SAĞLIK - 07 Nisan 2017 Cuma 11:27

Prof. Dr. Demir: "Her gün bin kişi lenfoma tanısı alıyor"

A
A
A
Prof. Dr. Demir: "Her gün bin kişi lenfoma tanısı alıyor"

Lenfomanın, lenfatik sistemin kötü huylu bir hastalığı olduğun belirten Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof.

Lenfomanın, lenfatik sistemin kötü huylu bir hastalığı olduğun belirten Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, tüm dünyada bir milyondan fazla insanın lenfoma ile yaşamakta olduğunu ve her gün ortalama 1.000 kişinin lenfoma tanısı aldığını belirtti.


Kanser Haftası nedeniyle açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Demir, "Başlıca Hodgkin ve Hodgkin-dışı lenfoma olarak iki gruba ayrılan lenfomaların, 60’dan fazla alt tipi mevcut olup, her alt tipin klinik özellikleri ve tedavisi farklıdır. Ne yazık ki çoğu lenfoma hastası ilk tanı anında hastalık alt tipleri konusunda bilgi sahibi değildir. Lenfoma konusundaki bilgilerin büyük bir hızla geliştiği ve bu gelişmelerin tedaviye yansıması sonucu yeni ilaçların hastalık tedavisinde çığır açtığı günümüzde, lenfoma alt tipi konusunda farkındalık önem kazanmaktadır. Bu farkındalığın yaratılması ile en doğru tedavi, en doğru zamanda, en doğru hasta için uygulanacaktır. Örneğin bazı lenfoma tiplerinde yüksek doz tedaviler uygulanabileceği gibi, bazı tiplerde tanı konulduktan sonra hiç bir tedavi başlanmadan hastalar uzun yıllar sorunsuz olarak izlenmektedir. Lenfoma klinik olarak lenf bezelerinde büyüme ile kendini gösterir. Büyüyen lenf bezeleri boyunda, koltuk altında veya kasıkta elinize gelebilir. Hastalıklı lenf bezelerinde genellikle ağrı olmaz iken, zaman içinde büyüme ve çoğalma görülebilir. Lenfomanın diğer belirtileri arasında 38C’yi aşan ateş, son altı ayda yüzde 10’dan fazla kilo kaybı ve çamaşır veya çarşaf değiştirmeyi gerektirecek şiddette gece terlemesi yer almaktadır. Bu şikayetleri mevcut olan bireylerin doktorlarına başvurmaları önerilir” dedi.


Bazı lenfoma çeşitleri çok hızlı ve agresif bir karakter gösterirken, bazılarının da yıllarca süren sessiz ve yavaş bir seyir sergilediğini söyleyen Prof. Dr. Demir, “Yavaş seyir gösteren lenfomalar zaman içinde karakter değiştirebilir, daha hızlı bir klinik izleyebilir. Lenfoma tanısı esas olarak hastalıklı dokunun çıkartılması ve patolojik olarak incelenmesi ile konur. Kan tetkikleri veya görüntüleme yöntemleri lenfoma tanısını koyduramazlar fakat hastalığın karakteri hakkında detaylı bilgi verirler. Lenfoma tedavisi hastalık evresi ve risk belirlenerek planlanır. Tedavi planı yapılırken hastanın yaşı, performansı, ek hastalıklarının varlığı dikkate alınır. Lenfoma, modern kemoterapi, radyoterapi teknikleri ve kök hücre nakli sayesinde günümüzde tedavi edilebilir kanserler arasında sayılmaktadır. Yakın zamanda keşfedilen hedefe yönelik akıllı moleküllerin kullanımı ile lenfomalar daha az yan etki profili ile daha başarılı yönetilebilir hastalıklar haline gelmiştir. Lenfomaların bazı tiplerinde tam iyileşme sağlanması artık birincil tedavi hedefi haline gelmiştir” dedi.


Multipl myelom 60 yaş üstü daha sık görülüyor


Multipl myelomu, bağışıklık sisteminin önemli bir üyesi olan plazma hücrelerinin aşırı ve kontrolsüz çoğalması sonucu ortaya çıkan bir kemik iliği kanseri olarak tanımlayan Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Güner Hayri Özsan şu bilgileri paylaştı:


