DÜNYADAN FUTBOL - 30 Mayıs 2013 Perşembe 12:45

"Medyanın gündeminde U20 Dünya Kupası yer almalı"

A
A
A
"Medyanın gündeminde U20 Dünya Kupası yer almalı"

Aksa Jeneratör, 21 Haziran-13 Temmuz 2013 tarihleri arasında Türkiye'de düzenlenecek FIFA U20 Dünya Kupası organizasyonunun yerel sponsoru oldu.

DOĞAN GÜNDOĞDU
İSTANBUL


Aksa Jeneratör'ün turnuva süresince 7 şehirdeki statların enerji ihtiyacının karşılaşmasını öngören sözleşmenin imza töreni Beşiktaş Çırağan Hotel Kempinski'de gerçekleştirildi. Törene, TFF 1. Başkan Vekili Ufuk Özerten ile Aksa Jeneratör Yönetim Kurulu Başkanı Necati Baykal katıldı.

TFF Başkan Vekili Özerten, Türkiye'de düzenlenecek 20 Yaş Altı Dünya Kupası'nı 3 ana başlık halinde değerlendirmek istediğini belirterek, "Enerji, Güç ve Destek... Biz FIFA U20 Dünya Kupası'nda enerjiyi Aksa'dan alıyoruz. Bu nedenle kendilerine teşekkür ediyorum. Bu destek turnuvanın selameti açısından iki anlamda önemli. Maçlar, 190'ın üzerinde ülke tarafından canlı olarak yayınlanacak. 500 milyonu aşkın seyirci televizyonlardan karşılaşmaları izleyecek. Ülke tanıtımı açısından önemli olan bu organizasyonda kesintinin olmaması gerekiyor. İkincisi ise, 2020 Olimpiyatları'nın Türkiye'ye gelmesinde, U20 Dünya Kupası'nın sorunsuz yapılabilmesi etkili olacak. Güce gelince; halkımızın desteğine ihtiyacımız var. Tüm statlarımızın dolması önemli. U20 Millilerimiz, ilk maçlarını Trabzon ve Rize'de oynayacak. İnşallah Türkiye'ye gelen kupa, ülkemizde kalacak. Son olarak ise, Destek. Burada da medyanın desteğine ve tanıtımına büyük ihtiyaç duyuyoruz. Yarın PTT 1. Lig'e yükselecek son takım belli olacak ve tüm liglerde maçlar sona ermiş olacak. Dünyanın kalbi Türkiye'de atacak. Artık medyanın da gündeminde U20 Dünya Kupası yer almalı" dedi.
Aksa Jeneratör Yönetim Kurulu Başkanı Necati Baykal ise, FIFA U20 Dünya Kupası'nın Türkiye'de yapılmasından ve bu büyük organizasyonun bir parçası olmaktan gurur duyduklarını ifade ederek, "Aksa Jeneratör, FIFA ile yapmış olduğu görüşmelerin ardından, Nisan ayında tüm statlarda hazırlıklarına başlamıştır. Turnuvada kullanılacak 25 bin kilovatlık enerji ihtiyacının tüm testlerini yaptık ve kullanıma hazır hale getirdik. Şebekeye bağlı kalmaksızın gerçekleştireceğimiz enerji üretiminin değeri yaklaşık 5 milyon dolardır" şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Uzmanından uyarı: "Her unutkanlık demans değildir" Demansın ‘40 yaşına düştüğü’ yönündeki söylemlerin klinikte sıkça dile getirildiğini ancak 40-55 yaş aralığında unutkanlık şikayetiyle başvuran hastaların büyük çoğunluğunda demans saptanmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, bu yakınmaların en sık depresyon ve anksiyete ile post-COVID benzeri tablolardan kaynaklandığını vurguladı. Toplumda ‘gençlerde unutkanlık arttı’ algısının büyük ölçüde demans dışı nedenlerle sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların artmasından ve tanı yöntemlerine daha