GÜNDEM - 13 Şubat 2019 Çarşamba 11:34

Ozan Arif'in oğlu konuştu: 'Acımız büyük'

A
A
A
Ozan Arif'in oğlu konuştu: 'Acımız büyük'

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde babası Ozan Arif'i kaybetmenin üzüntüsünü yaşadıklarını söyleyen Mehmet Alp Şirin, "Acımız çok büyük, ağrısı sızısı olmadı, huzurluydu" dedi.

Ozan Arif Şirin, tedavi gördüğü hastanede 70 yaşında yaşamını yitirdi. Türk dünyasının ve ülkücü camianın sevilen ismi Ozan Arif, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde saat 04.50'de vefat etti. Ozan Arif'in uzun süredir gırtlak kanseri tedavisi gördüğü öğrenildi. Ozan Arif'in ölümü Türk dünyası ve ülkücü camiayı yasa boğdu. 

Ozan Arif'in Atakum ilçesi İncesu Mahallesi'ndeki evinde hüzün hakim olurken, Ozan Arif'in ölüm haberini alan sevenleri de evine gelerek ailesine başsağlığı diledi. Taziyeleri kabul eden Ozan Arif'in oğlu Mehmet Alp Şirin, "Acımız büyük. 'Her nefis ölümü tadacaktır', diyor Kur'an-ı Kerim. Acımız çok taze. Dostlar sağ olsun. Cenaze cumartesi öğle namazı sonrası Büyük Camii'den kalkacak. Çok isteği çok arzusu vardı. Hepsi milleti vatanı içindi. Daha iyi daha adil olması içindi. İsteği arzusu hayatı boyunca bu oldu. Erken oldu. Her evlat için babasının ölümü çok erken olur ama hastalık sürecini şartlar kapsamında rahat geçirdiğini söyleyebilirim. Ağrısı sızısı olmadı. Huzurluydu. OMÜ'deki doktorlarımıza, personele teşekkür ediyoruz" dedi.
Ozan Arif Şirin'in cenazesi 16 Şubat Cumartesi Büyük Camii'de öğle namazını müteakip kılınarak, Kıranköy Mezarlığı'na defnedilecek.

Ozan Arif kimdir? 

Giresun'un Alucra ilçesine bağlı şimdiki ismi ile Yükselen eski adı ile Hapu köyünde 10 Haziran 1949'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla, ilk ve ortaokulu Samsun'da bitirdi. 1970'te başladığı öğretmenlik mesleğinde Samsun'un Devgeriş Mahallesi'nde beş yıl öğretmenlik, dört yıl ise okul müdürlüğü görevi olmak üzere üzere dokuz yıl hizmet verdi. 24 Eylül 1980 ve 5 Kasım 1991 tarihleri arasında Almanya'da yaşadı. Özellikle milliyetçi kesimin son derece beğendiği, o kesimin tutkuyla dinlediği gür sesli ozandı. Ozan Arif, türkülerinde Türk milliyetçiliği vurgusunu açıkça belirten ülkücü bir ozandı.  

