POLİTİKA - 25 Eylül 2025 Perşembe 14:31

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten CHP’ye: "Başkalarının siyasi uydusu gibi siyasi misyonerlik faaliyeti üretmeyin"

A
A
A

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP'ye tepki göstererek, "Eleştiriniz varsa bunu dinleyelim, cevabını verelim. Ama başkalarının siyasi uydusu gibi siyasi misyonerlik faaliyeti üretmeyin. Sizin meselelere bakarken milli bir gözlüğünüz yok mu" dedi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Üsküdar'da Türkiye Yüzyılı Buluşmaları programına katıldı. Ömer Çelik'e Milletvekilleri Ayşe Böhürler, Veysal Tipioğlu, AK Parti MKYK üyesi Sadullah Selman, AK Parti Üsküdar İlçe Başkanı Taha Sarıcaoğlu, AK Parti Üsküdar İlçe Kadın Kolları Başkanı Elif Kızıldağ ve partililer eşlik etti.
Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Çelik, AK Parti'nin tam kadro olarak yaz aylarında sahada olduğuna dikkat çekerek, "En önemli konu sürekli olarak milletin kurduğu ve sadece milletten talimat alan bir parti olarak bu dönemde vatandaşlarımızı daha derinlemesine dinlemek, onlarla daha çok buluşmak ve onların görüşlerini taleplerini, eleştirilerini, beklentilerini not ederek genel merkezimize iletmekti. Genel merkeze iletildikten sonra da tüm bunlar üzerinde sıkı sıkıya çalışılarak bir veriye dönüştürülecek. Bu veri çerçevesinde önümüzdeki dönemin politikalarının geliştirilmesi için değerlendirilecek" ifadelerini kullandı.

"Filistin devletinin tanıması soykırım şebekesine karşı verilmiş en güçlü cevaplardan bir tanesidir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD temaslarını ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaşananları değerlendiren Çelik, "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle hepimizin gördüğü gibi dünyanın en önemli gündemi Gazze konusundaki gelişmeler. Bir yandan yüreğimizi kanatan Netanyahu hükümetinin katliamları, soykırım siyaseti bütün acımasızlığı ile devam ediyor. Bu kuşkusuz bütün kuruluşların kabul ettiği gibi, bu meseleye mesafeli yaklaşanların bile kabul ettiği gibi açık bir soykırım suçudur. Netenyahu denilen katil ve onun şebekesinin insanlığa karşı suç işlemekten ve soykırım suçundan dolayı muhakkak yargılanması ve gereken cezayı alması gerekir. İnsanlık haysiyeti için bu alçaklığın cezalandırılmasından başka yol yoktur. İlk olarak bu ‘soykırım' ifadesini kullanan lider Cumhurbaşkanımızdır. Cumhurbaşkanımız bu ifadeyi ilk kullandığında çoğu devlet buna mesafeli kaldı. Ama hiçbir diplomasi ile konuşmakla, uluslararası değerleri hatırlatmakla bu meselenin çözülemediğini bir kere daha gördüler. Katliamların devam etmesini sonucunda ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor ki Netanyahu denilen katil ve onun şebekesinin durdurulması için çok yönlü bir inisiyatifin oluşturulması gerekiyor. Aksi halde insanlığa karşı işlenen suçlar artarak devam edecek. Bu çerçevede bakıldığında bugün Filistin devletinin tanınmasına dönük büyük devletlerin attığı adımlar var. Burada büyük devlet tabirinden Avrupa Birliği ya da NATO üyesi devletleri kastetmiyorum. Ordusu ve ekonomisi büyük devletleri kastetmiyorum. Kastettiğim insanlığı büyük devletlerdir. Asil halkları sokağa dökülmüş, dünyada her dinden her meşrepten insanların ortaya koyduğu iradeye kulak vermiştir bunlar. Filistin devletinin tanıması soykırım şebekesine karşı verilmiş en güçlü cevaplardan bir tanesidir" şeklinde konuştu.

