DÜNYA - 04 Temmuz 2024 Perşembe 07:24 | Son Güncelleme : 04 Temmuz 2024 Perşembe 07:26

Venezuela yönetiminden ABD ile müzakere açıklaması

A
A
A
Venezuela yönetiminden ABD ile müzakere açıklaması

Venezuela ve ABD’nin gerçekleştirilen ikili müzakerelerde “karşılıklı güveni tesis etmek ve ilişkileri geliştirmek için birlikte çalışma” ve “saygılı ve yapıcı bir şekilde iletişimi sürdürme" konularında mutabık kaldığı bildirildi.

ABD’nin ekonomik yaptırımları altında olan Venezuela’dan Washington - Karakas ilişkileri ile ilgili yeni açıklama geldi. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun baş müzakerecisi Jorge Rodriguez sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, gerçekleştirilen müzakerelerde her iki tarafın da “karşılıklı güveni tesis etmek ve ilişkileri geliştirmek için birlikte çalışma” ve “saygılı ve yapıcı bir şekilde iletişimi sürdürme" konularında mutabık kaldığını duyurdu.

Maduro müzakere teklifinin ABD’den geldiğini iddia etmişti

Maduro, pazartesi günü yaptığı açıklamada uzun süredir düşmanları olan ABD ile masaya oturmaya hazırlandıklarını açıklayarak, "İki ay boyunca, ABD hükümetinden müzakerelerin ve doğrudan diyaloğun yeniden başlatılması yönünde teklifler aldım. Uzun bir değerlendirmeden sonra bu teklifi kabul ettim. Önümüzdeki çarşamba günü başlıyoruz" ifadelerini kullanmıştı.

Maduro açık diyalog çağrısı yapmıştı

İki ülke arasında Katar'da yürütülen gizli müzakereler sonucunda imzalanan anlaşmaya atıfta bulunan Maduro, "Bu yeni müzakere turunda ABD'nin Katar'da imzalanan anlaşmalara uyması ve manipülasyon olmaksızın diyalog şartlarını yerine getirmesi gerekiyor. Dahası, bu süreç spekülasyon olmadan kamuya açık şekilde sürdürülmeli" demişti.

Yaptırımların kaldırılması çağrısında bulunmuştu

Maduro, ülkeye uygulanan ekonomik ambargoyu hatırlatarak, "Diyalog ve anlayış istiyorum. Yaptırımların kaldırılması gerekiyor. Venezuela'nın mutlak egemenliğine ve bağımsızlığına saygı duyulmasını istiyorum" şeklinde konuşmuştu.