erken ve kolay erişilmesinden kaynaklandığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, manyetik rezonans görüntüleme olanaklarının yaygınlaşması, bilişsel tarama testlerinin artması ve hekim ile toplum farkındalığının yükselmesiyle birlikte daha fazla vakanın tanı aldığını, bunun da ‘demans genç yaşlara indi’ algısını güçlendirdiğini söyledi. "Unutkanlığın seyri önemli" Genç başlangıçlı demansın 45-64 yaş aralığında görüldüğünü, 45 yaş altının ise ‘çok genç başlangıçlı’ olarak ayrıca değerlendirildiğini belirten Önal yaşlılığın tanımının değişmesi ile demansın artık sadece Alzheimer hastalığı ile birlikte görülen bir belirti olmadığını vurguladı. Önal, "1970’lerde 60 yaş ‘yaşlı’ kabul edilirken, bugün 65 yaş yaşlılığın başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Genç başlangıçlı demans nadirdir. Sistematik derlemeler, 30-64 yaş için prevalansı yaşla birlikte hızla arttığını ancak genç yaşlarda oldukça düşük seyrettiğini göstermektedir. Bu nedenle değerlendirmede işlev kaybı, unutkanlığın seyri ve objektif test bulguları esas alınmalıdır. Depresyon veya anksiyete ile demansı ayırt etmek çoğunlukla ek tetkiklere gerek kalmadan muayene ile mümkündür. Yakınmalar dalgalı seyrediyor, gün gün değişiyor ve stresle artıyorsa; motivasyon, enerji, uyku belirgin şekilde bozulmuşsa ve hasta yakınları ‘isteksiz/dağınık’ olduğunu ifade ediyorsa depresyon ve/veya anksiyete düşünülmelidir. Buna karşın sinsi başlangıçlı, aylar ya da yıllar içinde yavaş ama belirgin ilerleyen bir tablo; yeni bilgileri öğrenmede belirgin güçlük, aynı soruların tekrarı ve günlük yaşam işlevlerinde kayıp nörodejeneratif bir süreci akla getirmelidir. Genç yaşta ‘psödo demans’ sanılan tablo depresyon olabileceği gibi tam tersi şekilde depresyon ya da kişilik değişimi olarak etiketlenen bir demans tablosu da gözden kaçabilir. Bu nedenle hasta yakını gözlemleri, nöropsikolojik testler ve beyin MR ile değerlendirme önemlidir" değerlendirmesinde bulundu. "Deli dana hastalığı da olabilir" Unutkanlık şikayeti olan genç bir hastada iş veya okul performansında belirgin düşüş, günlük yaşam işlevlerinde kayıp; nesne adlandıramama, anlam kaybı ve akıcılık bozukluğu gibi dil sorunları; tanıdık yerleri bulamama gibi yönelim bozuklukları ya da dürtüsellik, sosyal uygunsuzluk ve empati kaybı gibi kişilik ve davranış değişiklikleri varsa demans olasılığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirten Önal, şu ifadeleri kullandı: "Buna ek olarak yeni başlayan fokal güçsüzlük, denge bozukluğu, epileptik nöbet, hızlı progresyon gibi nörolojik bulguların eşlik ettiği ve haftalar-aylar içinde hızla kötüleşen tablolar deli dana hastalığını akla getirmelidir. Ailede özellikle 60 yaş altında demans öyküsü varsa bu durum ayrıca dikkatle incelenmelidir. Şikayetlerin 4-6 haftayı aşması ve ilerleyici bilişsel bozulma ile işlev kaybının eşlik etmesi halinde acil ve ayrıntılı nörolojik değerlendirme gereklidir."
