ASAYİŞ - 13 Ekim 2025 Pazartesi 09:17

Arsuz’da ev yangını

A
A
A
Arsuz’da ev yangını

Hatay’da bir evde çıkan yangında ev kullanılmaz hale geldi.


Yangın, Arsuz ilçesi Karaağaç Mahallesi’nde bulunan bir apartman dairesinde yaşandı. Kısa sürede alevlere teslim olan evde çıkan yangını fark eden aile durumu itfaiye ekiplerine bildirdi. Bölgeye intikal eden Hatay Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekipleri, yangını kısa sürede kontrol altına alarak soğutma çalışması gerçekleştirildi. Can kaybı ve yaralanma yaşanmadan kontrol altına alınan yangında ev kullanılmaz hale geldi.



Arsuz’da ev yangını

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Tokat Tokat Belediyesi’nden Musul hattında ekonomi ve kültür iş birliği Tokat Belediyesi ile Musul Belediyesi arasındaki Kardeş Şehir Projesi kapsamında Musul’a giden Tokat heyeti, tarih, kültür, gastronomi ve ekonomi alanlarında iş birliğini güçlendirecek temaslar gerçekleştirirken, Başkan Mehmet Kemal Yazıcıoğlu ziyaretlerin Tokat için yeni yatırım ve istihdam fırsatları oluşturacağını vurguladı. Tokat Belediyesi ile Irak’ın Musul (Ninova) Belediyesi arasında 2025 yılı Ağustos ayında hayata geçirilen Kardeş Şehir Projesi kapsamında Tokat Belediyesi heyeti, resmi temaslar ve iş birliği görüşmeleri gerçekleştirmek üzere Musul’a hareket etti. Tokat Havalimanı’ndan yola çıkan heyet, Musul’da tarih, kültür, gastronomi ve ekonomi başta olmak üzere birçok alanda iş birliğini güçlendirmeye yönelik bir dizi ziyaret ve temaslarda bulunacak. Ziyaret kapsamında Tokat’ın yatırım potansiyelinin tanıtılması, karşılıklı ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve istihdama katkı sağlayacak ortak projelerin ele alınması hedefleniyor. Musul’a hareket eden Tokat heyetinde; Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Belediye Başkan Yardımcısı Recep Bozdemir, Özel Kalem Müdürü Ahmet Ertan, Tokat Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Emin Yılar, Tokat TSO Başkanvekili Erol Can, Tokat Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bora ile çok sayıda iş insanı yer aldı. Tokat ve Musul arasında tarihi ve ekonomik iş birliği güçleniyor Kardeş Şehir Projesi çerçevesinde gerçekleştirilen ziyaretlerle iki şehir arasındaki ilişkilerin yalnızca kurumsal düzeyde değil, aynı zamanda gönül bağları temelinde güçlendirilmesi amaçlanıyor. Tokat’ın köklü tarihi, zengin kültürel mirası ve gastronomi değerleri Musul’da tanıtılırken; karşılıklı tecrübe paylaşımı ve ortak projelerle sürdürülebilir bir iş birliği zemini oluşturulacak. Başkan Yazıcıoğlu: "Tokat’ımız için yeni fırsatların kapısını aralayacak" Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Musul ziyareti öncesinde Tokat Havalimanı’nda yaptığı açıklamada "Tokat Belediyemiz ile Musul Belediyesi arasında hayata geçirdiğimiz Kardeş Şehir Projesi kapsamında; iş insanlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileriyle birlikte Musul’da önemli temaslarda bulunacağız. Tarih, kültür, gastronomi ve ekonomi başta olmak üzere birçok alanda iş birliğimizi güçlendirmeyi, Tokat’ımıza yatırım ve istihdam noktasında somut katkılar sağlamayı hedefliyoruz. Bu ziyaretin şehrimiz adına yeni fırsatların kapısını aralayacağına inanıyorum" dedi. Erbil ziyaretleri Ziyaret programı kapsamında Tokat heyeti, ilk gün Erbil Başkonsolosluğu’nu ziyaret ederek Başkonsolos Sayın Erman Topçu ve konsolosluk görevlileriyle bir araya geldi. Ardından Irak Türkmen Cephesi Siyasi Büro Üyesi, ITC Türkmen Bakanı ve IKBY Oluşumlardan Sorumlu Bölge Bakanı Sayın Aydın Maruf, Irak Türkmen Cephesi Erbil İl Başkanı Sayın Emir İzzet ile Türkmeneli Öğrenci ve Gençler Birliği Başkanı Sayın Murat İmadeddin Türkmen ziyaret edildi. "Türkmen davası Türk’ün onurudur" Başkan Yazıcıoğlu ziyaretlere ilişkin yaptığı değerlendirmede; "Türkmen davası, Türk’ün onuru ve kardeşliğimiz asla sınır tanımaz. Gönül coğrafyamızda birlik, beraberlik ve dayanışmayı güçlendirmeye kararlılıkla devam edeceğiz" dedi. Tokat heyetinin Musul programı, önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek resmi görüşmeler ve iş birliği toplantılarıyla devam edecek.
