POLİTİKA - 05 Şubat 2026 Perşembe 14:04

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "ABD-İran meselesine sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür"

A
A
A

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "İran meselesine sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız" dedi.

Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır liderleri ve heyetleriyle fevkalade yararlı görüşmeler yaptıklarını belirterek, "İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla kapsamlı şekilde ele aldık. Bölgemizin önde gelen ülkeleri olarak ‘bölgesel sahiplenme’ yaklaşımıyla Filistin ve Suriye başta olmak üzere güncel gelişmelere dair istişarelerde bulunduk. Ziyaretimizin ilk durağı olan Suudi Arabistan’da Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile verimli bir görüşmemiz oldu. Akabinde heyetler arası toplantımızı yaptık. Dört belgeye imza attık, ortak açıklamayı kabul ettik. Malumunuz Suudi Arabistan bizim için savunma sanayii, ulaştırma, sağlık, yatırımlar ve müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda özel konuma sahip bir kardeş ülke. Ticaret hacmimiz istikrarlı bir şekilde artarak 2025 yılında 8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Müteahhitlerimiz Suudi Arabistan’da toplam değeri 30 milyar doları bulan, 400’den fazla proje üstlenmiş durumda. EXPO-2030 ve FİFA 2034 Dünya Kupası gibi dev organizasyonlara hazırlanan ülkede, değerlendireceğimiz çok sayıda fırsatlar bulunuyor. Ayrıca Suudi Arabistan vatandaşlarının ülkemize yoğun bir teveccüh gösterdiklerine şahit oluyoruz" dedi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin davetine icabetle Türkiye-Mısır Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi İkinci Toplantısı’nı yaptıklarını belirten Erdoğan, "Konseyimizin ilk toplantısını Eylül 2024’te Ankara’da yapmıştık. Görüşmelerimizde ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimiz önemli yer tuttu. Ortak bildiri dahil toplam 8 metin imzaladık. Hem Riyad’da hem de Kahire’de iki ülke iş çevrelerinin katılımlarıyla iş forumları düzenlendi. Sisi ile ayrıca Gazze barış süreci başta olmak üzere bölgemizi ilgilendiren konuları istişare ettik. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulmasında Mısır ve Suudi Arabistan ile beraber çalıştık. Ateşkes mutabakatına giden süreçte iş birliği içinde olduk. Bugün de Gazze’nin yeniden imarının önünün açılması için yakın diyalog halindeyiz. Türkiye’den Gazze’ye ulaştırılmakta olan insani yardımların eşgüdümünde Mısır’ın desteği çok önemli. İsrail hükümeti maalesef sivilleri hedef almayı sürdürüyor. 11 Ekim’den bu yana 500’ü aşkın Gazzeli İsrail tarafından şehit edildi. İnsani yardım tırlarının Gazze’ye girişlerinde halen ciddi kısıtlamalar, sorunlar yaşanıyor. Ancak İsrail’in tüm kışkırtmalarına ve ihlallerine rağmen, Gazze barış planının birinci aşaması tamamlanmıştır. Kimin barış, kimin savaş yanlısı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır olarak tüm süreçlerin içinde olmayı, böylece Filistinli kardeşlerimizin hukukunu korumayı hedefliyoruz. Ziyaretlerimiz sırasında şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik için, iki ülke makamlarına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Ziyaretimizin ülkelerimiz için şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum" dedi.

Erdoğan, bir gazetecinin, 'Suudi Arabistan’la son dönemde olumlu yönde ivmelenen ikili ilişkilerimiz var. Bu ikili ilişki alanlarından biri de savunma sanayii. Şu ana kadar takip ettiğimiz, bildiğimiz, başta insansız hava araçları olmak üzere savunma sanayii alanında birçok iş birliği projeleri, anlaşmalar imzalandı. Şimdi de milli muharip uçağımız KAAN'a yönelik Suudi Arabistan'ın bir ilgisi olduğu iddiaları, haberleri gündeme geliyor. Böyle bir niyet var mı? Bu çerçevede milli savaş uçağımız KAAN ile ilgili olarak Suudi Arabistan'la bir iş birliği projesi söz konusu olabilir mi?' sorusuna, "Suudi Arabistan ile kültürel ve tarihi boyutları bulunan köklü ilişkilere sahibiz. Bunu geliştirmek için bu ziyaretimizde de önemli anlaşmalara imzayı attık. Ülkemizin savunma sanayii alanında aldığı mesafe bütün dünya gibi Suudi Arabistan tarafından da ilgiyle takip ediliyor. Biz, savunma sanayiinde, öncelikle kendi ihtiyaçlarımızı karşılamaya odaklanmış bulunuyoruz. Bunun yanında dost ve kardeşlerimizin ihtiyaçlarının temini için de gayret gösteriyoruz. Suudi Arabistan ile savunma sanayii konusunda önemli iş birliklerine imza atıyoruz ve bunu geliştirmekte de kararlıyız. KAAN sadece bir savaş uçağı değil, KAAN Türkiye'nin mühendislik kabiliyetinin, bağımsız savunma iradesinin sembolüdür. KAAN ile ilgili övgü dolu birçok geri dönüş aldık. Dünyada bu alanda daha fazla söz sahibi oldukça, bu tür iş birliklerimiz de kesinlikle artacaktır. Kaldı ki Suudi Arabistan ile bu konuda ortak yatırım söz konusu. Her an bu ortak yatırımı da gerçekleştirebiliriz" cevabını verdi.

