GÜNDEM - 10 Haziran 2021 Perşembe 21:31

Beykoz’da bazı yollar pazar günü kapalı olacak

A
A
A
Beykoz’da bazı yollar pazar günü kapalı olacak

Dünya çapında popüler yol bisiklet yarışı serilerinden Turkcell GranFondo İstanbul yarışları 13 Haziran Pazar günü Beykoz’da yapılacak. 15 ülkeden yaklaşık bin bisikletseverin katılacağı etkinlik dolayısıyla ilçedeki bazı cadde ve yollar kapalı olacak.

İlk kez İstanbul’da ve Beykoz Belediyesi’nin ev sahipliğinde, ilçenin doğa ve tarih dolu atmosferinde yapılacak Turkcell GranFondo 2021, sosyal mesafe kurallarına uygun, sağlık önlemleri artırılmış olarak gerçekleşecek.

Yoros Kalesi-Polonezköy parkuru

Beykoz’un mavi ve yeşille kaplı turistik manzaralarının eşlik edeceği yarışın startı Beykoz Belediyesi önündeki Expo Alanı’ndan verilecek. 82 km’lik uzun ve 40 km’lik kısa parkurda pedal çevirecek sporcular Yoros Kalesi, Anadolu kavağı, Kaynarca, Paşamandıra, Cumhuriyetköy ve Polonezköy’ün yemyeşil doğasından geçerek varışı yine Expo Alanı’nda yapacak.

Zorlu etap tırmanma eğimiyle de dikkat çeken Turkcell GranFondo İstanbul, her kategoride kadın ve erkek sporcuların heyecanlı mücadelesine sahne olacak. Yarışmada dereceye giren sporculara günün anısına çeşitli hediyeler, kupa ve madalya takdim edilecek.

Beykoz’da bazı yollar pazar günü kapalı olacak

Bu yollar kapalı olacak

İstanbul’un en güzel doğa manzaralarına ev sahipliği yapan Beykoz’un uluslararası alanda tanıtımını da katkı sağlaması beklenen yarışların güvenli ve sağlıklı bir ortamda yapılabilmesi için ilçedeki bazı yollar 08:00-15:00 saatleri arasında araç trafiğine kapalı olacak. Beykoz’da yarış günü trafiğe kapalı olacak yol ve caddeler ise şöyle:

1.Kelle İbrahim Caddesi
2.Fevzi Paşa Caddesi
3.Ahmet Mithat Caddesi
4.Çayır Caddesi
5.Doğu Kapısı Caddesi
6.Anadolu Kavağı Caddesi
7.Macar Tabya Caddesi
8.Eğriboyun Caddesi
9.İncirli (Mirşah) Sokak
10.Mirşah Sokak Devamı
11.Cafer Baba Sokak
12.Fener Yolu Caddesi
13.Anadolufeneri Yolu Sokak
14.Kabakoz Yolu Caddesi
15.Fener Caddesi
16.Yüzyıl Caddesi
17.Dereboyu Caddesi
18.Kaynarca Yolu Sokak
19.Kalkandere Cad
20.Riva Caddesi
21.Muzice Caddesi
22.Paşamandıra Caddesi
23.Demirkapı Caddesi
24.Saniye İsmail Hanım Caddesi
25.Kılıçlı Caddesi
26.Aşağı Mahalle Caddesi
27.Şile Caddesi
28.Trabzon Caddesi
29.Serinsu Caddesi
30. Bozhane Yolu Sokak
31.Beykoz Yolu Caddesi
32.Dünya Caddesi
33.Seyri Caddesi
34.Polonezköy Sokak
35.Kazım Karabekir Caddesi
36.Şehit Cengiz Caddesi
37.Şehit Aziz Caddesi
38.Prof. Dr. Aziz Sancar Caddesi
39.Riva Yolu
40.Zerzevatçı Yolu Sokak
41. Elmalı Yolu Sokak
42.Kirazlı Yayla Yolu Caddesi
43.Birinci Dede
44.Beykoz Elmalı Yolu Caddesi
45.Mehmet Yavuz Caddesi
46. Şahinkaya Caddesi
47.Akbaba Caddesi
48.Maraş Caddesi
49. Karakulak Caddesi
50. Sırmakeş Caddesi

