SAĞLIK - 26 Haziran 2024 Çarşamba 10:15

“Rüzgârlı havada daha uzun süre güneşlenmek UV riskini artırır”

A
A
A
“Rüzgârlı havada daha uzun süre güneşlenmek UV riskini artırır”

Yaz aylarında zararlı güneş ışınlarından korunulması gerektiğine dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayfer Elli, “Güneşten korunmada en önemli basamak, yazın güneş ışınlarının en dik olduğu öğle vaktinde (saat 10.00-16.00 arası) güneşten sakınmaktır. Gölgede kalındığı zaman da yansıyan ışıktan (asfalt, kum, deniz, kar) korunulmalıdır. Bulutlu ve rüzgârlı havalar, sıcak hissi oluşturmadığından daha uzun süre UV altında kalma yanılgısına yol açabilir” dedi.



Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayfer Elli, güneşten korunma yolları hakkında uyarılarda bulundu.



Güneş ışınlarının bireye olan etkilerinden bahseden Uzm. Dr. Elli, “Yaşam kaynağımız güneş, yeryüzü için gerekli enerjiyi ışınlar yoluyla iletmektedir. Güneş ışınları fotosentezden, patojenlerin yok edilmesine kadar pek çok yaşamsal olayda rol oynar. İnsanın ruh haline olumlu etkileri, D vitamini sentezi ile kemik metabolizması başta olmak üzere vücut onarımında pozitif etki, psöriazisli hastalara iyi gelmesi gibi faydalı tarafları olduğu gibi deri yaşlanması, karsinojenik etki, ışığa duyarlı hastalıkların alevlenmesi, katarakt oluşumu gibi zararlı etkileri de mevcuttur” diye konuştu.



“Pencere camı arkasından D vitamini sentezi olmaz”


D vitamininin yüzde 80-90’ının güneşe maruziyetle UVB etkisi ile deride sentezlendiğini söyleyen Uzm. Dr. Elli, “Sentez için deriye güneş ışınlarının doğrudan teması gerekir. Ülkemizin bulunduğu enlemde güneşin D vitamini sentezine en çok katkı yaptığı dönem mayıs-kasım ayları arasıdır. Sentez için en uygun ışın açısı güneş yanığı riskinin de çok olduğu gün ortası saatleridir (saat 10.00-15.00).Tül ve pencere camı arkasından güneşlenme D vitamini sentezine katkı yapmaz” dedi.



“Güneşin 5 tehlikeli etkisi”


Uzm. Dr. Ayfer Elli, UV (ultraviyole) ışınlarının deri üzerindeki etkilerini şöyle sıraladı:


“Güneş yanığı: Lezyonlar güneşe maruziyetten 4-6 saat içinde ortaya çıkar. 24 saatte en şiddetli halini alır. Deri rengi ve maruziyet şiddetine bağlı kızarıklık, şişlik, su toplaması şeklinde bulgular oluşur. Eğer çevre ısısının yüksek olduğu bir ortamda güneş yanığı gelişmişse, bulgulara sıcak çarpması semptomları (40 derecinin üzerinde vücut ısısı, huzursuzluk, bilinç bulanıklığı, halüsinasyonlar, organ hasarları) da eşlik eder. Güneş yanığı tedavisinde soğuk uygulama, ıslak pansumanlar, nemlendiriciler, antibiyotikli ve kortikosteroidli kremler, analjezik antiinflamatuar ilaçlar kullanılır. Sıcak çarpması tanısı varlığında, hastaneye yatırılarak organların fonksiyonları normale dönene kadar takip edilmelidir.


Deri yaşlanması ve güneşe bağlı lekelerin gelişmesine yol açar.


Deri kanserleri: Açık tenli kişilerde, çocukken fazla güneşte kalan ve su kabarcıklı güneş yanığı geçirenlerde, mesleki olarak açık alanlarda güneşe maruz kalanlarda deri kanseri görülme riski artar.


Güneşe maruziyetle bazı hastalıklar (lupus, rozasea, dermatomiyozit) alevlenir.


