ASAYİŞ - 02 Nisan 2026 Perşembe 09:23

Ellerindeki oyuncak silahla 11 yaşındaki çocuğun önünü kesen 3 akranı para istedi

A
A
A

Hatay'da 11 yaşındaki çocuğun okul yolunda elinde oyuncak silah bulunan 3 akranı tarafından darp edilerek 10 TL para için korku dolu anlar yaşatıldığı anlar güvenlik kamerasına yansıdı. Evladının kendi akranları tarafından saldırıya uğradığını ifade eden baba Hamit A, çocuklar hakkında şikayetçi olduklarını belirterek, sosyal medya ve mafya dizilerine müdahale edilmesi gerektiğini söyledi.

Reyhanlı ilçesi Yeni Mahalle'de yaşayan 11 yaşındaki 5. sınıfta öğrenim gören B.A, geçtiğimiz gün okula giderken akranları tarafından darp edildiğini söyleyerek durumu ailesiyle paylaştı. Evlatlarının yaşadığı korku ve travma sonrası duruma tepki gösteren aile, olayın yaşandığı bölgeye giderek çevredeki güvenlik kameralarını izleyip çocukları tespit etmeye çalıştı. Baba Hamit A'nın araştırmaları sonucu 11 yaşındaki B.A'yı yaşları 11 ve 12 arasında değişen 3 çocuğun darp ettiği anların görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde; B.A'nın tek başına okula gittiği esnada 3 çocuk tarafından ‘Para ver lan' denilerek oyuncak silahla önünün kesildiği, darp edildiği ve cebindeki paranın alınarak tekrar üzerine atıldığı görüldü. Görüntülerde, B.A'nın ‘Bende para yok' demesine tepki gösteren 3 çocuğun saldırı girişiminde bulunduğu anlarsa aileyi ve görüntüleri izleyenleri hayrete düşürdü. Mafya dizilerini aratmayan görüntüler üzerine duruma tepki gösteren aile konuyu okul yönetimiyle paylaştı ve öğrenciler tespit edildi. Çocukların ailesi uyarılırken, konu yargıya taşındı ve aile şikayetçi oldu. Evladının saldırıdan sonra travma yaşayarak konuşamadığını ifade eden baba Hamit A, çocukların sosyal medya ve mafya dizilerine özendiklerini belirterek, sosyal medya ve mafya dizilerine bir an önce müdahale edilmesi gerektiğini söyledi.

"Çocuğumu ellerindeki silahla apartmanın girişine çekip darp ettiler, cebindeki 10 TL parayı almışlar ve ondan sonra parayı beğenmedikleri için çocuğumun suratına atmışlar"

Evladının okula gittiği esnada akranları tarafından saldırıya uğradığını ifade eden baba Hamit A, yaşanan travma sonrası oğlunun bir süre korkudan konuşamadığını belirterek, "Dün çocuğum okula giderken tam şurada göründüğü yerde aynı okulunda başka sınıflardan 3 akranı önünü kesmişler. Ellerinde bir silah var ama artık oyuncak mı gerçek mi onu da bilmiyoruz. Çocuğumu tehdit edip para istemişler. Çocuğun cebinde de bir10 lira su parası var, param yok demiş. Bunun üzerine akranları şu apartmanın girişine çekip darp ettiler, cebindeki 10 TL parayı almışlar. Ondan sonra parayı beğenmedikleri için çocuğumun suratına atmışlar. Bugün okula gittik ve çocukları gördük. Çocuklara niye böyle yaptınız diye sorduğumuzda, bize şaka yaptıklarını söylediler. Oğlumu tanıyor musunuz diye sorduğumda yok tanımıyoruz ve biz sadece şaka amaçlı yaptık dediler. Çocuklardan birinin babasıyla görüştük ve özür diledi. Ben de babasına 'Senin özür dilemen bana bir faydası etmiyor, benim çocuğum dün bütün gece travma yaşadı, gece rüyasına girdi ve bütün gece uyumadı' dedim. Oğlum korkudan konuşamadı. Dün geceye kadar konuşamadı, bayağı bir travma yaşadı. Çocuğun psikolojisi bozuldu, kendi ekranları önünü kesip darp ediyor. Hayatta böyle bir şey yaşamadık, ilk defa öyle bir şey yaşadık. Çocuklardan şikayetçi olduk, savcılığa gittik ve suç duyurusunda bulunduk. Herkes çocuğuna bir düzen vermesi lazım ve özellikle TV'lerde mafya dizilerinden uzak durmaları gerekiyor. Çocuklara babası ve ben niye öyle bir şey yaptınız diye sorduğumuzda, çocuklar cevap vermedi" dedi.

