TEKNOLOJİ - 17 Temmuz 2024 Çarşamba 15:41

Kamuya açık şarj cihazlarını kullanmayın: Güvenliğinizi ihlal edebilir

A
A
A
Kamuya açık şarj cihazlarını kullanmayın: Güvenliğinizi ihlal edebilir

Kamuya açık şarj cihazlarının kullanılmaması gerektiğini belirten Sosyal Medya Araştırmacısı Ümit Sanlav, “Telefonlarınızın içinde aslında hiçbirimiz kimlerin olduğunu gerçekten bilmiyoruz. Bazen indirdiğiniz bir uygulama, bazen bağlandığınız wi-fi, bazen açık unuttuğunuz bluetooth veya NFC bazen de ortak kullanıma açık şarj üniteleri güvenliğinizi ihlal edebilir” diyerek çeşitli uyarılarda bulundu.


İstanbul Aydın Üniversitesi Kurumsal İletişim Direktörü ve Sosyal Medya Araştırmacısı Ümit Sanlav, gündemde olan kamuya açık ortak şarj cihazlarının risklerine dair soruları yanıtlarken, genel anlamda teknoloji ve veri güvenliğine dair önemli konulara da değindi. Teknolojiyi doğru ve güvenli kullanmanın yollarını anlamanın önemine değinen Ümit Sanlav, “Kamusal alanlarda, AVM’lerde restoranlarda ortak kullanıma açık şarj ünite ve cihazlarının tehlikelerini öğrendiğinizde ya şarj aletinizi yanınızdan ayıramayacak ya da iletişimden kopuk kalmayı tercih edeceksiniz. Günümüzde hiç kimse iletişimden kopuk kalmayı tercih etmeyeceğine göre şarj aletinizi yanınızdan ayırmamak dışında bir seçenek kalmıyor” derken bu riskin arkasındaki riskin teknik olarak “Juice Jacking” olarak adlandırıldığını söyledi ve Juice Jacking’i anlattı.



Juice Jacking Nedir


Juice Jacking’in ne olduğunu anlatan Sanlav, “Mobil cihazınızı, İETT otobüsleri, restoranlar, havaalanları avm’ler gibi ortak kullanıma açık bir şarj istasyonuna taktığınızda, şarj istasyonu kutusundaki USB bağlantı noktası, cihazınıza veya cihazınızdan veri aktarmak için kullanılır. Bu da cihazınıza kötü amaçlı yazılım yüklemek veya cihazınızdan kişisel bilgileri çalmak için kullanılabileceği anlamına gelir. Bu bilgilerin bazıları; dijital ortamlara giriş bilgileri, kimlik bilgileri, kişi listeleri, foto galeri ve diğer hassas verilerdir. USB üzerinden cihazınızdaki tüm dosyalar kolayca kopyalanabilir. Burada şu yanılgıdan da uzak durmamız gerekir. Verilerimizi kaptırmak için telefon bir yere bağlanıp saatlerce veya dakikalarca kesintisiz veri aktarımı yapılması gerekmiyor. Telefonu bağladığımızda, saniyeler içinde zararlı bir yazılım telefonumuza yüklenmiş olabilir ve tüm verilerimiz bir başkasının erişimine açılmış olabilir” şeklinde konuştu.


Gerçekleşme ihtimali yüksek olan yerleri


Sanlav Juice Jacking saldırılarının gerçekleşme ihtimali yüksek olan yerleri sıraladı:


“İETT durakları


İETT otobüslerinde ve metrobüslerde bulunan şarj bağlantı üniteleri


Tren istasyonları


Oteller


Havaalanları


Kafeler


Şarj istasyonları


Alışveriş Merkezleri”


Sanlav, ortak kullanıma açık şarj cihazlarının risklerinden korunmanın en garanti yolunu ise şu şekilde sıraladı:


“ Bu cihazları kullanmamak,


Prizli şarj cihazı kullanmak


Taşınabilir bir pil takımı (power bank) kullanmak


VPN ve Antivirüs kullanmak.”


