ÇEVRE - 05 Mart 2024 Salı 09:47

Prof. Dr. Mustafa Cin: "Sıcakların ve yağışların artması heyelan risklerini arttırıyor"

A
A
A
Prof. Dr. Mustafa Cin: "Sıcakların ve yağışların artması heyelan risklerini arttırıyor"

İlkbahar ayları ve yağmurların artış gösterdiği dönemlerde, Doğu Karadeniz bölgesinde artan heyelan riskleri ve bu risklere karşı alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümü ve Afet Yönetim Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Cin önemli uyarılarda bulundu.


Doğa olayı olarak kabul edilen ve arazi eğimine bağlı olarak yerdeki kütlelerin bir yerden başka bir yere taşınması sonucu meydana gelen heyelan, toprak kayması, kaya düşmesi, çamur akıntısı gibi hareketlerin, özellikle arazi eğiminin yüksek olduğu Doğu Karadeniz bölgesinde sıklıkla görülmekte olduğunu belirten Prof. Dr. Cin, bunların içerisinde en yıkıcı olan kütle hareketinin heyelanlar olduğunu söyledi.



“Heyelan riskinin en yüksek olduğu bölge Doğu Karadeniz bölgesidir”


Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan heyelanlar sonucu can ve mal kayıpları yaşandığını hatırlatan Cin, heyelanlara etki eden faktörler ile ilgili olarak “Birçok değişik etken heyelanlara neden olmaktadır. Bunlardan en önemlisi eğimdir. Ülkemiz dağlık ve eğimli bir arazi yapısına sahiptir ve arazi eğimi ortalama olarak yüzde 17 civarındadır. Ancak Artvin, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu illerini kapsayan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde eğim yüzde 60’ların üzerinde oldukça yüksek bir ortalamaya sahiptir. Bu açıdan düşündüğümüzde heyelanların oluşumu Doğu Karadeniz bölgesinde oldukça yaygın ve doğal bir olaydır. Heyelanların oluşumunda bir başka bir faktör ise kayaçların özelliğidir. Bu bölgedeki geçirimli kayaçlardan sular aşağılara kadar inebiliyor ve daha aşağılarda geçirimsiz bir tabaka bulduğunda yukarıdaki kütleyi harekete geçirebiliyor. Ayrıca su ile doygunluk ve aynı zamanda sürtünmenin azalmasıyla birlikte devasa kütleler hareket haline geçebiliyor. Doğu Karadeniz Bölgesi bu zayıf kayaç yapısından dolayı heyelanlara oldukça müsaittir” bilgilerini paylaştı.


Heyelanların tüm yıl boyunca görülebileceğini ifade eden Cin, özellikle yaz aylarında sıcaklıkların artması ve yoğun yağışlarla bu risklerin yükseldiğine dikkat çekerek “Ani gelişen yağmurlar toprağın alt kısımlarına, anakayaya kadar ulaşabiliyor. Bu da kütlenin ağırlığını yani yükünü ve doygunluğunu arttırıyor, diğer yandan da alt tabakalarda sürtünmeyi azaltıyor. Dolayısıyla sağanak yağışlar heyelan oluşumda etkili bir faktör. Ayrıca bir diğer önemli faktör; bu yağışlar sırasında ana akar su ya da yan kollarda meydana gelen tıkanmalar suyun yönünü değiştirebiliyor. Yönü değişen su, yamaçların altını oyuyor. Dolayısıyla altı oyulan yamaçlar aşağıya doğru yer çekiminin etkisiyle kayıyor. Akarsuyun tekrar önünü tıkıyor ve bir kısır döngüye neden oluyor. Akarsuyun önü tıkanınca arkada göletler oluşuyor. Bu göletler tekrar patlayabiliyor ve aşağılarda daha büyük heyelanlara da neden olabiliyor. Ayrıca İlkbahar aylarında karların erimesi yine arazi yapısında su doygunluğuna neden olacağından heyelan oluşumu açısından risk olarak değerlendirilmektedir” ifadelerini kullandı.



