DÜNYA - 11 Ocak 2013 Cuma 12:48

"Apo’ya boyun eğmedi ve bedelini ödedi"

A
A
A
"Apo’ya boyun eğmedi ve bedelini ödedi"

Paris’te dün iki arkadaşı ile birlikte öldürülen PKK’nın kurucularından Sakine Cansız ile Diyarbakır Cezaevi’nde birlikte yatan Bekaa Vadisi'nde de yakın arkadaşı olan Aysel Çürükkaya, Sakine Cansız’ın Abdullah Öcalan’ı diktatör olarak gördüğünü ve buna boyun eğmeyip yıllarca mücadele ettiğini söyledi.

Örgüt kurucuları arasında bulunan Sakine Cansız ve beraberindeki 2 kadının Paris’te öldürülmesi üzerine Almanya’da yaşayan, eski örgüt arkadaşlarından Aysel Çürükkaya ve eşi Selim Çürükkaya, İHA mikrofonlarına konuştu. 6 yıl Diyarbakır Cezaevi'nde yatıp, 7 yıl dağ kadrosunda kaldıktan sonra Almanya’ya geldiğini belirten Aysel Çürükkaya, Paris’te öldürülen Sakine Cansız’ı 30 yıldan beri tanıdığını söyledi. Aysel Çürükkaya, “İkimiz de Dersim’liyiz. Gençliğimiz beraber geçti. Daha sonra cezaevinde birlikte kaldık. Dolayısıyla uzun yıllardan beri (kendisini) tanıyorum” şeklinde konuştu.

Sakine’nin ölüm haberini dün sabah saatlerinde aldığını söyleyen Çürükkaya, “Bu sabah 5’e çeyrek kala kalktığımda telefonum çaldı. Sabah telefonlarından ve akşam telefonlarından ben korkarım. Telefon çalarken bayağı bir ürktüm. Mutlaka bir şeyler olmuştur diye düşündüm. Gerçekten telefonu aldığımda da arkadaşımın öldürüldüğünü duydum ve çok üzüldüm” dedi.

Sakine Cansız’ın cezaevindeki direniş arkadaşı olduğunu belirten Aysel Çürükkaya, cezaevinde kendisiyle birlikte büyük acılar çektiklerini ifade etti.

“CEZAEVİNDEN ÇIKIP BEKAA'YA DÖNDÜĞÜNDE APO'YA BOYUN EĞMEDİ VE BEDELİNİ ÖDEDİ”

Çürükkaya, Sakine Cansız'ın bir hesaplaşma yüzünden öldürülüp öldürülmediği sorusu üzerine, henüz olayın bütün detaylarını bilmediğini, bu yüzden bir yorum yapmak istemediğini söyledi.

Cansız’ın Diyarbakır Cezaevinde hiçbir baskı ve işkenceye boyun eğmediğini belirten Çürükkaya, “Diyarbakır Cezaevi'nden çıktıktan sonra Bekaa’ya geldiğinde de aynı şekilde Apo’ya boyun eğmedi, karşı koydu. Ama gerçekten karşı koymanın da bir bedeli vardır. Sakine Bekaa’da da bu bedellere maruz kaldı” dedi.

“SAKİNE GERÇEKTEN APO'NUN BİR DİKTATÖR OLDUĞUNU BİLİYORDU”

Çürükkaya konuşmasına şöyle devam etti:

“Çünkü Apo’yu gördüğünde kabul etmemişti. Diktatör olduğunu, insanları köle gibi gördüğünü… Hatta aramızda şöyle bir şey de geçmişti ilk karşılaşmamızda; bana sarıldı ve sen nasıl bu ortama boyun eğiyorsun, nasıl kabul ediyorsun dedi. Ben sadece ona baktım ve gözümden iki damla yaş geldi. Dedim ki ben sana bir şey anlatmayacağım, sen yaşayarak bunları göreceksin ve beni anlayacaksın. Hatta benim omuzlarımdan tutmuştu ve beni silkelemişti. Çok mu acılar çektin, çok mu şeyler geldi neden sustun, biz Diyarbakır Cezaevi'nde susmadık ama burada niye boyun eğdin dedi. Ben ona karşı hiçbir şey söyleyemedim.”

