GÜNDEM - 10 Mart 2018 Cumartesi 06:20

Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor?

A
A
A
Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor?

Türkşeker’e ait 14 fabrikanın özelleştirme kararı yoğun tartışmalara sebep oluyor. Şeker ekonomisi nedir, NBŞ’nin aslı ne, kararda Amerikalı Cargill’in parmağı bulunuyor mu, şeker neden Türkiye’de daha pahalı, kotayı kim istedi. Tüm bu sorulara cevap aramaya çalıştık.

Türkiye Şeker Fabrikası AŞ’ye ait 14 şeker fabrikasının özelleştirileceğinin duyurulması, ülkede en çok tartışılan konularından biri oldu. Bor, Çorum, Kırşehir, Yozgat, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Turhal , Afyon, Alpulu, Burdur, Elbistan ve Muş’taki fabrikaların devletin elinden çıkarılması her kafadan bir sesin çıkmasına yol açtı. Kimi fabrikaların kapatılacağını, kimi millî sermayenin küresel güçlere peşkeş çekileceğini iddia etti. Kimileri ise bunun, üretimin artırılması için gerekli olduğunu söyledi. Pekiyi gerçek ne? Şeker ekonomisi ne söylüyor? Denildiği gibi bu, çiftçiye bir darbe mi? Sektörün en büyük oyuncusu Cargill’in tartışmaların içinde rolü ne? Hem pancar üreticilerini hem de sektör temcilcilerini dinledik, aklımızdaki soruları yönelttik.

Öncelikle ifade edelim. Dünyada toplam şeker üretiminin \%77’si kamıştan, \%23’si pancardan elde ediliyor. Pancar ve kamıştan üretilen şekerler arasında kalite anlamında bir fark yok. Ancak, tropik bölgelerde yetiştirilebilen kamışından elde edilen şekerin maliyeti pancara göre çok düşük. Brezilya, Hindistan, Meksika, Tayland, Avustralya bu konuda çok şanslı. ABD, Japonya ve Çin gibi ülkeler hem pancardan hem de kamıştan şeker üretimi yapıyor. Ne var ki, Avrupa ülkeleri, Türkiye, Rusya pancara mahkûm. Çünkü iklimi kamışa müsait değil.

Şekerin ülkemizdeki ekonomik büyüklüğü 10 milyar lira civarında. Ancak merdiven altı üretim dâhil edildiğinde rakamın söylenenin kat kat üstünde olduğu ifade ediliyor. Şeker hayatımızın vazgeçilmezlerinden biri. Çikolatadan şekerlemeye, tatlı hamurdan, gazlı içeçeklere, oraletten meyve suyuna kadar, aklınıza gelebilecek hemen her üründe kullanılıyor. Doğal olarak en az akaryakıt kadar ekonomide baz etkisi oluşturabiliyor. Şeker fiyatlarında yaşanacak küçük bir artış, yüzlerce ürünün maliyetine doğrudan yansıdığı için enflasyona da etki ediyor.
Bu kadar girizgâhtan sonra asıl mevzuya gelelim:

NEDEN ÖZELLEŞTİRİLİYOR?
Ülkemizde 33 tane şeker fabrikası bulunuyor. Bunun 25’i devlet devlet tarafından, 8’i de özel sektör eliyle işletiliyor. Devlet bünyesinde yer alan fabrikaların pancar işleme kapasiteleri günlük 1.750 ile 7.750 ton arasında değişiyor. Toplam nominal günlük pancar işleme kapasitesi 104 bin 550 ton. Yıllık kapasite ise 2 milyon ton. Türkiye’nin özel sektörle birlikte toplam üretim kapasitesi 3,1 milyon ton civarında. Özel sektörün elinde bulunan 8 fabrika yıllık 1 milyon ton şeker üretiyor. Türkşeker’e bağlı 25 fabrikanın üretim miktarı ise 1 milyon 400 bin ton.

Devlet tarafından üretilen şekerin maliyeti ton başına 900 dolar civarında. Bu rakam, dünya ortalamasının yaklaşık iki katı. Eski teknolojiyle işleyen fabrikaların kapasitesi büyük, verimlilik ve kârlılığı neredeyse yok. Nitekim geçtiğimiz yıl, şeker fabrikaları 100 milyon liraya yakın zarar etti. Aslında rakamlar son 20 yılda kâr hanesine hiç yazılmadı. Fabrikalar için ciddi yatırım gerekiyor. 25 fabrikada 1.324 memur, 1.455’i geçici olmak üzere toplam 8 bin 45 işçi çalışıyor. Pancarın hasatla birlikte çok kısa sürede işlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde şeker kalitesi düşüyor. Yani işçiler 45 ila 90 gün arasında çalışıyor. Bu yüzden geçici işçiler tercih ediliyor. Pancarın bol su istemesi, su kıtlığı yaşayan Anadolu için başka bir problemi doğuruyor.