“Depremler ve titreşimler heyelanları tetikleyebiliyor”


Heyelan oluşumlarında zaman zaman beşeri faktörlerin de etkili olduğunu belirten Cin, özellikle yol yapım çalışmalarında yamaçların altının oyulması ile yamaç dengesinin bozulmasının heyelanlara davetiye çıkarttığı uyarısında bulundu. Prof. Dr. Cin, diğer bir tetikleyici unsur olarak arazide oluşabilecek titreşim hareketlerinin etkili olabileceğini hatırlatarak; “Özellikle depremler heyelan oluşumunu tetiklemektedir. Titreşimle birlikte uygun koşullarda olan kütleler hemen harekete geçebiliyor. Titreşim bazen tünel çalışmaları, yol yapım çalışmaları ya da iş makineleri sebebiyle de olabiliyor. Bu da heyelan riskini arttırıyor” uyarısında bulundu.


Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA), Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) gibi kurumların yanı sıra bazı üniversiteler tarafından tüm Türkiye’nin heyelan risk haritasının belirlendiğini söyleyen Cin, hangi bölgelerin ne kadar risk taşıdığının bilindiğini kaydetti.



“Bir diğer önemli tehlike kaya düşmeleri”


Cin, Doğu Karadeniz bölgesinde sıklıkla görülen bir diğer kütle hareketinin kaya düşmeleri olduğunun altını çizerek “Kaya düşmeleri aslında zeminden bağımsız, yani ana kayadan bağımsız, zemine gömülü olmayan büyük kütlelerin aşağı doğru yuvarlanmasıdır. Özellikle ilkbahar aylarında bunu Doğu Karadeniz’de yaygın bir şekilde görebiliyoruz. İlkbahar aylarında neden yaygın? Çünkü karlar eriyor zemin yumuşuyor. Ayrıca biraz daha iç bölgelerde donma ve çözülme olayları nedeniyle genleşme ve büzüşme hareketleri meydana geliyor. Zeminde bulunan kaya parçaları bu esnada aşağıya doğru yuvarlanabiliyor. Aşağıdaki bölgelerde yerleşim alanları var ise evlere büyük bir tehdit oluşturabiliyor. Aynı zamanda bir karayolu var ise bu karayolundan geçen araçların üzerine düşme riski de taşıyor. Bu tür olaylar Doğu Karadeniz’de sıkça yaşanmaktadır. Ayrıca yol yapım çalışmaları sırasında yamaçlarda bulunan irili ufaklı kaya parçaları açık hale geliyor. Bunlar da özellikle ilkbahar aylarında donma çözülme etkisiyle yola düşebilmekte. Tabii ki yola düşen bu kaya parçaları küçük de olsa araçların direk üzerine düşmese bile özellikle geceleri trafik kazalarını arttırabiliyor” şeklinde konuştu.



Heyelanlara karşı ne önlemler alınabilir?


Heyelanlara karşı alınabilecek önlemlerle ilgili de açıklamalarda bulunan Cin “Heyelan riskine karşı alınması gereken önlemlerin ne olduğu aslında yetkililer tarafından çok iyi bir şekilde biliniyor. Bu önlemlerin başında yamaç eğimini azaltmak geliyor. Özellikle yol yapım çalışmaları sırasında yamaç dengesini bozduğumuz zaman, buradaki bozulan dengeyi o anda düzeltmemiz gerekiyor. Bu tıraşlama ile olabiliyor ya da üzerindeki yükün alınmasıyla olabiliyor. Bu önlemler yol yapım çalışmaları sırasında yapılırsa daha iyi olur. Çünkü bu riskli sahada heyelan beklemeyebilir. Dolayısıyla yollar projelendirilirken bu önlemlerin de bir arada alınması gerekiyor. Doğu Karadeniz bölgesi dağınık bir yerleşmeye ve eğimli bir araziye sahip. Bu nedenle çok sayıda bir yol ağı var, yani bütün evlere yol gidiyor. Köylerde yapılan yeni yolların heyelanı da teşvik etmeyecek şekilde yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.