"3 çocuk eline silah alıyor, racon kesip haraç topluyor ve bunlar 11 ve 12 yaşlarında çocuklardı"

Baba Hamit A, çocukların izlediklerinden olumsuz etkilendiklerini belirterek, "Çocuğun tipine baktığımda tıraşı olsun mafya dizilerine özenmiş. Okul yönetimiyle de görüştük, çocukların son iki dersten kaçtığını öğrendik ve ailesinin de haberi yok. Çocukların bu durumuna yüzde yüz mafya dizileri sebep oluyor, yoksa çocuk silahla gasp yapmayı darp etmeyi nereden bilecek. Herkesin çocuklarının elinde telefon; sosyal medyada izledikleri videolar olsun, mafya dizilerinden kaynaklanıyor. Bizim çocuğumuz bunu yaşadı ve daha yeni kendine geliyor. Bugün sınavı da vardı ve sınavı nasıl geçti onu da bilmiyoruz. Çocuğumun psikolojisi bozulmuş. Bu travmayı nasıl atlatır? Bilemeyiz. Hayatta aklımıza gelmez. Kimse de inanmazdı buna ama Allah'tan güvenlik kameralarını görüntüleri aldık ve milleti öyle inandırabiliriz. Şaka gibi gerçekten 3 çocuk eline silah alıyor, racon kesip haraç topluyor ve bunlar 11 ve 12 yaşlarında çocuklardı" şeklinde konuştu.

"Para yok dediğimde beni apartmana çekip, vurmaya başladılar"

Okula gittiği esnada akranları tarafından oyuncak silahla gasp edildiğini ve çok korktuğunu ifade eden B.A, "Okula giderken önümü kestiler ve para istediler ama bende para yok dedim. Para yok dediğimde beni apartmana çekip vurmaya başladılar. Onlar vurunca beni düşürdüler. Düştüğüm anda bana saldırırken direkt cebime saldırdılar, onlardan çok korktum. Oyuncak silahla önümü keserek para sordular ama yok dedim. Cebime baktılar, parayı gördüler ve direkt saldırmaya başladılar. Ben o çocukları tanımıyorum ve ilk defa gördüm" ifadelerini kullandı.

