GÜNDEM - 27 Mayıs 2019 Pazartesi 13:26

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum: 'Kentsel dönüşümü hızlı bir şekilde yapmak istiyoruz'

A
A
A
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum: 'Kentsel dönüşümü hızlı bir şekilde yapmak istiyoruz'

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Kartal’da 6 Şubat tarihinde çöken binanın olduğu bölgede incelemelerde bulundu. “Vatandaşımıza veya yükleniciye tek taraflı fesih hakkını getiren bir düzenleme yapacağız” diyen Bakan Kurum, Kartal’daki vatandaşların en geç yıl sonuna kadar sağlam ve güvenli binalarına yerleşeceklerini belirtti.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum Kartal’da 6 Şubat tarihinde çökmesi sonucu 21 kişinin hayatını kaybettiği binanın olduğu bölgede incelemelerde bulundu. Bakan Kurum, bölgede devam eden inşaat çalışmalarını yerinde inceleyerek yetkililerden bilgi aldı. İncelemelerin ardından açıklama yapan Bakan Kurum, kentsel dönüşüm konusunda yapılacak yeni düzenlemeleri anlattı.

Bakan Kurum, “Biliyorsunuz 6 Şubat tarihinde bulunduğumuz alanda Yeşilyurt apartmanının çökmesi sebebiyle 21 vatandaşımızın hayatını kaybettik. 15 vatandaşımız da yaralı olarak kurtarıldı. O gün itibariyle yaptığımız tespitlerde 10 binanın riskli bina olduğunu tespit ettik ve yaklaşık 158 bağımsız bölümün yıkımını gerçekleştirdik. Kaba inşaatlarımız bitme aşamasına gelmiş durumda. Yüklenicimiz 10’uncu aya kadar teslimi yapabileceğini söylüyor. Biz en geç yıl sonuna kadar burada vatandaşlarımızı sağlam, güvenli, iskanı olan, ruhsatı olan binalara İnşallah yerleştirmiş olacağız.

Bu anlamda Kartal Orhantepe Mahallesi bizim için önem arz ediyor. Vatandaşlarımızı da mağdur etmeyecek şekilde, ilk günden itibaren onların yanında olmak suretiyle ilk günden itibaren bu süreci yürütmeye çalışıyoruz. Hem taşınma yardımı hem eşya yardımı, hem kira yardımı olmak suretiyle onların yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Konutlarımızı gezdik, bittiği zaman burada hem değer anlamında hem metrekare anlamında kullanışlı daireler” diye konuştu.

Ayrıca Bakan Murat Kurum, “Yakın bir zamanda da İstanbulumuzun geneline ilişkin eylem planımızı açıklayacağız. Eylem planımızın içinde 50 bin konutluk gönüllü dönüşümü içerecek bir acil eylem planı da biz bakanlık olarak toplu konut daire başkanlığı eliyle yapıyor olacağız. 50 bin konuta aynı anda başlamak suretiyle bu yaraya merhem sürmüş olacağız. Gaziosmanpaşa’da yıl sonuna kadar 4 bin 400 konutun ihalesini yapacağız ve fiilen 4400 hak sahibi vatandaşımızın mağduriyetini engellemiş olacağız. Aynı şekilde Esenler’de 60 bin konutluk örnek bir proje yürütüyoruz. Herkesin örnek göstereceği yatay mimari esaslı, o sosyalleşmeyi içindeki sosyal donatıları barındıran örnek bir projemiz olacak, içinde millet bahçelerimiz olacak” dedi.

“Tek taraflı fesih hakkını getireceğiz”

Kentsel dönüşümle ilgili olarak yapılan düzenlemeler hakkında konuşan Bakan Kurum, “Kentsel dönüşüm projelerinde yapılacak düzenlemelerle birlikte vatandaşımıza veya yükleniciye tek taraflı fesih hakkını getiren bir düzenleme yapacağız. Bu düzenleme çerçevesinde eğer vatandaşımız bir müteahhitle anlaşmış ancak müteahhit edinimini yerine getiremediyse buradaki süreden kaynaklı ihtarları çekmek ve olaya bakanlığın tespitini yapmak suretiyle de tek taraflı fesih hakkını getireceğiz.