“Plazma hücreleri enfeksiyonlara sebep olan mikropların bağışıklık sistemi tarafından algılanmasını ve yok edilmesini sağlayacak olan antikorları üretir. Plazma hücreleri, çok değişik ve çeşitli antikorlar (immünglobulinler) üretip pek çok farklı enfeksiyona karşı savaşma imkanı sağlar. Multipl Myelom’da ise tek bir anormal plazma hücresi grubu baskın bir şekilde çoğalır ve bu geniş antikor yelpazesinin üretimi sekteye uğrar. Anormal plazma hücreleri tarafından paraprotein olarak adlandırılan faydalı bir işlevi olmayan tek bir antikor türü üretilir. Hem kemik iliğinde aşırı çoğalan anormal plazma hücreleri hem de bozuk antikor üretimine bağlı olarak hastalığın klinik belirti ve bulguları oluşur. Genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan Multipl Myelom günümüzde gelişen ve çeşitlenen yeni tedavi ilaçları ve yöntemleri ile her geçen gün daha başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Son dönemde geliştirilen çeşitli yeni tedavi ilaçları ve yöntemleri ile Multipl Myelom’da genel sağ kalımda ciddi artış sağlanabilmiştir. Multipl Myelom’un ortalama görülme yaşı 66’dır. Yani hastalığı daha çok ileri yaşlı bireylerde saptıyoruz. Gençlerde görülme ihtimali ileri yaşlı bireylere göre çok daha düşük. Hastaların sadece yüzde 10’u 50 yaş altında tanı almakta. Batı toplumlarında sıklığının her yıl 100.000 kişide ortaya çıkan 4-5 yeni vaka olduğunu biliyoruz.”


Multipl Myelomun bütün diğer kemik iliği kanserleri gibi tek bir hücre grubunun normal yaşam ölüm döngüsünü aşarak kontrolsüz çoğalması sonucu ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Özsan, “Bu kontrolsüz çoğalmaya hücrenin genetik yapısında meydana gelen değişiklikler sebep olabiliyor. Radyoaktif maddeler, bazı kimyasallar bu genetik bozulmayı tetikleyebiliyor. Suçlanan çeşitli faktörlere rağmen hastalığın net sebeplerini ne yazık ki bilemiyoruz. Son yıllarda özellikle geniş hasta gruplarının uzun süreli takipleri, bütün Multipl Myelom hastalarının, hastalık öncesi Önemi Belirlenemeyen Monoklonal Gamopati ve Sinsi Multipl Myelom olarak adlandırabileceğimiz Myelom öncülü klinik süreçlerden geçtiğini göstermiştir. Multipl Myelom’da kemik iliğinin anormal plazma hücreleri ile işgali normal kan yapımı fonksiyonunu bozabilir. Yine üretilen anormal antikorlar çeşitli organların fonksiyonlarını bozabilir. Kemik yapım yıkım döngüsü kemik yıkımı lehine değişebilir ve kandaki kalsiyum elementinin düzeylerinde artış görülebilir. Bu doğrultuda en sık görülen belirtiler ve bulgular anemi, halsizlik, yorgunluk, kemik ağrıları -özellikle bel ve sırt ağrısı şeklinde-, kemik kırıkları -özellikle omurga kemiklerinde-, böbrek fonksiyonlarında bozulma, enfeksiyon sıklığında artış, kilo kaybı, bulantı, kabızlık ve sık idrara çıkma olarak sıralanabilir. Multipl myelomun gerçek nedenleri bilinmemektedir. Doktorlar bir kişide multipl myelom oluşurken diğerinde neden oluşmadığını çoğu zaman açıklayamaz. Ancak biliyoruz ki multipl myelom bulaşıcı değildir. Bu hastalığı başka bir kişiden kapamazsınız.” dedi.


Sırt ve belde kemik ağrıları ihmal edilmemeli


Multipl myelomun en sık görülen belirtilerinin genellikle sırt, bel ve kaburgalarda olan kemik ağrısı, kolay kemik kırıkları, halsiz ve çok yorgun hissetmek, sık enfeksiyon geçirme ve ateş, kilo kaybı, bulantı veya kabızlık, sık idrara çıkma olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özsan, “Bu belirtiler çok sıklıkla kanser nedeniyle değildir. Bir enfeksiyon veya başka sağlık problemleri de bu semptomlara neden olabilir. Değerlendirmeyi bir doktorun yapması çok önemlidir. Özellikle ileri yaşlı, besinsel eksiklikler ile açıklanamayan kansızlığı bulunan, bel, sırt ve kemik ağrıları olan, böbrek yetmezliği ortaya çıkmış veya yine diğer sebeplerle açıklanamayan kalsiyum düzeyi yüksekliği durumunda Multipl Myelom akla gelmeli ve ileri tetkikler ile tanısal süreç başlatılmalıdır. Belli kan tetkikleri ile üretilen bozuk antikorların tespiti mümkün olabilmektedir. Yine kemik iliğinin mikroskobik değerlendirmesi artmış plazma hücrelerinin tespiti ile tanıyı netleştirebilmektedir. Tanı sürecinde olmazsa olmaz tetkikimiz kemik iliği incelemesidir. Myelom tedavisi için önceleri alışılagelmiş kemoterapi ilaçları kullanılır iken son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmış ve pek çok hedefe dönük yeni tedavi geliştirilmiştir. Geliştirilen bu yeni hedefe dönük tedaviler ile yanıt oranları ve sağ kalım süreleri belirgin olarak artmış ve uzamıştır. Yine uygun hastalarda, hastanın kendisinden alınan kök hücrelerinin desteği ile uygulanması mümkün olan yüksek doz kemoterapiler de sağ kalıma ciddi olumlu katkı sağlamaktadır” diye belirtti.