Kenan Akyüz
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Dr. Özge Çelik Büyükceran: "Otizim spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir" Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Çelik Büyükceran, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun (OSB) erken çocukluk döneminde ortaya çıktığını söyleyerek, "Centers for Disease Control and Prevention tarafından 2025 yılında yayımlanan izlem verilerine göre, OSB, her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir. Erken çocukluk, beyin gelişiminin en yüksek olduğu dönem olup bu süreçte başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim, sosyal etkileşim ve uyum becerilerinde belirgin gelişim sağlar" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, "OSB, erken çocukluk döneminde ortaya çıkan ve yaşam boyu sürebilen nörogelişimsel bir durumdur. Güncel epidemiyolojik veriler, OSB’nin çocukluk çağında giderek daha sık tanındığını göstermektedir. Nitekim Centers for Disease Control and Prevention tarafından 2025 yılında yayımlanan izlem verilerine göre, otizm spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir. Bu artışın farkındalığın artması, erken değerlendirme imkanlarının gelişmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir" diye konuştu. "Erken teşhis tanı sürecini hızlandırır" Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, OSB’nin temel olarak sosyal iletişim alanında güçlükler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranış örüntüleri ile karakterize olduğunu vurguladı. OSB’nin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Büyükceran, erken belirtilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade etti. Büyükceran, "Özellikle erken çocukluk döneminde isme tepki vermeme, göz teması kurmada zorluk, işaret edilen nesneye bakmama ve dil gelişiminde gecikme gibi bulgular önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin erken fark edilmesi tanı sürecini hızlandırıyor" ifadelerini kullandı. "Tanılama süreci multidisipliner bir yaklaşımla yürütülür" Otizm tanısının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından konulmasının ardından, tedavi ve izlem sürecinin dil ve konuşma terapistleri, özel eğitim uzmanları ve diğer ilgili disiplinlerin katılımıyla multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Büyükceran, "Tanılama süreci yalnızca tek bir görüşmeyle sınırlı değil. Tanı, ayrıntılı gelişim öyküsünün alınması, çocuğun doğal ve/veya yapılandırılmış ortamlarda klinik gözlemi ve gerektiğinde standardize değerlendirme araçlarının kullanılması ile konulmaktadır. Bu süreçte aileden alınan bilgilerle, çocuğun sosyal iletişim becerileri, oyun davranışı ve tekrarlayıcı örüntüleri ayrıntılı biçimde değerlendirilir" diye konuştu. "Müdahale planları bireye özgü yapılandırılır" Büyükceran, tanı sürecinde yaşanan gecikmelerin müdahale sürecini doğrudan etkilediğini vurgulayarak, "Erken çocukluk dönemi, beyin gelişimi açısından en yüksek nöroplastisite dönemidir. Bu dönemde başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim becerileri, sosyal etkileşimi ve uyumsal işlevselliği üzerinde belirgin kazanımlar sağlar. Tanının gecikmesi ise bu kritik gelişimsel pencerenin kaçırılmasına ve müdahale etkinliğinin azalmasına neden olabilir. Erken dönemde başlanan müdahalelerin uzun vadeli işlevsellik üzerinde belirgin etkileri var. Erken çocukluk döneminde aile katılımını içeren, sözel olmayan iletişim becerileri, dil ve konuşma terapileri içeren bireyselleştirilmiş eğitim programları ön plandadır. Okul çağında sosyal beceri eğitimleri önem kazanırken, ergenlik ve yetişkinlik döneminde bağımsız yaşam ve mesleki becerilerin geliştirilmesine odaklanılmaktadır. Bireye özgü yapılandırılmış müdahale programları; iletişim, sosyal uyum ve günlük yaşam becerilerinde anlamlı ilerlemeler sağlayabilmektedir" dedi. "İlaç tedavileri de gündeme gelebilir" Psikofarmakolojik tedavilere de değinen Büyükceran, bu yaklaşımların otizmin çekirdek belirtilerine yönelik olmadığını, daha çok eşlik eden klinik durumların yönetiminde kullanıldığını belirtti. Uzm. Dr. Büyükceran, şöyle devam etti: "Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, uyku sorunları ya da şiddetli davranış problemleri varlığında ilaç tedavileri gündeme gelebilir. Ancak bu tedaviler her zaman eğitsel ve psiko-sosyal müdahalelerle birlikte, destekleyici nitelikte uygulanmalıdır."