"İsrail'in kafasında Filistinliler diye bir kavram yok, hepsini öldürülmesi gereken insanlar olarak görüyorlar"

İsrail'in Batı Şeria'da yen bir işgal planı hazırlığında olduğuna dikkat çeken Çelik, "Filistin devletinin tanınması konusunda bile soykırım şebekesinin failleri Batı Şeria'yı ilhaktan bahsediyorlar. Daha çok çocuk ve kadın öldürmekten bahsediyorlar. Şimdiye kadar Filistin devletinin tanınmasını ‘iki devletli çözüm sürecine zarar verir' diyerek erteleyenlerin yaklaşımlarının ne kadar zeminsiz olduğu ortaya çıkmıştır. Görüldü ki İsrail'in kafasında iki devletli bir çözüm yok. İsrail'in kafasında Filistinliler diye bir kavram yok. Hepsini öldürülmesi gereken, çocukluktan itibaren soykırıma uğratılması gereken insanlar olarak görüyorlar. Daha doğrusu kendilerinden başkasını insan görmüyorlar. Böyle hastalıklı, sağlıksız katliam zihniyetiyle dolu bir yapı. Onun için geçmişte Filistin devletinin tanınmasını iki devletli çözüme zarar vermek adına erteleyenlerin söylediklerinin ne kadar boş olduğu ortaya çıkmıştır. Bugün Filistin devletinin tanınması, soykırım şebekesine verilmiş sembolik de olsa güçlü bir cevaptır. Bunun arkasından gelmesi gereken şey Netahyahu katili ve ekibinin durdurulması için somut eylemlerin hayata geçmesidir. Her gün uluslararası ceza mahkemesini, uluslararası hukuku hedef alıyorlar. Bu hedef alınmalar bundan sonra da açıklamalarına göre devam edecek. Burada uluslararası toplumun somut bir eylem düzeneği oluşturması gerekir" diye konuştu.

"Filistin milli davamızdır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM yapısında reform yapılmasına yönelik önerilerini hatırlatan Çelik, "Enteresandır ki BM Güvenlik Konseyi üyesi bazı devletler Filistin'i tanırken, başka devletler ise bu sürece karşı bir tutum sergiliyorlar. Bu da bir kere daha cumhurbaşkanımız BM tamamının yapısında bir reform yapılması gerektiğine dair çaresinin ne kadar sağlam bir zemine oturduğunu göstermektedir. Cumhurbaşkanımız bunu ilk söylediğinde BM salonunda yerin bir sessizlik olmuştu. Kimse önce bu teze yakın durmak istememişti. Şimdi görüyorsunuz ki cumhurbaşkanımız yılar evvel söylediği şey uluslararası mutabakata sahip bir yaklaşım haline gelmiştir. Filistin meselesi artık dünya meselesidir. İnsanlığın geleceği ile ilgili bir meseledir. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir cumhurbaşkanı Filistin davasını bizim milli davamız olarak tanımlamıştır. İçimizden yine bazıları muhalefet yapmak adına ‘niye bizim milli davamız oluyor' gibi laflar üretmişlerdi. Hatta maalesef bazıları son derece faşist bir yaklaşım sergileyerek ‘Filistin bizim davamız değil Arapların davasıdır' gibi ırkçı yaklaşımlar da üretmişlerdi. Bugün insanlığın kalbi Gazze'de atıyor. Filistin Davası bir insanlık davasıdır. Filistin davası dünyanın davasıdır. Bunun ilk olarak milli dava olarak tanımlanmasının, insanlık davasının tanımlanmasına dönük nasıl bir işaret fişeği olduğu net şekilde ortaya çıkmıştı. Bundan sonra Filistin devletini tanıyanların ortak irade ile ortak eylem planı gerçekleştirmesi, Gazze'deki katliamı durdurması, bu katliam şebekesinin Batı Şeria'yı da içine alan yeni bir takım insanlık suçları işlemeye dönük hazırlıklarının ortadan kaldırılması bakımından son derece önemli olacaktır" açıklamalarında bulundu.