Türk Hematoloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan ise çocuklarda gorülen kanserler hakkında bilgiler verdi. Kanserin, vucutta bir dokunun anormal sekilde cogalmasıyla ortaya cıkan, cıktıgı dokuyu harap eden ve ayrıca cevreye ve/ veya uzak dokulara da yayılabilen kotu huylu bir hastalık olduğunu, 0-17 yas arasında gorulen kanser turlerinin cocukluk cagı kanserleri diye tanımlandığını söyledi.


Çocuklarda gorülen kanser turlerinin Losemi (kan kanseri), Lenfoma (beze kanseri), Beyin tumoru, Kemik tumoru, Bobrek tumoru (Wilms tumoru), Noroblastom (bobrekustu bezi tumoru), Sarkom (kas ve yumusak doku tumoru), Retinoblastom (gozun ısıga duyarlı tabakası olan retinada gorulen tumor), Germ hucreli tumor (ureme hucrelerinin vucutta baska bolgelere giderek olusturdugu tumor), Karaciger tumoru olduğunu belirten Prof. Dr. Celkan şöyle devam etti:


“Yetiskinlerde tumorler cocuklardan 100 kat daha sıktır ve gorulen tumor tipleri farklıdır. Ornegin meme, akciger kanserleri cocuklarda gorulmez. Cocuk tumorlerinde tedavi ile yüzde 60-70 oranında tam sifa elde edilmektedir. Cocuklarda kansere neyin sebep oldugu bilinmemektedir. Genetik ve cevresel faktorlerin birlikte etkili oldugu dusunulmektedir. Sigara icmek, cok yaglı beslenmek, obezite, zehirli kimyasallar ile calısmak gibi sebepler yetiskinlerde gorulen kanserlere zemin olusturabilir ama cocuklarda boyle bir neden pek yoktur. Gecirilen bazı, EBV ve HIV gibi virus enfeksiyonlarının, ısına maruz kalmanın bagısıklık sistemini cokerttigi ve kansere neden oldugu dusunulmektedir. Bazı genetik yatkınlıklar da tumor olusumuna sebep olabilir -Li-Fraumeni sendromu, Beckwith-Wiedemann sendromu gibi). Bocek ilacları, tarlalara sıkılan hormon tipi gubreler besinlere gecerek kanserojen etki yapabilir. Dunyada yılda 160.000 cocuk, Turkiye’de ise 3.000 kadar cocuk kanser tedavisi gormektedir. Kanser, cocuklarda yetiskinlere oranla cok daha nadirdir ama yine de enfeksiyonlar, kalp hastalıkları ve kazalardan sonra 4. en sık olum sebebidir. Cocuklarda kanser yetiskinlere oranla 100 kez daha az gorulur. Turkiye’de ve tum dunyada cocukluk cagında en sık gorulen hastalık losemidir. Ikinci sıklıkta yurdumuzda lenf bezi kanserleri (Hodgkin ve Hodgkin-dısı lenfoma) gorulur. Onu sırasıyla sinir sistemi tumorleri, noroblastom, Wilms tumoru ve yumusak doku sarkomu (rabdomiyosarkom) izler. Kemik, deri, goz ve karaciger tumorleri ise daha nadirdir.”