Ankara Bakan Göktaş: "Ulusal Vefa Programı’na 2026 yılı için 5,1 milyar lira kaynak ayırdık" Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, yaşlı, engelli ve hasta vatandaşların temel ve zaruri ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla hayata geçirilen Ulusal Vefa Programı’nın 2026 yılı bütçesi için 5,1 milyar lira kaynak ayırdıklarını açıkladı. Bakan Göktaş, temel ihtiyaçlarını yerine getiremeyen yaşlı, engelli ve ağır kronik hastalığı olan ihtiyaç sahibi vatandaşların huzurlu bir hayat sürmeleri ve toplumsal hayata katılımlarını artırmak amacıyla yürütülen Vefa Programı’nın 2022 yılında ulusal program haline getirildiğini hatırlattı. Bakanlık olarak program kapsamında kendi öz bakımını yerine getiremeyen yaşlı, engelli ve ağır kronik hastalığı bulunan vatandaşları düzenli periyotlarla ziyaret ederek yalnız bırakmadıklarını ve ev ve kişisel temizliklerini sağladıklarını belirten Göktaş, "Hak ettikleri yaşam standartlarının sağlanması ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için vatandaşlarımızın her zaman yanlarında olmaya gayret ediyoruz" dedi. "2026 yılı ilk çeyreği için 1,3 milyar lira kaynak aktardık" Yaşlı, engelli ve hasta vatandaşların temel ve zaruri ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla hayata geçirilen Ulusal Vefa Programı’nın bu yılki bütçesi için 5,1 milyar lira kaynak ayırdıklarını aktaran Bakan Göktaş, "Bu kaynağın Ocak, Şubat ve Mart aylarını kapsayacak şekilde ilk çeyrek ödemesi olan 1,3 milyar lirayı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına aktardık" diye konuştu. Ulusal Vefa Programı’ndan 2025 yılında yaklaşık 128 bin vatandaşın yararlandığını ve bu sayıyı artırarak 2026 yılında 132 bin kişiye ulaşılmasının planlandığını bildiren Göktaş, "Engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın her türlü ihtiyacının karşılanması noktasında her zaman yanlarında olacağız" ifadelerini kullandı.
İstanbul Emine Erdoğan: "Türk müziğini oluşturan tüm dalları varlığımızın ayrılmaz bir parçası olarak görmek zorundayız" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, "Her ne kadar müzik evrensel olsa da kendi müziğimizi dinlemek içimizde uzun bir yolculuktan sonra eve dönmenin verdiği o derin huzur hissini uyandırır. Çünkü o evde anlaşıldığımızı, kabul gördüğümüzü ve oraya ait olduğumuzu biliriz. İşte bu yüzden müzik toplumu birbirine görünmez bağlarla bağlayan, farklılıkları duyguların potasında eriten ve milli kimliğin oluşumunda temel bir rol üstlenen vazgeçilmez bir unsurdur. Türk müziğini oluşturan tüm dalları varlığımızın ayrılmaz bir parçası olarak görmek zorundayız" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Palet Türk Müziği İlkokulu’nu ziyaret etti. Programa, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül ve eşi Gülden Gül, AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Birol Güven, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Daimi Şefi Cemi’i Can Deliorman, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir ve eşi Nihal Özdemir, TOGEM-DER Yönetim Kurulu Başkanı Mihrimah Belma Sekmen, TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, merhum bestekar Cinuçen Tanrıkorur’un eşi Barihüda Tanrıkorur, milletvekilleri, sanatçılar ve medya kuruluşu temsilcileri katıldı. Ziyaret sonrası açıklamalarda bulunan Emine Erdoğan, "Bu güzide eğitim yuvasının dünya genelindeki sayılı müzik okullarından biri olması eminim ki hepimizin