olduğu, ancak duygusal özelliklere sahip olmadığı vurgulandı. Üniversite olarak yapay zekanın ders içeriklerinden sertifika programlarına kadar eğitim süreçlerine entegre edildiği belirtilirken, yeni eğitim modelinde teorik derslerin daha kısa tutulup uygulamalı öğrenmeye ağırlık verildiği ifade edildi. Ayrıca sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve giyilebilir sağlık teknolojileri gibi uygulamaların öğrencilerin öğrenme deneyimlerini desteklediği aktarıldı. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, "Yüksek Öğrenimde Yapay Zeka Teknoloji" konusunda, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yurdanur Dikmen ise "Sağlıkta Yapay Zekanın Kullanımı" konusunda öğrencileri bilgilendirdi. "Teorik derslerin daha kısa tutulmasını, akademisyenlerin uygulamaya ağırlık vermesini hedefliyoruz" Konferanstan sonra açıklamalarda bulunan Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, "Dünyada değişimi tetikleyen ve en çok etkileyen unsurlar arasında yer alan teknoloji ve yapay zeka üzerinde durduk. Üniversite olarak yaklaşık 3-4 yıldır yapay zekayı ders içeriklerimize, bölümlerimize ve sertifika programlarımıza entegre ederek bütüncül şekilde süreci sürdürüyoruz. Bu kapsamda öncelikle uygulamaya dönük çalışmalarımız bulunuyor. Ayrıca bu dönem başlattığımız yeni yapay zeka destekli eğitim modelinde, teorik derslerin daha kısa tutulmasını; öğretim üyeleri ve akademisyenlerin uygulamaya ağırlık vermesini, öğrencilerin derslere konuyu yapay zeka destekli çalışarak gelmeleri, akademisyenlerin de bilgi aktarmayı çok kısa tutup sonrasında öğrencinin aktif olduğu ve yapay zeka destekli ölçme ile kişiselleştirilmiş eğitime geçmeyi hedefliyoruz. Bu modelle öğrencilerin zihinsel gelişimini, muhakeme gücünü, eleştirel düşünme becerilerini ve iletişim yetkinliklerini artıracak uygulamaların hayata geçirilmesini bekliyoruz. Böylece biz de dünyadaki değişime uyum sağlamaya çalışıyoruz. Bu çalışmalarımızı kamuoyuyla paylaştık" şeklinde konuştu. "Artan nüfusla yapay zeka uygulamalarından giderek daha fazla yararlanılması zorunlu hale gelmiştir" Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yurdanur Dikmen ise "Eğitim ve yükseköğretimdeki değişimi, yapay zekanın eğitimi dönüştüren etkilerini ve sağlık hizmetlerinden hasta bakımına kadar teknoloji ve yapay zekanın kullanım alanlarını lise düzeyindeki gençlerle paylaştık. Programda hem eğitim ve yükseköğretimde yaşanan değişimleri hem de sağlık hizmetlerindeki teknolojik dönüşümleri ele aldık. Sağlık hizmetleri, hızlı ve doğru karar alınması gereken en kritik alanlardan biridir. Artan nüfusla birlikte sağlık hizmetlerinin daha hızlı ve daha verimli sunulabilmesi için teknoloji ve yapay zeka uygulamalarından giderek daha fazla yararlanılması zorunlu hale gelmiştir" ifadelerini kullandı. "Temel amaç insanların yaşam kalitesini artırmak ve tedavi süreçlerini hızlandırmaktır" Üniversitelerinin sağlık bilimleri alanında yürüttüğü projeleri öğrencilerle paylaştığını dile getiren Dikmen, "Akademisyenler olarak sağlık teknolojileri ve yapay zeka temalı araştırma ve çalışmalarımızı anlattık. Sağlık teknolojileri ve sağlık bilişimi alanındaki gelişmeler, hastaların hastaneye başvuru öncesi koruyucu sağlık hizmetlerinden başlayarak tanı, teşhis, tedavi ve bakım süreçlerinin tamamını kapsamaktadır. Bu çalışmaların temel amacı; insanların yaşam kalitesini artırmak, hastalıkların daha erken tanınmasını sağlamak ve tedavi süreçlerini hızlandırmaktır. Bu etkinliği düzenleyerek gençlerle projelerimizi ve çalışmalarımızı paylaşmayı amaçladık" dedi. "TÜBİTAK destekli projeler" Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi bünyesinde yürütülen TÜBİTAK destekli projeler, sağlık hizmetlerinde dijitalleşme, erişilebilirlik ve güvenliği artırmayı hedefliyor. Yaşlı bireyler için geliştirilen yapay zekâ destekli NFC randevu sistemi, sağlık hizmetlerine hızlı ve güvenli erişim sağlamayı amaçlarken; ses analizi tabanlı akıllı güvenlik sistemi ise hastane ve bakım merkezlerinde acil durumları mahremiyeti koruyarak otomatik şekilde tespit etmeyi hedefliyor. Projeler, sağlık alanında teknolojiyi insan odaklı ve etik bir yaklaşımla buluşturmayı amaçlıyor.