Her kanser türü farklı belirtilerle ortaya çıkıyor


Kanserin tek bir ortak ozelligi olmadığını, her kanser turunün kendine ozgu belirtiler gosterdiğini söyleyen Prof. Dr. Celkan, “Kanserler karsımıza istahsızlık, kilo kaybı, beslenme bozuklugu veya ates gibi genel belirtiler ile cıkabilir. Ancak her kanser turunun kendine ozgu bulguları da vardır. Losemi dısındaki kanserlerin cogu vucutta belirli bir bolgede sislik ve kitle olusumu ile belirti verir. Ama ornegin beyin icindeki kitle dısarıdan gorulemez, boyle bir kitle cevresindeki dokulara bası yaparak siddetli agrı, bulantı, kusma, felclere neden olabilir. Bazı tumorler veya metastazları omurilige baskı yaparlar. Hastalarda sırt agrısı, idrarını ve dıskısını tutamama, kol ve bacaklarda uyusma, karıncalanma gibi his ve kuvvet kaybı gorulebilir. Kucuk bebeklerde gozde kedi gozu parlaması gibi bir beyazlık goz icinde gelisen bir tumorun belirtisidir. Goz cevresinde morluk, gozde one fırlama da tumor isareti olabilir. Ureme organlarından cıkan kotu huylu tumorler erken ergenlik belirtilerine yol acabilir. Devam eden karın agrısı karın ici kanserlerin belirtisi olabilir. Cocuklarda en sık rastlanan tur olan kan kanserleri, ates ve enfeksiyonla gelebilecegi gibi solukluk ve deri kanamaları, dalak ve karaciger buyumesine baglı karın sisligi ve bezelerde buyume ile karsımıza cıkabilir. Cocuklarda iki santimetreden buyuk bir lenf bezi varsa bunun nedeni kesinlikle arastırılmalıdır. Cocuklarda normalde boyun, kasık ve koltuk altında kucuk lenf dugumleri elle hissedilebilir. Ama losemiler, beze kanserleri ve bircok kanser metastaz yaparak lenf bezlerine yayılabilir. Kolda, bacakta, kalcada agrı ile birlikte buyuyen sislikler genellikle bir darbeye veya dusmeye atfedilir ve uzerinde durulmaz, oysa bu tip sislikler bir kemik tumorunun belirtisi olabilir. Cocukluk cagı kanserleri eriskin kanserlerinden farklıdır, hem tumor tipi hem de sagkalım acısından farklılık gosterir. En sık olarak ameliyat, kemoterapi, radyoterapi ve kök hücre nakli olmak üzere dort farklı tedavi turu vardır. Tedaviler bazen tek baslarına, bazen de birden fazla tedavi turu aynı anda uygulanır. Kanserin iyilesme durumu tumorun tipine, yaygınlık derecesine, bulundugu yere, metastaz varlıgına, az veya cok olusuna ve cocugun uygulanan tedaviye verdigi yanıta baglıdır. Gunumuzde, verilen ilacların veya ısının yan etkileri ile de cok iyi savasılmaktadır ve kalıcı yan etkiler en aza indirilmektedir” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Mezitli’de esnafla belediye el ele ekonomi için buluştu Mersin Mezitli Belediyesi ile esnaf temsilcileri bir araya gelerek üretim, istihdam ve yerel ekonomiyi güçlendirmeye yönelik iş birliği projelerini değerlendirdi. Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer, Mersin Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Veysel Sarı ve beraberindeki meslek odaları başkanlarını makamında ağırladı. Gerçekleşen ziyarette, kentin ekonomik yapısını güçlendirecek, üretim kapasitesini artıracak ve istihdam imkanlarını geliştirecek projeler üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu. "Mezitli’mizi daha ileriye taşıyacağız" Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Tuncer, yerel yönetim ile esnaf ve sanatkarların iş birliğinin önemine dikkat çekerek, "Kentimizin kalkınmasında esnafımızın emeği ve katkısı son derece kıymetlidir. Üretimi destekleyen, istihdamı artıran ve yerel ekonomiyi güçlendiren bir anlayışla tüm paydaşlarımızla birlikte hareket etmeye devam edeceğiz. Dayanışmayı büyüten, ortak aklı esas alan bir yaklaşımla Mezitli’mizi daha ileriye taşıyacağız" dedi. Mersin Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Veysel Sarı ise yerel yönetimle kurulan güçlü diyalogun önemine vurgu yaparak, "Mezitli Belediyesinin esnaf dostu yaklaşımı bizler için oldukça değerli. Başkanımızın üretim ve istihdam odaklı çalışmalarını destekliyor, iş birliği içerisinde hayata geçirilecek projelerin kent ekonomisine önemli katkılar sunacağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı. Ziyaret, karşılıklı iyi niyet temennileri ve iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik mesajlarla sona erdi.