Erdoğan, 'Suudi Arabistan ile enerji alanında çok da önemli anlaşmalara imza attığınız yansıdı bizlere. Rakamlar da yansıdı ama tam kapsamını merak ederiz efendim ve ne anlama gelir? Onu da sizden dinlemek isteriz' sorusuna, "Ziyaretimiz esnasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ile Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı arasında yenilenebilir enerji alanında önemli bir anlaşma imzalandı. Suudi Arabistan şirketleri Türkiye'de toplam 5 bin megavat gücünde güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek. İlk aşamada Sivas ve Karaman'da 1000’er megavatlık güneş enerjisi santralleri yapılacak. Yatırımlar, dış finansman ve uluslararası krediler yoluyla hayata geçirilecek. Bu santrallerden Türkiye'de bugüne kadar görülen en düşük fiyatlardan elektrik alımı yapacağız. İki güneş enerjisi santrali projesiyle 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacı karşılanacak. 2027 yılında temelleri atılacak santraller yüzde 50 yerlilik oranına sahip olacak. Projeler elektrik ekipman ve hizmet sektörlerimize önemli katkı sağlayacak" dedi.

'İran-ABD gerginliğinin başlamasından sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmeleriniz oldu ve bir süreç başladı. Bu sürecin evrildiği nokta an itibariyle nedir?' sorusu üzerine Erdoğan, "Öncelikle Amerika ve İran arasındaki gerilimin bölgeyi yeni bir çatışmaya, kaosa sürüklemeden düşürülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Onun için de biliyorsunuz ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmem oldu ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile hemen ertesi gün görüştüm. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile de İstanbul'da Dışişleri Bakanımla beraber üçlü bir görüşme yaptık. İşi sıcak tutuyoruz. İran'a askeri müdahaleye karşı olduğumuzu net şekilde ortaya koyduk ve bunu muhataplarımıza ilettik. Şu ana kadar tarafların diplomasiye alan açmak istediğini görüyorum. Bu olumlu bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Sorunların çözüm yolu çatışmalar değil, uzlaşma zemininde buluşmak ve müzakere etmektir. Süreç canlıdır ve kopmuş değildir. Zemin diyaloga ve diplomasiye hala açıktır. Alt düzeyde yapılacak görüşmelerde mesafe alınmasının ardından liderler seviyesinde müzakerenin de faydalı olacağını düşünüyorum. Askeri gerilim bu kadar artmışken müzakere masasının bir şekilde kurulacak olması da önemlidir. Umarız sorunlar diyalog yoluyla çözülür ve bölgemizde yeni bir çatışma baş göstermez. Biz gerek lider diplomasisi gerek diğer düzeylerde yapılan görüşmeler yoluyla, müzakere zeminini kuvvetlendirmek için çalışacağız. Bu zemin ne kadar genişler, başka ülkeler de devreye girer mi göreceğiz" dedi.

'Suudi Arabistan başta olmak üzere ki bugün ziyaretinizden dolayı önde geliyor, Körfez ülkelerinin toplamda İran'a karşı yaklaşımları biraz daha Amerikan yanlısı gibiydi daha önceki yıllarda. Şimdi biraz daha sizin, Türkiye'nin politikalarına yakın gibi duruyorlar. Bugünkü politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İran-Amerikan krizinde biraz İran'a karşı değillermiş gibi görünüyor' sorusuna Erdoğan, "Her şeyden önce biz bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz. Bunu en net şekilde her zaman dile getirdim, dile getiriyorum. Suudi Arabistan da tabii ki bu bölgedeki çatışmalardan etkileniyor. Onlar da bölgemizde huzurun, barışın ve sağduyunun hakim olmasını istiyor. Hassasiyetlerimiz genel manada örtüşüyor. Herkes biliyor ki; bölgemizde tam anlamıyla tesis edilecek huzur, barış ve istikrar hepimize kazandırır. Çatışmaların, kanın, gözyaşının hakim olduğu bir coğrafyada ise kesinlikle herkes kaybeder. Bu nedenle hepimizin barışın tarafında yer alması, en akılcı seçenektir. Bölge ülkelerinin son yıllarda yaşanan çatışmalı süreçlerden, bunu net bir şekilde gördüğünü ve bizim duruşumuzu desteklediklerini de düşünüyorum. Artık, etrafımızı saran ateş çemberinden sıyrılmanın, yanan ateşleri söndürmenin, vakti çoktan gelmiştir. Sağduyu burada ortak paydadır. Bu meseleye sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Sorunlar her zaman olur; anlaşmazlıklar uluslararası ilişkilerin bir parçasıdır. Ancak diplomasi de bunun için vardır. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız. Bu, hem ülkemizin hem bölgemizin çıkarları için hayati önemdedir" cevabını verdi.