Yetişebilirse seçimden önce, yetişemezse seçimden sonra kanuni düzenlemenin yapılmasını öngörüyoruz. Düzenlemenin içeriği şöyle; tabii vatandaşımız iyi niyet çerçevesinde yüklenicilerle sözleşme imzalıyorlar. Sözleşme çerçevesinde hem vatandaşımızın hem de yüklenicilerin taahhütleri söz konusu. Burada vatandaşımız veya müteahhit tarafından taahhüde uymayan tarafla alakalı süreçte tespitlerini bakanlığımızca yapılması kaydıyla, oradaki hakemliği bakanlık olarak biz yürüteceğiz.

Kentsel dönüşüm sözleşmesinde hak sahibi ya da müteahhitten kaynaklı sorun var ise bu sorunu tespit ederek ilgililerine ihtar çekmek suretiyle belli bir süre vereceğiz. Bu süre içerisinde eğer söz konusu durum ortadan kalkmamışsa eğer biz bakanlık olarak olaya müdahale edeceğiz. Sözleşmenin feshine kadar süreci yürüteceğiz. Kentsel dönüşümdeki bu sorunları aşmak istiyoruz. Yine müteahhitten kaynaklı finansal problem var ise bu problemden kaynaklı sorunların da kentsel dönüşüm projesine yansımaması için düzenlemeleri öngörüyoruz” şeklinde konuştu.  