Trabzon Ormancılar kıyasıya yarıştı Türkiye genelinde düzenlenen ormancılık yarışmaları kapsamında, Trabzon bölge seçmeleri gerçekleştirildi. Orman Genel Müdürlüğü tarafından 2026 yılı itibarıyla ülke genelinde başlatılan ormancılık yarışmaları kapsamında, Trabzon bölge elemeleri Turup Millet Ormanı’nda gerçekleştirildi. Araklı ilçesinde düzenlenen organizasyonda Trabzon, Artvin, Erzurum, Giresun, Sinop ve Amasya’dan gelen ekipler; orman oryantiringi, genç meşcerelerde gelecek vaat eden ağaçların belirlenmesi, ölçüm ve kayıt çalışmaları, hedefe atış ile yangınlara müdahale parkurlarında performanslarını ortaya koydu. Etkinliğin, katılımcıların mesleki yetkinliklerini geliştirmesinin yanı sıra kurumlar arasındaki iş birliğini de artırması hedefleniyor. Türkiye ormancılık yarışmaları ile ilgili bilgiler veren Trabzon Orman Bölge Müdürü Emin Yılmaz, "Türkiye Ormancılık Yarışmalarında final öncesi son bölgesel yarışma ayağı yapılıyor. Trabzon’da Artvin, Erzurum, Giresun, Amasya, Sinop ve Trabzon bölgeler olarak yarışıyoruz. Bugün ikinci gün. İlk günü heyecanlı ve güzel geçti. Yarışma etaplarımıza baktığımız zaman yaptığımız işlerinde minyatürlerini burada yaptırmaya çalışıyoruz. Yangın etabımız vardı. Arazözlerle birlikle yangın söndürmeyi canlandırdık. Daha sonra ormancılarımızın yarıştığı bir etabımız vardı. Ölçüm ve saha işlerimiz vardı. Bugün ise ormanların bakımını baktığımız silvi kültür atış ve teknik bilgi gerektiren oryantirik dediğimiz ormanda yön bulma yarışması oldu. Burada amaç hem bölgeler arasında kaynaşmayı sağlamak hem de ekiplerin beraber hareket etme becerisini geliştirmek. Bir yarışma ancak şölen ve eğlence havasında yaptığımız işlerin tekrarını yapıyoruz. Herkesin daha konsantre olması amaçlanıyor. Ormancılar bu etkinliklerle yaptıklarını eksiklikleri görebiliyorlar" ifadelerini kullandı.
Malatya ’Süper gıda’ arı sütü Malatya’da mercek atında Malatya Turgut Özal Üniversitesi, İnönü Üniversitesi ve Fırat Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen çok yönlü araştırma, arı sütünün kalitesini belirleyen sırları gün yüzüne çıkardı. Doğanşehir (Buğday Deresi) ve Battalgazi’de (Uluköy) eş zamanlı olarak gerçekleştirilen çalışma, hem üreticiye yol haritası çiziyor hem de "kaliteli arı sütü" peşindeki tüketiciyi uyarıyor. "Gençlik iksiri" olarak adlandırılan arı sütü, artık bilimsel bir reçeteye sahip. Malatya Turgut Özal, İnönü ve Fırat Üniversitelerinden bilim insanlarının ortaklaşa yürüttüğü kapsamlı araştırma, arı sütünün içeriğinin sadece bölgeye göre değil, arıcının verdiği ek besine göre de nasıl değiştiğini kanıtladı. Yürütücülüğünü Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nden Doç. Dr. Semiramis Karlıdağ’ın yaptığı bir bilimsel araştırma, arı sütünün biyokimyasal ve aromatik bileşimi üzerinde çevresel faktörlerin ve besleme yöntemlerinin kritik etkilerini ortaya koydu. Karlıdağ ve çalışma arkadaşları tarafından gerçekleştirilen araştırma, bölgedeki arıcılık faaliyetleri için önemli bilimsel veriler sunuyor. Araştırma kapsamında Malatya’nın iki farklı bölgesi olan Doğanşehir ve Battalgazi Uluköy’de, farklı karbonhidrat kaynaklarıyla (glikoz, sükroz ve ticari arı yemi) beslenen bal arısı kolonilerinden elde edilen arı sütleri detaylı şekilde incelendi. Yapılan analizler sonucunda, hem coğrafi konumun hem de beslenme yönteminin arı sütünün kalitesini belirleyen biyokimyasal ve uçucu bileşik profilini doğrudan etkilediği belirlendi. Araştırma kapsamında arı sütlerinde 50’den fazla uçucu organik bileşik tespit edildi ve bu bileşiklerin aroma, kalite ve potansiyel biyolojik etkiler açısından önemli rol oynadığı ortaya kondu. Bulgular, arı sütünün kimyasal profilinin üretim şartlarına bağlı olarak önemli ölçüde değişebildiğini göstererek kalite kontrol ve ürün standardizasyonu açısından önemli bir bilimsel temel sundu. Coğrafya fark oluşturuyor Ortaya çıkan en çarpıcı sonuçlardan biri, bölgedeki bitki çeşitliliğinin arı sütünün kalitesini doğrudan etkilemesi oldu. Tüm bu farklılıklar, arıların farklı beslenme yöntemlerine göre seçtikleri farklı botanik orijinlerden kaynaklandı. Doğanşehir’in zengin florası, arı