Güneş duyarlılığı nedeniyle bazı dermatozlar (fotokonjtak dermatid, solar ürtiker) ortaya çıkabilir.’’



“Öğle vaktinde güneşten kaçının”


Güneşten korunma yollarına değinen Uzm. Dr. Elli, “Güneşten korunmada en önemli basamak, yaz aylarında güneş ışınlarının en dik olduğu öğle vaktinde saat 10.00-16.00 arası güneşten sakınmaktır. Gölgede kalındığı zaman da yansıyan ışıktan (asfalt, kum, deniz, kar) korunmalıdır. Bulutlu ve rüzgârlı havalar sıcak hissi yaratmadığından daha uzun süre UV altında kalma yanılgısına yol açabilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir. Kışın kayak yapanların da yüz ve gözlerini UV’den (karın yüzde 90’a varan yansıtıcı etkisinden dolayı) gözlük ve güneş koruma faktörlü kremler kullanarak korumaları gerekir” dedi.



“Kalın kumaşlı şapka takın”


Giysilerin güneşten korumada önemli bir bariyer oluşturduğunu dile getiren Uzm. Dr. Elli, “Kalın ve koyu renkli kumaşlar (kot, yün, sentetik ürünler) daha yüksek korumaya sahipken, pamuk ve keten daha düşük UV koruması oluşturur. Giysiler ıslanınca koruyucu özelliği azalır. Güneşli havalarda siperliği 10 santim olan kalın kumaştan şapka kullanımı önerilir. Gözde katarakt oluşumuna engel olmak için de UVA-UVB filtreli güneş gözlükleri kullanılmalıdır” şeklinde konuştu.



“Güneş korucuyu da hem UVA hem UVB engellemesi olmalı”


Giysilerin örtmediği açık alanların güneş koruyucu ürünlerle korunabileceğimi söyleyen Uzm. Dr. Elli, şu bilgileri paylaştı:


“Bu ürünlerdeki ‘güneş koruma faktörü’ (SPF) değeri, sadece UVB ışınlarından koruma düzeyini gösterir. SPF15 yüzde 93, SPF30 yüzde 97, SPF50 yüzde 98 oranında UVB ışınlarını engeller. SPF, UVA ışınlarına karşı koruyuculuğu göstermediğinden güneş koruyucu ürün seçerken hem UVA hem UVB ışınlarına karşı koruyucu olanlar tercih edilmelidir. Güneş koruyucu ürünlerin tam bir koruma sağladığı algısı yanlıştır. Tüketicilerin daha yüksek SPF daha yüksek güvenlik yanılsamasını önlemek için 50’den yüksek SPF değeri olan ürünlerin SPF50+ olarak etiketlenmesi kabul edilmiştir. Çocuklar, yaşlılar, gebeler, güneşten etkilenen hastalığı olanlar fiziksel koruyucu madde içeren ürünler kullanmalıdır.”



“Güneş koruyucu kremler dışarı çıkmadan 30 dakika önce sürülmelidir”


Güneş koruyucuların dışarı çıkmadan 30 dakika önce sürülmesi ve 2-3 saatte bir yenilenmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Elli, “Denizde, suda uzun süre kalınacağı zaman suya dayanıklı formüller tercih edilmeli, sudan çıkınca koruyucu krem tekrar sürülmelidir. Güneş koruyucular yüzme, aşırı aktivite ve kurulanma sonrası tekrar uygulanmalıdır” ifadelerini kullandı.