Çürükkaya, Sakine Cansız’ın birçok şeye tanık olduğunu ve bunlara karşı çıktığını ancak her defasında kendisine boyun eğdirildiğini dile getirerek, “Sakine gerçekten Apo’nun bir diktatör olduğunu biliyordu. Birçok yanlışlıklar olduğunu biliyordu ama buna rağmen o ortama uyum sağladı. Çünkü ben asla ihanetçi olmayacağım diyordu. Tabi daha sonra yollarımız ayrıldı. Çünkü ben PKK’ya tavır koydum ve PKK’dan ayrıldım. Sakine o kulvarda yoluna devam etti. Her ne kadar düşüncelerimiz farklı da olsa benim gerçekten sevdiğim, saygı duyduğum, değer verdiğim büyük bir kahramandı. Büyük bir direnişçiydi” ifadelerinde bulundu.

Çürükkaya, “Bu vesileyle sizin aracılığınızla ailesine başsağlığı diliyorum. Şu anda gerçekten çok büyük bir üzüntü içindeyim. Arkadaşım böyle bir ölümü hak etmemişti. Gerçekten şu anda ciğerim yanıyor. Zaten telefonu duyduktan sonra kendi kendime şöyle dedim; ah Sako senin ölümün böyle olmamalıydı” dedi.

“BELKİ KENDİ AÇIMDAN BİRKAÇ SORU İŞARETİNİ ORTADAN KALDIRABİLİRİM AMA…”

Paris’te böyle bir olayın yaşanmasının kafalarda pek çok soru işareti oluşturduğunu öne süren Aysel Çürükkaya, bu soru işaretlerinden bazılarının cevaplarını bulabileceğini ancak bunları söylemek için henüz erken olduğunu ifade etti.

Çürükkaya, “Böyle bir olayın Paris’te olması, gece yarısı 3 tane kadının bu şekilde vurulması gerçekten birçok soru işareti barındırıyor. Belki ben kendi açımdan bazı soru işaretlerine bazı cevaplar bulabiliyorum ama şu anda onu söylemeyi uygun görmüyorum. Belki ileride daha farklı açıklamalar yapabilirim ama şu anda uygun görmüyorum” ifadelerini kullandı.

SELİM ÇÜRÜKKAYA: "KATİLLERİN KİM OLDUĞU ORTAYA ÇIKAR"

Almanya’da yaşayan ve siyasi roman kitapları yazan Aysel Çürükkaya’nın eşi Selim Çürükkaya, "Apo'nun Ayetleri" ve "Sırlar Çözülüyor" kitapları ile tanınıyor.

Diyarbakır Cezaevinde 11 yıl yattıktan sonra, Suriye'ye geçen ve orada Addullah Öcalan ile birlikte bir yıl çalıştığını belirten Selim Çürükkaya, İmralı sürecinden umutlu olmadığını söyledi.

Selim Çürükkaya, İHA’ya yaptığı açıklamada, Sakine Cansız’ı yakından tanıdığını ve ölüm haberini bu sabah aldığını belirtti. Diyarbakır Cezaevinde 1980 ile 1987 yılında birlikte yattıklarını ifade eden Selim Çürükkaya, “Diyarbakır Cezaevinin o üç yılı cehennem gibiydi, o dönemde birlikteydik. Sakine bütün baskılara rağmen boyun eğmeyen bir kadındı. Tabi haberi duyduğum zaman çok üzüldüm fakat Fransız polisi henüz herhangi bir sonuca varmamıştır” diye konuştu.

Çürükkaya, "Olayın failleri ve katilleri kimdir, şu an bir şey söyleyemem ama Paris, Diyarbakır değil. Cinayetler faili meçhul kalmaz, büyük olasılıkla katillerin kim olduğu açığa çıkacaktır” dedi.