göğsünü kabartıyor. Çünkü, bu okulun alelade bir müzik eğitimi vermenin çok ötesinde bir misyonu var. Burada kültürümüz, milli kimliğimiz ve hafızamız çocukların dünyasında yeniden hayat buluyor. Başka bir ifadeyle gelecek geleneğin sağlam ve köklü temeller üzerinde inşa ediliyor. Eğer bugün bu vizyon ete kemiğe bürünmüşse bu işini aşkla yapan harika bir öğretmen kadrosu çok değerli sanatçılar, özverili idareciler ve destek hizmetleri ekibi sayesindedir. Ne mutlu onlara ki bu aziz vatanın bayrağına rüzgar olacak, onu dünyanın her yerinde dalgalandıracak pırıl pırıl evlatlar yetiştiriyorlar. Ben de Palet Okulları ailesinin her bir mensubuna fikri temellerini atan kurucularına ve tüm emek sahiplerine tek tek şükranlarımı sunuyorum" dedi. "Türk müziğini oluşturan tüm dalları varlığımızın ayrılmaz bir parçası olarak görmek zorundayız" "Türk müziği bu toprakların hikayelerinin biriktiği, acının, sevincin, hasretin, sevdanın ezgiye dönüştüğü büyük bir milli hafızadır." diyen Erdoğan, "Gönlümüzün ihsanıdır. Bazen yürek tellerimizi titreten, bazen ruhumuzu kanatlandıran şarkılar ve türküler bize aynı hikayenin, aynı kaderin parçası olduğumuzu anlatır. Bizi birbirimize yakınlaştırır. Anadolu coğrafyasının yüzyıllardır süre gelen büyük serüvenine dahil olduğumuzu hissettirir. Bu kültürel miras bir yandan içsel dünyalarımızdaki arayışları dile getirirken bir yandan da toplumumuzun ortak değerlerini, inançlarını ve tecrübesini yansıtır. Her ne kadar müzik evrensel olsa da kendi müziğimizi dinlemek içimizde uzun bir yolculuktan sonra eve dönmenin verdiği o derin huzur hissini uyandırır. Çünkü o evde anlaşıldığımızı, kabul gördüğümüzü ve oraya ait olduğumuzu biliriz. İşte bu yüzden müzik toplumu birbirine görünmez bağlarla bağlayan, farklılıkları duyguların potasında eriten ve milli kimliğin oluşumunda temel bir rol üstlenen vazgeçilmez bir unsurdur. Türk müziğini oluşturan tüm dalları varlığımızın ayrılmaz bir parçası olarak görmek zorundayız. Zira Türk müziği tarih boyunca kentte, sarayda, dergahta, camide, köyde, kırsalda, sınır boylarında, kışlada, yaşamı tüm boyutlarıyla çevrelemiş benzersiz bir müzik evrenidir. Sanat müziğinden mevlevi müziğine, halk müziğinden askeri müziğe kadar uzanan büyük bir miras, millet olma bilincimizi sesle, ritimle ve anlamla beslemiştir" ifadelerini kullandı. Türk müziğinin bir dönem kendi evinden kovulduğuna dikkat çeken Erdoğan, " Hastalara şifa verecek kadar billur, insan ruhunun en karanlık yerlerini bile aydınlatacak kadar latif olan, güzelliğiyle, dikkatiyle tüm dünyaya nam salan müziğimiz maalesef bir dönem kendi evinden kovuldu. Öz yurdunda garip kalanlardan oldu. Kültür dünyamız ödünç ve yabancı kavramlarla tahrip edildi, çölleşti. Ancak ne sevindiricidir ki bugün bu çatının altında sadece bir enstrümanı çalmayı öğrenen çocuklar değil, üstadın deyişiyle, ’Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip’ bir nesil yetişiyor. Böyle bir nesil, bir anlamda da kültür ve sanat dünyamızın ihyası demektir. Bu evlatlarımızın bir kısmı belki müziği bir kariyer yolu olarak seçecek, önemli bestekarlar, icracılar olacaklar. Belki bir kısmı başka mesleklere yönelecek. Ama önemli olan şu ki hepsi yeni ve özlenen bir aydın zümreyi oluşturacaklar" diye konuştu. "Kültürel mirasımızla gençler arasında köprüler kuracak bir çaba içinde olmalıyız" Bazı müzik türlerinin başta çocuklar ve gençler olmak üzere insanları şiddete