"Başkalarının siyasi uydusu gibi siyasi misyonerlik faaliyeti üretmeyin"

Muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yürüttüğü diplomasi faaliyetlerine yönelik eleştirilerine yanıt veren Çelik, "Cumhurbaşkanımızın BM'de yaptığı diplomatik çalışmaların bütün dünya tarafından ne kadar dikkatle izlendiğini görüyoruz. Bir kere daha görülmüştür ki bölgesel savaşların sona ermesi, küresel barışın hayata geçirilmesi için sözü en çok dikkate alınan en çok liderlerin başında Cumhurbaşkanımız gelmektedir. Buna rağmen CHP ve bazı muhaliflerin yegane işi bu dirayetli siyasetin, bir takım yalan ve iftiralara gölgelemeye çalışmaktadır. Bu çerçevede baktığınızda çeşitli ülkelerdeki yabancı siyasetçileri Cumhurbaşkanımızın bu dirayetli siyasetini kıskanarak bir takım eleştirilerle gölgelemeye çalışmasını anlıyoruz. Onlara gereken cevabı veriyoruz. Fakat enteresan bir duruma karşı karşıyayız. CHP adına konuşanların adeta birer siyasi misyoner gibi davranarak Türkiye aleyhine hangi yabancı siyasetçi bir söz söylese hemen onu esas alıp ‘bakın aslında olan biten Cumhurbaşkanı'nın anlattığı gibi değilmiş. Olan biten şimdi açığa çıktı' gibisinden başkalarının sözlerinin yanında siyasi uydu gibi konumlanarak çarpık bir yaklaşım üretmeye çalışmaları. Kendi eleştirinize varsa söyleşinle cevabını verelim. Biz diyoruz ki eleştiriniz varsa bunu dinleyelim, cevabını verelim. Ama başkalarının siyasi uydusu gibi siyasi misyonerlik faaliyeti üretmeyin. Sizin bir fikriniz, duruşunuz, bir zemininiz yok mu. Sizin meselelere bakarken milli bir gözlüğünüz yok mu. Bir milli filtreniz yok mu" dedi.

"Devletler arasında görüşmelerin nasıl planlandığı alfabe düzeyinde devlet bilgisi olan görür"

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'i eleştiren Ömer Çelik, "Özel'in dünkü konuşmasını görünce anladım ki Özgür Özel kendi partisi adına konuşanları bile takip etmiyor. Özel sizin partiniz adına konuşsalar sizin bahsettiğiniz çerçevede konuşmuyor. Bize herhangi bir konuda ‘şu meselede niye değerlendirme yapmadınız' derken kendisi bir görüş söylemiyor. Yabancı bir siyasetçi kim olursa olsun defalarca yaşadık. Libya olaylarında yaşadık, Suriye'de yaşadık, Mavi Vatan meselesinde yaşadık. Yabancı bir siyasetçi bir şey söylediği zaman ‘bakın Türkiye'de arka planda şunlar oluyormuş' gibi bir çerçeve üretmeye çalışıyorlar. Biz diyoruz ki CHP köklü bir parti. CHP gönül vermiş vatandaşlarımızın milli hassasiyetlerinin ne kadar yüksek olduğunu hep beraber görüyoruz. Bunu son derece kıymetli olduğunu da görüyoruz. Onlar adına konuştuğunu söyleyen parti yönetimindeki kişiler Türkiye Cumhuriyeti devlet başkanını başka siyasetçilerin söylediğini esas alarak yargılamaya kalkıyorlar. Esas mesele budur. Bir eleştiri geliyor da cevap vermiyor değiliz. Biz bakıyoruz CHP adına konuşanların mavi vatan konusunda Yunanistan'daki siyasetçiler gibi konuşuyorlar. Suriye'deki yapılan operasyonlar konusunda bazı Avrupa'da devletlerinin tezleriyle konuşuyorlar. Şimdi bu konuda görüşmenin arkasında şu var bu var. Devletler arasında görüşmelerin nasıl planlandığı alfabe düzeyinde devlet bilgisi olan biri tarafından net görülür. Cumhurbaşkanımız açıklamasında hangi siyasi gündemle süreci yürüteceğini ifade etti. Biz karşımızdaki muhalefet partilerinin sağlam argümanlara sahip olmasını, bize karşı olsa bile rakibimiz olsa bile ciddi bir çerçevesi olmasını isteriz. Fakat karşımızda öyle bir tablo var ki bir genel başkan, kendi partisi adına konuşanların ne dediğinden haberdar değil" ifadelerini kullandı.