Ramazan İlın - Aykut Taştan

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Dr. Özge Çelik Büyükceran: "Otizim spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir" Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Çelik Büyükceran, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun (OSB) erken çocukluk döneminde ortaya çıktığını söyleyerek, "Centers for Disease Control and Prevention tarafından 2025 yılında yayımlanan izlem verilerine göre, OSB, her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir. Erken çocukluk, beyin gelişiminin en yüksek olduğu dönem olup bu süreçte başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim, sosyal etkileşim ve uyum becerilerinde belirgin gelişim sağlar" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, "OSB, erken çocukluk döneminde ortaya çıkan ve yaşam boyu sürebilen nörogelişimsel bir durumdur. Güncel epidemiyolojik veriler, OSB’nin çocukluk çağında giderek daha sık tanındığını göstermektedir. Nitekim Centers for Disease Control and Prevention tarafından 2025 yılında yayımlanan izlem verilerine göre, otizm spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir. Bu artışın farkındalığın artması, erken değerlendirme imkanlarının gelişmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir" diye konuştu. "Erken teşhis tanı sürecini hızlandırır" Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, OSB’nin temel olarak sosyal iletişim alanında güçlükler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranış örüntüleri ile karakterize olduğunu vurguladı. OSB’nin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Büyükceran, erken belirtilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade etti. Büyükceran, "Özellikle erken çocukluk döneminde isme tepki vermeme, göz teması kurmada zorluk, işaret edilen nesneye bakmama ve dil gelişiminde gecikme gibi bulgular önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin erken fark edilmesi tanı sürecini hızlandırıyor" ifadelerini kullandı. "Tanılama süreci multidisipliner bir yaklaşımla yürütülür" Otizm tanısının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından konulmasının ardından, tedavi ve izlem sürecinin dil ve konuşma terapistleri, özel eğitim uzmanları ve diğer ilgili disiplinlerin katılımıyla multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Büyükceran, "Tanılama süreci yalnızca tek bir görüşmeyle sınırlı değil. Tanı, ayrıntılı gelişim öyküsünün alınması, çocuğun doğal ve/veya yapılandırılmış ortamlarda klinik gözlemi ve gerektiğinde standardize değerlendirme araçlarının kullanılması ile konulmaktadır. Bu süreçte aileden alınan bilgilerle, çocuğun sosyal iletişim becerileri, oyun davranışı ve tekrarlayıcı örüntüleri ayrıntılı biçimde değerlendirilir" diye konuştu. "Müdahale planları bireye özgü yapılandırılır" Büyükceran, tanı sürecinde yaşanan gecikmelerin müdahale sürecini doğrudan etkilediğini vurgulayarak, "Erken çocukluk dönemi, beyin gelişimi açısından en yüksek nöroplastisite dönemidir. Bu dönemde başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim becerileri, sosyal etkileşimi ve uyumsal işlevselliği üzerinde belirgin kazanımlar sağlar. Tanının gecikmesi ise bu kritik gelişimsel pencerenin kaçırılmasına ve müdahale etkinliğinin azalmasına neden olabilir. Erken dönemde başlanan müdahalelerin uzun vadeli işlevsellik üzerinde belirgin etkileri var. Erken çocukluk döneminde aile katılımını içeren, sözel olmayan iletişim becerileri, dil ve konuşma terapileri içeren bireyselleştirilmiş eğitim programları ön plandadır. Okul çağında sosyal beceri eğitimleri önem kazanırken, ergenlik ve yetişkinlik döneminde bağımsız yaşam ve mesleki becerilerin geliştirilmesine odaklanılmaktadır. Bireye özgü yapılandırılmış müdahale programları; iletişim, sosyal uyum ve günlük yaşam becerilerinde anlamlı ilerlemeler sağlayabilmektedir" dedi. "İlaç tedavileri de gündeme gelebilir" Psikofarmakolojik tedavilere de değinen Büyükceran, bu yaklaşımların otizmin çekirdek belirtilerine yönelik olmadığını, daha çok eşlik eden klinik durumların yönetiminde kullanıldığını belirtti. Uzm. Dr. Büyükceran, şöyle devam etti: "Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, uyku sorunları ya da şiddetli davranış problemleri varlığında ilaç tedavileri gündeme gelebilir. Ancak bu tedaviler her zaman eğitsel ve psiko-sosyal müdahalelerle birlikte, destekleyici nitelikte uygulanmalıdır."