yönelttiğini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu: "Ne yazık ki tüm dünyada gençler ağır hakaretler, çirkin düşünceler, cinsel içeriklerde şiddet içeren sözlerin kullanıldığı bir müzik kuryasıyla kuşatılmış durumdalar. Kimlik arayışındaki birçok genç; rol modellerinin böyle bir dünyada arıyorlar. Yapılan araştırmalar gençlerin günde ortalama 2 saat müzik dinlediğini ve müzik kliplerinin yüzde 75’inin uygunsuz haller, şiddet, alkol ve sigara kullanımına özendiren unsurlar içerdiğini söylüyorlar. Halbuki müzik ruhun gıdasıdır. Ancak görüyoruz ki, sanatsal bağlamından koparılan medeniyet kökleri kurutulmuş müzik, yeri geliyor ruhun zehri de olabiliyor. O nedenle kültür ve sanat hayatınızı zenginleştirecek ve kültürel mirasımızla gençler arasında köprüler kuracak bir çaba içinde olmalıyız." "Türk müziğini, kendi kültürlerini, geleneklerini çok iyi bilen entelektüeller yetiştirmiş oluyoruz" Programın bir diğer konuşmacısı YETEV Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, "Palet Türk Müziği İlkokulu bizim bundan 7 yıl önce burada kurduğumuz Türkiye’nin ilk Türk müziği ilkokulu. Bugün son 15 yıldır yaptığım aslında bütün vakıf çalışmalarında benim hedefim bu kültürümüzün ihyası ve yeni nesillere hakkıyla aktarılması. Sadece ansiklopedik bilgi olmaması, evlerde, sokaklarda canlı canlı yaşanması ve yaşatılması ve bütün bir milletçe kendi kimliğimizi, kendi kültürümüzü, kendi inancımızı, değerlerimizi kuşanarak yaşayabilmemiz ve dünyayla da bu özgüvenle ilişkiler kurmamız. Dolayısıyla bu okul aslında müzik yeteneği olan 6 yaşındaki çocukların Türk müziğine doğmasını hedefliyor. Neden? Bugün Türkiye’de 6 yaşındaki bir çocuğun çok müzik yeteneği olduğu düşünülse muhtemelen yönleneceği istikamet batı müziği yolları olacak, batı müziği enstrümanları olacak, batı müziği üstadları olacak. İstiyoruz ki eşit şartlarda rekabet edebilelim ve 6 yaşında yeteneği keşfedilmiş çocuklarımız Türk müziğiyle müzik eğitimine başlasınlar. Her yıl binin üzerinde bize kah başvuranlar, kah bizim Üsküdar ilçesinde yaptığımız taramalarda bulduğumuz yetenekli çocuklar içerisinden sadece 24 tanesini okulumuza alıyoruz. Yeteneğe göre karar veriyoruz, ailenin maddi durumuna göre de burslandırıyoruz çeşitli oranlarda. Ve 3 tane mezunumuz, 3 mezuniyetimiz ve 3 grup mezunumuz oldu. Mezunlarımızın bir kısmı müzik eğitimine konservatuar bünyesinde devam ediyorlar. Her geçen sene Medeniyet Üniversitesi ile ve Milli Eğitim Bakanlığımızla yaptığımız iş birliği ile daha çok öğrencinin konservatuarda müzik eğitimine devam edebileceğini şu anda görüyoruz. Devam etmeseler dahi bu yaşta ilkokul bitmeden bir enstrümanı 3 yıl icra etmiş, sahneye çıkmış, stüdyoda kayıt almış aslında müzik tecrübesine sahip çocuklar yetiştiriyoruz. Hayatlarının devamında hangi alanda kariyer yaparlarsa yapsınlar, Türk müziğini, kendi kültürlerini, geleneklerini çok iyi bilen entelektüeller yetiştirmiş oluyoruz" şeklinde konuştu. Palet Türk Müziği İlkokulu Kurucu Temsilci Yüce Gümüş ise "Palet Türk Müziği İlkokulu, Türkiye’nin ilk Türk müziği ilkokulu olarak bundan 7 sene evvel eğitim hayatına başladı. Bu 9 buçuk yıllık hazırlık süresinin akabinde 7 senedir eğitim hayatındayız. Ve bugün kıymetli Emin Erdoğan hanımefendiyi ağırlamanın da mutluluğu içerisindeyiz" dedi. Okulda eğitim alan öğrenciler programa katılan davetlilere enstrüman ve koro dinletisinde bulundu. Program, toplu aile fotoğrafı çekimiyle sona erdi.