Erdoğan, 'Türkiye, Gazze barış planının uygulanmasında nasıl bir rol üstlenecek? Başlangıca nispetle nerede? Türkiye'nin muradı nedir bu mevzuda? Siz de ifade ettiniz Şarm el-Şeyh’teki 20 maddeli barış planından bu yana, Ekim ayından bu yana İsrail, saldırılarını sürdürüyor, gidecek yardımlara mani oluyor, sabote ediyor. Bu süreçte İsrail konusunda hem Türkiye'nin hem de müdahil olan barış planındaki diğer ülkelerin değerlendirmesi nedir?' sorusunu "Türkiye, Gazze barış planının olması gerektiği gibi işletilmesi ve Gazze'de huzurun, istikrarın yeniden tesis edilmesi için etkin bir rol oynayacaktır. Biz, Gazze'de Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri onurlu bir geleceğe ve kalıcı bir barışa ulaşmasını istiyoruz. Barışı, kağıt üzerinde değil, sahada tesis etmekten yanayız. Gazze'de yaşanan zulümlere, soykırıma varan uygulamalara, açlığın silah olarak kullanılmasına karşı olmak için, Müslüman olmak gerekmez. Bizim duruşumuz, öncelikle insanlığın temel değerlerini muhafazadır. Tabii ki bu tutumumuzda Filistinli kardeşlerimizle tarihi ve kültürel bağlarımız da etkilidir. Ancak bunu körü körüne bir karşıtlık olarak göstermeye çalışmak, meselenin özünü saptırmak olur. Gazze'deki zulmün bir benzerini bir başka coğrafyada Müslümanlar yapsaydı, biz onların da karşısında bugünkü gibi dimdik dururduk. Biz yıllardır ‘Mazlumun diline, dinine, inancına, derisinin rengine bakmayız’ demiyor muyuz? İşte bu, bizim klas duruşumuzdur. Ateşkes, insani yardım ve sivillerin korunması için atılacak adımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye bunları sağlamak için büyük bir çaba gösteriyor" diye cevapladı.
'Gazze meselesinde çözüm için arayışlarda Mısır’ın yaklaşımları Türkiye’nin görüşleriyle örtüşüyor mu? Çünkü İsrail’in baskılanabilmesi için garantör ülkelerin arasındaki fikir birliği önemli. Mesela Gazze’de yönetimin devredilmesi noktasında Mısır ne öngörüyor?' sorusuna Erdoğan şu cevabı verdi: "Mısır, Gazze’deki zulmün etkilerini en yakından hisseden ülkelerden biri. Mısır’ın da Gazze ve Filistin meselesinin daha fazla derinleşmesini istemediğini gördük ve bunu biliyoruz. Bölgenin yeni bir yangını kaldıracak hali yok. Bunu Mısır yönetimi de çok iyi görüyor. İsrail’in bölgede yıllardır oluşturduğu sistematik istikrarsızlık, Mısır’ı da süreç içerisinde yıprattı. Bu çatışmaların sona ermesini, Filistin’in huzura kavuşmasını bizim kadar Mısır da istiyor. Özellikle açlığın silah olarak kullanılmasına ve Filistinlilerin topraklarından sürülmesine yüksek sesle karşı çıktılar ve bunu sürdürüyorlar. Mısır’ın bulunduğu yer kritik. Hem coğrafi konumu, hem tarihi sorumluluğu itibarıyla Gazze’nin geleceğinde önemli bir aktör. Bu nedenlerle Gazze’de ve bütün Filistin’de istikrarın sağlanması, Mısır’ın da çıkarınadır. Gazze’ye Refah’tan insani yardımların girişi ve yardımların organizasyonu için ortaya koydukları gayret takdire şayandır. Hep birlikte Gazze’de huzurun yeniden hakim olmasını ve Gazze’nin yeniden inşa edilmesini sağlayacağımıza inanıyorum. İsrail’in bitmek bilmeyen saldırıları ve ateşkes ihlalleri kesinlikle kabul edilemez. Uluslararası toplumu İsrail’e ateşkese tam uyum için baskı yapmaya çağırıyoruz. Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri mutlu günlere kavuşması için gece gündüz çalışmaya, mazlumların sesi olmaya devam ediyoruz".