Yabancı risklidir


Juice Jacking saldırılarının dışında birçok alanda teknoloji güvenliğinin ihlal edildiğini ve bunun çok ciddi kişisel güvenlik sorunlarına yol açabileceğini ifade eden Sanlav, telefonlarımızın içinde aslında hiçbirimizin kimlerin olduğunu bilmediğimizi ifade ederken “Bazen indirdiğimiz bir uygulama, bazen bağlandığımız wi-fi, bazen açık unuttuğumuz bluetooth veya NFC (Near Field Communication ve Türkçe ismiyle Yakın Alan İletişimi) bazen de ortak kullanıma açık şarj üniteleri bizler için büyük risk taşıyabilir. Temel prensip ne olduğunu bilmediğimiz her yabancı unsurun risk taşıdığını kabul etmek olmalı” dedi.


Sanlav sözlerini şu şekilde sürdürdü:


“Durup dururken kapımızı çalıp “havalar çok sıcak sana içecek buz gibi bir şeyler getirdim” diyen YABANCI birini kapımızı açıp evimize almıyorsak, teknolojik cihazlarımıza da yabancı unsurlar kabul etmemeliyiz. Bu yabancı unsur bazen güvensiz bir uygulama, bazen bedava internet, bazen bedava şarj cihazı kılığında gelebilir.”


“Aslında şu ana kadar kullandığımız uygulamalar ve yukarıda bahsettiğim yabancı unsurlar vasıtasıyla şu an dahi teknolojik cihazlarımızdaki verilerin kimlerin kullanımında olduğunu da hiçbirimiz bilmiyoruz. O halde foto galerimize, rehberimize, not defterimize, video kamera ve mikrofonumuza, SMS’lerimize, WhatsApp ve diğer sosyal medya uygulamalarımıza kimlerin eriştiğini veya erişebileceğini bilmediğimiz gerçeğini göz ardı etmeden yaşamaya alışmak zorundayız.”


“Günümüzde çok sıcak örneklerini yaşadığımız şekilde, galerinizdeki bir mahrem görüntü, rehberinizde olmaması gereken isimler, not defterinizde sakladığınız şifreler ve finansal bilgiler, özel yazışmalar başınıza dert açabilir.”



Biri bizi gözetliyor ama neden


“Peki bizim için tehlike arz eden sadece telefon ve bilgisayarlarımız mı?” sorusuna değinen Sanlav,