“Köylerdeki kanalizasyonlar hem çevre kirliği hem de heyelan riski oluşturuyor”


Son olarak özellikle köylerdeki kanalizasyon atık alanlarının ve yol kenarlarındaki su tahliye kanallarının heyelanları teşvik eden riskler oluşturduğuna değinen Cin, açıklamalarını şöyle sürdürdü:


“Bölgemizde heyelana davetiye çıkaran bir başka faktörde kanalizasyon atıklarıdır. Özellikle kırsal alanda sıvı ev atıkları ve kanalizasyon araziye bırakılıyor. Buradaki su akışı sürekli olduğu için eğer aşağıda heyelan riski heyelan koşulları var ise su ile doygunluk az önce bahsettiğimiz şekilde suyun etkisiyle birlikte heyelanlar oluşmaktadır. Bunun için önlem aslında kolay, bireyler kanalizasyonları araziye bırakıyor ama bunu çözmek aslında devletin işidir. Bazı köylerde bu modern usullerle kanalizasyonlar borularla belli merkezlere toplanıyor ve orada ayrıştırılıyor. Ancak pek çok köyde bu sorun çözülmemiş durumdadır. Hem çevre kirliliği açısından hem de heyelanı teşvik etmeme açısından bu soruna devletin çözüm üretmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yol kenarlarında bulunan su tahliye kanalları, özellikle yolun yukarısında suları toplayıp aşağılarda bir yerde menfezlerle arazinin alt kısımlarına boşaltma şeklinde bir yol uygulanmaktadır. Yolun üst kenarında oluşturulan bu oluklar suyun şiddeti arttığı zaman buradaki yamacın altını oyabiliyor ve yamaç dengesini bozuyor. Aynı zamanda menfezlerle yolun aşağısına bırakılan su, bu kanallar vasıtasıyla toplanılarak akıyor ve kütlesini büyütüyor. Bu da aşağıda yine yamaç dengesini bozuyor. Araziyi derine ya da yana kazıyor ve heyelanları oluşturuluyor. Önlem olarak bu su kanallarının uygun yöntemlerle borular ya da kanalların betonlanmasıyla, yani yamacı koruyacak şekilde yapılması sağlanabilir.”