ABD’nin Maduro hükümeti ile görüştüğü ortaya çıkmıştı

Venezuela'ya uzun yıllardır çeşitli gerekçelerle ekonomik yaptırımlar uygulayan ABD’den üst düzey bir heyetin, Mart 2022'de Maduro hükümetiyle ilk kez görüşmeler yaptığı ve bu görüşmelerin basına kapalı şekilde birkaç kez gerçekleştirildiği ortaya çıkmıştı. Son olarak geçen yıl, iki ülkenin Katar'da gizli müzakereler yaparak esir takası konusunda anlaşmaya vardığı kamuoyuna yansımıştı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul FIFA’dan yerel kuruluşlara eğitim ve futbol desteği FIFA ve Global Citizen, FIFA Global Citizen Eğitim Fonu’ndan hibe alacak ilk grup kuruluşları duyurdu. 10 ülkeden seçilen 27 yerel kuruluş, dünya çapında yetersiz hizmet alan topluluklardaki çocuklara kaliteli eğitim ve futbol programları sunma yönündeki hayati çalışmalarını desteklemek amacıyla, 50 bin ile 250 bin Dolar arasında değişen hibeler alacak. FIFA Global Citizen Eğitim Fonu, dünya çapındaki çocuklar için eğitime ve futbola erişimi genişletmek amacıyla 2026 FIFA Dünya Kupası sonuna kadar 100 milyon Doları mobilize etmeyi hedefliyor. Fon, bugüne kadar hayırsever vakıflar, önde gelen markalar, şirketler, bireysel bağışçılar ve 2025 FIFA Kulüpler Dünya Kupası ile yaklaşan 2026 FIFA Dünya Kupası dahil olmak üzere büyük müzik ve spor etkinliklerine bağlı bilet satışlarından elde edilen gelirlerle 30 milyon Dolar’ın üzerinde kaynak topladı. İlk hibe alan grup, hem küresel ihtiyaç ölçeğini hem de anlamlı bir etki oluşturma fırsatını yansıtıyor. Seçilen kuruluşlar toplu olarak, öğrencilerin yüzde 15’inden azının ortaöğretimi tamamladığı ve yoksulluk oranlarının yüzde 60’ı geçtiği bölgeler de dahil olmak üzere, dünya çapında binlerce çocuğa ulaşıyor. Bu rakamlar, hedeflenen yatırımın aciliyetini vurguluyor. Geleceğe yatırım Eğitim, spor ve yerel katılımı birleştiren kanıtlanmış, topluluk odaklı modelleri destekleyen fon, öğrenime erişimi genişletmeyi, eğitim çıktılarını iyileştirmeyi ve dünyanın en dezavantajlı topluluklarından bazılarındaki çocuklar için fırsat yolları oluşturmayı amaçlıyor. FIFA Başkanı Gianni Infantino, konuya ilişkin, "Futbol; birleştirme, ilham verme ve kalıcı değişim oluşturma gücüne sahiptir. FIFA Global Citizen Eğitim Fonu aracılığıyla, bu gücü dünya genelindeki çocukların geleceğine yatırım yapmak için harekete geçiriyoruz. Bu kuruluşlar, çocukların eğitime ve futbolun sağladığı yaşam becerilerine erişimini sağlamak için genellikle en zorlu ortamlarda olağanüstü işler çıkarıyorlar" dedi. Global Citizen CEO’su Hugh Evans ise, "Aşırı yoksulluk içinde büyüyen çocuklar için eğitime erişim sadece yaşamı değiştirmekle kalmaz, hayat kurtarır. Bu fonun etkisi sınıfların ve spor sahalarının çok ötesine, yoksulluk döngülerinin kırılacağı toplulukların derinliklerine ulaşacaktır" ifadelerini kullandı. İlk grupta yer alan kuruluşlardan bazıları şunlar: Afrika: Emmanuel Development Association (Etiyopya), Antonio Rüdiger Vakfı (Sierra Leone), Autisme Rwanda (Ruanda), Skateistan (Güney Afrika) ve diğerleri Asya: SDGs Promise Japan, Ubuntu FS (Japonya) Kuzey Amerika: Canada Scores, YMCA Mexico, Street Soccer USA ve çeşitli eğitim akademileri Güney Amerika: Instituto Rede Tenis (Brezilya), Fundacin El Origen (Kolombiya), Fundacin Tiempo de Juego (Kolombiya) Başvurular ve yönetim Hibelerin ikinci döngüsü için başvurular artık açılmış durumda. İlgilenen kuruluşlar globalcitizen.org/education-fund-apply adresinden başvuruda bulunabilirler. Toplanan fonların yarısı, futbol aracılığıyla yaşam becerilerini, öğrenimi ve topluluk gelişimini ilerleten bir girişim olan FIFA Okullar İçin Futbol (F4S) programına ayrılacaktır. Danışma kurulu Fonun icracı olmayan danışma kurulunda FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Global Citizen CEO’su Hugh Evans’ın yanı sıra; Hugh Jackman, Ivanka Trump, The Weeknd, Shakira, Serena Williams, Kaka ve Bank of America Eş Başkanı Jim DeMare gibi isimler yer alıyor.