İŞÇİ VE ÜRETİCİ NE OLACAK?
Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine sendikalar ve Cumhuriyet Halk Partisi karşı çıkıyor, hükûmet kanadı ise “Çiftçilerimiz yine ürünlerini fabrikalara verecek. Şeker üretilmeye devam edilecek. Yeni yatırımlarla sektör daha da büyüyecek” diyerek kararı savunuyor.

KOTADA AMAÇ NE?
Yüksek maliyetler nedeniyle şeker pancarı, nişasta bazlı şekere göre kilo/TL değeri bakımından yüzde yüz pahalıya satılıyor. Türkiye 2017 yılı şeker ihtiyacı 2,7 milyon ton. İhtiyaç duyulan şeker Türkiye’deki 35 fabrikadan karşılanmaya çalışılıyor. Çiftçi ve üreticileri korumak için Bakanlar Kurulu kararı ile şeker ithalatına ve üretimine sınırlama getirildi. Yani kota konuldu. Konulan kota 3 ana başlıkla adlandırılmakta.
1) A kotası: Yurt içi talebe göre üretilen ve pazarlama yılı içinde iç pazara verilebilen şeker miktarı,
2) B kotası: A kotasının belli bir oranına tekabül eden ve güvenlik/fiyat politikası payı için bulundurulmak üzere üretilen şeker miktarı,
3) C şekeri: A ve B kotaları dışında üretilen ve yurt içinde pazarlanamayan şeker ile işlenmek üzere ihraç kaydıyla temin edilen ham ve beyaz şeker.
C kotası şeker üretimi yurt dışına satılmak kaydıyla serbest. Çünkü şekerleme üreticileri içeriden yüksek fiyattan pancardan elde edilen şeker alması nedeniyle neredeyse 3’te 1 fiyata kamıştan elde edilen şeker kullanan yabancı şirketler karşısında rekabet şansı kalmıyor. İhracatçılara bu konuda bir teşvik sağlamak üzere ihracat ettiği ürün kadar şeker ithal etme belgesi veriliyor. Bu şeker sadece ihraç edilecek ürünlerde kullanabiliyor ve kesinlikle iç pazarda tüketemiyor.

MISIR PANCARA RAKİP Mİ?
Gıda ve meşrubat sektörlerinden nişasta bazlı şeker için yaklaşık 1 milyon ton civarında bir talep söz konusu iken, üretim kotasının mevcut durumda sadece 267 bin ton ile sınırlı kalması bu sektörlerdeki tedarikçilerin Türkiye’de yatırım ve büyüme planlarını zorlaştırıyor. Aradaki fark ise Ekonomi Bakanlığı tarafından açılan “tarife kontenjanına bağlı ithalat” gibi yollarla veya kayıt dışı kanalıyla kapatılıyor. Kota nedeniyle oluşan kayıt dışı piyasanın yol açtığı senelik kayıp ise GSMH’de 750 milyon TL’ye denk geldiği söyleniyor. Ayrıca 50 milyon TL’lik Kurumsal Vergi ve 80 milyon TL KDV kaybı söz konusu.

Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor?

CARGILL DOST MU, DÜŞMAN MI?