sütünün en önemli kalite göstergesi olan 10-HDA (10-hidroksi-trans-2-dekenoik asit) maddesinin üretimini doğal olarak tetikliyor. Şeker tipi kaliteyi değiştiriyor En yüksek kalite Doğanşehir’de: Arı sütünün en önemli kalite göstergelerinden biri olan 10-HDA içeriği, Doğanşehir bölgesinde glikozla beslenen kolonilerde yüzde 2,77 ile en yüksek seviyeye ulaştı. Arı sütü üretiminde yaygın bir uygulama olan ek besleme, araştırmanın odak noktalarından biri idi. Bilimsel sonuçlar, sanılanın aksine her şekerin aynı etkiyi oluşturmadığını gösterdi. Glikoz ile beslenen arıların ürettiği arı sütünde, bağışıklık ve hücre yenileyici özelliğiyle bilinen 10-HDA oranının en yüksek seviyeye ulaştığı saptandı. Glikoz takviyesi, arı sütündeki koruyucu enzimlerin (invertaz ve katalaz), toplam protein, prolin ve 10-HDA miktarının da artmasını sağladı. Sükroz (çay şekeri) ile beslenen gruplarda enzim aktivitelerinin daha düşük kaldığı gözlemlendi. Bölgesel etkiler: Doğanşehir’in çevresel şartlarının 10-HDA üretimini teşvik ettiği, Uluköy’ün ise zengin polen ve nektar çeşitliliği sayesinde toplam amino asit üretimini desteklediği gözlemlendi. Antioksidan kapasitesi: Beslenme rejiminin arı sütünün fenolik bileşik profili ve antioksidan kapasitesi üzerinde önemli değişimlere yol açtığı tespit edildi. Araştırmacılar, elde edilen sonuçların arı sütü üretiminde besleme stratejilerinin optimize edilmesi, ürün kalitesinin artırılması ve coğrafi köken doğrulaması gibi alanlarda önemli katkı sağlayacağını vurguluyor. Çalışma, endüstriyel karbonhidrat kaynaklarının arı sütünün biyokimyasal yapısını nasıl şekillendirdiğini ortaya koyarken, glikoz takviyesinin arı sütü kalitesini artırmak için etkili bir üretim stratejisi olabileceğini gösteriyor. Elde edilen veriler, Türkiye’de sınırlı miktarda üretilen arı sütünün daha yüksek katma değerle üretilmesi ve uluslararası pazarda rekabet gücünün artırılması açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Arıcılığa ve ekonomiye büyük katkı Türkiye, arıcılıkta dünya devlerinden biri olmasına rağmen arı sütü üretimi henüz istenen seviyede değil. Bu çalışma, arıcılara ürün kalitesini artırmak için bilimsel bir "besleme takvimi" sunuyor. Bilim insanları, doğru lokasyon ve doğru karbonhidrat kaynağı seçimiyle Türkiye’nin yıllık arı sütü rekoltesinin ve kalitesinin katlanabileceğini vurguluyor. Tüketiciye uyarı: Suistimallere dikkat Araştırma, arı sütünün kalitesindeki hassasiyeti de ortaya koydu. Bilim heyeti, bu değerli ürünün suistimal edilmeye açık olduğunu hatırlatarak şu uyarılarda bulundu: Analiz şart: Sadece rengine ve tadına bakarak arı sütünün kalitesi anlaşılamaz. Mutlaka laboratuvar onaylı 10-HDA oranlarına bakılmalı. Saklama şartları: Arı sütü biyokimyasal olarak çok hassastır. Araştırmada kullanılan tüm örnekler eksi 18 derecede korunmuştur; oda sıcaklığında bekletilen ürünlerde bu mucizevi bileşenler hızla kaybolur. Doğallık aldatmacası: Tamamen doğal ortamda, ek besleme yapılmadan üretilen kontrol gruplarında bazı değerlerin daha düşük çıkması, kontrollü bilimsel beslemenin "kaliteyi standardize etmek" için bir gereklilik olduğunu gösterdi. Ancak bu durum, merdiven altı şuruplarla yapılan üretimle karıştırılmamalıdır. Çalışmanın sonuçları, arı sütünün sadece bir gıda takviyesi değil, aynı zamanda apiterapide (arı ürünleriyle tedavi) kullanılacak tıbbi bir materyal olarak standartlaştırılması gerektiğini kanıtlıyor. Bölgesel farklılıkların (toprak yapısı, botanik orijin) arı sütünün "fenolik bileşiklerini" yani antioksidan gücünü ve enzim içeriklerini değiştirmesi, Malatya gibi illerin bu konuda özel bir marka haline gelebileceğinin sinyalini veriyor. Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Bentli, üniversite olarak Malatya’da tarım ve hayvancılık alanında bilimsel çalışmalarla üretime katkı sağlamaya devam edeceklerini belirterek araştırmada emeği geçen akademisyenlere teşekkür etti.