Bartın Minik Burak’ın isteği yürekleri parçaladı Bartın’da meydana gelen ev yangınında ölen 71 yaşındaki Osman Atik, dualarla son yolculuğuna uğurlandı. Cenazeye katılan 5 yaşındaki torunu Burak’ın ise dedesinin mezarına papatya götürmek istediği anlar yürekleri parçaladı. Bartın’ın Ulus ilçesi Küllü köyüne bağlı Yukarı Mahalle’de yaşayan 2 katlı betonarme bir evde yaşayan 72 yaşındaki Osman Atik, sobanın içindeki odunları yanıcı madde ile tutuşturmak istemiş, bir anda alev alan soba nedeniyle yangın çıkmıştı. 8 Mayıs Cuma günü yaşanan yangında yakınında bulunan torununa seslenerek, evden kaçmasını sağlayan Osman Atik, etrafı saran duman nedeniyle güçlükle balkona çıkabilmiş ve bahçeye atlamıştı. Atik, kaldırıldığı Bartın Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybederken, vücudunun çeşitli yerlerinde yanık ve kırıklar tespit edilmişti. Osman Atik, bugün Ulucami’de öğle namazında müteakiben kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı. Cenazeye annesi ve kardeşleri ile katılan 5 yaşındaki Burak ise, cami avlusundan kendisini kurtaran dedesi için papatya topladı. Burak Atik, minik elleriyle topladığı papatyaları, taziyeleri kabul eden annesine göstererek, ’’Ben dedeme çiçek vermek istiyorum’’ dedi. Minik Burak, elinden düşürmediği papatyaları ise defin işleminin ardından dedesinin mezarına bıraktı. Atik’in cenazesi, yakınları ve sevenlerinin katıldığı program ile Küllü Köyü aile mezarlığına defnedildi.
Samsun Samsun’da suda boğulma olaylarına karşı tedbirler masaya yatırıldı Samsun Valiliği koordinesinde, yaz aylarında yaşanabilecek suda boğulma olaylarına karşı alınacak tedbir ve önlemlerin değerlendirildiği toplantı gerçekleştirildi. Vali Orhan Tavlı başkanlığında, ilçe kaymakamları ile ilgili kurum müdürlerinin katılımıyla Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanlığı Dost Gemisi’nde düzenlenen toplantıda, 2026 yaz sezonu boyunca uygulanacak güvenlik önlemleri ele alındı. Toplantıda, 2024 yılında güncellenen "Suda Boğulma Olaylarına Karşı Alınacak Tedbirlere İlişkin Genelge" kapsamında sahillerde gerekli güvenlik tedbirlerinin sürdürüldüğü belirtildi. Riskli ve tehlikeli alanların belirlenerek vatandaşları uyaran levhaların yerleştirildiği, ilçe komisyonlarınca sahillerin düzenli denetlendiği ifade edildi. Samsun’un 207 kilometrelik kıyı şeridinde 2026 yılı için toplam 18 kilometre uzunluğunda 10 yüzme alanı ile 19 mavi bayraklı plajın bulunduğu kaydedildi. Ayrıca toplam 48,5 kilometre uzunluğunda 18 alanın ise denize girmenin tehlikeli ve yasak olduğu bölge olarak belirlendiği bildirildi. Suda boğulma olaylarına karşı tedbirler Toplantıda Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanlığı ekiplerinin ilgili kurumlarla koordineli şekilde görev yaptığı belirtilirken, vatandaşların yoğun olarak denize girdiği saatlerde ekiplerin hazır bekletildiği vurgulandı. Yoğun kullanılan sahillerde Dalış Emniyet Güvenlik Arama Kurtarma Timi (DEGAK) tarafından karadan ve denizden devriye faaliyetleri yürütüleceği ifade edildi. Büyükşehir Belediyesi tarafından yaz sezonunda yüzme alanlarında görevlendirilmek üzere 120 cankurtaranın istihdam edileceği belirtilirken, ayrıca Çarşamba’da 3, Bafra’da 1 ve Atakum’da 2 olmak üzere toplam 6 bot ile 2 jet skinin görev yapacağı açıklandı. Dört kişilik dalış timinin de su altı ve su üstünde arama kurtarma çalışmalarına katılacağı kaydedildi. Açıklamada, Samsun sahillerinde farklı içeriklerde toplam 92 uyarı levhasının bulunduğu, meteorolojik şartların tehlike oluşturduğu durumlarda ise mülki amirliklerce yüzmenin yasaklanarak vatandaşların sosyal medya ve anonslarla bilgilendirileceği ifade edildi. Öte yandan, Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanlığının kurumsal kapasitesini artırmak amacıyla Terme ve Yakakent Kolluk Destek Tim Komutanlığı binalarının yapım çalışmalarının sürdüğü bildirildi.