Sinop Sinop’ta "İklim Dostu Balıkçılık ve Ekosistem" projesi tanıtıldı Avrupa Birliği-Türkiye İklim Değişikliği Hibe Programı kapsamında desteklenen "İklim Dostu Balıkçılık ve Ekosistem / Climate-Friendly Fisheries and Ecosystem (CFF) Projesi", düzenlenen açılış programıyla tanıtıldı. Karadeniz’de balıkçılığın geleceğini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen proje; enerji, ekosistem ve üretim anlayışını eş zamanlı dönüştürerek sürdürülebilir ve yenilikçi bir model ortaya koymayı amaçlıyor. Proje hakkında detaylı sunum, Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Sabri Bilgin tarafından gerçekleştirildi. Sunumda; projenin ortaya çıkış süreci, ulusal ve uluslararası politika belgeleriyle uyumu ile hedef ve çıktıları katılımcılarla paylaşıldı. Proje kapsamında; elektrikli balıkçı tekneleriyle düşük karbonlu üretime geçişin Sinop’tan başlatılması, deniz çayırları gibi mavi karbon alanlarının korunması ve artırılması, yapay resiflerle desteklenen deniz koruma alanlarının oluşturulması hedefleniyor. Bu çalışmalarla hem iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlanması hem de denizel biyolojik çeşitliliğin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Ayrıca proje ile; düşük karbonlu ve iklime dayanıklı bir balıkçılık sektörünün geliştirilmesi, iklim değişikliği konusunda toplumsal farkındalığın artırılması ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bilgi ve deneyim paylaşımının güçlendirilmesi hedefleniyor. Konuşmaların ardından gerçekleştirilen oturumlarda alanında uzman bilim insanları tarafından proje kapsamında yürütülecek faaliyetlere ilişkin sunumlar yapıldı. Açılış kapsamında düzenlenen program üç gün boyunca devam edecek. Gerçekleştirilen programa proje ortakları, kurum ve daire amirleri, sektör ve STK temsilcileri, balıkçılar, akademik ve idari personel, öğrenciler ve davetliler katıldı.
Ankara Uzmanından uyarı: "Gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir" Toplumda sık görülen ancak çoğu zaman ihmal edilen gözyaşı kanal tıkanıklığı hakkında Medicana Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir; bazen vücudun sessiz bir yardım çağrısıdır" dedi. Gözyaşı kanal tıkanıklığının, gözyaşının burun boşluğuna akmasını sağlayan sistemde oluşan bir tıkanıklık sonucu ortaya çıktığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Normalde gözyaşı, göz yüzeyini temizledikten sonra kanallar aracılığıyla burun içine aktarılır. Bu sistemde meydana gelen tıkanıklık, gözyaşının dışarı akmasına neden olur. Bu durum yalnızca estetik bir sorun değil, aynı zamanda göz sağlığını tehdit eden bir tabloya dönüşebilir. Yani gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir; bazen vücudun sessiz bir yardım çağrısıdır. Kişi istirahat halindeyken, hatta ev ortamında bile gözyaşı kontrolsüz şekilde dışarı akabilir. Gözyaşı kanal tıkanıklıkları temelde iki grupta değerlendirilir. Bunlar doğuştan (konjenital) tıkanıklıklar ve erişkin dönemde gelişen tıkanıklıklardır. Doğuştan görülen vakalarda tedavi seçenekleri farklılık gösterebilirken, erişkinlerde gözyaşı kanal tıkanıklığının kalıcı tedavisi genellikle cerrahi yöntemlerle sağlanır" açıklamasında bulundu. "Tedavi edilmediğinde tekrarlayan göz problemleri ortaya çıkabilir" Hastalığın en belirgin bulgusunun sürekli göz sulanması olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Mefkure Yalçıner, sözlerine şu şekilde devam etti: "Gözyaşı kanal tıkanıklığında hastalar genellikle sürekli yaşarma, çapaklanma, gözde kızarıklık ve zaman zaman enfeksiyon şikayetleri ile başvurur. Özellikle sabah saatlerinde belirginleşen çapaklanma ve gün boyu devam eden sulanma, hastaların sosyal yaşamını da olumsuz etkileyebilir. Tedavi edilmediğinde enfeksiyon riski artar, tekrarlayan göz problemleri ortaya çıkabilir ve bu durum zamanla yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilir." "Erken teşhis hem tedavi sürecini kolaylaştırır hem de başarı oranını artırır" Op. Dr. Mefkure Yalçıner, ileri vakalarda cerrahi tedavinin gündeme geldiğini vurgulayarak, "Gözyaşı kanal tıkanıklığında en etkili tedavi yöntemlerinden biri dakriyosistorinostomi (DSR) ameliyatıdır. Bu işlemle tıkalı kanal bypass edilerek gözyaşının yeniden doğal akışı sağlanır. Ameliyat genellikle 30-60 dakika sürer, hastalar çoğunlukla aynı gün ya da bir gün içinde taburcu edilir. Tam iyileşme süreci birkaç hafta içinde tamamlanırken, bu ameliyatların başarı oranı oldukça yüksektir. Erken teşhis hem tedavi sürecini kolaylaştırır hem de başarı oranını belirgin şekilde artırır" diye konuştu. "Bebeklerde uzun süren göz sulanmalarında mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" Gözyaşı kanal tıkanıklığının yalnızca yetişkinlerde değil, bebeklerde de sıkça görülebildiğini ifade eden Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Yeni doğan bebeklerde gözyaşı kanallarının tam olarak açılmamış olması nedeniyle sulanma ve çapaklanma görülebilir. Aileler bu durumu çoğu zaman basit bir göz problemi olarak değerlendirse de doğru masaj teknikleri ve gerektiğinde yapılacak müdahalelerle erken dönemde kontrol altına alınabilir. Bu nedenle bebeklerde uzun süren göz sulanmalarında mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" şeklinde konuştu.