'Suriye'de gelinen son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu son gelişmeler, Türkiye'deki 'Terörsüz Türkiye' projesinde yeni bir ivmelenmeyi beraberinde getirebilir mi? Bu anlamda Meclis'e bir çağrınız olur mu?' sorusu üzerine Erdoğan, "Ben teşekkür ediyorum. Suriye'nin kuzeyinde istikrarın ve huzurun tesisi, bizi doğrudan ilgilendiriyor. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bütünleşmesi bizim en büyük arzumuzdur. "SDG" denilen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriye'deki barış iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Kimse, çatışmaları körüklemeyi, gerilimi tırmandırmayı, zamana oynamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Yanlış hesap bugüne kadar hem Şam'dan hem de Ankara'dan dönmüştür. Kuşkusuz yine dönecektir. Biz, tüm renkleriyle bir, bütün, güçlü, huzurlu bir Suriye'den yanayız. Suriye'nin yanındayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz. Suriye halkı bizim dostumuz ve kardeşimizdir. Bizim sorunumuz terörledir. Ayrılıkçı emellerine ulaşmak için terörü bir yol ve yöntem olarak kullananlarladır. Suriye'nin kuzeyindeki sorunun çözülmesiyle "Terörsüz Türkiye" sürecinin yükü de hafiflemiş oldu. Meclis'teki komisyon, ortak raporunu tekemmül ettirmek üzere. Temennimiz rapora, uzlaşının ve sürece dinamizm kazandıracak bir bakış açısının damga vurmasıdır. "Terörsüz Türkiye" hedefimiz, attığımız adımlarla terörsüz bölgeye doğru gidiyor ve inşallah her iki hedefe de suhuletle ulaşacağız" dedi.
'İki gün sonra malum asrın felaketinin üçüncü yıl dönümü. Felaketin olduğu günden bu yana muhalefet olumsuz bir tablo sergiliyor. Son birkaç gündür deprem bölgesinde olan Özgür Özel yine aynı tutumu ortaya koydu. Üç yıl dolmadan 455 bin konut teslim ettiniz. Cuma günü de sanıyorum Osmaniye'de olacaksınız. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?' sorusuna Erdoğan, "Anlaşılan asrın felaketinin yıl dönümü yaklaşıyor diye, deprem turistleri yine hareketlenmiş vaziyette. Gittikleri, gezdikleri yerlerde yapılanları görmezden gelmekse, en büyük maharetleri. Alemi kör, milleti sersem sanan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Onlara kalsa, milletimiz hala açıktaydı. Onlara kalsa, deprem bölgesindeki insanlarımız yuvalarına kavuşmamıştı. Onlara kalsa, deprem bölgesinde derin bir insanlık dramı yaşanıyor olacaktı. Neyse ki milletimiz, yaklaşan siyasi tehlikeyi gördü ve onları kenarda tuttu. Muhalefet ilk günden itibaren "yapamazlar, bitiremezler, enkazın altında kalırlar" diyerek yaşanan felaketten rant devşirmeye kalkıştı. Yönettikleri bazı büyükşehirlerde deprem gibi büyük bir felaket yaşanmamışken, milleti bir yudum suya, temel belediyecilik hizmetlerine muhtaç edenler, yolsuzluklara, türlü çeşit hırsızlıklara kol kanat gerenler 11 ili dört başı mamur bir şekilde yeniden inşa eden bir iktidara laf söyleyebiliyor. 455 bin konut demek, sıradan bir şey değil, küçük bir ülke kurmak demektir. Bunu dünyada bizim dışımızda bu kadar kısa sürede başarabilecek ikinci bir devlet yok. Bizim yaptıklarımız gün gibi ortadadır. Bunca yıl, eser ve hizmet ürettik ve onlarla konuştuk. Muhalefetten farkımız budur. Yıllardır milletimize, ülkemizdeki muhalefet sorununu anlatamıyoruz. Alışkınız bunlara. Çünkü gerçeği göremez, hakikati söyleyemez, doğruyu duyamazlar. İnşallah Osmaniye'de bir kez daha milletimizle kucaklaşacak, onlara verdiğimiz sözleri tutmuş olmanın rahatlığıyla hasbihal edeceğiz" cevabını verdi.