“İnternet bağlantısı ile uzaktan erişime açık akıllı süpürgeler internet bağlantısı olan televizyonlar ve bu televizyonların entegre kameraları ile mikrofonları, güvenlik kameraları, internet erişimi olan arabalar ile ne gibi risklere maruz kalabileceğimizi düşündünüz mü? Tabii bunun sonunda veri madenciliği, big data ve yapay zekâ öğrenmesi gibi konuları da açmak lazım” diyerek sözlerini sonlandırdı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Eğitim-Bir-Sen’li 1000 sendikacı kadın lider, Türkiye buluşmasında bir araya geldi Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonları 9. Türkiye Buluşması; Genel Başkan Ali Yalçın, Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın ve Türkiye genelindeki 146 şubeden 1000 sendikacı kadın liderin katılımıyla Kızılcahamam’da gerçekleştirildi. "Örgütlü kadın, güçlü toplum" temasıyla düzenlenen buluşmada, kadın eğitim çalışanlarının karşılaştığı sorunlar, elde edilen kazanımlar ve yeni dönem hedefleri kapsamlı biçimde ele alındı. Toplantıda ayrıca kadınların, küresel sistemin dayattığı yozlaşmaya karşı durma kararlılığı, sapkın akımlarla mücadele, dijital dünyanın denetimi, aile ve emeği önceleyen politikalar ile şiddetle mücadele konuları görüşüldü. "Kadın çalışanlar için istediğimiz düzenlemeler ayrımcılık değil, huzurlu bir toplum ve sağlıklı bir gelecek için yapılması gereken yatırımlardır" Toplantının açılışında konuşan Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "34 yıllık sendikal mücadelemizi emeğimizi değerli kılmak, ekmeğimizi büyütmek için sürdürüyoruz. Bunun yanında küresel güç odaklarının dayattığı çarpık ve yozlaşmış anlayışa karşı da net bir tavır alıyoruz" dedi. Yalçın, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bugün dünyayı saran kapitalist emperyalist düzen nasıl barış üretmiyorsa, ’kadın hakları ve özgürlükleri’ diye servis ettikleri süslü paketler de insanlığı felakete sürüklüyor. Hiç kimse bu ifsada kayıtsız kalmamızı beklemesin. Ne sessiz kalırız ne de bize reçete diye sunulan zehre uzanırız. Çünkü biz meseleye bambaşka bir yerden bakıyoruz. Bizim anlayışımızda kadın; güç savaşlarının aparatı, kültürel değişimin ajanı değil, toplumun vicdanı, medeniyetin taşıyıcısı, geleceğin kurucusudur. Kadınlar Komisyonumuz da sadece teşkilatımızın, sendikamızın bir parçası değil, inancımızın, kültürümüzün, değerlerimizin müstahkem kalesidir. İşte bu anlayışla kadınıyla erkeğiyle Eğitim-Bir-Sen olarak bizler, küresel sistemin çürümüş düzenine karşı duruyoruz." "Sendikal mücadelemiz, kadınların desteğiyle büyüyüp güçleniyor" Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimi yalnızca bir meslek alanı değil, bir medeniyet inşası olarak gördüklerini, bu büyük yürüyüşün en güçlü taşıyıcısı olan kadınların emeğini, iradesini ve dönüştürücü gücünü her zaman merkeze aldıklarını belirten Yalçın, şunları söyledi: "Okullarda ve üniversitelerde geleceği inşa eden, bilgiyi şefkatle yoğuran, emeğiyle topluma yön veren kadın eğitimcilerimizin azmi, yarınlarımızın teminatıdır. Kadınların desteğiyle büyüyüp güçlenen sendikal mücadelemiz, adaletin, hakkın ve insan onurunun daha gür bir sesle savunulmasına vesile olmaktadır. Eğitim-Bir-Sen olarak, kadınların emeğini görünür kılan, sözünü güçlendiren ve karar süreçlerindeki etkisini artıran bir anlayışla yol yürümeye kararlıyız. Kadın komisyonumuzun örgütlenme bilincindeki artış, sendikal mücadelemiz kadar ülkemiz ve geleceğimiz için de önem taşımaktadır. Çünkü biliyoruz ki; kadının emeği güçlendikçe toplum güçlenir, kadınların sesi