"BU SÜREÇ 20 YILDIR VAR"

Selim Çürükkaya İmralı’da yapılan görüşmelerle birlikte başlatılan yeni barış sürecinin bazı bilinmeyen güçler tarafından baltalanmak istenip istenmediği sorusuna şöyle cevap verdi:

“Maalesef böyle süreçler 20 yıldır oluyor. Türkiye kamuoyunda, televizyonlarında olumlu bir hava esmeye başladığında, Kürt sorunu siyasi olarak tartışılmaya başladığında veyahut ateşkeslerden bahsedildiğinde ya da silahların gömülmesinden söz edildiğinde, eskiden bildiğimiz şimdi bilmediğimiz bazı eller devreye giriyor ve bu tip eylem ve olaylar oluyor. Toplum tetikleniyor ve süreçler kapanıyor.

Bingöl’de 33 askerin öldürülmesi ile birlikte yeni bir süreç devreye girdi. Daha sonraki ateşkeslerde de buna benzer böyle tartışmaların başladığı bir ortamda, böyle bir olayın Paris’in merkezinde olması ve cinayete kurban gidenin üç bayan olması ve Sakine Cansız’ın Kürtler arasında tanınan hatta sembol olarak bilinen bir bayan olması çok dikkat çekicidir”


"ÖCALAN AKP'NİN DEDİĞİNİ YAPMAYA BAŞLAMIŞTIR"
Abdullah Öcalan’ı yakından tanıdığını ifade eden Selim Çürükkaya Öcalan’ın kendisini denetleyenlerin isteği doğrultusunda politika yaptığını söyleyerek, “Abdullah Öcalan kimlerin denetimindeyse, onların isteği doğrultusunda politika yapan bir insandır. Onun 30 yıldır yaşamını, düşüncelerini, söylediklerini dinleyenler, bilenler böyle olduğunu bilirler. Son 10 yıldır Türkiye ordusu İmralı’da hakimdi. Öcalan ordunun dümen suyunda politika yaptı.

AKP ile Ergenekon mücadelesi neticesinde, Ergenekon, şu an Türkiye’de gerilemiştir, AKP İmralı üzerinde hakimiyet sağlamıştır ve Öcalan AKP’nin dediğini yapmaya başlamıştır. Bu süreç bunun bir ürünüdür” dedi.

"ÖCALAN İSTEDİKLERİNİ YAPTIRAMAZ, ORTAM MÜSAİT DEĞİL"

Abdullah Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisinin ne derece olduğu sorulan Çürükkaya, “Mutlaka etkisi vardır. Öcalan tutuklandıktan sonra dışarıda gerek basın gerek devlet gerek illegal güçler gerek Öcalan’a bağlı olan kişiler, Öcalan’ın tek irade olduğu propagandasını 10 yıl, 15 yıl yaptılar ve Öcalan’ı bir nevi mit haline getirdiler. Binlerce ve milyonlarca insan imzayla iradesini Öcalan’a teslim etti ve şu anda da tek kişi olarak konuşuyor. Yaptıklarını yaptırabilir mi yaptıramaz mı onu göreceğiz. Bana göre fazla yaptıramaz. Ortam müsait değil” ifadelerinde bulundu.