Bursa Kangal ve akbaştan sonra çobanlara hareketli ve heyecanlı yeni bir yardımcı geliyor Küçükbaş hayvancılık sektöründe koruma köpekleri olan kangal ve akbaşlardan sonra çobanlara, sürü yönetiminde uzman, hareketli ve heyecanlı yeni bir yardımcı köpek geliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Kerim Kılınç, 1935 yılında faaliyetlerine başlayan enstitünün TAGEM’e bağlı olarak Ar-Ge çalışmalarına devam ettiğini söyledi. Enstitü bünyesinde Çoban Köpeği Koruma Eğitim ve Yetiştirme Şubesi bulunduğunu dile getiren Kılınç, bu şubenin 2022 yılında kurulduğunu aktardı. Burada çoban köpekleri kangal ve akbaşların büyüme parametrelerinin alındığını, davranış eğitimlerinin yapıldığını belirten Kılınç, "Kangal ve akbaş ırkı TAGEM bünyesine dahil edilerek, önce koruma ve sonrasında daha iyi yavrularının üretilmesi amaçlandı. Kangal ve akbaş köpeklerimiz Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ile özellikle kangallar Sivas’taki baba hatlarının yıllardır korunduğu merkezlerden getirildi" dedi. Kılınç, köpeklerin her türlü kontrol ve genetik testlerden geçirilerek merkeze alındığına dikkati çekerek, burada tüm özellikleri en iyi şekilde korunarak ve geliştirilerek yavru alındığını anlattı. Çobanlara iyi bir yardımcı TAGEM bünyesine dünyanın yakından bildiği, çok heyecanlı ve hareketli köpekler olan "border collie" ırkının da katıldığını dile getiren Kılınç, şöyle devam etti: "Bir yıl önce Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Çoban Köpeği Koruma Eğitim ve Yetiştirme Şubesi’ne aldık. Border collie köpekleri yabancı menşeili bir ırk. Kendi özelliklerini en iyi şekilde korumuş, titiz yürütülen çalışmalarla tespit edilmiş köpekleri getirdik. Burada özellikle davranış çalışmaları yapılıyor. Koyunculuk sektöründe çobanlara destek olabilmek, iyi bir yardımcıyı eğitime başladık. Sürü yönetiminde kullanılması amaçlanıyor. Border collie köpeklerin davranış çalışmaları hassasiyetle teknik personellerimizce yürütülüyor." En iyi yavruların alınması amaçlanıyor Kılınç, az sayıda bordor collie ile çalışmalara başladıklarını vurgulayarak, "Gerek kandan gerek fenotip özelliklerinden en iyi yavruların, bünyemizde üretilmeleri; davranış özelliklerinin belirlenmesi ve en iyisine ulaşılması amaçlanıyor." dedi. Kangal ve akbaşların sürü koruma köpeği olduğunu, bu ırkların dış zararlılara, yabani hayvanlara karşı korumayı sağladığını ifade eden Kılınç, "Border collie ise sürü yönetiminde çok aktif köpekler. Sürüyü yönetmek, dağılan sürüyü bir araya toplamakla çobana büyük destek olacaklar. Biz bu köpeklere bu davranışı kazandırmaya çalışıyoruz." diye konuştu. Geniş alanlarda sürülerin toparlanmasında önemli rol oynayacaklar Yetiştirme ve büyüme veri özellikleri, davranış özellikleri gibi bütün parametreleri projelendirip bilim