"CHP'yi bu kadar gayri milli bir duruma düşürmeyin"

CHP'nin Atatürk'ün vasiyetine uymamış bir parti olduğunu söyleyen Çelik, "Özel sık sık diyor ki ‘Biz Atatürk'ün kurduğu partiyiz'. Bunun siyasi bir gerçekliği olmadığı ortadadır. CHP'ye destek veren vatandaşlarımızın Atatürk sevgisinin bütün milletimiz gibi son derece yüksek olduğunu biliyoruz. Milletimizin ortak değerine, cumhuriyetimizin kurucusuna dönük olarak bu sevgi ve saygı her zaman yaşatılıyor. Fakat CHP yönetimi açısından baktığınızda siz Atatürk'ün vasiyetine uymamış bir partisiniz. Atatürk'ün vasiyetini yerine getirmemişsiniz. İş Bankası hisselerinden Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'na verilmesi gerekenleri yerine getirmemişsiniz. Bu kurumlar Atatürk'ün vasiyetinin yerine getirilmesi için CHP'ye dava açarak zorla vasiyetin yerine getirilmesini sağlamış. Yine bu tezde iddialıysanız. O zaman CHP'yi bu kadar gayri milli bir duruma düşürmeyin. CHP'yi bu kadar şaibeli işlerin içerisinde dolanan bir kampanyanın parçası haline getirmeyin. Sorun şu ki ne dış politika konusunda söylediğinizin bir zemini var. Ne iç politika konusunda söylediğinizin bir zemini var. Ne dünyanın nereye gideceği konusunda söylediğinizin bir zemini var. Sık sık söylüyorsunuz ‘İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile Sosyalist Enternasyonel'de beraberiz. Aramızda kardeş parti ilişkisi var' diye. Sizin durduğunuz yer İspanya Başbakanı'nın Gazze konusunda durduğu yerin tam tersi. Siz daha bu meseleye başlarken ‘Hamas terör örgütüdür' dediniz. Daha sonra gelen tepkiler üzerine ‘terör örgütü değil ama terör eylemi yapıyor' dediniz. Konunun alfabesiyle ilgili bir probleminiz var sizin. Bütün bunlar öğrenilebilecek şeyler ama bu tip makamlar öğrenme makamları değil. Öğrenme yeteneğini kaybetmiş bir parti ile karşı karşıyayız" şeklinde konuştu.