'Bir Ankaralı olarak su konusundaki endişelerimizi dile getirmek isterim. Sadece ben dile getirmiyorum, Türkiye'nin de su stresi altında bir ülke olduğu vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler'in son raporunda da dünyada su konusunda iflasa sürüklendiği, artık yağmur ve kar sularının dünya tüketimine yeterli bulunmadığı yönünde tespitler yer aldı. Sizin de bu konuda sık sık yaptığınız uyarı ve verdiğiniz mesajlar var. Acaba su yönetimiyle ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var mıdır? Bu yönde adımlar atılacak mıdır? En önemlisi şehirlerde evlere yönelik suyun yönetimi yerel yönetimlerden alınabilir mi?' sorusna Erdoğan şu cevabı verdi:

"Öncelikle su medeniyetin, üretimin, enerjinin, kısaca yaşamın kaynağıdır. Su yönetimi konusu da tecrübe ve vizyon ister. Biz, su kaynaklarının korunması, insanımıza temiz, sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Yıllar yılı "Su akar Türk bakar" dediler. E ne oldu? Biz tam aksini yaptık. Ben, belediye başkanlığından geliyorum. Istranca Dağları’ndan biz suyu İstanbul'a getirdik. Belediyeyi kimden devralmıştık? O zaman malum CHP zihniyetinden devralmıştık. Istranca dağlarından 180 kilometre öteden suyu, biz İstanbul'a getirdiğimiz zaman, hepsi şok olmuştu. Biz, onunla da kalmadık. Aynı şekilde yine hattı Boğaz'dan, Boğaz'ın altından Anadolu yakasına geçirmek suretiyle Sakarya nehrinin suyunu da bir taraftan İstanbul'a getirdik. Devamlı takviyeler yaptık. Hep su kaynaklarının korunması ve insanımıza temiz sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Şimdi CHP'li belediyeler, ellerindeki suyu millete ulaştıramıyor. Geceleri bakıyorsun benim vatandaşım elinde bidonlarla gidiyor, tankerlerin kuyruğunda su bekliyor. Aramızdaki fark bu. Biz su zengini bir ülke değiliz. Bu nedenle sizin de söylediğiniz gibi su stresi, hatta sıkıntısı yaşayan bir ülkeyiz. Öncelikle tasarrufu önemsiyoruz ve milletimizi su tasarrufuna teşvik için sürekli projeler geliştiriyoruz. Peki ne yapmamız lazım? Belediyelerimizin su temini ile ilgili yaptığı çalışma dışında bizim bir diğer kaynağımız Devlet Su İşleri'dir. Devlet Su İşleri de bu noktada harıl harıl çalışıyor. Çünkü biz, belediyelerin su temininin dışında ayrıca Devlet Su İşleri'nin de su teminiyle inşallah bu işi yoluna koyacağız".

'2026 için kapsamlı bir reform yılı tanımlaması yaptınız. Belediyelerin mali yapılarından, harcama ve borçlanmadaki denetime, merkezi idare belediye ilişkilerini yeniden çerçevelemeye varıncaya kadar da başlıklardan söz ettiniz. Sorum şu: İçeriği itibarıyla bu reformlardan bize biraz örnek, biraz başlık verebilir misiniz? Özellikle son dönemde CHP'li belediyelerle ilgili yolsuzluk iddiaları bu yaraya neşter vurmak konusunda daha teşvik edici oldu mu?' sorusu üzerine Erdoğan, "CHP'li belediyelerdeki yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkına yargımız özellikle çomak sokmuştu. Yargı şu anda bunların üzerine kararlı bir şekilde gidiyor. O süreci, bizler de milletimizle birlikte yakından takip ediyoruz. Ortaya çıkanlara baktığımızda, belediyelerin millet adına kullandıkları kaynakların denetiminde problemler yaşandığını görüyoruz. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki o hantal, yetki çatışmalarına neden olan yapıyı bir defa modernize etmeliyiz. Düzgün işleyen, şeffaf bir sisteme kavuşmak çok önemli. Mali disiplinin artırılması, daha etkin ve verimli hizmet üretilmesi konusu, bir gereklilik halini almıştır. Şehirlerimiz bakıyorsunuz bir partinin ya da belediye başkanının yönetiminde 50 yıl ileri giderken bir başka yönetim geldiğinde aynı kaynaklarla yönetilen belediye, çağın gerisinde kalıyor. Milletin vergileriyle oluşan bütçeler, yine milletin yoluna, suyuna, parkına harcanmalı. Milletin desteğiyle gelen belediye yönetiminin, millete hizmet etmesi şarttır. Yani, sistem öyle olmalı ki; belediye başkanı ve yönetimi mutlaka çalışmak zorunda kalsın. Hizmet odaklı verimli belediyeciliği, sistem zorunlu kılsın. Bunu yapmayanlar için de müeyyideler uygulansın, tanımlansın. Bunu sağlayacak sistemi planlamalı ve hayata geçirmeliyiz" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun İki yıldır çözüm bulamadı, traktörüyle Bafra Belediyesi önüne dayandı Samsun’un Bafra ilçesinde yol genişletme