dünyasına kazandırmayı da hedeflediklerini dile getiren Kılınç, şunları söyledi: "Şu anda hem eğitim hem yavru alma aşamasındayız. Her yavrunun eğitimle büyüyerek sürülere uyumlarının sağlanması gerekiyor. Sağlandıktan sonra doğan yavruların küçükbaş hayvan üreticilerince sahiplendirilmesi sağlanacak. Uyumları sağlanırsa yavrudan itibaren kangal ve border collie aynı sürüde olabilir. Kangal ve border collie köpeklerinin hareketleri, davranışları birbirinden çok farklı. Burada sahiplerinin yavrudan itibaren yaklaşımı önemli. Border collie köpeklerimiz hareket kabiliyeti çok yüksek. Geniş alanlarda sürülerin toparlanmasında önemli rol oynayacaktır. Köpeğin koyuna koyunun da köpeğe alışması önemli. Mera hayvancılığında, geniş arazilerde sürü yönetiminde bordor collie köpekleri, çobanların büyük yardımcısı olacaktır."
Gaziantep GİBTÜ öğrencilerinden depremzede anneler ve hamile kadınlar için inovasyon projesi Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (GİBTÜ) Ebelik Bölümü öğrencileri, depremde ampute olan anneler için yapay el, hamile kadınlar için ise anne ile çocuğun sağlığını kontrol edecek sensörlü takip cihazı geliştirdi. Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Ebelik Bölümü öğrencileri, ’Ebelikte İnovasyon’ dersi kapsamında iki önemli çalışmaya imza attı. Öğrenciler, depremde ampute olan anneler için yapay el, hamile kadınlar için ise anne ile çocuğun sağlığını kontrol edecek sensörlü takip cihazı geliştirdi. GİBTÜ Ebelik Bölümü öğrencileri, geliştirdikleri projelerle yatırımcılardan destek bekliyor. Öğrenciler hazırladıkları projelerin geliştirilmesi durumunda topluma fayda sağlayacağını belirtti. "Projeyi depremzede anneler için geliştirdim" Projesini depremde ampute olan anneler için geliştirdiğini söyleyen öğrenci Gülseren Canpolat, "Ben bu projeyi depremzede anneler için geliştirdim. Kolunu kaybeden annelerin bu proje ile çocuklarının karnını rahatça doyurabilmesi için. Anne bu ele istediği şekli verebilir. Bu şekilde bebeğinin karnını doyurmakta zorluk yaşamaz. Ben bunu kendi imkanlarımla yaptım. Projemin geliştirilmesi istiyorum" dedi. "Anne ve bebeğin sağlığı kontrol altında olacak" Annelerin sağlığının kontrol altında tutulması adına proje yaptığını ifade eden öğrenci Damla Soysal ise, "Bu projeyi çevrede gördüğüm hamilelerin yaşadığı sıkıntı dolayısıyla yaptım. Hamileler çok hareketsiz kalıyor. Hareketsizlik nedeniyle de hamilelerin sorun yaşadığını düşündüm. Aynı zamanda bizler bunları manuel olarak konumlandırmak zorunda kalıyoruz. Biz bunu gebeye taktığımız anda sensörler otomatik çalışacak. Yanda bulunan sistemlerle ebenin sistemine aktarım sağlanacak. Böylece anne ve bebeğin sağlığı kontrol altında olacak. Ebeler, hamile kadınları ve bebeklerin sağlığını uzaktan izleyebilecek" diye konuştu.