Samsun Türk somonunda büyük hedef: 200 bin ton Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz, Türk somonu üretiminin Samsun’da başladığını ve bugün Karadeniz’in tamamına yayıldığını belirterek, "3-5 yıl içerisinde 200 bin tona ulaşabilecek bir somon üretiminden söz edebiliriz" dedi. Samsun’un su ürünleri ve balıkçılık alanında Türkiye’nin öncü şehirlerinden biri olduğunu ifade eden Türkyılmaz, av filosu, balıkçı gemisi sayısı ve ihracat kapasitesiyle kentin ilk üç şehir arasında yer aldığını söyledi. Samsun’dan yalnızca Türk somonu değil, balık unu ve balık yemi gibi ürünlerin de ihraç edildiğini kaydeden Türkyılmaz, şehrin Türkiye’nin ihracatına önemli katkı sunduğunu dile getirdi. Türk somonunun bugün dünya markası haline geldiğini vurgulayan Türkyılmaz, sektörün ilk yıllarında yatırımcı bulmakta zorlandıklarını anlattı. 2015-2017 yıllarında yatırımcıları Karadeniz’e somon üretimi yapmaları için teşvik ettiklerini belirten Türkyılmaz, "Yatırım yapanlar büyük risk aldı ancak deneme ve tecrübeler sonucunda sektör bugün ciddi anlamda kazançlı hale geldi. Şimdi ise diğer yatırımcılar da somon üretimine girmek istiyor" ifadelerini kullandı. Türkiye’de bugüne kadar Türk somonu alanında yaklaşık 200 bin ton proje kapasiteli 100 tesise onay verildiğini açıklayan Türkyılmaz, mevcut üretimin ise 75 bin ton seviyesinde olduğunu söyledi. İzin verilen yatırımların hayata geçirilmesi halinde kısa süre içerisinde üretimin büyük artış göstereceğini belirten Türkyılmaz, "Bugün izin verilen yatırımların tamamı devreye girerse Türkiye 3-5 yıl içinde 200 bin tonluk üretim kapasitesine ulaşabilir" diye konuştu. Balık yetiştiriciliğinin artık avcılığın önüne geçtiğini ifade eden Türkyılmaz, Türkiye’nin bu dönüşümü dünyadaki birçok ülkeden daha erken yakaladığını kaydetti. Geçmişte avcılık yoluyla elde edilen ürün miktarının daha fazla olduğunu ancak bugün yetiştiriciliğin öne çıktığını belirten Türkyılmaz, bunun sürdürülebilir üretim açısından önemli olduğunu söyledi. Yasa dışı avcılık ve kaçakçılıkla mücadele çalışmalarına da değinen Türkyılmaz, 15 Nisan-1 Eylül tarihleri arasındaki av yasağı döneminde yoğun denetim yaptıklarını ifade etti. Su ürünleri denetim merkezlerinin güçlendirildiğini belirten Türkyılmaz, su ürünleri mühendislerinin karada ve denizde 7 gün 24 saat görev yaptığını söyledi. Kaçak avcılık yapan bazı teknelerin kamuya geçirilmesine yönelik işlemler uygulandığını da sözlerine ekledi. Türkiye’nin su ürünlerinde net ihracatçı ülke konumunda olduğunu belirten Türkyılmaz, 2025 yılı itibarıyla sektör ihracatının 2,25 milyar dolara ulaştığını söyledi. Türkyılmaz, 2028 hedefinin ise 3 milyar dolarlık ihracat ve 750 bin ton yetiştiricilik üretimi olduğunu açıkladı. Türk balıkçı filosunun dünya çapında güçlü bir konumda bulunduğunu da ifade eden Türkyılmaz, Türk balıkçılarının Afrika başta olmak üzere birçok ülkede faaliyet gösterdiğini ve farklı ülkelerin Türk balıkçılarıyla ortak avcılık yapmak istediğini sözlerine ekledi.
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıldönümü ve Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni’ne katıldı. Törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidara geldikleri andan itibaren yargıda birçok reform yaptıklarını söyledi. Anayasa hakkında da konuşan Erdoğan, yeni bir anayasa yapılması gerektiğini dile getirdi. "Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır" Danıştay’ın 158.kuruluş yıl dönümünü ve idari yargı gününü tebrik ederek sözlerine başlayan ve Danıştay’ın idari makamlara ve alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlikten bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hukuk devletinin en genel tanımı bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulmasıdır. Bu tarifi kuvveden fiile, idealden hakikate çıkaran kurumsal güvencelerin başında adil ve etkin işleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı organının varlığı gelmektedir. Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır. Danıştay da bu yolun bidayet, nihayet çizgisindeki son duruğudur. Bundan tam 158 yıl evvel Şura-i Devlet adıyla kurulduğunda Sultan Abdülaziz adına okunan Nutk-ı Hümayunda hukuki güvenlik, adil ve eşit idare ilkelerinin altı çizilmiş toplumda sınıf farkı gözetmeksizin hukukun herkes için korunacağı taahhüt edilmişti. Önce Şura-i Devlet ardından Cumhuriyet Türkiye’sinde Danıştay bu taahhüdü takip ederek hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi ve kökleşmesi için mühim hizmetler ifa etmiştir. Zamanla Danıştay’ın idari ve istişari rolü zayıflamış buna mukabil yargısal denetim fonksiyonu öne çıkmıştır. Yürüttüğü hukuka uygunluk denetimiyle Danıştay’ın gerek idari makamlara gerek alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlik halen önemini koruyor" ifadelerini kullandı. "İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur" Türkiye’yi ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ şiarı ile yönettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Günümüzde hukuku insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kamilen tanımlayamıyoruz. Zira hukuk özü ve meşruiyetini evrensel nitelikteki bu değerlerden alıyor. Hak ve özgürlükler bir bakıma insanın korunaklı alanını belirleyen, bireysel güvenliği temin eden kurallar kümesidir. Bunun için bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden, kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkan yoktur. Üstelik bu bizim için yeni öğrenilmiş bir ders değildir. Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali’nin ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibariyle eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak, idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir" diye konuştu. "Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık" Profesör Doktor İlhan Özay’ın ‘gün ışığında yönetim’ kavramına atıfta bulunan Erdoğan, şöyle devam etti: "Devletin güneşle remz edilmesi ve temel vasıflarının gün ışığına nispetle tarifi esasen hukuk devletinin zarif ve bilgece ifadesidir. Modern anlamıyla hukuk devleti gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır. Herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır. Eskiler tam da bu sebeple ‘Allah devlete zeval vermesin’ demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değildir. Adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur. Ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz. Göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler hukukun kapsama alanı dışında onlar yoktur. Hukuk karşısında eşitlik vardır. Bu düzende idareci vatandaşın efendisi değildir hizmetkarıdır. Bu düzende aslolan millettir. Milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir. Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek durumdayım; Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. İyi yönetim ideali bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır." "Reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür" Türkiye’ye yargı alanında birçok reform ve yenilik getirdiklerini ifade eden ve bunlardan bazılarını sıralayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dilekçe ve bilgi edinme hakkı, Kamu Denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin öne açılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşımıza ilave güvenceler sağlanmıştır. İdari usul açısından önemli haiz pek çok kural ve müessese hükümetlerimiz döneminde hayata geçirildi. İdari yargı yolunu güçlendirmek için attığımız adımları sizler zaten çok iyi biliyorsunuz. Burada sadece birkaç tanesini hatırlatmakta fayda görüyorum. Mahkeme sayısını 