Sinop Sinop’ta "İklim Dostu Balıkçılık ve Ekosistem" projesi tanıtıldı Avrupa Birliği-Türkiye İklim Değişikliği Hibe Programı kapsamında desteklenen "İklim Dostu Balıkçılık ve Ekosistem / Climate-Friendly Fisheries and Ecosystem (CFF) Projesi", düzenlenen açılış programıyla tanıtıldı. Karadeniz’de balıkçılığın geleceğini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen proje; enerji, ekosistem ve üretim anlayışını eş zamanlı dönüştürerek sürdürülebilir ve yenilikçi bir model ortaya koymayı amaçlıyor. Proje hakkında detaylı sunum, Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Sabri Bilgin tarafından gerçekleştirildi. Sunumda; projenin ortaya çıkış süreci, ulusal ve uluslararası politika belgeleriyle uyumu ile hedef ve çıktıları katılımcılarla paylaşıldı. Proje kapsamında; elektrikli balıkçı tekneleriyle düşük karbonlu üretime geçişin Sinop’tan başlatılması, deniz çayırları gibi mavi karbon alanlarının korunması ve artırılması, yapay resiflerle desteklenen deniz koruma alanlarının oluşturulması hedefleniyor. Bu çalışmalarla hem iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlanması hem de denizel biyolojik çeşitliliğin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Ayrıca proje ile; düşük karbonlu ve iklime dayanıklı bir balıkçılık sektörünün geliştirilmesi, iklim değişikliği konusunda toplumsal farkındalığın artırılması ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bilgi ve deneyim paylaşımının güçlendirilmesi hedefleniyor. Konuşmaların ardından gerçekleştirilen oturumlarda alanında uzman bilim insanları tarafından proje kapsamında yürütülecek faaliyetlere ilişkin sunumlar yapıldı. Açılış kapsamında düzenlenen program üç gün boyunca devam edecek. Gerçekleştirilen programa proje ortakları, kurum ve daire amirleri, sektör ve STK temsilcileri, balıkçılar, akademik ve idari personel, öğrenciler ve davetliler katıldı.
Ankara Uzmanından uyarı: "Gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir" Toplumda sık görülen ancak çoğu zaman ihmal edilen gözyaşı kanal tıkanıklığı hakkında Medicana Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir; bazen vücudun sessiz bir yardım çağrısıdır" dedi. Gözyaşı kanal tıkanıklığının, gözyaşının burun boşluğuna akmasını sağlayan sistemde oluşan bir tıkanıklık sonucu ortaya çıktığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Normalde gözyaşı, göz yüzeyini temizledikten sonra kanallar aracılığıyla burun içine aktarılır. Bu sistemde meydana gelen tıkanıklık, gözyaşının dışarı akmasına neden olur. Bu durum yalnızca estetik bir sorun değil, aynı zamanda göz sağlığını tehdit eden bir tabloya dönüşebilir. Yani gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir; bazen vücudun sessiz bir yardım çağrısıdır. Kişi istirahat halindeyken, hatta ev ortamında bile gözyaşı kontrolsüz şekilde dışarı akabilir. Gözyaşı kanal tıkanıklıkları temelde iki grupta değerlendirilir. Bunlar doğuştan (konjenital) tıkanıklıklar ve erişkin dönemde gelişen tıkanıklıklardır. Doğuştan görülen vakalarda tedavi seçenekleri farklılık gösterebilirken, erişkinlerde gözyaşı kanal tıkanıklığının kalıcı tedavisi genellikle cerrahi yöntemlerle sağlanır" açıklamasında bulundu. "Tedavi edilmediğinde tekrarlayan göz problemleri ortaya çıkabilir" Hastalığın en belirgin bulgusunun sürekli göz sulanması olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Mefkure Yalçıner, sözlerine şu şekilde devam etti: "Gözyaşı kanal tıkanıklığında hastalar genellikle sürekli yaşarma, çapaklanma, gözde kızarıklık ve zaman zaman enfeksiyon şikayetleri ile başvurur. Özellikle sabah saatlerinde belirginleşen çapaklanma ve gün boyu devam eden sulanma, hastaların sosyal yaşamını da olumsuz etkileyebilir. Tedavi edilmediğinde enfeksiyon riski artar, tekrarlayan göz problemleri ortaya çıkabilir ve bu durum zamanla yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilir." "Erken teşhis hem tedavi sürecini kolaylaştırır hem de başarı oranını artırır" Op. Dr. Mefkure Yalçıner, ileri vakalarda cerrahi tedavinin gündeme geldiğini vurgulayarak, "Gözyaşı kanal tıkanıklığında en etkili tedavi yöntemlerinden biri dakriyosistorinostomi (DSR) ameliyatıdır. Bu işlemle tıkalı kanal bypass edilerek gözyaşının yeniden doğal akışı sağlanır. Ameliyat genellikle 30-60 dakika sürer, hastalar çoğunlukla aynı gün ya da bir gün içinde taburcu edilir. Tam iyileşme süreci birkaç hafta içinde tamamlanırken, bu ameliyatların başarı oranı oldukça yüksektir. Erken teşhis hem tedavi sürecini kolaylaştırır hem de başarı oranını belirgin şekilde artırır" diye konuştu. "Bebeklerde uzun süren göz sulanmalarında mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" Gözyaşı kanal tıkanıklığının yalnızca yetişkinlerde değil, bebeklerde de sıkça görülebildiğini ifade eden Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Yeni doğan bebeklerde gözyaşı kanallarının tam olarak açılmamış olması nedeniyle sulanma ve çapaklanma görülebilir. Aileler bu durumu çoğu zaman basit bir göz problemi olarak değerlendirse de doğru masaj teknikleri ve gerektiğinde yapılacak müdahalelerle erken dönemde kontrol altına alınabilir. Bu nedenle bebeklerde uzun süren göz sulanmalarında mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" şeklinde konuştu.