Ankara AK Parti Sözcüsü Çelik: "SDG/PKK’nın ‘terörsüz bölge’ ve ‘terörsüz Türkiye’ hedefini akamete uğratma girişimi Suriye yönetiminin operasyonlarıyla engellenmiştir" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "SDG/PKK’nın ‘terörsüz bölge’ hedefine suikast ve ‘terörsüz Türkiye’ hedefini akamete uğratma girişimi, Suriye yönetiminin terörle mücadele operasyonlarıyla engellenmiştir" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu. Açıklamasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayınlanan kararname ile Suriye’deki Kürtlerin haklarının teminat altına alınmasının önemine vurgu yapan Çelik, "Esad yönetimi tarafından yıllar boyunca temel haklarından yoksun bırakılmış Kürt kardeşlerimizin hukuk temelinde elde ettiği kazanımlar sevindiricidir. Cumhurbaşkanı Şara’nın yayınladığı kararnamede; ‘Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının vazgeçilmez ve ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir ve kültürel ve dilsel kimlikleri, çeşitli ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır’ maddesi, Suriyeli Kürt kardeşlerimize dönük Baas rejimi dönemindeki tüm ret ve inkar politikalarının bitirildiğinin açık ifadesidir. Bu adım Suriye’deki tüm etnik ve mezhebi gruplara dönük aynı yaklaşımın üretileceğinin de kanıtıdır. Bu vesileyle, Cumhurbaşkanımızın Başbakan olduğu zamanlardan itibaren, Esad rejiminin henüz katliamlara başlamadığı dönemlerde, Esad’la yaptığı görüşmelerde Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin haklarını da ısrarlı şekilde gündeme getirdiğini tekrar hatırlatalım" ifadelerini kullandı. SDG’nin ‘devlet içinde devlet ve ordu içinde ordu’ gibi hareket etmeyi hedeflemesinin kötülük üretmek isteyen odaklar tarafından kendisine verilen bir görev olduğunu ifade eden Çelik, "Bu Suriye gerçeklerine ve ‘tek Suriye ve tek ordu’ ilkesine aykırıdır. Defalarca söylediğimiz gibi ‘devlet içinde devlet ve ordu içinde ordu olmaz.’ Bir ülkede ‘iki devlet ve iki ordunun’ varlığı herkese kötülük getirecek bir iç savaştır. Terör örgütlerinin ‘paralel devletçik’ ve ‘paralel ordu’ gibi hareket etmesi ise kötülük üretmeye çalışan odakların aparatı olduklarının delilidir. Bundan Kürt, Arap ve Türkmen fayda elde etmez, kimin fayda elde edeceği de malumdur" ifadelerine yer verdi. "SDG/PKK’nın ‘terörsüz bölge’ ve ‘terörsüz Türkiye’ hedefini akamete uğratma girişimi Suriye yönetiminin operasyonlarıyla engellenmiştir" Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreçlerinin iç içe olduğunu ve birbirinden ayrılmayan süreçler olduğunu kaydeden Çelik, "SDG 10 Mart Mutabakatı’na uymayarak Suriye’deki Kürt kardeşlerimizi ve tüm Suriye’yi hedef alan kötülük projesinin aleti olmuştur. Böylece ‘terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ hedefimize de sabotaj düzenlemiştir. SDG/PKK’nın ‘terörsüz bölge’ hedefine suikast ve ‘terörsüz Türkiye’ hedefini akamete uğratma girişimi, Suriye yönetiminin terörle mücadele operasyonlarıyla engellenmiştir. SDG’nin ‘terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ ilkemizi hedef alan ‘darbe girişimi’ durdurulmuştur. SDG’nin aleti olduğu ‘darbe mekanizması’ işlevsiz kalmıştır. Terör örgütleri hiçbir etnik ya da dini grubun temsilcisi olamaz. Terör örgütlerinin işgalciliğini ‘kazanım’ olarak tanımlayanlar, Kürt kardeşlerimize ve tüm Suriye’ye yıkım getirmek isteyen habis siyasi projelerin destekçisi durumuna düşmektedir. ‘Terörsüz Türkiye’ye destek verdiğini söyleyip ‘terörsüz bölge’ye karşı çıkmak ağır bir siyasi çelişkidir. Esas olan, kapsayıcı bir toplumsal, siyasal ve anayasal modelle Arap, Türkmen ve Kürt kardeşlerimizle, tüm din ve mezhep mensuplarının bir ve bütün Suriye’nin eşit ve onurlu unsurları olmalarıdır" açıklamasında bulundu. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından açıklanan Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması’nın Suriye’nin birliği için önemli bir zemin olacağını belirten Çelik, sözlerine şöyle devam etti: "Bu, Suriye’nin iç bütünleşmesine dönük net bir beyandır. Aynı zamanda ‘terörsüz bölge’ yaklaşımımız için desteklediğimiz doğru bir adımdır. Suriye’deki Kürt kardeşlerimiz için gerçek ‘kazanım,’ 10 Mart Mutabakatı ile başlayan, hakları garanti alan kararname ile devam eden ve son olarak anlaşma ile çerçevelenen yol haritasıdır. Suriye’de her türlü sabotaja karşı sağduyulu davranılması, birlik ve bütünlük sağlanması ve terörün ortadan kalkması için atılan her adım kıymetlidir. Bunun, terörle mücadelede tavizsiz olunması gerektiği ilkesiyle beraber ele alınması gerektiği açıktır. Cumhurbaşkanımızın komşumuz olan ve yakın bölgemizdeki halklara dönük ‘kardeşlik siyaseti’ kararlılıkla sürmektedir. Kardeş ülkelerdeki halkların terör ve emperyalist vesayetlerden arınmış onurlu, huzurlu, güvenli ve müreffeh bir geleceğe sahip olması için çalışmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın yıllar içinde sabır, dirayet ve emekle ürettiği bu stratejinin kardeş ülkelerin ‘egemenliklerine saygı’ temelinde, herkes için doğru sonuçlar ürettiğini görmeye devam ediyoruz."
Adana SKDM masaya yatırıldı: Türk özel sektörü AB komisyonu ile İstanbul’da buluştu Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, SKDM kapsamında toplanacak gelirlerin AB sanayisinin dönüşümünde kullanılmasının planlandığını hatırlatarak, Türk sanayicisinin ödediği karbon vergisinin AB’deki rakipleri finanse etmesinin adil rekabet ilkesine aykırı olduğunu kaydetti. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) uygulama süreci, İstanbul’da düzenlenen üst düzey toplantıda tüm boyutlarıyla ele alındı. Türkiye Odalar Borsalar Birliği (TOBB) ev sahipliğinde gerçekleştirilen buluşmada, Türk özel sektörünün beklenti ve talepleri doğrudan Avrupa Komisyonu’na iletildi. Toplantıda, e-ticaret ve SKDM kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteren firmaların görüşleri, karşılaştıkları sorunlar ve beklentileri kapsamlı şekilde değerlendirildi. Toplantının açılışında konuşan Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, Avrupa Komisyonu heyetinin iki günlük Türkiye ziyareti kapsamında son derece verimli ve yapıcı görüşmeler gerçekleştirildiğini ifade etti. Türkiye’nin iklim ve yeşil dönüşüm alanında makro düzeyde önemli adımlar attığını vurgulayan Tuzcu, çıkarılan İklim Kanunu ve AB mevzuatına uyum sürecinin yakından takip edildiğini belirtti. Türkiye üçüncü ülke gibi değerlendirilemez Toplantının devamında söz alan TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Türkiye’nin AB ile olan güçlü ekonomik entegrasyonuna dikkat çekerek, SKDM’nin Türkiye açısından özel bir çerçevede ele alınması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin yaklaşık 30 yıldır AB ile Gümrük Birliği içinde bulunduğunu hatırlatan Başkan Kıvanç, AB’nin