“Çocukların güneşten korunması önemli”


Çocukların da güneşten korunması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Elli, “Çocukluk çağında bir ya da daha fazla su kabarcıklı güneş yanığı, kişinin gelecekte melanom tipi deri kanseri geliştirme olasılığını iki kattan fazla artırır. Bu nedenle çocukların güneşten korunması önem taşır. 6 aydan küçük bebeklerin direk güneş maruziyetinden kaçınılması, 6 aydan sonra ise yüksek koruma faktörlü ve fiziksel koruyucu madde içeren güneş koruyucu ürünler ile korunması gereklidir” dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Kumar bağımlılığı ‘teknoloji pandemisi’ne dönüştü İstanbul Arel Üniversitesi ve Yeşilay iş birliğiyle düzenlenen "Bağımlılık Sempozyumu", geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Dijitalleşen dünyada kumar, teknoloji ve madde bağımlılığını ele alan uzmanlar, ‘toplumsal farkındalık’ çağrısında bulundu. Tepekent Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde düzenlenen sempozyumun açış konuşmasını yapan İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Muzaffer Şahin, bağımlılığın gelişim sürecine dikkat çekerek, empati vurgusu yaptı. Şahin, "Hiç kimse bir sabah uyandığında bağımlı olmayı seçmez. Bu bir süreçtir" diyerek, doğru dinleme ve empatinin iyileştirici gücüne değindi. Geleceğin psikologlarına seslenen Şahin, beklenen toplumsal değişimin bizzat onların ellerinde yükseleceğini belirtti. "Bağımlılığa kaptırdığımız her genç, kaybedilmiş bir vatan toprağıdır" Yeşilay Büyükçekmece Şube Başkanı Recep Çalışkan, bağımlılıkla mücadeleyi bir vatan savunması olarak nitelendirdi. Çalışkan, Yeşilay’ın sağlıklı nesiller yetiştirme vizyonu doğrultusunda bilimsel temelli bir strateji yürüttüklerini ifade ederek, uzman psikolog kadroları ve modern rehabilitasyon alanlarıyla her türlü bağımlılığa karşı mücadeleye hazır olduklarını vurguladı. "Neredeyse kazandım" illüzyonu tuzağa çekiyor Sempozyumun ilk oturumunda kumar bağımlılığının nörolojik boyutlarını mercek altına alan Dr. Öğretim Üyesi Eren Murat Dinçer, kumarın beyindeki dopamin yollarını madde bağımlılığıyla aynı mekanizma üzerinden uyardığını vurguladı. Kumarı "beyindeki haz merkezi ile karar verme mekanizması arasındaki dengenin bozulması" olarak tanımlayan Dinçer, bireyleri bu tehlikeli döngüde hapseden üç temel bilişsel yanılgıya dikkat çekti. Belirsizliğin oluşturduğu adrenalinle kontrolün kaybedilmesine neden olan "neredeyse kazandım" illüzyonu, geçmişteki kayıpların gelecekteki şansı artıracağına dair bilimsel temeli olmayan "kumarbaz yanılgısı" ve kaybedileni geri alma umuduyla kontrolsüz risklerin alındığı "telafi tuzağı", bağımlılık sürecini tetikleyen en kritik risk faktörleri olarak açıklandı. ‘Kaybettikçe kazanma sıram geliyor’ düşüncesi yaygın Klinik Psikolog Fatihcan Öncü, kumarın tarihsel serüveninden günümüzün dijital dünyasına uzanan bir köprü kurdu. 17’nci yüzyılda resmileşen kumarın bugün bir "teknoloji pandemisi" halini aldığını belirten Öncü, "Kaybettikçe kazanma sıram geliyor" düşüncesinin bilimsel hiçbir karşılığı olmayan bir safsata olduğunu hatırlattı. "Madde kullanımı yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" İkinci oturumda söz alan Psikiyatrist Prof. Dr. Defne Tamar Görol ise, madde bağımlılığının psikolojik arka planına dair sarsıcı bir tespitte bulunarak, "Madde kullanımı zamana yayılmış bir intihardır" dedi. Klinik gözlemlerin madde kullanımını "yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" olarak tanımladığını belirten Görol, tedavi sürecinde bireyin kendine zarar verme ve kendini cezalandırma mekanizmalarının mutlaka analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Kurtuluşun anahtarı ‘Hayır’ demeyi öğrenmek Bağımlılıkla mücadelede önleyici iradenin önemine değinen Prof. Dr. Duran Çakmak, toplumsal bilincin en temel adımının bireylerin "hayır" demeyi öğrenmesi olduğunu ifade etti. Çakmak, tedaviden önce bağımlılık geliştiren davranışın oluşmasını engellemenin kritik olduğunu belirtti. Sempozyumda farklı bağımlılıklar da ele alındı Sempozyumun son oturumunda bağımlılığın farklı yüzleri ele alındı. Klinik Psikolog Özge Dayıoğlu, romantik ilişkilerde sıkça rastlanan "eş bağımlılık" kavramına değinerek, partnerine aşırı odaklanma ve ayrılık korkusuyla şekillenen bu durumun kişiyi bir duygusal hapse sürüklediğini, sağlıklı bir ilişkinin ancak özsaygı ve bireyselliğin korunmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Davranışsal bağımlılıkların nörolojik etkilerine dikkat çeken Doç. Dr. Özlem Kızılkurt, pornografinin beynin ödül sistemini sürekli uyardığını ve tıpkı madde bağımlılığında olduğu gibi zamanla bir "tolerans" ve "aşerme" süreci oluşturduğu konusunda kritik uyarılarda bulundu. Kumar bağımlılığının psikolojik döngüsünü özetleyen Klinik Psikolog Ahmet Yılmaz ise, oluşturulan heyecan ve risk alma güdüsünün bireyi kayıplarını görmezden gelmeye iterek sistemin içinde tutsak ettiğini ifade etti. Uzmanların ortak vurgusu, bu sinsi döngülerin fark edilmesinin iyileşme sürecindeki hayati önemi oldu. Sempozyum, modern çağın getirdiği bu yeni nesil bağımlılıklara karşı akademik iş birliği ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiği mesajıyla sona erdi.
Tunceli Tunceli’de polis dakikalarla yarıştı, vatandaşın yüz binlerce lirası kurtarıldı Tunceli’de "sazan sarmalı" yöntemiyle gerçekleştirilen dolandırıcılık girişimi, polis ekiplerinin zamanla yarışan müdahalesiyle önlendi. Vatandaşın dolandırıcılara gönderdiği 940 bin TL’nin 895 bin TL’si kurtarıldı. Tunceli’de sosyal medya üzerinden araç almak isteyen bir vatandaş, "sazan sarmalı" olarak bilinen dolandırıcılık yöntemiyle kurulan planın hedefi oldu. Piyasa değerinin altında verilen ilan üzerine satıcı ile iletişime geçen M.S., dolandırıcıların yönlendirmesiyle alıcı ve gerçek satıcının birbirinden habersiz şekilde ilerleyen bir sürecin içine girdi. Bursa’da yürütülen noter işlemleri sırasında taraflar aynı araç üzerinde işlem yaptığını düşünürken, dolandırıcı parayı yaklaşık 5 farklı hesaba aktardı. 940 bin TL’nin gönderilmesinin ardından durumun fark edilmesiyle birlikte M.S., vakit kaybetmeden emniyete başvurdu. Tunceli Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri anında harekete geçerek, bankalarla eş zamanlı iletişim kurup, paranın dağıtıldığı hesapları tek tek tespit etti. Polisin hızlı müdahaleyle 895 bin TL bloke konularak kurtarılırken, kalan 45 bin TL’nin ise ATM’den çekildiği tespit edildi. "Telefonu kontrol ettiğimde mesajların silinmiş olduğunu gördüm" Parayı gönderdikten kısa süre sonra dolandırıldığını anlayıp Tunceli Emniyet Müdürlüğüne başvuran mağdur muhasebeci M.S., "Uzun süredir bir araç almak için uğraşıyorum. Facebook’ta bir ilanda aradığım aracın muadillerine göre daha uygun fiyatlı olanını buldum. Hemen ilandaki numarayla irtibata geçtim. Satıcı ev alacağı için bu kadar uygun