Abdullah Çibir - Emre Şenyürekli

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Tekirdağ Mini voleybol şenliği coşkuyla gerçekleştirildi Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, Tekirdağ Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve Türkiye Voleybol Federasyonu İl Temsilciliği iş birliğinde Süleymanpaşa’da düzenlenen Mini Voleybol Şenliği coşkuyla gerçekleştirildi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri kapsamında yapılması planlanan ancak ertelenen şenlik, Namık Kemal Stadyumu’nda yoğun katılımla sporseverlerle buluştu. Tekirdağ’ın 10 ilçesinden 28 kulüp, 102 takım ve bin 20 sporcunun katılım sağladığı Mini Voleybol Şenliği’nde tüm kulüp ve sporculara madalya takdim edildi. Genç yeteneklere tam destek Şenlik alanını ziyaret ederek antrenörler ve sporcularla bir araya gelen Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, "Geleceğin sporcularını desteklemeye, çocuklarımızı ve gençlerimizi sporla buluşturmaya devam edeceğiz. Sporun birleştirici gücüyle daha sağlıklı, daha aktif ve daha güçlü bir Tekirdağ için çalışıyoruz. Şehrimizin her köşesinde sporu yaygınlaştırmaya ve genç yeteneklerimizin yanında olmaya devam edeceğiz" diye konuştu. Türkiye şampiyonlarına madalya Şenlik kapsamında ayrıca Türkiye şampiyonu olan Çorlu Şahinler Ortaokulu Kız Voleybol Takımı ile Türkiye üçüncüsü olan Kapaklı Nazmiye Seyfettin Koçak Ortaokulu Erkek Voleybol Takımı’na madalyaları, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer ve Tekirdağ Gençlik ve Spor İl Müdürü Ahmet Üzgün tarafından takdim edildi. Gün boyu devam eden etkinliklerde yüz boyama aktiviteleri, çocuk eğlence alanları, ikramlar, animasyon gösterileri, palyaço gösterileri ve müzik sunumu sporculara ve ailelerine keyifli anlar yaşattı. Mini Voleybol Şenliği, tüm kulüp ve sporcuların katılımıyla çekilen toplu anı fotoğrafının ardından sona erdi.
Bolu Bolu’da bir haftada düzenlenen operasyonlarda 176 kişi gözaltına alındı Bolu’da polis ve jandarma ekiplerince son bir haftada düzenlenen asayiş, narkotik ve kaçakçılık operasyonlarında gözaltına alınan 176 kişiden 22’si tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bolu İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, kent genelinde huzur ve güvenliğin sağlanması amacıyla 4-10 Mayıs tarihleri arasında geniş çaplı denetim ve operasyonlar yürüttü. Narkotik suçlarla mücadele kapsamında 11 farklı adrese düzenlenen operasyonlarda 10 şüpheli yakalandı. Yakalanan şüphelilerden 4’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yapılan aramalarda 36,66 gram metamfetamin, 9,89 gram bonzai, 29 gram eroin, 6,34 gram afyon sakızı, 2,57 skunk, 10 ectasy, 1 gram esrar, 1 gram kokain, 3 sentetik ecza ve 2 uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirildi. Aranan 49 kişiden 17’si cezaevine gönderildi Asayişin sağlanmasına yönelik çalışmalarda ise meydana gelen 278 farklı olaya müdahale eden güvenlik güçleri, bu olaylara karışan 111 şüpheliyi yakaladı. Adli makamlara sevk edilen şüphelilerden 1’i tutuklandı. Öte yandan, uygulamalarda çeşitli suçlardan haklarında yakalama kararı bulunan 49 kişi de gözaltına alındı. Bu kişilerden 17’si, sevk edildikleri adli makamlarca tutuklanarak cezaevine teslim edildi. Kaçakçılık ve organize suçlara yönelik çalışmalarda 3 ayrı adrese yapılan operasyonlarda 6 kişi gözaltına alındı. Operasyonlarda bin adet kaçak sigara, 200 elektronik sigara ve 2 muhtelif kazı malzemesi ele geçirildi.