AK Parti hükümetinin örgütü parçalamaya karar verdiğini söyleyen Selim Çürükkaya, barış sürecinden umutlu değil misiniz sorusuna, “Ben gerçek bir barışın olmasını istiyorum ama gerçek bir barışın, Kürt halkının temsilcileriyle Türkiye hükümetinin görüşmeleri sonucunda olabileceğine inanıyorum” cevabını verdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Çanakkale Gelibolu Belediyesinin çalışmasında güvenlik önlemi alınmadı, işçinin hayatı hiçe sayıldı Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde AK Partili belediye tarafından sürdürülen altyapı çalışmalarında bir personelin yeterli tedbir almadan çalıştığı görüldü. Gelibolu Belediyesi sosyal medya hesaplarından altyapının yetersizliğine vurgu yapılan, "Yılların altyapı yetersizliği, bugün dondurucu kış şartlarında sırılsıklam bir mücadelenin omzuna yüklenmiş durumda’ paylaşımında, iş güvenliği kurallarına uyulmadan personelin hayatının hiçe sayıldığı görüldü. AK Partili Gelibolu Belediyesi ilçedeki altyapı sorununu sosyal medya hesaplarından şarkılı ve yazılı mesaj ile eleştirerek dile getirirken, çalışmalar sırasında bir personelin tedbir almadan çalıştığı görüldü. Basınçlı suyun olduğu bölgede personelin kişisel koruyucu ekipman olarak baret, yüz ve göz koruyucu kullanmadığı görüldü. İş güvenliği uzmanlarının yaptığı değerlendirmede, ilk kademede çalışan kişinin kişisel koruyucu ekipman olarak baret, yüz ve göz koruyucu kullanmadığı belirtildi. Yapılan çalışmada önemli unsurlardan biri olarak da çalışan ve çevre güvenliği için basınçlı suyun çalışma başlamadan kesilmesi gerektiği aktarıldı. Videoda tam olarak seçilmese de çalışma esnasında kullanılan ayakkabının yalıtkan özellikte olması gerektiği ve herhangi bir elektrik maruziyetine sebebiyet vermemek amacıyla çalışma yapılan bölgeden geçen enerji hatlarının kaçak ihtimaline karşı çalışma süresince kesilmesi gerekliliği vurgulandı. İşçinin tahta sopa ile çalışması ve basınçlı suyun kesilmemesi göz önünde bulundurulduğunda tahta sopanın basıncın etkisi ile sıçrayarak çalışanın hayati bir organına zarar verebileceğine dikkat çekildi. Yaklaşık 1 buçuk metrelik derinlikte yapılan bu çalışmada çıkarılan toprağın da uygunsuz istiflenmesi ile oluşabilecek çöküntü vb. durumlarda çalışan için herhangi bir güvenli çıkış noktası önlemi alınmadığı görüldü.
Elazığ Emniyet Müdürlüğü’nde satranç heyecanı Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü, Türk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında satranç turnuvası düzenledi. 265 sporcunun mücadele ettiği turnuvaya 7’den 70’e geniş bir katılım sağlandı. Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü ile Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü iş birliğinde, ’Polis Haftası’ etkinlikleri kapsamında satranç turnuvası düzenlendi. Farklı yaş kategorilerinde 265 sporcunun mücadele ettiği turnuva, emniyet müdürlüğü tesislerinde başladı. Bugün başlayan müsabakaların yarın akşam sona ermesi bekleniyor. Adnan Karayer: "Bu anlamlı etkinliğe katılan herkese yürekten teşekkür ediyorum" Turnuvayla ilgili açıklamalarda bulunan Elazığ İl Emniyet Müdürü Adnan Karayer, "Türk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde düzenlediğimiz sosyal faaliyetlerden biri olan satranç turnuvamıza hepiniz hoş geldiniz. Bugün başlayıp yarın akşam sonuçlanacak olan bu müsabakaya, farklı yaş kategorilerinde yaklaşık 265 sporcumuz katılım sağlamaktadır. Her yaş grubundan çocuklarımızı ve genç yetişkinlerimizi emniyet müdürlüğümüzün çatısı altında misafir etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Bu etkinliğin öncelikli amacı, satrancı sevdirmek, kitlelere yaymak ve gençlerimizi kötü alışkanlıklardan uzak tutmaktır. Bu anlamlı etkinliğe katılan herkese yürekten teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Abdulsamed Eren: "Çocuklarımız yarışacak, kupa kazanacak ve güzel anılar biriktirecekler" Elazığ Gençlik ve Spor İl Müdürü Abdulsamed Eren ise organizasyonun Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü’nde yapılmış olmasının çok anlamlı olduğunu söyleyerek, "Burada 265 sporcumuz ve aileleriyle birlikte bulunmaları hem bizlere hem de emniyet teşkilatımıza gurur veriyor. Bu tablo, polis ile vatandaş arasındaki köprünün ne denli güçlü olduğunu gözler önüne seriyor, gerçekten sevindirici ve güzel. Sayın Müdürüm’ün de az önce ifade ettiği gibi yıl içerisinde birçok organizasyon düzenliyoruz. Ancak bugünkü program hem anlam hem de önem bakımından gerçekten ayrı bir yere sahip. Çocuklarımız yarışacak, kupa kazanacak ve güzel anılar biriktirecekler" şeklinde konuştu.
Sivas Prof. Dr. Koçkaya: "Sokak hayvanlarına karşı sorumluluklarımız var" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mustafa Koçkaya, hayvan sağlığı ne kadar iyi korunursa toplum sağlığının da o kadar iyi olacağını belirterek, "Merhamet sadece vicdani bir durum değil, aynı zamanda bir sorumluluktur" dedi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Veteriner Fakültesi Veterinerlik Fizyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Koçkaya, 4 Nisan Sokak Hayvanları Günü dolayasıyla önemli açıklamalarda bulundu. Bir toplumun gelişmişliğinin sokak hayvanlarına gösterilen davranışlarla ölçülebileceğini belirten Koçkaya, hayvanların insan faaliyetleri sonucu sorumluluk altına girdiğini ifade etti. Koçkaya, "Hayvanlar doğanın bir parçasıdır ve hakları vardır. Toplumun her bireyi bu konuda bilinçli olmalıdır" dedi. Sokak hayvanlarında görülen bulaşıcı hastalıklara değinen Koçkaya, en sık iç ve dış parazitler, mantar enfeksiyonları, kuduz, distemper (gençlik hastalığı) ve parvovirüsün görüldüğünü söyledi. İnsanlara bulaşabilen hastalıklar arasında ise parazitler, mantar enfeksiyonları ve kuduzun öne çıktığını belirten Koçkaya, düzenli aşı ve kontrol programlarının bu riskleri önemli ölçüde azaltacağını ifade etti. Temas sonrası sabunlu su ile yıkanmalı Sokak hayvanlarıyla temas sonrası dikkat edilmesi gerekenleri de anlatan Koçkaya, ellerin sabunlu suyla yıkanması gerektiğini, açık yarayla temastan kaçınılmasının önemli olduğunu vurguladı. Koçkaya, ayrıca hayvanların ağız, burun ve dışkısıyla doğrudan temas edilmemesi gerektiğini dile getirdi. "Hayvanların vücut dilini bilmek gerekiyor" Hayvanlara yaklaşırken ani hareketlerden ve yüksek seslerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Mustafa Koçkaya, "Onlar için düzenli beslenme ve barınma alanları oluşturmalıyız. Hayvanların vücut dilini anlamak çok önemlidir. Örneğin, sokakta sırtüstü yatan bir köpek gördüğümüzde, bunun bizden sevgi beklediği anlamına geldiğini düşünebiliriz. Oysa bu bir boyun eğme davranışıdır. Vücut dilini bilmeden karın kısmını sevmeye çalıştığımızda hayvan aniden ısırabilir. Aslında ısırma vakalarının çoğu bu tür yanlış yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır. Önce bu sorumluluğu alabilecekler mi bunu değerlendirmeliler. Aşılarını yaptıracak, bakımlarını sağlayacak kişiler sahiplenmeli. Aksi takdirde hayvanlar sokağa bırakılabiliyor ve sorunlar artıyor" dedi. "Onlara karşı sorumluluklarımız var" Yaz ve kış aylarının önemli olduğunu belirten Koçkaya, "Yaz ve kış ayları yine önemli konulardan bir tanesi. Özellikle kışın arabanın motoru sıcak olduğu için motor aksamına kediler girebiliyor ya da yazın gölge olduğu için arabanın altına girebiliyor. Bu konuda arabayı çalıştırmadan önce dikkat edersek onların sağlığını korumuş oluruz. Onlara karşı sorumluluklarımız var. Hayvan sağlığını ne kadar iyi korursak, toplum sağlığı da o kadar iyi olur. Merhamet sadece vicdani bir durum değil, aynı zamanda bir sorumluluktur" diye konuştu.