çalışmaları sırasında arazisinde zarar oluştuğunu ve bunun iki yıldır karşılanmadığını öne süren çiftçi Metin Çay, Bafra Belediyesi önüne traktörüyle gelerek durumu protesto etti. Bafra Belediyesi önüne traktörüyle gelen Çay, iki yıldır görüşemediğini öne sürdüğü belediye başkanına yazdığı dilekçeyi araca bağladığı megafonla okudu. Zabıta ekipleri tarafından belediye önünden uzaklaştırılan Çay, traktörüyle ayrıldığı sırada olay yerine gelen İlçe Emniyet Müdürü Murat Öner ve Emniyet Müdür Yardımcısı tarafından durduruldu. Traktörden indirilen Metin Çay, polis otosuna bindirilerek İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürüldü. Bu sırada Çay’ın polis aracına bindirilmesine tepki gösteren bazı vatandaşlarla emniyet müdürü arasında kısa süreli bir tartışma yaşandı. Olay yerine gelen İlçe Emniyet Müdürlüğü trafik ekipleri tarafından traktör bulunduğu yerden kaldırıldı. Metin Çay yazdığı dilekçesinde, "İki yıldır defalarca görüşmeye geldim, ‘işim var’ denilerek benimle görüşülmedi. Şahsıma açılan zararın giderilmesi mecburidir. Şikâyetçi olduğumda beni aradılar, bütün zararı karşılayacaklarını söylediler. ’Kepçe vereceğiz, iki işçi vereceğiz’ dediler ama vermediler. ’Ağaçları hesaba katma’ dediler, 50 bin liradan vazgeçtik. ‘İki karış yerin gitmiş, hayrına say’ dediler, bir 50 bin lira daha düşüldü. Bir yıl tarım yapamadık, oradan da 50 bin lira kaybımız oldu. Geriye sadece kepçe ve iki işçi ücreti olarak ödenmesi gereken 50 bin lira kaldı. İki yıldır süründürülüyorum" ifadelerine yer verdi.
Malatya Depremde medyanın sorumluluğu Bilim Kafe’de konuşuldu 6 Şubat depremlerinin 3. yılı dolayısıyla İnönü Üniversitesi Bilim İletişim Ofisi tarafından "Doğru Haber Hayat Kurtarır: 6 Şubat ve Medyanın Sorumluluğu" başlıklı ‘bilim kafe’ buluşması düzenlendi. Söyleşide, afet dönemlerinde gazeteciliğin önemi ve etik değerleri ele alındı. 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yılı dolayısıyla Malatya Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen "bilim kafe" etkinliği, İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Sadık Çalışkan, İnönü Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi Sorumluları Doç. Dr. Ömer Faruk Yücel ve Arş. Gör. Dr. Hasan Hüseyin Toydemir, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Etkinliğin moderatörlüğünü yapan İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Barış Yılmaz, medyanın afetlere yaklaşım tarzının toplumsal hafıza üzerindeki etkisine değindi. 6 Şubat depremlerine dair zihinlerde kalan pek çok görüntünün medya aracılığıyla oluştuğunu belirten Yılmaz, afet haberciliğinin uzmanlık gerektiren kritik bir alan olduğunu vurguladı. Yılmaz, "Afet, savaş ve sağlık haberciliği gibi alanlarda 5N1K sorularının cevapları, bazen hayati bir meseleye dönüşebiliyor. Magazin haberlerinde bu soruların cevapları o kadar önemli olmayabilir ancak kriz anlarında her bilgi doğrudan insan hayatına dokunuyor" dedi. "Herkes güvenli alanlara geçmeye çalışırken gazeteciler bölgeye akın etti" Gazeteci Serdar Er de afet bölgesindeki deneyimlerini ve habercilik sorumluluğuyla ilgili görüşlerini anlattı. Depremin ilk anlarında İstanbul’daki olumsuz havaya rağmen bölgeye ulaşmak için verdikleri mücadeleyi anlatan Er, herkesin güvenli alanlara geçmeye çalıştığı bir anda gazetecilerin bilinmezliğe doğru yol aldığını ifade etti. Adıyaman’daki ilk yayın anlarını hatırlatan Er, "Günlerce depremzedeler ile aynı şartlarda barındık, bunun bir önemi yok çünkü asıl mesele oradaki insanların sesini dünyaya duyurabilmekti" şeklinde konuştu. Teyit edilmemiş bilgilerin oluşturduğu tehlikelere değinen Er, deprem zamanında "baraj patlaması" gibi asılsız iddiaların arama-kurtarma çalışmalarını sekteye uğrattığını hatırlattı. Güvenilir ve doğru haber yapmanın önemine değinen Er, "(Yıkıldı, bitti, her şey kül oldu) gibi dramatik bir dil kullanmanın o an kimseye faydası yok. Biz ’ümit haberciliği’ de yaptık. Bir perdenin hareket etmesini ekrana taşımak, belki de bir canın kurtulmasına vesile oldu. Gazeteci, durumu dramatize etmeden, doğru ve teyitli bilgiyi aktarmakla sorumludur" şeklinde konuştu. Depremi yaşayanlar afet haberciliğine farklı bir pencereden baktı Bilim Kafe buluşmasına katılan Orhan Yıldırım, afet sürecini birebir