150 yıl önce Amerika’da W. W. Cargill tarafından kurulan şirket bugün gıda, tarım, endüstriyel ürün ve finans sektörlerinde faaliyet gösteren küresel bir dev. 150 milyar doları aşan cirosu ile 70 ülkede faaliyet gösteriyor. Türkiye’de 1960 yılı itibarıyla çalışmalarına başlayan Cargill, 2000’li yılların başında 120 milyon dolar tutarındaki yatırımla Bursa Orhangazi Mısır İşleme Tesisini devreye aldı. Türkiye’deki yatırımını 400 milyon dolara çıkaran şirket Balıkesir’de endüstriyel yağ ve pastacılık yağları üreten Turyağ tesisini, Kocaeli Gebze’de bitkisel bazlı endüstriyel ve bioendüstriyel ürünler üreten Alemdar Kimya firmasını bünyesine kattı. Dünyada mısırdan nişasta bazlı üretimin lideri konumundaki Cargill, şeker tartışmalarının neredeyse tamamında ‘kötü aktör’ olarak yansıtılıyor. Şirket, özelleştirmeyi perde arkasından yönetmekle suçlanıyor. Mısır’dan üretilen nişasta bazlı şeker kotasının artırılması için lobi yaptığı öne sürülen ve pancar üreticilerinin hedefi hâline gelen Cargill, gerçekten bunları yaptı mı? Şirketten üst düzey bir isme tam da bu soruyu sorduğumda şöyle bir cevap aldım: Şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle hiçbir ilgimiz yok. Rafine şeker üretiminde değiliz. Biz endüstriyel sıvı şeker üretiyoruz. Türkiye’de bu konuda zaten geniş bir pazar var. Bizim temel hedefimiz, şeffaf bir şeker piyasasının oluşması. Biz dâhil kimse ayrıcalıklı olmasın. Fiyatları dünya seviyelerine indirmek, Türkiye ekonomisine katkı vermek istiyoruz.

Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor?

HANGİSİ DAHA ZARARLI?

Şeker konusundaki bir diğer önemli tartışma konusu da temelde kendisi zararlı olan şeker çeşitleri arasında hangisinin daha zararlı olduğu yönünde.

Şeker veya sakkaroz, çoğu bitkinin bünyesinde bulunur. Fakat ekonomik değer elde edilebilecek kadar şeker ihtiva eden iki bitki vardır: Şeker kamışı ve şeker pancarı. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi şeker kamışının maliyeti daha ucuz. Türkiye’de geçmişte şeker kamışı tarımı için denemeler yapılmış, ancak ekonomik olmayacağı anlaşıldığı için vazgeçilmiş. Nişasta bazlı şekerler; şeker pancarı ve şeker kamışından üretilen şekerlerin (sakkaroz) dışında, nişasta bazlı ham maddelerden (mısır, buğday, patates) çeşitli kimyasal yollarla üretilen genel olarak glikoz, izoglikoz, fruktoz ve türevlerinden oluşuyor. Nişasta bazlı şekerler doğrudan tüketilmiyor; daha çok şekerli ürünler sanayisinde girdi olarak kullanılıyor.

Sanayinin nişasta bazlı şekeri tercih etmesinin en önemli sebebi maliyet. Türkiye, dünyanın en büyük 4. şeker pancarı üreticisiyken, ton başına 250-300 dolar daha ucuz olan “mısır şurubu” üretmek için 2016’da 1,5 milyon ton mısır ithal etti. Tokluk hissi vermeyen ve kanserden kalp hastalıklarına ve karaciğer yetmezliğine kadar birçok kronik hastalığa yol açtığı ileri sürülen nişasta bazlı şekerin (NBŞ) bazı AB ülkelerinde yasaklandığı yönünde açıklamalar yapılıyor. Ancak bu konuda resmi bir veri yok. Bunla birlikte, şeker türlerinin hangisinin daha zararlı olduğuna ilişkin bilimsel bir sonuç da henüz yayımlanmadı. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ile Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının konuyla ilgili çalışmaları sürüyor. Genel kanaat, şekerin toptan zararlı olduğu ve kararında tüketilmesi gerektiği yönünde. Bu konuda NBŞ’yi savunan kesimin kullandığı en önemli argüman: Aşırı su da insanı öldürür..

Sonuç: Asıl tartışılması gereken, ülkemizde şeker pancarı üretiminde verimlilik artışının nasıl sağlanacağı olmalıdır. AB’de 15,8 milyon, ABD’de 4,6 milyon, ülkemizde ise 2,7 milyon ton şeker üretimi yapılıyor. Şeker üretiminde çiftçi başına üretim miktarı açısından verimlilik AB’ye göre 4 kat, ABD’ye göre yaklaşık 16 kat daha az. Son yıllarda ülkemizde ciddi oranda verimlilik artışı sağlanmaya başlanmış olsa da bu yeterli değil. Pancar kimilerine göre 500 bin kişiyi doğrudan etkiliyor. Bu durumda atılması gereken iki adım var. Bir, üretimi artırmak, pancar çiftçisinin maliyet/üretim dezavantajını gidermek ve belki başka alanlara yönlendirmek. İki, şeker piyasasını özelleştirmek, rekabette şeffaflığı sağlamak ve dünya şeker fiyatlarına entegre etmek.