Mustafa Esen - Caner Evyapan


 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Bodrum’da 19 mültecinin öldüğü bot faciasına 12 tutuklama Muğla’nın Bodrum ilçesi Yalıkavak açıklarında düzensiz göçmenleri taşıyan lastik botun kötü hava şartları nedeniyle alabora olması sonucu 19 kişi hayatını kaybetti, 20 kişi sağ kurtarıldı. Olayın ardından göçmen kaçakçılığı organizasyonuna yönelik düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan 17 şüpheliden 12’si tutuklandı. Edinilen bilgiye göre, 1 Nisan 2026 günü saat 06.00 sıralarında, içerisinde düzensiz göçmenlerin bulunduğu bir lastik botun yasa dışı yollarla Yunanistan’ın İleryoz Adası istikametine ilerlediği tespit edildi. Sahil Güvenlik ekiplerinin "dur" ihtarına uymayan bot, olumsuz hava ve deniz şartlarının etkisiyle kontrolden çıkarak alabora oldu. Olayın ardından başlatılan arama kurtarma çalışmalarında, büyük bölümü Afganistan uyruklu 20 kişi sağ kurtarılırken, 19 kişinin cansız bedenine ulaşıldı. Yaralıların hastanelerdeki tedavilerinin sürdüğü öğrenildi. Göçmenlerin güzergahı tek tek ortaya çıkarıldı Yapılan incelemelerde; düzensiz göçmenlerin 31 Mart 2026 tarihinde Denizli, Uşak, İzmir, Balıkesir, Amasya ve Kırıkkale’den farklı araçlarla Bodrum’a getirildiği belirlendi. Göçmenlerin 1 Nisan günü Yalıkavak Dirmil bölgesine yürüyerek ulaştıkları ve yüzü maskeli bir şahıs tarafından sayılarak bota bindirildikleri tespit edildi. Organizasyon çökertildi: 17 gözaltı Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışmalarda, bazı göçmenlerin Gümbet Mahallesi’ndeki bir evde konakladığı belirlendi. Evi kiralayan şahıs ile göçmenleri çıkış noktasına götüren 2 kişi gözaltına alındı. Ekiplerin koordineli çalışması sonucu olayla bağlantılı toplam 17 şüpheli yakalandı. İstihbarat, KOM ile Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğü ekiplerinin katıldığı operasyonla organizasyon büyük ölçüde çökertildi. 12 tutuklama, 5 adli kontrol Adliyeye sevk edilen şüphelilerden J.J.S., J.H., H.B., Ö.B., H.Ö., Y.E., H.S., M.R., M.D., A.M.G., İ.A. ve Y.Y. isimli 12 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi. T.B.O., Ö.K., A.A., Ö.A. ve Ç.D. isimli 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
İstanbul "Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmelerin, hastalara daha kişiselleştirilmiş ve etkili tedavi seçenekleri sunduğunu belirterek özellikle kişiselleştirilmiş tedavilerin onkoloji alanında önemli bir dönüşüm sağladığını ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Kaytan Sağlam, kanserin halen küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye’de de her yıl 200 binden fazla yeni kanser vakasının tanı aldığını belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, erken tanı ve doğru tedavi planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Hedefe yönelik tedaviler tümörün biyolojisini hedef alıyor" Kanser tedavisinde klasik yöntemlerin yanı sıra son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik tedavilerin, tümör hücrelerinin biyolojik özelliklerini hedef aldığını belirten Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Hedefe yönelik tedaviler kanser hücrelerinin büyümesini sağlayan belirli moleküler mekanizmalar üzerinde etkili olurken spesifik olarak tümör hücrelerini yok edebiliyor. Tümörün biyolojisini bilmek, patoloji ve genetik uzmanları yardımı ile moleküler düzeyde hastalığı tespit ederek ilgili molekülü bloke ederek hastalığın hızla kontrolünü sağlamak mümkün olmakta. Kanser tedavilerinde farklı disiplinlerdeki hekimlerin ortak akıl ve bir ekip ile tedaviyi üstlenmeleri hem daha az yan etki hem de daha etkili, hastalarımızı daha az yoran tedavileri beraberinde getirmiştir" dedi. "Kişiye özel tedavi dönemi güçleniyor" Onkolojide artık kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Kaytan Sağlam, hastaların genetik ve moleküler özelliklerinin tedavi planlamasında belirleyici olduğunu söyledi. Sağlam, "Her kanser aynı değildir. Aynı organda ortaya çıkan kanserlerde bile tümörün genetik yapısı farklı olabilir. Bu nedenle moleküler analizler ve biyobelirteçler sayesinde hangi hastanın hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği belirlenebilmektedir. Bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken gereksiz tedavilerin de önüne geçebilir" ifadelerini kullandı. "Radyoterapi ile kombine tedaviler başarıyı artırabiliyor" Hedefe yönelik tedavilerin birçok hastada radyoterapi ve diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekti. Kaytan Sağlam, "Kanser tedavisi artık tek bir yönteme dayanmıyor. Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin uygun kombinasyonları hastaya özel olarak planlanıyor. Bu multidisipliner yaklaşım, özellikle ileri teknolojiye sahip radyoterapi yöntemleriyle birlikte uygulandığında tedavi başarısını önemli ölçüde artırabiliyor. Erken evre hastalıklarda küratif tedaviler daha ön planda cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi/hedefli tedaviler ve radyoterapi gibi farklı disiplinlerin ortak tedavileri ile uzun sağkalımlar ve kür oranları oluşturmaktadır. Bununla beraber ileri evre ve metastatik hastalıklar da son dönemlerde tümör konseylerinde tartışılarak kemo-immunoterapiler ile birlikte stereotaktik vücut radyoterapisi yöntemi ile dirençli odaklar tespit edilerek etkili (ablatif) doz belli bir noktada yoğunlaştırılabilmektedir. Bu şekilde hem hastanın etkili olan immunoterapisi veya hedefli tedavileri devam edebilmekte hem de bu tedavilere dirençli tümör odakları hızla yok edilebilmektedir" dedi. Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmelere de değinen Kaytan Sağlam, "Radyoterapi uygulamalarında bilgisayar teknolojileri ile birleşerek görüntü kılavuzluğunda, tümör odaklarını daha net görerek yapılabilmesi metastatik odakların da daha etkili tedavi yapılabilmesine imkan sağlamıştır. Radyoterapi teknolojileri ile birlikte 5-6 haftalara uzayan tedaviler meme kanseri, prostat kanseri gibi pek çok tümörde daha kısa sürede tamamlanabilir hale gelmiştir. Bu hastaların uyumunu da arttırmıştır. Erken ve geç dönem izlemlerinde de yan etki profilinin tolerabıl olduğu ve artmadığı gözlemlenmiştir" diye konuştu. "Erken tanı ve düzenli kontroller hayati önem taşıyor" Kanserle mücadelede erken tanının hâlâ en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Kaytan Sağlam, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanser birçok türde erken evrede yakalandığında tedavi şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli tarama programlarına katılması ve vücuttaki olağan dışı belirtileri ihmal etmemesi büyük önem taşır" dedi. Tarama programları ve aşılar kanserle mücadelede kritik rol oynuyor Meme kanseri taramalarının artmasıyla birlikte vakaların önemli bir bölümünün erken evrede yakalanabildiğini belirten Kaytan Sağlam, aynı hassasiyetin diğer kanser türlerinde de gösterilmesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Meme kanseri taramalarının artması ve kadınların bu konudaki hassasiyetleri ile artık vakaların yüzde 75’i erken evre olarak görülmektedir. Aynı hassasiyeti erkeklerin de göstermesi prostat kanserlerinde de fark oluşturacaktır" dedi. Türkiye’de uygulanan tarama programlarına da değinen Kaytan Sağlam, "Yurdumuzda da tarama programları içinde kolonoskopi ve endoskopi bulunmaktadır. 45-50 yaş, herhangi bir şikayeti olmayan bireylerin endoskopi ve kolonoskopi yaptırması kanser sıklığında her iki cinste de 3. sırada sıklıkla görülen barsak tümörlerini çok erken yakalayarak hastalıktan kurtulmak mümkündür. Maalesef bu konuda kişilerin direnci barsak ve rektum tümör sıklığını düşürmememizde en önemli etkendir" ifadelerini kullandı. HPV aşısı kadınlarda yüzde 90’a ulaşmalı HPV aşısının önemine dikkat çeken Kaytan Sağlam, "Dünyada 160 ülkede günümüzde HPV aşıları ve aktif tarama programları etkin olarak yapılmaktadır. Serviks kanseri artık gelişmiş ülkelerde tamamen yok olmuş ve hiç yeni vaka görülmemekte iken yurdumuzda aşı karşıtlığı ve maddi sorunlar nedeniyle HPV aşısı yaptıran kişi sayısı çok azdır. Hatta tıp fakültesi öğrencileri arasında yaptığımız bir değerlendirmede de aşılanmış öğrencilerimizin yüzde 5 gibi çok düşük oranda olduğunu üzülerek tespit ettik" dedi. Kaytan Sağlam, yalnızca kadınların değil erkeklerin de aşılanmasının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Sadece kız çocukların -kadınların aşılanması yüzde 90’lara ulaşmalı ki bu hastalık ortadan kaldırılabilsin. Eğer erkek ve kadınlar birlikte aşılanabilirse yüzde 60 bireyin aşılanması da epidemiyolojik olarak başarıyı birlikte getirecektir. Dolayısı ile erkekten kadına ve kadından erkeğe bulaşı önlemek ve hastalığı ortadan kaldırabilmek için her iki cinste de aşılanma yapılması önem arz etmektedir." Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kanser riskini azaltabilir Kanserde genetik yatkınlığın tamamen ortadan kaldırılamayacağını belirten Kaytan Sağlam, yaşam tarzının hastalık riskini önemli ölçüde etkilediğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanserdeki genetik yatkınlığın önüne geçmek mümkün olamamaktadır. Fakat beslenme şeklimizi düzenlemek, egzersiz yapmaya dikkat etmek, sigara vg bilinen risk faktörlerinde uzaklaşmak, rutin kontrollerimizi yaptırmak, aşılanmak gibi farkındalıklarımızın arttırılması ile kanser hastalığını yaşamımızı kısaltan bir hastalık olmaktan çıkarabilir ve daha uzun sağkalım sürelerini beraberinde getirebilir" dedi.