Muharrem Çam
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul FIBA’nın şubat penceresine EuroLeague’den 96 ve BCL’den 94 oyuncu katıldı Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) Kıta Elemeleri 2025’te, Avrupa Ligi’nde (EuroLeague) mücadele eden 96 oyuncu, Basketbol Şampiyonlar Ligi’nde yer alan 94 oyuncu milli takımlarına katıldı. Asya Kupası, Afrobasket, Amerika Kupası ve Basketbol Avrupa Şampiyonası (EuroBasket) için düzenlenen Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) Kıta Elemeleri 2025’e, Avrupa Ligi’nde (EuroLeague) mücadele eden 96 oyuncu şubat döneminde kendi milli takımlarına katıldı. Ayrıca Basketbol Şampiyonlar Ligi’nde yer alan 94 oyuncu da ülkeleri adına mücadele etme çağrısına kulak verdi. Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi’nden ise milli takımlarda 29 oyuncu yer aldı. EuroLeague’de mücadele eden 18 takımdan toplam 96 oyuncu, Afrika, Amerika ve Avrupa’daki 26 ülkede forma giydi. Yunanistan toplam 12 oyuncuyla EuroLeague’de en fazla sayıda oyuncuya yer veren ülke olurken, İtalya ve İspanya ise 9’ar oyuncu, Almanya ve Fransa ise 8 oyuncu gönderdi. EuroLeague’e katılan kulüplerden yedisinin dünya çapındaki milli takımlarda forma giyen en az 7 oyuncusu vardı. Panathinaikos AKTOR Atina ve Real Madrid’in 8’er milli oyuncusu bulunurken, ALBA Berlin, EA7 Emporio Armani Milan, FC Bayern Münih, Fenerbahçe Beko ve Virtus Segafredo Bologna’dan 7 oyuncu bu pencerede ülkeleri adına mücadele etti. Basketbol Şampiyonlar Ligi’nden 96 oyuncu FIBA’nın şubat penceresine BCL’den ise 36 ülke ve 30 kulüpten 69 oyuncu katıldı. Letonya, bu penceredeki iki maçta toplam 5 oyuncuyla kadrosunda en fazla oyuncuya yer veren ülke oldu. Onu 4’er oyuncuyla Belçika, Macaristan ve Türkiye takip etti. Tenerife, UCAM Murcia ve SL Benfica, milli takımlarını temsil eden beş oyuncuyla listede en üst sırada yer alırken Falco Szombathely ve Galatasaray da 4’er oyuncuya sahipti. Ayrıca bu sezon BCL Elemeleri’nde mücadele eden kulüplerden 25 oyuncu da ülkelerini uluslararası sahnede temsil etti. Türkiye Ligi’nden milli takımlara 29 oyuncu Şubat ayına katılan 75 oyuncu İspanya ACB Ligi’nde mücadele ediyor ve bu da İspanyol Ligi’nin dört kıtadaki milli takımlara en fazla oyuncu katkısında bulunan ulusal lig olduğunu gösteriyor. Almanya Basketbol Bundesliga 33 oyuncuyla en çok temsil edilen ikinci lig olurken, üçüncülüğü ise 29’ar oyuncuyla İtalya’nın Lega Basket Serie A ve Türkiye’nin Basketbol Süper Ligi paylaştı.
Antalya 28 Şubat mağduru Akademisyen Koçakoğlu: "28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok, gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır" Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde, üniversiteyi başörtüsü çıkarttırılarak okumak zorunda bırakılan Akademisyen Bedia Koçakoğlu, "Bazen ses yükselttiklerini duyuyoruz, ‘Bitmedi ajitasyonunuz, duygu sömürüsü yapmaktan da yılmadınız, 27 sene geçmiş aradan daha neyi anlatıyorsunuz’. Bizim 28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok. Bizim gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır" dedi. Koçakoğlu, "Biz o dönemden itibaren bir gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu problemi çözeceğine dair hep inancımız var oldu, bu inanç olmasa hiçbirimiz yolumuza devam edemezdik emin olun" ifadelerini kullandı. Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde, üniversiteyi başörtüsü çıkarttırılarak okumak zorunda bırakılan Bedia Koçakoğlu, yıllar sonra doçent doktor olarak başörtüsüyle girdiği üniversitede akademisyenliğini sürdürüyor. Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı olan 44 yaşındaki Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu, Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde başörtüsü sorununu yaşadı. İlköğretim ve lise hayatını Alanya ilçesinde tamamlayan Koçakoğlu, ardından Konya Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazandı. Üniversite birinci sınıftayken 28 Şubat sürecine denk gelen Koçakoğlu’na, derslere başörtülü giremeyeceği belirtildi. Koçakoğlu, okuma hevesini yarıda bırakmak istemeyip derslere başını açarak girmeye devam etti. Üniversiteyi tamamladıktan sonra araştırma görevliliği sınavını başarıyla geçen Koçakoğlu, yüksek lisans ve doktora eğitimini de Konya’da tamamlayıp tekrar memleketi Antalya’ya döndü. Şu anda Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent doktor olarak akademisyenliğini sürdüren Koçakoğlu, bu süreç içerisinde 120’ye yakın yazdı, bu konular üzerine çeşitli konferans ve sunumlar yaptı. Koçakoğlu, o dönemlerde yaşadıkları ve bugün içinde bulunduğu süreç hakkında değerlendirmelerde bulundu. "Gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır" Koçakoğlu, bugünden 27 yıl öncesine dönüp baktığında, “Bugün Filistin’e dönüp baktığında gördüğünün insanoğlunun, insanoğlunun cehennemi olduğudur. Bütün insanlık aslında koskocaman bir mezarlık gibi, bu mezarlığın mezar taşı da galiba biz Müslümanlarız. Doğu Türkistan, Filistin, Bosna Hersek, Arakan, Keşmir’e dönüp bakın, 28 Şubat’a dönüp bakın. Biz Müslümanlar bir şekilde eziyet görmeye devam ediyoruz. 28 Şubat için söylüyorum, gencecik bir kız çocuğuydum. Bin bir hayalle üniversiteye gitmişim. Bir ışık görebilme adına başörtüsü açıp kapattığımız o kırık aynalara defalarca bakmışızdır. Bazen ses yükselttiklerini duyuyoruz, ‘Bitmedi ajitasyonunuz, duygu sömürüsü yapmaktan da yılmadınız, 27 sene geçmiş aradan daha neyi anlatıyorsunuz’. Bizim 28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok. Bizim gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır” diye konuştu. "Sokağın ortasına açtırdılar" Unutulan hadiselerin tekrar edebileceğinin altını çizen Koçakoğlu, "Modernizm ve postmodernizm üzerine çalışıyorum. Bakıldığı zaman tek tip insan var etme gayesi var. Tüketime endeksli, hazcı, soysuz, kimliksiz, mahrem sınırının olmadığı bir insan tipi hedefliyorlar. Bu tipin karşısında durabilen tek sistem İslam dini bugün. Bu nedenle İslam dini tüm sistemler tarafından hedef olarak gösteriliyor. Müslümanlarda hem fikir hem psikolojik olarak yıpratılıyor. Üniversiteye yazar olacağım hayaliyle başladım. 28 Şubat süreci başladı başımızı açmamızı istediler. Açmanın da bir adabı olur. Konya Selçuk mezunuyum. İnsanı bir şekli olur başörtü açmanın. Bizler; bir sirk hayvanı gibi sokağın orta yerinde insanlar bizi seyrederken, gelip geçenler şöyle bir bakarken sokağın orta yerinde başımız açıp ondan sonra kampüsün duvarlarından içeriye alındık. Bazen otobüse binerdik, otobüs kampüsün içine direkt girerdi çünkü polisler otobüse binerler, bakarlar. Bizler kaçalım diye bazen böyle kafamızı yere falan eğerdik başörtümüz görünmesin diye. Ya da otobüsün ortasında açmak zorunda kalırdık. Başörtülü girdiğimiz zaman sınıfta o dönem erkek arkadaşlarımız son derece anlayışlılardı. Bütün ön sıralara hep erkekler otururdu. Biz başörtülü kızlar en arka sıralara otururduk ki kendi çapımızda bir mahremiyet oluşturmuş oluyorduk” ifadelerine yer verdi. Koçakoğlu, o dönem başörtülü genç kızların hep bir travma içinde kaldığını kaydetti. "Cumhurbaşkanımıza inancımız tamdı" Sahada sadece başörtüsü özgürlüğünün sorun olmadığını, pek