fiyata satacağını söyledi. Konuştuğumuzun ertesi günü işlemleri halletmemiz gerektiğini, ev aldığı için paraya acil ihtiyacı olduğunu söyledi. Ben de Bursa’da arkadaşım olduğunu, kendisiyle irtibata geçip işlemleri hızlandırabileceğimi söyledim. Bu şekilde anlaştık. Ertesi gün arkadaşımla araç sahibi buluştular. Beraber ekspere gittiler, eksper raporunda araçta herhangi bir problem çıkmadığını görünce notere doğru geçtiler. Onlar noterdeyken biz hala dolandırıcıyla irtibat halindeydik. Bana sürekli ‘Parayı gönderebilirsin, arkadaşlar notere geçti. Herhangi bir problem çıkmaz’ demesine rağmen ben ısrarla parayı göndermedim. Noterdeki işlemler sürerken arkadaşım aradı, sadece bir imza işinin kaldığını söyledi. Ben de dolandırıcıyla tekrar irtibata geçtim ‘Parayı atayım’ dedim. Bana bir hesap numarası gönderdi. Gönderdiği hesap numarasına belli bir miktar gönderdim. Bankadan kaynaklı olarak paranın hesaba geçmesinin uzun süreceğini söyledi. Biz burada beklerken arkadaşım da noterdeydi. 2 dakika sonra telefonu kontrol ettiğimde mesajların silinmiş olduğunu gördüm. Aradım, telefonu da kapalıydı. Dolandırıldığımı anlayıp Tunceli Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Şubesine geldim. Sağ olsun buradaki memur arkadaşlar bayağı ilgilendiler. Hızlı bir şekilde paranın gönderildiği banka hesabını kontrol ettik. Hesaptaki paranın başka hesaplara dağıtıldığını gördük. Sağ olsun memur arkadaşın dikkati sayesinde diğer bankalarla irtibata geçip, paranın geçtiği hesaplara bloke koydurduk. Gönderdiğim paranın büyük bir kısmını memur arkadaşlar sayesinde geri aldık. Kendilerine teşekkür ederim" dedi. "Kimseye güven olmuyor" M.S., "Hızlı reaksiyon gösterilmesi süreç açısından çok önemli oldu. Biraz daha gecikme olsaydı paranın tamamını kaybetmiş olabilirdik. Dolandırıcılık Şubedeki memur arkadaşların hızlıca müdahale etmesi benim için gayet iyi oldu, çünkü paranın yüzde 90’dan fazlasını geri aldım. Emniyet Müdürlüğü’ndeki polis memuru arkadaşlara ilgi ve alakalarından dolayı teşekkür ederim. Umarım bu konuda başka insanların canı yanmaz. Vatandaşların daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Kim olursa olsun güvenli ödeme noktalarını kullanmalarını tavsiye ediyorum. Kimseye güven olmuyor şu durumda" diye konuştu. Tunceli Emniyet Müdürlüğü tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Vatandaşlarımızın ’sazan sarmalı’ yöntemi ile dolandırılmaması için sosyal medya üzerinden araç alırken ruhsat sahibi ile ödeme yapılacak hesap sahibinin aynı kişi olduğundan emin olması gerekmektedir. Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği konuyla ilgili kimliği tespit edilen şüphelilerin yakalanması için geniş çaplı soruşturması sürdürüyor. Tunceli Emniyet Müdürlüğü olarak ilimiz genelinde suçun önlenmesi ve faillerinin yakalanmasına yönelik çalışmalarımız kararlılıkla sürdürülecektir" ifadelerine yer verildi.
Samsun Atık deriler yeniden ekonomiye kazandırılıyor Samsun’da sıfır atık kapsamında, çöpe gitme aşamasındaki deri ürünler değerlendirilerek çanta, giysi ve aksesuara dönüştürülüyor. İlkadım Belediyesi öncülüğünde yürütülen Sıfır Atık Projesi kapsamında, İlkadım Halk Eğitim Merkezi usta öğreticisi Çiğdem Erdoğan, kursiyerleri ile birlikte eskimiş ve atık duruma gelmiş deri ürünlere yeniden değer kazandırıyor. Mont ve giysilerden elde edilen deriler, kurtarılabilecek durumdaysa yeniden giysiye; değilse çanta, kadın aksesuarı ya da