Kocaeli Gölcük’te kadın el emeği satış mağazası için çalışmalar başladı Gölcük Belediyesi tarafından kadınların ekonomik hayata katılımını desteklemek ve el emeği ürünlerin satışına imkan sağlamak amacıyla hayata geçirilen "Kadın El Emeği Satış Mağazası" projesinde inşaat çalışmaları başladı. Gölcük Belediyesi, kadın istihdamını artırmaya yönelik projeleri kapsamında İpekyolu Bulvarı üzerinde yeni bir satış merkezi inşa ediyor. Kadınların kurslarda ve evlerinde ürettikleri ürünleri doğrudan tüketiciyle buluşturabileceği modern mağazanın yapımına başlandı. Eski hobi bahçelerinin bulunduğu alanda 140 metrekarelik bina olarak tasarlanan mağaza; İpekhan Kafe’nin alt kısmında, yapımı planlanan Mola Evi’nin ise karşısında yer alacak. Belediye ekiplerinin hızla başladığı çalışmaların 2 ay içerisinde tamamlanarak merkezin hizmete açılması hedefleniyor. Başta belediye bünyesindeki GÖLMEK ile KOMEK kursiyerleri olmak üzere tüm üretken kadınlara açık olacak mağaza, hem aile ekonomisine katkı sağlayacak hem de ilçenin yerel ticaretine hareketlilik getirecek. Üretimin her aşamasında yer alan kadınların yanında olmaya devam edeceklerini belirten Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, "Emeğiyle, alın teriyle ve azmiyle hayatın her alanında var olan kadınlarımız için üretmeye ve destek olmaya devam ediyoruz. Bu mağaza, kadınlarımızın el emeğine değer katacak önemli bir adım olacak. Tüm hemşehrilerimize ve özellikle emekçi kadınlarımıza şimdiden hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum" dedi.
İzmir Ege’nin elektrik altyapısında yeni dönem İzmir ve Manisa’nın elektrik altyapısını yöneten Gdz Elektrik, artan talebi karşılamak ve iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı riskleri yönetmek için kapsamlı bir yatırım süreci başlatıyor. Şirket, 5 yıllık plan kapsamında, dağıtım altyapısını güçlendirmeyi ve dijital izleme sistemleriyle altyapı yönetimini modernize etmeyihedefliyor. Gdz Elektrik Genel Müdürü Ahmet Bayramoğlu, "İzmir ve Manisa’da, artan enerji talebini karşılamak ve sistemi iklim etkilerine karşı daha dayanıklı hale getirmek için yatırımlarımızı hızlandırıyoruz" dedi. Türkiye’nin öncü gruplarından Aydem Enerji bünyesinde faaliyet gösteren Gdz Elektrik, altyapı yatırımları ve dijitalleşme adımlarıyla operasyonlarını geliştiriyor. Şirket, dağıtım ağını uçtan uca izleyebilen ve yönetebilen entegre sistemlerle hem fiziksel hem de teknolojik altyapısını güçlendiriyor. İzmir’de basın mensuplarıyla bir araya gelen Gdz Elektrik Genel Müdürü Ahmet Bayramoğlu, sektörün dönüşümü ve şirketin yatırım planları konusunda değerlendirmelerde bulundu. Yeni dönemde stratejik odağın, müşteri memnuniyeti ile kesintisiz ve güvenli enerji arzı olduğunu belirten Bayramoğlu, altyapının güncel ihtiyaçlara göre güçlendirilmesi ve dijital sistemlerle daha etkin şekilde yönetilmesini planladıklarını ifade etti. Bayramoğlu, "Yatırımlarımızı güvenli ve kesintisiz enerji hedefiyle şekillendiriyoruz. Altyapıyı güçlendirirken,yerli ve yenilikçi teknolojileri önceliklendirip dağıtım sistemine müdahale hızını artırıyoruz" dedi. "En büyük önceliğimiz, müşterilerimizin elektriğe güvenli ve kesintisiz şekilde ulaşması. Hizmet kalitesini sürekli artırmak için yenilikçi projeleri devreye almayı sürdürüyoruz. 2026, yeni yatırım dönemimizin başlangıcı olması sebebiyle stratejik açıdan kritik önem taşıyor" diyen Bayramoğlu planlanan yatırımlara ilişkin detayları paylaştı. Ege’de elektrik altyapısına 64,2 milyar TL’lik yatırım 2025 yılında yaklaşık 18,3 TWh saat enerji dağıtımıyla Türkiye tüketiminin yüzde 8,1’ini karşılayan Gdz Elektrik, İzmir ve Manisa’da artan enerji talebini karşılamak ve iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı risklere karşı alt yapıyı güçlendirmek için 2026-2030 döneminde kapsamlı bir yatırım programı yürütecek. Şirket, 5 yılda toplam 64,2milyar TL yatırım planlıyor. Gdz Elektrik bölgede yaklaşık 124 bin kilometre hat ağı ve 38 bin adet trafo üzerinden 6 milyon nüfusa hizmet sağlıyor. Planlanan yatırımların hedefi, altyapının dayanıklılığını artırmak, hizmet sürekliliğini güvence altına almak ve artan enerji talebini karşılamak. Çalışmalarla, şebeke dayanıklılığının artırılması, aşırı hava şartlarında kesintilerin engellenmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonunun güçlendirilmesi sağlanacak. Program kapsamında ekonomik ömrünü tamamlayan şehir içi hava hatlarının yer