ŞEKERE EN ÇOK TÜRKLER ÖDÜYOR
Üretim maliyetleri ve uygulanan kota nedeniyle Türkiye’de şeker fiyatları da dünya ortalamalarının üzerinde. Kilogram başı perakende şekerin satış dolar fiyatı Hindistan’da 0,49, Çin’de 0,53, İngiltere’de 1,21, Almanya’da 1,20, Brezilya’da 0,48, Arjantin’de 0,44, ABD’de 1,17, Kanada’da 1,04, Güney Afrika’da 0,59. Türkiye’de ise bu rakam 1,29 dolara ulaşmış durumda.

Türkiye Gazetesi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye ekonomisi güçlü bir dayanıklılık ortaya koymakta ve birçok alanda pozitif yönde ayrışmaktadır" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Böylesine kırılgan ve belirsizliklerin arttığı bir küresel tabloda, Türkiye ekonomisi güçlü bir dayanıklılık ortaya koymakta ve birçok alanda pozitif yönde ayrışmaktadır. Son dönemde uyguladığımız ekonomi programı sayesinde makroekonomik ve finansal istikrar belirgin şekilde güçlenmiş, ekonomimizin dış şoklara karşı direnci ciddi ölçüde artmıştır. Nitekim 2020-2025 döneminde dünya ekonomisi yüzde 19 büyürken, Türkiye ekonomisi yüzde 35 büyüme kaydetmiştir. Gerçekleştirdiğimiz yüksek büyüme performansımızla milli gelirimiz 2025 yılında 1,6 trilyon dolara ulaşmış, kişi başına gelirimiz ise 18 bin doların üzerine çıkmıştır" dedi. Vizyon 100 Platformu’nun düzenlediği Vizyon 100 İstanbul Summit etkinliği, Türkiye’deki şirketlerin üst düzey yöneticilerini bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirilen etkinlik, "Küresel Liderler Oturumu"na da ev sahipliği yaptı. Etkinlikte açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, küresel ekonomik mimarinin yeniden şekillendiği tarihsel bir eşikten geçildiğini gördüklerini belirterek, "Jeopolitik gerilimler derinleşirken ticaret düzeninin yeniden şekillendiği, yapay zekânın üretim ve emek piyasalarını dönüştürdüğü, iklim değişikliğinin ekonomik maliyetlerinin giderek somutlaştığı, demografik dönüşümün eş zamanlı baskı oluşturduğu bir eşikte bulunuyoruz" ifadelerini kullandı. Küresel büyümenin bu gelişmelere paralel olarak hala dayanıklılık göstermiş olsa da son üç yıldır yüzde 3’ler seviyesinde seyrederek 2000-2019 ortalaması olan yüzde 3,7’nin altında gerçekleştiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Küresel mal ve hizmet ticaretinin yıllık ortalama büyüme hızı 2000-2019 döneminde yüzde 4,8’den 2020-2025 döneminde yüzde 3 seviyesine gerilemiş; ticaretin yapısı giderek daha bölgesel ve güvenlik odaklı hale gelmiştir" açıklamalarında bulundu. "Bugün bölgemizde yaşanan gerilimler bu kırılgan yapıya yeni riskler eklemektedir" diyen Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: "Orta Doğu’da yaşanan savaş; enerji fiyatlarından ulaşım maliyetlerine, finansal piyasalardan para politikası beklentilerine kadar geniş bir alanda etkisini hissettirmektedir. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksamalar petrol ve LNG arzını olumsuz etkileyerek enerji fiyatlarını yükseltmiş; artan güvenlik riskleri sigorta primlerini ve navlun maliyetlerini artırmıştır. Doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş, gübre maliyetleri üzerinden gıda fiyatları için yukarı yönlü risk oluştururken, bu gelişmeler küresel enflasyon beklentilerini bozarak fiyatlar üzerinde ilave baskı meydana getirmiştir. Jeopolitik risk algısındaki artış, risk primlerini ve borçlanma maliyetlerini yükseltmiş; finansal koşullar sıkılaşmıştır." "Türkiye ekonomisi güçlü bir dayanıklılık ortaya koymakta ve birçok alanda pozitif yönde ayrışmaktadır" IMF’nin güncel tahminlerinde 2026 yılı küresel büyüme beklentisinin yüzde 3,1’e gerilediğini ve enflasyon beklentisinin yüzde 4,4’e yükseldiğini kaydeden Yılmaz, "Böylesine kırılgan ve