yaşamış bir sağlıkçı olduğunu ifade etti. Afet haberciliğinin sahada nasıl yürütüldüğünü bu etkinlikle daha yakından kavradığını dile getiren Yıldırım, ekranlardan izlenildiğinde kolay gibi görünen haber üretim sürecinin, afeti yaşayan ve günlerce sahada görev yapan muhabirler açısından ciddi zorluklar barındırdığını; yapılan paylaşımların kendileri için öğretici ve aydınlatıcı olduğunu belirtti. İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencisi Sümeyye Şahin, buluşmanın mesleki açıdan önemli bir deneyim sunduğunu söyledi. Şahin, "6 Şubat depremlerinde görev yapan gazetecilerin sahadaki deneyimlerini dinlemek, afet haberciliğinin zorluklarını daha iyi anlamamızı sağladı. Muhabirlerin yaşadığı güçlükleri ilk kez bu kadar net gördüm. Biz öğrenciler için çok faydalı ve ufuk açıcı bir etkinlik oldu" diye konuştu.
Bilecik Bilecik’te fırınlarda bayram denetimi Bilecik Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Ramazan Bayramı dolayısıyla kent genelindeki fırın ve unlu mamul üreten işyerlerinde bayram denetimi gerçekleştirdi. Bilecik Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Ramazan Bayramı öncesinde vatandaşların sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşmasını sağlamak amacıyla şehir genelinde denetimlerini artırdı. Bu kapsamda un ve unlu mamul üretimi yapan işyerleri başta olmak üzere birçok noktada kontroller yapıldı. Denetimlerde, ramazan pidesinin fiyatı ve gramajı konusunda işyeri yetkililerine bilgilendirme yapılırken, üretim koşulları, temizlik kuralları, tatlı ve baklava çeşitleri ile kullanılan ürünlerin saklama şartları kontrol edildi. Ekipler, mevzuata aykırı faaliyet gösterdiği tespit edilen işyerlerine gerekli uyarılarda bulunarak cezai işlem uyguladı. Vatandaşların karşılaştıkları olumsuzlukları 153 Bilecik Belediyesi Zabıta Müdürlüğü hattına bildirebilecekleri hatırlatıldı. Bilecik Belediyesi Zabıta Müdürü Mücahit Öndersev, "Ramazan Bayramı öncesinde vatandaşlarımızın sağlıklı, güvenli ve standartlara uygun ürünlere ulaşabilmesi için denetimlerimizi titizlikle sürdürüyoruz. Özellikle ramazan pidesinin gramajı ve fiyatı başta olmak üzere üretim ve hijyen koşullarını hassasiyetle kontrol ediyoruz. Kurallara uymayan işletmelere gerekli yasal işlemler uygulanmaktadır. Amacımız, bayram süresince hemşerilerimizin gönül rahatlığıyla alışveriş yapabilmesini sağlamaktır" dedi.
Ankara TPAO ile ABD’li enerji şirketi Chevron, petrol alanlarında arama yapmak üzere anlaştı Türkiye Petrolleri (TPAO) ile Amerika Birleşik Devletleri enerji şirketi Chevron arasında petrol ve doğal gaz alanlarında arama yapmak üzere mutabakat zaptı İmzaladı. Türkiye Petrolleri ile ABD’li enerji devi Chevron, potansiyel petrol ve doğal gaz alanlarında arama ve üretim yapmak üzere bir mutabakat zaptı İmzaladı. Anlaşmaya refakat eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Bu iş birliği anlaşmasıyla ortak arama ve üretim faaliyetleri gerçekleştireceğiz" dedi. TPAO Genel Müdürü Cem Erdem ile Chevron adına Kurumsal İş Geliştirmeden Sorumlu Başkanı Frank Mount İstanbul’da düzenlenen törende imzaları attı. Törene refakat eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan Bayraktar, Türkiye Petrolleri olarak bir yandan Gabar’da Karadeniz’de üretimini arttırmayla alakalı yoğun bir şekilde çalışmaların devam ettiğini diğer taraftan da yurt dışındaki fırsatları değerlendirdiklerini söyledi. Farklı coğrafyalarda ortaklıklar yoluyla yeni projeler araştırdıklarını kaydeden Bayraktar, geçen ay Exxonmobil ile yapılan anlaşmanın devreye girdiğini hatırlattı. Bayraktar, bu anlamda ABD’li Chevron ile bir iş birliği anlaşması yaptıklarını ifade ederek "Bu iş birliği anlaşmasıyla ortak arama ve üretim faaliyetleri gerçekleştireceğiz" dedi. Yeni anlaşmalar yapılıp yapılmayacağı ile ilgili bir soru üzerine de "Bu ay içerisinde iki ayrı uluslararası şirketle anlaşma noktasına gelmiş durumdayız. Onları da kamuoyumuzla paylaşacağız. Onlarla da biraz daha spesifik yani net projeleri imza altına almış olacağız" değerlendirmesini yaptı. Türkiye Petrollerinin yeni bir büyüme stratejisi içerisine girdiğinin altını çizen Bayraktar, "Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde hedefimiz, bir milyon varillik bir şirket olabilmek" ifadelerini kullandı.