yükseldikçe gelecek daha sağlam inşa edilir." "Durmayacağız, yılmayacağız, pes etmeyeceğiz" Ali Yalçın, sendikal mücadeledeki kararlılıklarının altını çizerek, şöyle konuştu: "Bugün, ‘ücrette denge’, ‘gelirde adalet’ çağırımız, temel mücadele hattımızdır. Anamızın ak sütü gibi helal olan refah payı gelmeden, gelir vergisi yüzde 15’e sabitlenmeden, birinci dereceye 3600 ek gösterge hayata geçirilmeden, akademik zam gerçekleşmeden, selasını 8. Dönem Toplu Sözleşme’de okuyup ‘bu yasayla buraya kadar’ dediğimiz 4688 sayılı Kanun değişmeden, reform paketiyle kamu personel sistemi değiştirilmeden durmayacağız, yılmayacağız, pes etmeyeceğiz." "Bin 124 kazanıma imzasını atmış iradeyiz" Ali Yalçın, Eğitim-Bir-Sen teşkilatının bu ülkenin sendikal tarihine, emek mücadelesine, "Yaparsa Eğitim-Bir-Sen yapar" sözünü mühürlediğini vurguladı. Yalçın, konuşmasının devamında şunları kaydetti: "Biz ki bin 124 kazanıma imzasını atmış iradeyiz. Biz ki üyelerimizin emanet ettiği yetkiyi, masada, sahada, medyada, sosyal diyalog kanallarının tamamında kararlılıkla mücadeleye dönüştüren hareketiz. İşte bunun en son örneğini kadın kamu görevlilerinin analık hakları konusunda, etkili mücadelemiz sonucu doğum sonrası yarım zamanlı çalışma hakkına ilişkin kazanımda gördük. Yarım zamanlı çalışma hakkına ilişkin yönetmelik yürürlüğe konulmuş fakat kapsamı dar uygulamada eksiklikler vardı. 9 yıl boyunca toplu sözleşmeden tutun da KPDK’ya, KİK’e, ikili görüşmelere kadar birçok platformda ‘kadınların analık hakları örselenmesin, kamu görevlileri arasına ayrım konmasın’ dedik. Ve nihayetinde bu talebimiz kazanıma dönüştü." "Kadın çalışanlar için istediğimiz düzenlemeler ayrımcılık değil, huzurlu bir toplum ve sağlıklı bir gelecek için yapılması gereken yatırımlardır" Yalçın, bu kazanımların kapsamının genişlemesi için ter akıttıklarını ifade ederek, "Kadın çalışanlar için istediğimiz düzenlemeler ayrımcılık değil huzurlu bir toplum ve sağlıklı bir gelecek için yapılması gereken yatırımlardır. Tencerede dert değil, aş kaynayacaksa, kadın eğitim çalışanlarının iç huzuru için iş huzuru sağlanacaksa bu ses duyulsun istiyoruz. Tabi şunu da ifade etmeliyim ki bugün bu taleplerimiz birilerine imkânsız gelebilir. Dün süt iznine de 24 hafta ücretli doğum izinlerine de imkânsız deniliyordu ama ne oldu? Dün mümkün değil denilen bugün mümkün oldu, bakın kazanıma dönüşüyor" dedi. Ali Yalçın, birilerinin yaptığı gibi temennileri değil, sahanın taleplerini konuştuklarını, akademik sendikacılık yaptıklarını, taleplerinin altını bilimsel verilerle doldurduklarını belirterek, "Sadece sorunları sıralamıyor, çözümleri geliştiriyoruz. ‘Söyledik, bizden çıktı, işimiz bitti’ demiyor, taleplerimizi takip ediyoruz, kazanıma dönüştürüyoruz" dedi. "Görevi başında vefat eden kamu görevlilerinin şehit sayılması için TBMM’ye ve Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’ne başvurduk" Ali Yalçın, eğitimciler olarak yaşadıkları en can yakıcı sorunların başında eğitimde şiddet sorununun geldiğine işaret ederek, birkaç yıl önce Eyüpsultan’da görev yapan okul müdürü İbrahim Oktugan’ın öldürüldüğünü, bir süre önce de İstanbul’da Fatma Nur Çelik öğretmenin acısını yaşadıklarını hatırlattı. "O gün meslek hayatımın en zor günlerinden birini yaşadım. Gittik cenazemizi omuzladık, ailemizin yanında olduk. Yüreğimiz yandı, içimiz parçalandı. Fatma Nur öğretmenimizin acısını içimize gömdük ama kimse bu meseleyi kapattığımızı zannetmesin" diyen Yalçın, şöyle konuştu: "Bizim tek bir meslektaşımızı daha şiddete kurban