altına alınması, yeni trafo merkezlerinin devreye alınması, güçlendirilmesi ve kapasite artışının sağlanması öne çıkıyor. Bu sayede hizmetin kaliteli ve kesintisiz karşılanması hedefleniyor. Kesintilerle mücadelede kalıcı dönüşüm planı Şirketin dönüşüm sürecinde öncelikli başlıklarından biri kesintilerin önlenmesi. Yürütülen yenileme ve dijital izleme çalışmalarıyla, yaşanabilecek arızalara müdahaleler hızlanırken, muhtemel arızaları önceden tespit eden bir yapıya dönüşüm de sağlanacak. Mevcut SCADA ve IoTuygulamaları geliştirilirken yapay zeka destekli yaklaşımlarla şebekeyi gerçek zamanlı olarak izleyen Gdz Elektrik, muhtemel arıza risklerini önceden belirlemeyi hedefliyor. Şebeke modernizasyonu ve dijital izleme sistemlerinin devreye alınmasıyla, bu hedefin kalıcı bir iyileşmeye dönüştürülmesi planlanıyor. Bu anlayışla, dağıtım sisteminin modernizasyonuna odaklandıklarını belirten Bayramoğlu, "Artık önemli olan sahayı sadece izlemek değil sahada olacakları öngörmek. Bölgedeki 863 trafo merkezi 5 bin 147 hattı izliyor, gerçek zamanlı veri takibi yapıyoruz" diye konuştu. Sayaçlar otomatik sistemlerle okunuyor Bayramoğlu, 2026 itibarıyla bölgedeki tüm kullanım noktalarında elektronik sayaç dönüşümünün tamamlandığını, 100 bin noktada ise tüketimin otomatik okuma sistemleri ile uzaktan izlenebildiğini söyledi. Sistemle birlikte bazı operasyonların uzaktan yürütülebildiğini ve saha ekiplerinin yükünün azaldığını ifade etti. GSM şebekesi dışında kalan kimi kırsal bölgelerde ise uydu üzerinden sayaç okuma sisteminin bir pilot uygulama ile devreye alındığını ve sistemin yaygınlaştırılması için yatırımların devam ettiğini belirten Bayramoğlu, uygulamanın Aydem Enerji dağıtım şirketleri bünyesinde Türkiye’de ilk olduğunu vurguladı. Bayramoğlu, "Milli Akıllı Sayaç Sistemi (MASS) entegrasyonuyla 2026 yılı içinde yaklaşık 400 bin tüketim noktası ilavesi ile otomatik sayaç okuma sistemlerinin yaygınlaştırılması çalışmaları devam edecek. Böylece 2030 yılı sonuna kadar yaklaşık 2 milyon tüketim noktası uzaktan izlenebilir hale gelecek. Bu da kullanım noktalarının yüzde 50‘den fazlasının sisteme dahil olması anlamına geliyor" dedi.
Balıkesir Edremit’te eğitimde güvenlik zirvesi Balıkesir’in Edremit Kaymakamı Ahmet Odabaş başkanlığında toplanan ilçe protokolü, okullardaki güvenlik önlemlerini masaya yatırdı. Toplantıda, öğrencilerin huzuru için emniyet, jandarma ve milli eğitim unsurlarının tam koordinasyon içinde çalışması kararlaştırıldı. Balıkesir’in Edremit ilçesinde, 2026 yılı eğitim-öğretim döneminin huzur ve güven ortamında sürdürülebilmesi amacıyla "Okullarda Güvenlik Tedbirleri" toplantısı düzenlendi. Edremit Anadolu Lisesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirvede, okul içleri ve çevrelerinde alınacak ek önlemler karara bağlandı. İlçe Kaymakamı Ahmet Odabaş başkanlığında düzenlenen toplantıya; İlçe Emniyet Müdürü Burak Lehimer, İlçe Jandarma Komutanı Yarbay Serkan Özdemir, İlçe Millî Eğitim Müdürü Ramazan Esmen ile ilçede faaliyet gösteren resmi ve özel tüm okul ve kurum yöneticileri katıldı. Toplantıda, mevcut güvenlik tedbirleri titizlikle değerlendirilirken, öğrencilerin okul yolunda ve okul bahçesinde karşılaşabileceği risklerin minimize edilmesi hedeflendi. Özellikle okul çevrelerindeki şüpheli şahıslar, trafik güvenliği ve madde bağımlılığı ile mücadele konularında emniyet ve jandarma birimlerinin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verildi. Kaymakam Odabaş, eğitim ortamlarında güvenliğin sadece kolluk kuvvetleriyle değil, okul idarecileri ve velilerin de dahil olduğu bir iş birliğiyle en üst seviyeye çıkarılacağını vurguladı. Öğrencilerin sadece akademik başarıya değil, kendilerini güvende hissettikleri bir ortamda eğitime odaklanmalarının önemine değinilen toplantıda, koordinasyonun sürekliliği noktasında görüş birliğine varıldı. Okul yöneticilerine, çevrelerindeki olumsuz durumlara karşı anında bildirim yapmaları ve teknolojik imkanların (kamera sistemleri vb.) etkin kullanılması talimatı verildi. Toplantı, okul müdürlerinin görüş ve önerilerinin dinlenmesinin ardından, daha güvenli bir Edremit için kararlılık mesajıyla sona erdi.