Balıkesir Başkan Ahmet Akın: "6 Şubat’ı unutmadık unutturmayacağız" On binlerce yurttaşın can verdiği asrın felaketi olarak nitelendirilen 6 Şubat 2023 depremlerinde hayatını kaybedenleri anan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın "Depremlerde yaşamını yitiren tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize bir kez daha sabır diliyorum. Acımız büyük, ancak bu acıyı unutmadan, dersler çıkararak daha güvenli bir gelecek inşa etmek hepimizin ortak görevidir" dedi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, Kahramanmaraş merkezli 11 ili derinden sarsan 6 Şubat 2023’te yaşanan depremlerin üzerinden geçen üç yıla rağmen acıların hala taze olduğunu dile getirerek bir anma mesajı yayımladı. Milletçe 6 Şubat 2023’te yaşanan ve 11 ili derinden sarsan Kahramanmaraş merkezli depremlerin, hafızalarda silinmeyecek bir acı olarak yerini aldığını vurgulayan Başkan Ahmet Akın devamında şu ifadelere yer verdi: "On binlerce yurttaşımızı kaybettiğimiz asrın felaketi, hepimize bir kez daha afetlere karşı hazırlıklı olmanın, dayanışmanın ve sorumluluk almanın hayati önemini göstermiştir. Aradan zaman geçti ama şunu çok iyi biliyoruz: Bu acı unutulmaz, aradan geçen zamanla sızısı hafiflemez. Ancak dayanışmayla, sorumluluk almakla ve doğru adımlarla bu konudaki mücadelemiz bir anlam kazanır. Depremlerde yaşamını yitiren tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize bir kez daha sabır diliyorum. Acımız büyük, ancak bu acıyı unutmadan, dersler çıkararak daha güvenli bir gelecek inşa etmek hepimizin ortak görevidir. "Artık kaybedecek zamanımız yok" Balıkesir olarak bizler de depremin ne anlama geldiğini çok iyi bilen bir coğrafyadayız. Yakın geçmişte Sındırgı’da yaşanan depremler, afet gerçeğinin yalnızca belli bölgelerin değil; ülkemizin tamamının meselesi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu nedenle yerel yönetimlerden merkezi idareye kadar herkesin bilimsel veriler ışığında, kararlılıkla ve gecikmeden adım atması zorunluluktur. Bunu bilim ışığında, Balıkesir Takımı olarak büyük bir özveriyle, ayrışmadan ve ayrıştırmadan hep birlikte hayata geçireceğiz. Artık kaybedecek zamanımız yok. Balıkesir Büyükşehir Belediyemiz bünyesinde kurduğumuz Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanlığımızın koordinasyonunda Tübitak ve İnşaat Mühendisleri Odası gibi alanın uzmanlarıyla iş birliği halinde yönetim, halk, altyapı, yapı stoku, ekosistem-çevre ve ekonomi bileşenleri çerçevesinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İlçelerimiz ve Merkez’deki binalarımızda sürdürdüğümüz yapı analizi ve denetim çalışmalarıyla şehrimiz için depremi bir kâbus olmaktan çıkaracağız. "Sorumluluğumuzun farkındayız" Bizler, insan hayatını merkeze alan bir anlayışla afetlere dirençli kentler oluşturmak, yapı güvenliğini sağlamak ve kriz anlarında güçlü bir koordinasyon kurmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dayanışmayı büyüten, bilimi rehber edinen ve ihmale asla yer vermeyen bir yönetim anlayışıyla yolumuza devam edeceğiz. Çünkü biz, bu şehri çocuklarımız için yönetiyoruz ve ileride onlara emanet edeceğiz. 6 Şubat’ta kaybettiğimiz vatandaşlarımızı tekrardan rahmetle anıyor, Sındırgı’mızda ve ülkemizin dört bir yanında depremlerden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu acıları bir daha yaşamamak için sorumluluğumuzun farkındayız."