Gaziantep Yağışlar buğday üreticisinin yüzünü güldürdü Türkiye’nin önemli buğday üretim merkezlerinden Gaziantep’in Araban ilçesinde buğday ekili alanlara düşen yağmur miktarının istenen seviyede olması çiftçilerin yüzünü güldürdü. İlçede yaklaşık 90 bin dönüm arazide ekimi yapılan buğdayda 80 bin tonluk rekolte bekleniyor. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan kuraklık nedeniyle buğday üretiminde sıkıntıların yaşandığı Gaziantep ve ilçelerinde, bu yıl kış aylarında ve ilkbaharda etkili olan yağışlarla ürünlerde verim arttı. Türkiye’nin buğday üretiminin önemli bölümünün karşılandığı Araban Ovası’nda buğday ekili alanlara düşen yağmur miktarının istenen seviyede olması hem tarımsal ürünlerin verimini artırdı hem de çiftçilerin yüzünü güldürdü. Uzun süren kurak bir dönemin ardından gelen yağışlar, en çok ise buğday, arpa ve pamuk ile sarımsak üreticisinin yüzünü güldürdü. Kentte son günlerde etkili olan yağmur Araban ilçesinde göl ve barajları doldururken, buğday ve sarımsak ekimi sonrası yağışa hasret kalan üreticileri de sevindirdi. Son yıllarda kuraklık nedeniyle zor günler geçiren çiftçiler, bu sezon yağışların barajları doldurması ve yeterli miktarda gerçekleşmesiyle birlikte umutlandı. Kent genelinde olduğu gibi Araban ilçesinde de bu yıl etkili olan kar ve yağmur yağışı, tarım üretimine olumlu yansıdı. İlçede yaklaşık 90 bin dönüm arazide ekimi yapılan buğdayda 80 bin tonluk rekolte bekleniyor. Özellikle kış aylarında etkili olan yağmurların, arpa ve buğdayın gelişimine büyük bir katkı sağladığını belirten Araban Ziraat Odası Başkanı Hasan Altun, yağışların buğdaylara ilaç gibi geldiğini söyledi. Araban Ovası’nda makarnalık sert buğday ektiklerini ve protein miktarı en yüksek buğdayın da Araban ilçesinde bulunduğunu belirten Altun, yaklaşık 90 bin dönüm arazide ekimi yapılan buğdayda 80 bin ton rekolte beklendiğini ifade etti. "Risk ortadan kalktı" Bu yıl buğday üretiminde oldukça verimli bir sezon geçirmeyi umduklarını ifade eden Altun, özellikle bahar aylarında etkili olan yağışların buğdaya can suyu olduğunu belirterek, "Uzun zamandır kurak bir dönem geçiriyorduk. İlk önce kar, ardından gelen yağmur üreticimizin yüzünü güldürdü. Kurak geçen dönemde buğdayların çıkmasında sorun vardı. Üreticiler olarak endişeliydik. İçimizde bir korku vardı ancak yağışlarla birlikte bu korku ortadan kalktı. Buğdaylar güzel bir şekilde çıktı, risk ortadan kalktı. Şu an için yeterli bir yağış oldu. Çiftçimizin yüzü güldü" dedi. "Dönüm başı 700 kilogram buğday rekoltesi bekliyoruz" Araban ilçesinde 90 bin dönüm üzerinde makarnalık buğdayın ekili olduğunu ve bu yıl yüksek rekolte beklediklerini belirten Altun, "Aralık ayından sonra yağan yağmurlar, hem barajlarımızı doldurdu hem de yer altı kaynaklarımızı arttırdı. Sondaj vurduğumuzda suyumuz bol olur diyoruz. Diğer yandan bu yıl yağan yağmurlar ürünlerimizi olumlu yönde etkiledi. Rekoltemiz ise yüksek olur diye düşünüyoruz. Bizler genelde Araban bölgesinde makarnalık sert buğday ekiyoruz. Hem ikliminden hem de güneşten dolayı bölgede protein miktarı en yüksek buğday Araban ilçesinde bulunuyor. 90 bin dönüm üzerinde makarnalık sert buğdayımız var. Arpamızın haricinde nohut ve mercimekte bulunuyor. Umut ediyoruz ki dönüm başına 700 kilogram buğday aşağısında rekolte almayacağız" ifadelerini kullandı. "Yağmur 40 yılın ardından yüzümüzü güldürdü" Yağan yağmurun 40 yılın ardından ilk kez yüzleri güldürdüğünü aktaran Altun, "Bu sene yağmur yağışı bol oldu. Tek sıkıntımız çiftçilerimizin buğdayları ilaçlamakta ve gübrelemekte geç kaldı. İlaçlama işi aralıksız çalışmalar ile sonuçlanacaktır. Yağmur yağışı 40 yılın ardından bu kadar çok oldu, yüzümüzü güldürdü. Girdiler arasında en önemlisi, ilaçlama ve sulamadır. Sulamayı yağmur suyuyla yapınca rekolte yükseliyor ve umutlarımız daha da yeşeriyor" diye konuştu.