İstanbul Bakan Tekin: "AK Parti Türkiye’de insan haklarını, yasaksız bir Türkiye’yi politik uygulamalarının odağına yerleştirmiş ve ona göre hareket etmiştir" Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Adalet ve Kalkınma Partisi ve Sayın Cumhurbaşkanımız bu yola çıkarken Türkiye’de demokrasiyi, insan haklarını, yasaksız bir Türkiye’yi bütün politik uygulamalarının odağına yerleştirmiş ve ona göre hareket etmiştir. Bu anlamda süreç içerisinde çok farklı konularla ilgili çok sayıda adımlar atıldı" dedi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Anadolu İrfanı Değerleri Kahvaltı Buluşmaları" programında sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileri ile bir araya geldi. Programda konuşan Bakan Tekin, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni yazarken, kurgularken 2014’ten itibaren 1. Maarif Kongresi’nde Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği ’Milli seciyeyi esas alan bize ait bir eğitim politikası inşa etmek zorundayız’ kurgusundan hareketle hem müfredatı hem de toplumsal yaşantımızdaki her olayı her anı bu anlamda değerlendirmeye özen gösterdik. Dünyada toplumsal yaşantılar teknolojik değişiklikler, siyasal mefhumalar, ideolojik tanımlamalar çok sık bir şekilde değişiyor. Her değişen mefhumanın kendi konjonktürel döneminde hem meşrulaştırmak için ya da politika uygulayıcıların kendi siyasal iktidarlarını devam ettirebilmek için ihtiyaç duydukları, bazen oluşturdukları, bazen devam ettirdikleri çatışma kültürünün konjonktürel olduğunu görmemiz ve bu çatışma kültürünün toplumda oluşturduğu ayrışmayı ortadan kaldıracak adımlar atmak gerektiğini her ortamda ifade ettik" dedi. "Ayrıştıran politikalar toplumda hem ciddi bir enerji israfına, emek israfına sebebiyet veriyor" Bakan Tekin, ayrıştırıcı ve ötekileştirici politikaların toplumda ciddi bir emek israfına yol açtığını dile getirerek, "Bir imparatorluk geleneğine sahip, bütün dünyada karikatürize edilmiş ifadeyle ’yetmiş iki buçuk milletin’ bir arada barış içerisinde yaşadığı, herhangi bir milletin diğer millete karşı ayrıştırıcı, ötekileştirici herhangi bir hususun içerisine girmediği bir toplumsal tarihimiz vardır. Bilhassa 19. yüzyılda bütün dünyada imparatorluklar sona ererken, imparatorlukların sona erdiği yere kurulacak modern ulus devletlerin en çok arzu ettikleri şey bir ulus tanımı oluşturmak ve bu ulus tanımında diğer unsurları ötekileştirerek ya da tek tipleştirerek bir mefhuma girmek. 19. yüzyılda dünyanın tamamındaki imparatorluklarda bu çaba vardı. Fakat bugün geldiğimiz noktada tek tipleştiren, ötekileştiren ve ayrıştıran politikalar toplumda hem ciddi bir enerji ve emek israfına sebebiyet veriyor, hem de toplumun bazı kesimlerini sürecin dışında tutacak, onları ayrıştıracak bir çatışma kültürünün devamı haline getiriyor. Türkiye’de bilhassa 1990’lı yıllarda bunun sonuçlarını çok bariz şekilde gördük. Etnik ya da dini sebeplerle toplumda ayrışmanın varlığından, çatışmanın varlığından siyasal ya da ekonomik çıkar elde eden kitleler bu çatışmayı körükleyen, bu çatışmayı devam ettirmeye çalışan politikalar takip ettiler, edildi" diye konuştu. "Dini referanslarla yasaksız bir Türkiye’yi inşa etmek Sayın Cumhurbaşkanımızın 2001 yılından itibaren uyguladığı bir politika" Alevi-Sünni, Türk-Kürt şeklinde bir çatışma kültürünün kendi siyasal ve ekonomik çıkarlarını devam ettirmek arzusundaki kişiler tarafından körüklendiğini belirten Bakan Tekin, şunları söyledi: "2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi kurulurken Sayın Cumhurbaşkanımızın sıklıkla dile getirdiği konulardan bir tanesi de bu. Türkiye’de toplumsal barışı zedeleyen, toplumsal barışın ortaya çıkmasını engelleyen ve belli siyasal grupların kendi siyasi iktidarları için toplumun içerisine ektikleri nifak tohumlarının temizlendiği, tedavi edildiği bir Türkiye’yi; yasaksız hem etnisite anlamında hem de dini referanslarla yasaksız bir Türkiye’yi inşa etmek Sayın Cumhurbaşkanımızın 2001 yılından itibaren uyguladığı bir politika. 