Prof. Dr. Mustafa Cin: "Sıcakların ve yağışların artması heyelan risklerini arttırıyor"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara HEKİMSEN Genel Başkanı Kurban: "Bu yasa diğer devletler tarafından kopyalanacak" Ankara’da düzenlenen ’Tarihe İz Bırakan Türk Hekimleri Kongresi’ne katılan HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, "Ortaya çıkacak düzenleme, hem tıbbı daha ileri bir seviyeye taşıyacak hem de hekimlerin onurunu koruyacaktır. Öyle ki bu yasa, diğer devletler tarafından kopyalanacak düzenlemedir" dedi. Ankara’da ’Tarihe İz Bırakan Türk Hekimleri Kongresi’ düzenlendi. HEKİMSEN Genel Başkanı ve ALKON Konfederasyonu Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Tarihe İz Bırakan Türk Hekimleri Kongresi’ne katıldı. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Aksaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alpay Arıbaş, Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan ve Prof. Dr. Ahmet Gökhan Çakıroğlu gibi isimlerin de yer aldığı kongrede konuşan Kurban, Türk tıbbının köklü bilimsel mirasının geleceğin sağlık politikalarına yön verecek güçlü temel oluşturduğunu ifade etti. Üzerinde çalışılan Hekimlik Meslek Kanunu’nun mesleğin hukuki güvencesini güçlendirecek stratejik reform olduğunu vurgulayan Kurban, düzenlemenin hem hasta güvenliğini hem de sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik yapısal dönüşüm sağlayacağını söyledi. Kurban, Türk tıbbının tarihi birikiminin sağlık politikalarının şekillenmesinde önemli referans noktası olduğunu da belirtti. "Milattan önceki dönemlere ait birçok eser yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı" Türk-İslam tıp geleneğinin dünya tıbbına bıraktığı güçlü mirasa dikkat çeken Kurban, özellikle İbn-i Sina’nın eserlerinin yüzyıllar boyunca Avrupa tıp eğitimine yön verdiğini hatırlattı. Kurban, "Milattan önceki dönemlere ait birçok eser yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Bu eserler, Abbasiler döneminde Arapçaya çevrilerek koruma altına alındı. O gün yapılan çeviriler olmasaydı, bugün bu eserlerin büyük bir kısmı tamamen yok olacaktı. Bu mirası Müslümanlar korudu. Tıp bilimi büyük bir gelişme göstererek zirveye ulaştı. Ancak daha sonraki dönemlerde o coğrafyada ardı ardına savaşlar yaşandı. Sürekli devam eden savaşlar nedeniyle bu birikimin önemli bir kısmı yok edildi. Buna rağmen bizim kültürümüz, inancımız ve milletimiz tıbbı ve bilimi önemli bir noktaya taşımıştır. Bu süreçte tıbbın gelişimi öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki, İbn Sina’nın yazdığı El-Kanun fi’t-Tıb adlı eser 19. yüzyılın başlarına kadar Avrupa’da okutulmuştur. Ne var ki bu eserin orijinal nüshasının bugün bizde bulunmaması üzücü bir durumdur" diye konuştu. "Bu yasa, diğer devletler tarafından kopyalanacak" Tarih boyunca tıbbı zirveye taşıyan bu anlayışın gelecekte de daha ileriye taşınacağına inandıklarını belirten Kurban, "Zaten HEKİMSEN’in kuruluş amacımız da budur. Tıp, aynı zamanda bilimin zirvesidir. Çünkü tıp, doğrudan hayata hizmet eder. HEKİMSEN camiası olarak kurulma amacımız da bu kadar kıymetli bir varlığa hizmet eden tıp doktorlarının haklarını ve itibarını korumaktır. Hekimlik Meslek Yasası’yla ilgili çalışmamız çok gelişti, inşallah geliştirilecek ve eksiklikleri tamamlanacak. Ortaya çıkacak düzenleme, hem tıbbı daha ileri bir seviyeye taşıyacak hem de hekimlerin onurunu koruyacaktır. Öyle ki bu yasa, diğer devletler tarafından kopyalanacak düzenlemedir" şeklinde konuştu. "Hekimlik Meslek Kanunu yalnızca hekimlerin haklarını güvence altına alan bir düzenleme değildir. Aynı zamanda hasta güvenliğini güçlendiren ve sağlık hizmetlerinin kalitesini artıran yapısal bir reformdur" ifadelerini kullanan Kurban, güçlü bir sağlık sistemi için hekimlik mesleğinin korunmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Tıp tarihindeki kurumsal gelişmelere de değinen Kurban, geçmişte hastanelerde uygulanan eğitim ve sınav sistemlerinin modern tıp eğitiminin temelini oluşturan disiplinli bir yapıyı ortaya koyduğunu ifade etti. Bu güçlü bilimsel ve tarihi mirasın, bugün sağlık politikalarının şekillenmesinde önemli bir referans noktası olduğunu söyledi.