çok problemin olduğunu dile getiren Koçakoğlu, “Bunların hepsiyle mücadele edebilmeliyiz. Topyekûn insanlık adına bir savaş verebilmeliyiz. Öyle düşünüyorum. Cumhurbaşkanı bir şiir okuduğundan dolayı edebiyatçı olduğumuz için bizim sahamıza da girdiğinden dolayı bir şiir okuduğundan dolayı hapse atılmıştı. O dönemde bizler başörtüsü adına mücadele verirken bir taraftan da Cumhurbaşkanının şiirde geçen birkaç dini kelimeden dolayı ki müfredatta yer alan bir şiirdir. O kelimeden dolayı hapse atılması bize birbirimizi tanımasak da, görmesek de günümüzdeki gibi elbette o dönem başbakanlık, Cumhurbaşkanlık gibi bir vazifesi olmadığından dolayı da tanımasak da, bilmesek de bir ruhsal mücadele bağı oluşturdu bize Cumhurbaşkanıyla, o dönemki başörtülü genç kızların verdiği mücadele. Biz o dönemden itibaren bir gün Cumhurbaşkanı’nın bu problemi çözeceğine dair hep inancımız var oldu. Bu inanç olmasa hiçbirimiz yolumuza devam edemezdik emin olun. Kimimiz akademisyen oldu, kimimiz doktor oldu, kimimiz farklı meslekleri seçti. Ama bir gün bu problem bitecek ve biz özgürce, başörtülü bir şekilde vazifelerimizi yapabileceğiz diye devam ettik” diye konuştu. "Sen neredeydin sorusu" Akdeniz Üniversitesinde yardımcı doçent olarak göreve başladığında henüz başörtü probleminin çözülmemiş olduğunu hatırlatan Koçakoğlu, “Biz yine başımızı açarak akademisyenlik yapıyorduk. O dönem de çözülmemişti. Dördüncü sınıfta derse girdim. Öğrencilerle biz son sene bir helalleşme konuşması yaparız. İşte çocuk hakkımızı helal edin gibi. Bir öğrencim, ‘Hocam ben size hakkımı helal etmiyorum’ dedi. Neden yavrum dedim, kaldın mı benim dersten? Neden helal etmiyorsun? ’Hocam’ dedi, ’Biz dört yıldır burada zulüm görürken siz neredeydiniz’. Öğrenciler de başörtülü alınmıyordu o dönem Akdeniz Üniversitesi’ne. Ve çocuk benim inançlı bir bildiği için benden kısmen de olsa bir motivasyon edindiği için o sitemini bana bu şekilde ifade etti. Ben ömrümü bu cümle üzerine kurdum. Biz eziyet görürken siz neredeydiniz? Şunu çok iyi biliyorum. Cumhurbaşkanı da ömrünü bu cümle üzerine kurmuş birisi, bir lider. Bu yüzden Filistin için mücadele ediyor. Bu yüzden dünyadaki bütün eziyet gören Müslüman olsun olmasın fark etmez, insanlar için mücadele ediyor. Biliyor ki Cenabı Allah orada o insanlar eziyet görürken, sen neredeydin sorusunu soracak. Bu yüzden bizim vicdanlı insanlara ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. "Bir daha o karanlık çukurlara bu ülke düşmesin" “Bizim merhametli liderlere, yöneticilere ihtiyacımız” var diyen Koçakoğlu, “Cumhurbaşkanı başörtü noktasında büyük bir adım attığında yavaş yavaş peyderpey kurumlarda bu problem aşılabildi. 2015 yılında Akdeniz Üniversitesi’nde ilk doçent olduğumda bir gün kararımı verdim ve başörtülü olarak sınıfa gittim. Sınıfta yaklaşık 110 öğrencim vardı. Sınıftan içeriye girdim. Başta tanımadığı öğrenciler. Şaşkın şaşkın baktılar bu kim diye. Ses tonundan tanıyınca hepsi birden ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Hiç unutmuyorum. Hayatımda bir o kırık aynadaki başörtüsüz görüntüm, ruhuma yerleşmiştir. Bir de öğrencilerimin beni ayakta alkışladığı o görüntü. Çocuklar, ‘ Niye alkışladınız’ dedim. Hocam özgürlüğü alkışladık dediler. Bakın bu refleksi kolay kolay yüz öğrenci aynı anda bilinçsiz bir şekilde veremez. Neden? Çünkü bu çocuklar bizim ızdırabımızı görüyorlar. İnandığımız bir şey var. Bir değer var. bunun için ömrünüz boyu savaş veriyorsunuz, yaşıyorsunuz. Ama bu inancınızın gereği olan başörtüsünü takamıyorsunuz. Bu zulmü, bu duyguyu ancak yaşayan