Samsun Sosyal Güvenlik Haftası: "Sigorta ile iş güvende, işçi güvende; gelecek güvende" Samsun’da Sosyal Güvenlik Haftası kutlamaları, "Sigorta ile iş güvende, işçi güvende; gelecek güvende" sloganıyla kutlanmaya başladı. "11-17 Mayıs Sosyal Güvenlik Haftası" kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Samsun İl Müdürü Ünal Kaya ve beraberindekiler, Samsun Valisi Orhan Tavlı’yı makamında ziyaret etti. Ziyaretin sonunda Vali Orhan Tavlı, "Sosyal güvenlik sistemimize emek vererek, ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ anlayışıyla aziz milletimize özveriyle hizmet eden tüm SGK çalışanlarımızın Sosyal Güvenlik Haftası’nı kutluyor, tüm çalışanlarımıza, işverenlerimize ve emeklilerimize sosyal güvenlik güvencesiyle sağlıklı ve huzurlu ömürler diliyoruz. Sosyal Güvenlik Haftası vesilesiyle kayıtlı istihdamın sadece yasal bir zorunluluk değil; ülkemizin aydınlık yarınlarına, çocuklarımızın geleceğine ve işletmelerimizin sürdürülebilirliğine yapılan en büyük yatırım olduğunu hatırlatarak herkesi bu ortak sorumluluğa sahip çıkmaya davet ediyoruz" dedi. SGK’dan Sosyal Güvenlik Haftası kapsamında yapılan yazılı açıklamada ise "Çalışanların sigortalı olarak çalıştırılmaları anayasal bir hak olmakla birlikte hem çalışanlar hem de işverenler açısından yasal bir zorunluluktur. İşverenlerin sigortasız istihdam sağlama hakkı bulunmadığı gibi, çalışanların da kendi rızalarıyla dahi olsa bu haktan feragat ederek sigortasız çalışmayı talep etmeleri hukuken mümkün değildir. Çalışanların sigortasız çalışma taleplerinin kabul edilmesi, işverenler açısından iyi niyetle yapılmış bir esneklik gibi görünse de ciddi yasal ve mali riskler barındırmaktadır. İşletmelerimizin bu tür talepler karşısında mevzuattan taviz vermemesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle emekli, dul ve yetim aylığı alanların, sosyal yardım yararlanıcılarının veya bakmakla yükümlü olunan kişi statüsündekilerin hak kaybı yaşamamak adına zaman zaman kayıt dışı çalışmaya eğilim gösterebildiği tespit edilmektedir. İşverenlerimizin bu tür talepler karşısında taviz vermeyerek yasal yükümlülüklerini yerine getirme bilinciyle hareket etmeleri; ileride karşılaşılabilecek ağır idari yaptırımların ve öngörülemeyen mali yüklerin önüne geçilmesi adına büyük önem taşımaktadır. Kayıt dışı istihdam, toplumun sosyal ve ekonomik değerleri üzerinde çok yönlü olumsuz etkilere neden olmakta; hem çalışanlar hem işverenler hem de devlet açısından ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Bu kapsamda kayıt dışı çalışan bir kişi: Geleceğin en önemli teminatı olan emeklilik hakkından mahrum kalır. Muhtemel bir iş göremezlik durumunda malullük aylığına hak kazanamaz. Vefatı hâlinde, geride bıraktığı ailesi (eş ve çocukları) ölüm aylığı güvencesinden yoksun kalır. Beklenmedik iş kayıplarında ekonomik bir kalkan olan işsizlik sigortasından faydalanamaz. Kendisi ve ailesi için sağlık hizmetlerinden doğrudan yararlanma hakkını riske atarak, Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerini kendi bütçesinden ödemek durumunda kalır. İş kazası ve meslek hastalıklarına karşı yasal olarak sağlanan koruyucu önlemlerden ve muhtemel kaza anında sunulan maddi/sağlık güvencelerinden uzak, büyük bir risk altında çalışmak zorunda bırakılır" ifadeleri kullanıldı. "Kayıt dışı istihdam, bireyleri yalnızca sosyal güvenlik şemsiyesinden değil, aynı zamanda iş mevzuatının sağladığı temel güvencelerden de koparmaktadır. Bu durumdaki çalışanlar; kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, hafta tatili ve analık izni gibi en temel özlük haklarından mahrum bırakılarak, kayıtlı istihdamın sağladığı adil ücret standartlarının gerisinde ve güvencesiz şartlarda çalışmaya maruz kalmaktadır" denilen açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: "Sosyal güvenlik uygulamalarında asıl amacın cezalandırmak değil, rehberlik odaklı bir yaklaşımla işletmelerin sürdürülebilir ve güvenli bir zeminde büyümesini desteklemek olduğu vurgulanmalıdır. Bununla birlikte, kayıt dışı istihdamın, oluşturduğu anlık ve yanıltıcı kazancın aksine, işletmeleri telafisi güç mali risklere sürüklediği göz ardı edilmemelidir. Kayıt dışı çalışmanın tespit edilmesi halinde işletmeler; yüksek idari para cezaları, prim teşviklerinin