vermeye, ağzı süt kokan tek bir yavrumuzun daha yetimliğine, öksüzlüğüne tahammülümüz yok. Biz eğitimde şiddet konusunda kınama mesajı değil, şiddet yasasının tavizsiz uygulanmasını istiyoruz. Bu konuda da bazı yeni adımlar attık, ‘şiddet nedeniyle görevi başında vefat eden kamu görevlileri şehit sayılmalı ve buna bağlı haklardan yararlandırılmalı’ dedik. Düzenleme yapılması için de talebimizi TBMM’ye ve Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’ne gönderdik. Konunun takipçisi olmaya devam edeceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum." "Analık hakları için TBMM’ye sunulan düzenleme yetmez ama evet" Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın ise konuşmasında aile ve kadın emeğinin korunmasının önemine işaret ederek, "Aile, bir medeniyetin taşıyıcı kolonu, bir milletin hafızasıdır. Aile zayıflarsa toplum ayakta kalamaz. Bu nedenle aileyi merkeze alan sosyal politikaların güçlendirilmesi şarttır. Bizim teklifimiz, kadın kamu çalışanlarının mali ve özlük haklarını koruyan, çocuğun ve toplumun üstün yararını ve değerleri gözeten bir çalışma hayatı" dedi. Sıdıka Aydın, yeni dönemde sendikal mücadele alanlarına ilişin açıklamasında, 81 ilde 15 bin 44 kadın eğitim çalışanıyla analık haklarına ilişkin yaptıkları saha araştırmasının sonuçlarından örnekler vererek şu ifadeleri kullandı: "Çalışma sürelerinin kadın kamu görevlileri lehine yeniden düzenlenerek, haftalık çalışma süresi 32 saate ya da mesai günlerinin 4 güne düşürülmesi, analık izin sürelerinin artırılması ve tam istihdam güvencesiyle yeni nesil çalışma modellerinin geliştirilmesi üzerine olacaktır. Bizim teklifimiz net, maaş kaybı olmadan, özlük hakları korunarak, insan, aile ve değerleri merkeze alan bir çalışma hayatı. Çalışma hayatındaki kadınların analık hakları için TBMM’ye sunulan düzenleme için yetmez ama evet diyoruz. Doğum izin süresinin 60 aya çıkarılması doğru olandır. Biz bu doğru olanın yapılması için mücadelemizi sürdüreceğiz." Küresel güç odaklarının "özgürlük, modernlik" adı altında toplumlara empoze ettiği kimliği belirsizleştiren ve aileyi zayıflatan anlayışların basite indirgenecek bir mesele olmadığının altını çizen Aydın, "Doğrudan doğruya toplumu ve çocukları hedef alan bir ifsad projesidir. Cinsiyetin belirsizleştiren aile kurumunun kutsallığını ortadan kaldırıp zayıflatan bir zeminden sağlıklı ve geleceğe taşınan bir toplum çıkmaz. Aile kırmızı çizgimizdir! Fıtratı yok sayan, aile kurumunu zayıflatan hiçbir yaklaşım ve çalışmayı kabul etmiyoruz" dedi. Dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerine de dikkati çeken Aydın, kontrolsüz dijital içeriklerin çocuklar ve gençler üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu vurguladı. Aynı evin içinde ama birbirlerinden uzak ebeveyn ve çocuklardan oluşan ailelerin sayısının, dijital dünyanın dayatmasıyla her geçen gün arttığına işaret eden Aydın, şunları kaydetti: "Dijital dünyanın esiri değil, efendisi olmalıyız. Karanlık odakların ürettiği algoritmalara teslim olmayacağız, çocuklarımızı bu algoritmaların mahkumu yapmayacağız. Dijital platformlar, kültürel değerlerimizi koruyacak şekilde denetlenmeli; şiddet, zorbalık ve müstehcen içerikli platformlara karşı etkin, hukuki tedbirler alınmalıdır. Aile dostu dijital içerikler üretilmeli, ahlak dışı gündüz kuşağı yayınları tümden yasaklanmalıdır. Sosyal medya kullanımında getirilen 15 yaş sınırlamasına ilişkin mevzuatın çıkarılmasını önemsiyoruz. Bu düzenlemenin başarıya ulaşması adına atılacak adımlara destek vermeye hazırız."