hisseder, yaşayabilir. O yüzden bugün birilerinin çıkıp birilerinin, ‘vay efendim duygu sömürü yapıyorsunuz, ajitasyon yapıyorsunuz’ demesi bana son derece anlamsız, duygusuz ve merhametsizce geliyor. Bizim bu ülkede yaşanan bazı şeyleri unutturmamaya ihtiyacımız var. Bu son derece kıymetli. Aynı karanlık çukurlara, bu ülke bir daha düşmesin diye bizim tarihteki bazı hadiseleri unutmamamız gerekiyor” dedi. "Kırık ayna" “28 Şubat süreci de unutmamamız, unutturulmaması gereken süreçlerden birisidir” diyen Koçakoğlu, ”Neden derseniz kırık aynalara aynı görüntüler bir daha düşmesin diye. Kırık ayna ise şöyle, başımızı yapabilmemiz için bir ayna lazım. Bir tane kırık küçük bir aynası vardı ve duvara koymuştu, onun karşısında sıraya geçer orada başörtüsünü kapatır ve açardık. Kırık aynaya yansıyan görüntü bizim inanç dünyamızın yansıması gibiydi” ifadelerine yer verdi.
İstanbul Devran Yüksel: “Türkiye saç ekimi turizminde Avrupa’da lider” Saç ekimi merkezlerinde elde edilen başarılı sonuçların, sağlık turizmi için Türkiye’yi tercih edenlerin sayısını her geçen gün artırdığını belirten Bank of Hair Saç Ekimi Merkezi Kurucusu Devran Yüksel, Türkiye’nin bu alanda Avrupa’daki üstünlüğünü hızla yükselttiğini kaydetti. Türkiye, özellikle son yıllarda sağlık turizminde Avrupa’nın merkezi konumuna geldi. Özellikle saç ekimi, yalnızca Avrupa değil Arap ülkeleri ve tüm dünyadan ziyaretçileri turizm ve sağlık amacıyla Türkiye’ye getiriyor. Bank of Hair Saç Ekimi Merkezi’nin kurucusu Devran Yüksel, Türkiye’nin saç ekimi konusundaki konumunu değerlendirdi. Yüksel; “Türkiye, hem kaliteli hizmet hem son teknoloji ekipmanları hem de deneyimli sağlık profesyonelleri ile donatılmış tesislere sahip. Bu başarının ve sağlık turizmindeki konumunun arkasında, kesinlikle bu kilit noktalar yatıyor. Saç ekimi merkezlerinde elde edilen başarılı sonuçlar, sağlık turizmi için Türkiye’yi tercih edenlerin sayısını her geçen gün artırıyor” dedi. "Saç ekimi için Türkiye’nin Avrupa’daki üstünlüğü hızla artıyor" Türkiye’de saç ekimi merkezlerinin, uluslararası standartlara göre hizmet verdiğinin altını çizen Yüksel, “Burada bir önemli etken de, dünya çapında tanınmış uzmanlar tarafından yönetilmeleri. Tabi ki, Türkiye’nin tarihi ve turistik zenginlikleri de sağlık turizmi için cazip bir destinasyon haline getiriyor" dedi. Hem teknik uzmanlık hem de bütçenin hastalar üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu vurgulayan Devran Yüksel; “Ülkemizdeki saç ekimi maliyetleri, Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında oldukça rekabetçi bir konumda. Bu da, Türkiye’yi saç ekimi ve sağlık turizmi için tercih edilen destinasyonlar listesinde ilk sıralara yükseltiyor. Türkiye’nin saç ekimi alanında Avrupa’da öncü olması, ülkenin sağlık turizmi sektöründeki büyümesini ve uluslararası alanda tanınırlığını artırmaya devam ediyor. Bu başarı, Türkiye’nin sağlık turizmi alanındaki potansiyelini ve küresel arenadaki rekabet gücünü de güçlendiriyor” şeklinde konuştu. “Nitelikli uzmanlar turistleri Türkiye’ye çekiyor” Genel olarak Türkiye’de isim yapmış saç ekim merkezlerinin temel taşının nitelikli ve profesyonel uzmanlardan oluşan ekipler olduklarını vurgulayan Devran Yüksel, “Türkiye’de yüzlerce saç ekim merkezi ile bu geniş coğrafyada en uygun seçimi yapmak çok zor olabilir. Bu noktada, hasta yorumlarını gözden geçirmek ve varsa öncesi-sonrası fotoğrafları inceleyerek karar vermek faydalı olabilir. Görsel kanıtlar ve hasta deneyimleri, elde edebileceğini sonuçlar ile ilgili gerçekçi bir beklenti sunabilir” şeklinde ifade etti.