Manisa Başkan Dutlulu, Soma Termik Santrali işçilerini iftarda ağırladı Manisa Büyükşehir Belediyesi, Soma Termik Santrali önünde 17 gündür hak mücadelesi veren işçiler ve aileleri için iftar programı düzenledi. İftar sofrasında işçilere seslenen Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, "17 gündür nasıl yanınızdaysak, bundan sonra da her süreçte yanınızda olmaya devam edeceğiz" dedi. Sosyal belediyecilik anlayışıyla vatandaşların yanında olan Manisa Büyükşehir Belediyesi, Soma’da termik santrali işçilerine yönelik iftar programı gerçekleştirdi. Soma Termik Santrali işçilerinin 17 gündür devam eden hak arama mücadelesine destek vermek amacıyla tesis önünde düzenlenen iftar programına CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Soma Belediye Başkanı Sercan Okur, Kırkağaç Belediye Başkanı Üstün Dönmez, Manisa Büyükşehir Belediyesi genel sekreter yardımcıları, başkan danışmanları, siyasi parti ve sendika temsilcileri, santral çalışanları ile aileleri katıldı. "Her zaman yanınızdayız" Her zaman işçilerin yanlarında olduklarını ifade eden Milletvekili Bakırlıoğlu, "Bizler siyasetçi olmaktan öte, bu toprakların birer evladı olarak her zaman yanınızdayız. Şunu iyi bilin ki; Meclis çatısı altında sizin sesiniz kısılmayacak. Yarın sabah Ankara’ya döndüğümde ilk işim, bu kazanımların kalıcı hale gelmesi ve o çok istediğimiz kamulaştırma adımlarının atılması için gerekli girişimlerde bulunmak olacak" dedi. "Tek çözüm kamulaştırmak" İşçilerin başarısını kutlayan ve büyük bir iş başardıklarını söyleyen Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, başarının birlik ve beraberlikten kaynaklandığını söyledi. 17 gündür yanlarında olduklarını ve bundan sonra da olmaya devam edeceklerini söyleyen Başkan Dutlulu, "17 gündür nasıl yanınızdaysak, daha önce nasıl yanınızdaysak, bundan sonra nasıl bir sonuç olursa olsun, nasıl bir süreç olursa olsun Manisa Büyükşehir Belediyesi de Soma Belediye Başkanı da Manisa’mızın milletvekilleri de her zaman yanınızda olmaya devam edecek; bundan şüpheniz olmasın. Soma halkı, Türkiye’de örnek olacak bir birliktelik gerçekleştirdi. Allah bir daha böyle şeylere ihtiyaç duyurmasın. Biz buraya gelmeden birkaç gün önce, ’Bu süreç nasıl olacak?’ diyorduk. Haberi aldık, mutlu olduk. Tabii haberdeki soru işaretleri içimizi kuşkuya düşürdü ama en azından şimdilik işçi kardeşlerimizin sorunları çözülüyor, işe başlıyorlar, maaşlar alınıyor. Ama bundan sonraki süreçte de hepimizin dikkatli olması lazım. Arkadaşlarımız çok güzel söyledi: ‘Bu işin tek çözümü kamulaştırma.’ Bunu bakan da kabul ediyor, herkes kabul ediyor. Bu iş şirketlere devredilecek bir iş değil. Ama kamulaştırma yapılamıyorsa da bir an önce buranın sorunu çözülsün, Soma’nın sorunu çözülsün, sizlerin sorunu çözülsün; bunu istiyoruz. Bunun için de elimizden geleni yapacağız" dedi. "Termik santral işçisi devlet işçisi olsun" Mücadelenin henüz bitmediğine dikkat çeken Soma Belediye Başkanı Sercan Okur, "Bugün güzel haberler aldık, hayırlı haberler aldık. Ancak bu haberler bir başlangıç, henüz her şey bitmiş değil. Sıcak su devam ettiği sürece ödenecek bir teşvik söz konusu. İki ay sonra sıcak su sona erdiğinde termik santralin durumu ne olacak? Çalışmaya devam edecek mi? Sizlerin durumu ne olacak? Bu konuda yeterli bir açıklama yok. Soma’mızın geleceğine birlikte sahip çıkacağız. Soma’mızın termik santrali, madenleri Somalının olana kadar birlikte mücadeleye devam edeceğiz. Tek bir isteğimiz var: Termik santral eskiden olduğu gibi yine devlet tarafından işletilsin. Termik santral işçisi devlet işçisi olsun. İşçimizin de ilçemizin de gelecek korkusu kalmasın" ifadelerini kullandı. "Soma olarak kenetlendik" Konuşmasına destek veren herkese teşekkür ederek başlayan TES-İŞ Şube Başkanı Mustafa Girginler, "Ben sizlerin önünde sayın vekilime, bizleri Meclis’te her zaman sesimiz olduğu için kendilerine çok teşekkür etmek istiyorum. Bugün direnişimizin 17. günü. 17 günden beri bizlere burada her türlü imkanı sunan, bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan Büyükşehir Belediye Başkanıma, Soma Belediye Başkanıma çok teşekkürlerimi sunuyorum. Soma olarak çok güzel birbirimize kenetlendik, birbirimize sahip çıktık. Bir heyet oluşturduk. Bu heyet aynı şekilde işimizin devamlılığı için, uzun süreli bu tesisimizin, Soma’mızın mağdur olmaması için çalışması için bizler aynı şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz" dedi.