süs eşyasına dönüştürülüyor. Deri ile diğer atık malzemelerin birleştirilmesiyle ortaya çıkan ürünler, hem şıklığı hem de kaliteyi yansıtırken israfın da önüne geçiyor. Atık durumdaki deri malzemeleri değerlendirerek yeniden kullanıma sunduklarını belirten Çiğdem Erdoğan, "Ölmeye yüz tutmuş mesleklerden biri olan deri işlemeciliği, ilk çağlardan itibaren hayatımızda var. Sıfır Atık Projesi kapsamında biz de deri alanına katkı sunmak istedik. Kursiyerlerimizle birlikte parça derilerden günlük hayata uygun takılar, tokalar, giysiler, çantalar ve evde kullanılabilecek aksesuarlar ile tablolar ürettik. Deriyi, toz halinden ince ip formuna kadar farklı şekillerde değerlendirebiliyoruz. Dergi sayfalarından yararlanarak kalıplar oluşturduğumuz çantalar yaptık ve bu sayfaları deriyle bütünleştirdik. Eski deri ceketleri değerlendirdik. Kadınların giyim ve aksesuarda önem verdiği deri ürünlerle biz de katkı sunmak istedik" dedi. "Deri nemden etkilenip tamamen dökülmediyse geri dönüştürülebilir" Deri ürünlerin nemden etkilenmediği sürece geri dönüştürülebileceğini vurgulayan Erdoğan, "Geri dönüşümle yaptığımız çantaları daha önce bakanlıklara gönderdik ve çok beğenildi. Millet olarak el işçiliğine önem veriyoruz. Gönderdiğimiz kişilerden de olumlu geri dönüşler aldık. Önceden anneannelerimizin yaptığı ‘kırk yama’, günümüzde patchwork olarak bilinen teknikleri deride de uyguluyoruz. Yakaları çevirerek veya farklı aksesuarlarla değiştirerek yeni ürünler ortaya çıkarabiliyoruz. Mutlaka bir dönüşümü oluyor. Eğer deri nemden etkilenip tamamen dökülmemişse, bunu farklı aksesuarlara ya da tekrar giyilebilir ürünlere dönüştürebiliyoruz" diye konuştu. Atık derilerden üretilen ürünler, vatandaşlar tarafından da ilgi ve beğeniyle karşılanıyor.
Düzce Çiftçilere tarımsal destek ve zararlılarla mücadele eğitimi verildi DÜZCE(İHA) – Düzce’nin Yığılca ilçesinde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, çiftçilere zararlılarla mücadele, fındıkta gübreleme ve devlet destek projeleri hakkında önemli bilgiler aktarıldı. Yığılca ilçesine bağlı Redifler köyünde, Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından çiftçilere yönelik kapsamlı bir bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Tarımsal üretimin verimliliğini artırmak ve zararlılarla etkin mücadeleyi sağlamak amacıyla düzenlenen programda, üreticilere önemli konularda eğitim verildi. Toplantıda özellikle son yıllarda tarım alanlarında ciddi zarara yol açan sülük ve kahverengi kokarca zararlısına karşı alınması gereken önlemler detaylı şekilde anlatıldı. Uzman ekipler, zararlılarla mücadelede erken teşhisin ve doğru yöntemlerin önemine dikkat çekti. Fındık üreticilerinin yoğun ilgi gösterdiği eğitimde, fındıkta doğru gübreleme teknikleri hakkında da bilgi verildi. Toprak analizine dayalı gübreleme uygulamalarının hem verimi artırdığı hem de maliyetleri düşürdüğü vurgulandı. Bunun yanı sıra fındık bahçelerinde sıkça görülen kozalak akarıyla mücadele yöntemleri de çiftçilere aktarıldı. Program kapsamında devlet destekleri hakkında da bilgilendirme yapıldı. "Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi" ile küçükbaş hayvancılığın teşvik edilmesi hedeflenirken, "Örtü Altı Yetiştiriciliğinin Desteklenmesi" projeleriyle de seracılığın yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Yetkililer, bu desteklerden yararlanmak isteyen üreticilerin ilgili kurumlara başvurabileceğini belirtti.