belirsizliklerin arttığı bir küresel tabloda, Türkiye ekonomisi güçlü bir dayanıklılık ortaya koymakta ve birçok alanda pozitif yönde ayrışmaktadır. Son dönemde uyguladığımız ekonomi programı sayesinde makroekonomik ve finansal istikrar belirgin şekilde güçlenmiş, ekonomimizin dış şoklara karşı direnci ciddi ölçüde artmıştır. Nitekim 2020-2025 döneminde dünya ekonomisi yüzde 19 büyürken, Türkiye ekonomisi yüzde 35 büyüme kaydetmiştir. Gerçekleştirdiğimiz yüksek büyüme performansımızla milli gelirimiz 2025 yılında 1,6 trilyon dolara ulaşmış, kişi başına gelirimiz ise 18 bin doların üzerine çıkmıştır" şeklinde konuştu. "Türkiye adeta bir istikrar adası ve ’Güvenli Liman’ konumunda" Çatışmalardan uzak, siyasi istikrarı ve politika öngörülebilirliği ile Türkiye’nin adeta bir istikrar adası ve ’Güvenli Liman’ konumunda olduğunu hatırlatan Yılmaz, "2025 yılında Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırım tutarı 13,1 milyar dolara ulaşmış, aynı yıl 475 yatırım projesi için karar alınmıştır. Bu projeler kapsamında yaklaşık 21 milyar dolarlık yatırım ve 47 binin üzerinde istihdam öngörülmektedir" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, nitelikli insan kaynağının Türkiye’ye çekmeye yönelik teşviklerin, Türkiye’yi yatırımcılar açısından üretim ve değer oluşturma bakımından çok daha güçlü bir merkez konumuna taşıdığımı vurguladı. Geçtiğimiz günlerde ’Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’nı açıkladıklarını aktaran Yılmaz, "Bu program, Türkiye’nin yeni dönemdeki ekonomik konumlanmasını net biçimde ortaya koyan kapsamlı bir stratejidir. Meclisimizde yasal çerçevesi için çalışmaların başladığı program kapsamında üretim ve ihracat odaklı firmalar için son derece rekabetçi bir vergi yapısı oluşturuyoruz. İhracat yapan firmalar için kurumlar vergisini önemli ölçüde indirerek Türkiye’yi küresel ölçekte güçlü bir üretim üssü haline getiriyoruz" ifadelerini kullandı. İstanbul Finans Merkezi’nin küresel ölçekte etkin bir finans üssü olarak konumlandırma hedefi doğrultusunda finansal piyasaların derinliğini artırdıklarını, uluslararası sermaye ile entegrasyonu güçlendirdiklerini kaydeden Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: "Küresel ekonominin yönünün yeniden belirlendiği böyle bir dönemde, doğru konumlanan ülkelerin önümüzdeki yılların kazananları olacağı açıktır. Türkiye, güçlü makroekonomik temelleri, stratejik konumu, nitelikli insan kaynağı ve kararlılıkla uyguladığı politikalarla bu yeni dönemin merkezinde yer almaya devam edecektir."
Karabük Karabük’te minibüs esnafından "haksız rekabet" tepkisi Karabük Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Cemal Topçu, belediyenin toplu taşıma uygulamalarının minibüsçü esnafını olumsuz etkilediğini belirterek, mahkeme kararına uyulması çağrısında bulundu. Karabük Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Cemal Topçu, yaptığı açıklamada yalnızca bir meslek grubunun sorunlarını değil, kentte hukukun ve esnaf onurunun da zedelendiğini savunduklarını ifade etti. Minibüsçü esnafının yıllardır zor şartlar altında hizmet verdiğini dile getiren Topçu, pandemi döneminde artan maliyetlerin esnafı ekonomik açıdan zorladığını kaydetti. Topçu, "Pandemi döneminde artan maliyetler altında ezilen, kontak kapatma noktasına gelen toplu taşıma esnafına el uzatması gereken eski belediye yönetimi; çözüm üretmek yerine esnafın ekmeğine kan doğramıştır. Mevcut duruma çözüm bulmak yerine 60 adet dolmuş alarak belediyeyi bir ’minibüs işletmesine’ çevirmek, 30 yıllık esnafın rızkına göz dikmektir. Belediye, esnafı yaşatmakla mükelleftir, esnafıyla rekabet edip onu bitirmekle değil" dedi. Emeklilere yönelik