1990’lı yılların Türkiye’sini hatırlayın lütfen. Her gün bir terörize olayın haberi, içimizi burkan, bizleri huzursuz eden şehit haberlerinin geldiği bir ortam. Bunları ortadan kaldırmak için polisiye tedbirlerin dışında hiçbir tedbirin düşünülmediği bir Türkiye, bundan dolayı da OHAL diye bilinen bir uygulamanın olduğu bir Türkiye vardı. 2000’li yıllara girerken Türkiye’de OHAL’in kaldırılmasını tartışmak hiç kimsenin cesaret edemediği bir konuydu. 3 Kasım 2002 seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra kasım ayının sonunda, yani 2002 yılı Kasım ayı sonunda ilk yaptığı şey OHAL uygulamasını kaldırmak oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi yola çıkarken, Sayın Cumhurbaşkanımız bu yola çıkarken Türkiye’de demokrasiyi, insan haklarını, yasaksız bir Türkiye’yi bütün politik uygulamalarının odağına yerleştirmiş ve ona göre hareket etmiştir. Bu anlamda süreç içerisinde çok sayıda adım atıldı çok farklı konularla ilgili. Türkiye’deki azınlık vakıflarının gayrimenkullerinin iade edilmesinden tutun, en son geldiğimiz terörsüz Türkiye sürecine kadar." Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Cumhuriyet tarihindeki en önemli devrimlerden bir tanesi olduğuna dikkat çeken Bakan Tekin, "Bu tek başına değerlendirildiğinde belki çok anlamlı bir okuma yapamayabiliriz. O yüzden 2002’den itibaren bu anlamda atılan demokrasi, insan hakları perspektifinden atılan adımların hepsiyle beraber düşünüp geldiğimiz noktayı ona göre analiz etmemiz gerekir. Terörsüz Türkiye bu açıdan çok güzel bir örnektir. 2002’den itibaren belirli bir program dahilinde atılan adımlar sayesinde, Kürtçe konuştuğu için Türkiye’nin en popüler sanatçılarından bir tanesinin sosyete ortamlarında linç edildiği bir Türkiye’den resmi devlet okullarında Kürtçe derslerinin verildiği, resmi televizyon kanallarında Kürtçe konuşulduğu bir Türkiye’ye geldik. Bunlar süreç içerisinde atılan önemli adımlar" ifadelerini kullandı. Bakanlığı döneminde atılan adımlara da değinen Tekin, "2023 yılında bakan olarak göreve başladıktan sonra da bu konuda hükümetimizin bu politikasını devam ettirecek Milli Eğitim Bakanlığı olarak bizim görev alanımıza giren konularda politika önerileri seti oluşturabilecek bir dizi etkinliği hep beraber, bu salondaki arkadaşlarla hep beraber yaptık. Onlarca toplantı yaptık, yol haritaları oluşturduk. Ben bu süreçte yaptığımız çalıştaylara, etkinliklere, programlara, raporların yazılmasına katkı veren dernek, vakıf, konfederasyon, federasyon başkanlarına, dedelerimize hassaten teşekkür ediyorum. Şu an geldiğimiz noktada bu devrimi devam ettirecek ikincil adımları nasıl atabiliriz, neler yapabiliriz sorusunu artık daha kararlı bir biçimde sorduğumuz bir dönemdeyiz. Geçtiğimiz hafta AK Parti’den iki genel başkan yardımcısıyla yine bu konuyu değerlendirdik ve bir yol haritası oluşturduk. Bu yol haritasını da inşallah daha sonraki adımlarımızla daha sağlıklı bir zemine oturtup, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin açtığı bu devrim niteliğindeki yolu, onların hedeflediği şekilde nihayete erdirecek adımları hep beraber atarız inşallah" şeklinde konuştu. Programa AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen, Alevi Kültür Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin, Alevi Vakıflar Federasyonları Genel Başkan Yardımcısı Bektaş Avcı ve çok sayıda STK temsilcisi katıldı.