beşinci büyük ticaret ortağı olan Türkiye’nin, yıllık 100 milyar avroyu aşan ihracatıyla AB için kritik bir tedarikçi konumunda olduğunu ifade etti. Başkan Kıvanç, bu tabloya rağmen SKDM’nin Türkiye’yi "klasik bir üçüncü ülke" gibi değerlendirmesinin ticari ve hukuki açıdan doğru olmayacağını söyledi. SKDM’nin uygulama döneminin 1 Ocak 2026 itibarıyla başladığını hatırlatan Başkan Kıvanç, Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2025’te yayımladığı ikincil mevzuat paketine ilişkin Türk özel sektörünün ortak değerlendirmelerini paylaştı. KOBİ’lerinin yükümlülüklere tabi olmasının ciddi bir maliyet ve idari dengesizlik oluşturduğunu belirten Başkan Kıvanç, Türkiye’de akredite olmuş doğrulayıcı kuruluşların AB nezdinde tanınmamasının firmalar açısından ek maliyet ve gecikmelere yol açtığını ifade etti. Gerçek emisyon verileri çağrısı Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli bir dönüşüm gerçekleştirdiğini belirten Başkan Kıvanç, toplam kurulu güç içinde yenilenebilir enerjinin payının yüzde 50’nin üzerine çıktığını hatırlattı. Başkan Kıvanç, özelikle 5.1.h kapsamında yapılacak enerji yatırımlarının SKDM metodolojisinin içine alınması ve dönüşümün gerçekleşmesi gerektiğini söyledi. AB’nin Türkiye için belirlediği varsayılan emisyon değerlerinin, birçok sektörde gerçek emisyonların üzerinde kaldığına dikkat çeken Kıvanç, özellikle çimento sektöründe bu durumun maliyetleri yaklaşık dört kat artırabildiğini ifade etti. Gerçek emisyon verilerinin esas alınmasının hem çevresel doğruluk hem de rekabetçilik açısından kritik olduğunun altını çizdi. Başkan Kıvanç, SKDM kapsamında toplanacak gelirlerin AB sanayisinin dönüşümünde kullanılmasının planlandığına da değinerek Türk sanayicisinin ödediği karbon vergisinin AB’deki rakipleri finanse etmesinin adil rekabet ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi. Bu gelirlerin bir bölümünün, Türkiye gibi SKDM’ye tabi ticaret ortaklarının yeşil dönüşüm projelerine hibe veya kredi olarak geri döndürülmesi gerektiğinin altını çizdi. Varsayılan değerler hiçbir zaman dostunuz olmayacaktır Toplantıda konuşan DG TAXUD Genel Müdürü Gerassimos Thomas, SKDM uygulamasında gerçek (fiilî) emisyon verilerinin önemine vurgu yaptı. Varsayılan emisyon değerlerinin doğası gereği cezalandırıcı olduğunu belirten Thomas, bu değerlerin her zaman piyasa ek yükü içerdiğini ve ihracatçı firmalar açısından dezavantaj oluşturduğunu kaydetti. Thomas, Avrupa Komisyonu’nun analizleri sonucunda SKDM’nin diğer sektörlere genişletilmesi ve dolaylı emisyonların kapsama alınmasına ilişkin kararların 2027 yılına ertelendiğini, böylece fiilen 2026-2027 dönemini kapsayan ikinci bir geçiş süreci oluşturulduğunu ifade etti. Bu süreçte doğrulanmış gerçek emisyon verilerinin sistemin işleyişi açısından kritik olacağını vurguladı. Aşağı akım ürünlere ilişkin yeni bir yasama teklifinin de gündemde olduğunu belirten Thomas, teklifin kabul edilmesi halinde 2028’de yürürlüğe gireceğini, kapsamın ise objektif ve sınırlayıcı bir metodolojiyle belirlendiğini aktardı. Türkiye’deki doğrulayıcı kuruluşların tanınmamasına ilişkin kararın ortaklık açısından en zor başlıklardan biri olduğunu kabul eden Thomas, bunun Türkiye’ye özel bir yaklaşım olmadığını, metodolojinin yeniliği ve yeterli sayıda eğitimli doğrulayıcı bulunmaması nedeniyle ihtiyatlı bir yol izlendiğini aktardı.