126’dan 245’e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdık. İdare Mahkemesi Kurulu İl Sayısını yetmiş 72’ye, Vergi Muhakemesi Kurulu İl Sayısını da 39’a yükselttik. Sistemdeki en büyük yeniliği 10 yıl önce İstinaf yolunu getirerek yaptık. İki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçiş Danıştay’ın İçtihat Mahkemesi vasfını güçlendirmiş iş yükünü ciddi manada azaltmıştır. İstinaf öncesi sistemde açılan dosya sayısı 186 bine yaklaşmışken 2025 yılı sonu itibariyle bu rakam 82 bine düşmüştür. Şunun bilinmesini isterim ki; reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür. Kamu idaresinde etkinliği hesap verilebilirliği katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Kamu idaresi yanında idari yargı yolunun etkinliğini artırma hedefi de reform gündemimiz içindeki öncelikli yerini koruyor. İçinde bulunduğumuz dönemde daha etkin, daha hızlı, daha adil bir idari yargı sistemi için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı. "Yargı yetkisinin kullanımına, hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz" Adalet ve doğrulukla hükmetmenin, kamusal yetkileri bir tahakküm aracı olarak değil, halka hizmetin bir vasıtası olarak görmenin, milletin emanetini ve sorumluluğunu taşıyan herkesin asli vazifesi olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı: "Yargı organlarının objektif, adil, anayasanın ve yasaların çizdiği sınırlar içerisinde kalarak hareket etmesi şüphesiz diğer tüm kurum, kuruluş ve şahısların tavırlarından çok daha önemlidir. Bu konuda oluşabilecek en küçük ihmalin veya ihlalin faturasını sadece ilgili merciler değil, millet ve devlet olarak hepimiz ödüyoruz. Madem hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız, öyle ise Türkiye’nin çıkarını, Türkiye’nin geleceğini, Türkiye’nin huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz. Türkiye kalkınacaksa büyüyecekse muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekun bir mücadeleyle gerçekleşebilir. Bunu özellikle şunun için söylüyorum; Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihimizin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Aynı şekilde yakın dönem siyasi tarihimizde Danıştay’ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kaldık. 17-25 Aralık’ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükümeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık. Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hale geldiği hadiselere tanık olduk. Bunların hepsi ve daha fazlası halen hafızalarımızdadır. Şu bir gerçek ki; yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi de yoktur. Anayasamız yargı yetkisini hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı tutmuş bu yetkinin bir yerindelik denetim şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur. Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir. Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Tam tersine yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız. Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan giderek daha seviyesiz bir hal alan linç kültürünü elbette bunun dışında tutuyorum. Çünkü bu linç kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte. Hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır." Hukuk devletinin, hukuk üstünlüğünün ve iyi yönetim ilkelerinin temel DNA’da anayasal metinler olduğunu ifade eden ve yeni bir anayasa yapımının gerekli olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kanun-ı Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi halen dinmemiştir. Kurucu anayasalarımız dışında son iki anayasanın maalesef darbelerin, hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür. Bu demokratik ayıbı gidermek Türk siyasetinin boynunun borcudur. Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkanıyla önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz" diye konuştu.