ücretsiz ulaşım uygulamasının da esnafı zor durumda bıraktığını iddia eden Topçu, "Emeklilerimize yönelik ücretsiz ulaşım kararı, esnafın sırtından yapılan bir siyasi şovdur. Sosyal belediyecilik, bir kesime iyilik yaparken başka bir kesimi açlığa mahkûm etmek değildir. Artan akaryakıt fiyatları, amortisman giderleri, ağır vergi ve SGK yükleri altında beli bükülen şoför esnafı, bir de belediyenin haksız rekabetiyle siyasete kurban edilmiştir" diye konuştu. Konuya ilişkin yargıya başvurduklarını ve mahkemenin kendilerini haklı bulduğunu belirten Topçu, "Mahkeme kararı açıktır. Bu uygulamadan derhal dönülmesi gerektiği belirtilmiştir" dedi. Karabük Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya’ya çağrıda bulunan Topçu, mahkeme kararlarının uygulanmasının zorunlu olduğunu vurgulayarak, "Belediye yönetimini ivedilikle mahkeme kararına uymaya ve haksız rekabeti sonlandırmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı. Topçu, aksi halde hukuki mücadeleyi sürdüreceklerini ve demokratik haklarını kullanacaklarını sözlerine ekledi.
Diyarbakır Dicle Elektrik’ten fırtına mesaisi Dicle Elektrik, Şanlıurfa’da saatte 70 kilometre hıza ulaşan fırtına ve zaman zaman oluşan hortumların enerji nakil hatlarında yol açtığı hasara karşı ekipleriyle gece boyunca sahada aralıksız görev yaptı. Eyyübiye, Haliliye, Karaköprü, Birecik, Harran, Akçakale ve Viranşehir’de olumsuz hava şartlarından dolayı devrilen direkler ve kopan iletkenler nedeniyle oluşan arızalara hızla müdahale edildi. Ekipler, hasar tespit ve onarım çalışmalarını AFAD, itfaiye, karayolları ve belediyelerle koordineli şekilde sürdürerek enerji arzının güvenli biçimde yeniden sağlanması için yoğun mesai harcadı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan altı ilde kayıpsız, kesintisiz ve kaliteli enerji dağıtımı hedefiyle çalışmalarını sürdüren Dicle Elektrik, olumsuz hava koşullarının etkili olduğu Şanlıurfa’da tüm saha ekipleriyle teyakkuz halinde görev yaptı. Dün gece kent genelinde etkisini artıran fırtına, saatte 70 kilometre hıza ulaşırken, zaman zaman oluşan hortumlarla birlikte ağaçların devrilmesine, çatıların uçmasına ve enerji nakil hatlarında ciddi hasar meydana gelmesine neden oldu. Şirket ekipleri, vatandaşların can ve mal güvenliğini önceliklendirerek arızalara hızlı müdahale etmek üzere gece boyunca sahada çalışma yürüttü. Şanlıurfa’da olumsuz hava şartlarından en fazla etkilenen bölgeler arasında merkez ilçeler Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü’nün yanı sıra Birecik, Harran, Akçakale ve Viranşehir yer aldı. Şiddetli rüzgar ve hortumların etkisiyle bazı bölgelerde elektrik direkleri devrildi, dağıtım hatlarında kopmalar meydana geldi. Bu nedenle şehir genelinde zaman zaman elektrik kesintileri yaşanırken, Dicle Elektrik ekipleri hasarın oluştuğu noktalarda güvenlik riski doğmaması için kontrollü kesinti uyguladı. Arızası giderilen bölgelere enerji akışı yeniden sağlanırken, hava koşullarının olumsuz etkisini sürdürdüğü bazı noktalarda onarım çalışmalarının devam ettiği bildirildi. Dicle Elektrik yetkilileri, enerji arzının güvenli şekilde yeniden sağlanabilmesi için bakım ve onarım faaliyetlerinin öncelik sırasına göre planlandığını belirtti. Olumsuz hava koşullarından etkilenen Eyyübiye, Haliliye, Karaköprü, Birecik, Harran, Akçakale ve Viranşehir’de ekiplerin AFAD, itfaiye, karayolları ve belediyelerle sahada koordineli şekilde yoğun bir mesai yürüttüğü ifade edildi. Şirket, abonelerin güvenli ve sürdürülebilir enerjiye erişimi için tüm imkânların seferber edildiğini vurgulayarak, fırtına ve sağanak yağıştan etkilenen bölgelerde çalışmaların planlı şekilde sürdüğünü açıkladı.