iptali ve muhtemel iş kazalarında doğacak ağır yasal yükümlülükler gibi ticari faaliyetleri durma noktasına getirebilecek ciddi yaptırımlarla yüzleşmektedir. Bu çerçevede işverenlerin, söz konusu riskleri almak yerine sunulan istihdam teşviklerinden faydalanarak güvenli bir büyüme yolunu tercih etmeleri büyük önem taşımaktadır. Tüm bu risklerin ötesinde, kayıt dışı istihdamın makroekonomik ve toplumsal ölçekte oluşturduğu çok yönlü tahribatlar, haksız rekabet oluşur, piyasa dengesi bozulur, işverenler vergi avantajı sağlayan gider yazma ve indirim gibi haklardan mahrum kalır, işyerinde verimlilik ve motivasyon düşer, vergi ve prim kaybı oluşur, sosyal güvenlik sistemi zarar görür, çalışan/emekli dengesi bozulur, primsiz ödemelerin artmasıyla bütçe yükü artar, gelir dağılımı adaletsizleşir, kaynak dağılımında etkinlik azalır, ekonomik verilerin güvenilirliği zedelenir, doğru politikaların oluşturulması güçleşir. Çalışanlar, çalışmalarının işveren tarafından SGK’ya bildirilip bildirilmediğini veya hangi kazanç seviyesinden bildirildiğini kısa sürede öğrenebilirler. Bunun için e-Devlet şifresi ile sorgulama yapılabilir. ALO 170 Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi 7/24 aranabilir. İl veya ilçelerde bulunan Sosyal Güvenlik İl Müdürlükleri ya da Sosyal Güvenlik Merkezlerine şahsen başvuru yapılabilir. Çalışma hayatında şeffaflığın sağlanması, çalışan haklarının güvence altına alınması ve muhtemel uyuşmazlıkların önüne geçilmesi amacıyla, ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması büyük önem taşımaktadır. Mevzuat gereği, Türkiye genelinde 3 ve daha fazla işçi istihdam eden işletmelerde; işçilere yapılan ücret dâhil her türlü ödemenin, kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net tutarının bankalar aracılığıyla gerçekleştirilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu yükümlülüğe uyulmaması, işletmeleri her bir çalışan ve ihlalin devam ettiği her ay için ayrı ayrı uygulanan idari para cezalarıyla karşı karşıya bırakmakta; süreç, işverenler açısından katlanarak artan öngörülemez bir mali riske dönüşmektedir. Kayıtlı istihdam, sadece yasal bir zorunluluk değil; ülkemizin aydınlık yarınlarına, çocuklarımızın geleceğine ve işletmelerimizin sürdürülebilirliğine yapılan en büyük yatırımdır. Sosyal Güvenlik Haftası kapsamında tüm tarafları bu ortak sorumluluğa sahip çıkmaya davet ediyoruz."
Ankara MHP’li Yalçın’dan Bülent Arınç’a sert tepki: "FETÖ’ye kuryelik ve aracılık yaptığı günlerin karşılığını vermeye çalışıyor" MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın KHK’lılarla ilgili açıklamalarına sert tepki gösterdi. Yalçın, Arınç’ın "yanlış adrese gönderme yaptığını" belirterek, "Kendini gündemde tutmaya çalışıyor" ifadelerini kullandı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilenlere ilişkin değerlendirmelerine tepki gösterdi. Yalçın paylaşımında, Arınç’ın "kendini unutturmamak ve gündemde kalmak için çaba gösterdiğini" savunarak, "Siyaset fosili Bülent Arınç; kendisini unutturmamak, politika müzesinin teşhir salonunda bulunmak için elinden geleni yapıyor" ifadelerini kullandı. Arınç’ın açıklamalarını eleştiren Yalçın, şu ifadeleri kullandı: "Sabık Meclis Başkanı Arınç, sabıka ekilmiş tarlalardan zehirli çiçekler devşirip hastalıklı bünyelere deva ekstreleri üreterek gündemde kalmaya çalışıyor. Aynı zamanda da FETÖ’ye kuryelik ve aracılık ettiği günlerde elde ettiği politik kazanımların karşılığını vermeye çabalıyor. Arınç, KHK’lılarla ilgili yanlış adrese gönderme yapıyor. Baltayı taşa vurmakla kalmıyor, kendi ayağına kurşun sıkıyor. Kim bilir, belki de bazı hamlelerin yerini yapıyor. Peki, kimler Bülent Arınç’ın avukatlığına soyunduğu bu KHK’lılar? Terör örgütleriyle iltisak, irtibat veya üyelik gerekçesiyle kamu görevinden ihraç edilen veya kapatılan kurumlarda çalışan kişiler. Fazla söze ne hacet."