SAĞLIK - 17 Temmuz 2025 Perşembe 10:17

Yaz aylarında çocuklarda epilepsi nöbetlerine dikkat

A
A
A
Yaz aylarında çocuklarda epilepsi nöbetlerine dikkat

Epilepsinin çocukluk döneminde en sık karşılaşılan nörolojik rahatsızlıklar arasında yer aldığını belirten Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Afshin Dezhakam, yaz aylarında nöbet sıklığında belirgin bir artış gözlemlendiğini ifade etti. Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, epilepsili çocukların yaz mevsiminde karşılaşabileceği riskleri ve alınması gereken önlemleri anlattı.


Medicana International İstanbul Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Afshin Dezhakam, "Yüksek sıcaklıklar, özellikle yüzde 60 üzerindeki nemle birleştiğinde vücutta terleme yoluyla belirgin sıvı ve mineral kaybına yol açar. Terleme yoluyla vücut tarafından kaybedilen sıvı, epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların metabolizma sürecini hızlandırabilir. Bu da ilacın kandaki terapötik düzeyinin altına düşmesine, dolayısıyla nöbet kontrolünün bozulmasına yol açabilir" dedi. Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Yaz tatili sırasında uyku düzeninin bozulması, epilepsi nöbetlerinin tetiklenmesinde etkili bir faktör olarak öne çıkar. Günde sadece 1-2 saat daha az uyumak bile çocuklarda nöronal hassasiyeti artırarak nöbetleri tetikleyebilir. Ekran başında (TV, tablet, telefon gibi) uzun süre vakit geçirmek, uyarıcı seviyesini yükselterek uykuya dalmayı zorlaştırır ve fotosensitif epilepsiye sahip çocuklarda doğrudan nöbetlerin tetiklenmesine yol açabilir" şeklinde konuştu.


Terleme epilepsi ilacının gücünü düşürebilir


Yaz döneminde acil servislere epileptik nöbet nedeniyle başvuru sayısında artış gözlenmekte olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Bu da daha önce fark edilmemiş epilepsilerin tanı almasına imkan tanır. Yazın başvuru artışını sadece sıcaklıkla değil, aynı zamanda rutinlerin bozulmasıyla da ilişkilendiriyoruz. Ailelerin tatil sürecinde nöbetleri daha yakından gözlemleme şansı oluyor. Tanı konulmuş çocuklarda ise ilacın düzenli kullanımı büyük önem taşır. Aşırı sıcak günlerde çocuk daha çok terliyorsa, hekim kontrolünde doz ayarlaması gerekebilir" dedi.


Günde en az 9 saat uyunmalı


Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Gündüz 12.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı, açık renkli ve pamuklu giysiler tercih edilmelidir. Günde kilogram başına en az 50 ml sıvı alımı hedeflenmelidir (Örneğin 20 kg bir çocuk için en az 1 litre). İlaçlar serin ortamda saklanmalı, rutin saatinde alınması sağlanmalı, tatil nedeniyle saat kaymalarına izin verilmemelidir. Uyku, mutlaka yaşa uygun sürede ve düzenli olmalı; 6-12 yaş çocuklar için günde en az 9 saat uyku önerilmektedir" şeklinde konuştu.


Ailelerin rolü hayati önem taşıyor


Nöbet anında yapılacaklar kadar yapılmaması gerekenlerin de önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Aileler hâlâ soğan koklatma, su dökme, çocuğun ağzını açmaya çalışma gibi yanlış uygulamalara başvurabiliyor. Bu tür müdahaleler çocuğa zarar verebilir. Doğru yaklaşım; çocuğu yan yatırmak, başını yana çevirerek hava yolunu açık tutmak ve nöbetin süresini takip etmektir. 5 dakikayı aşan nöbetlerde mutlaka 112 aranmalı ve hastaneye başvurulmalıdır" dedi.


İlaçların doz planlaması ve yapılacaklar önceden belirlenmeli


Epilepsi tanısı alan çocukların, kontrollü şekilde sosyal hayata ve eğitime katılabileceğine değinen Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Yalnız başına yüzme, yüksek riskli sporlar (boks, dövüş sporları, trambolin) önerilmez. Denizde veya havuzda mutlaka erişkin gözetiminde olunmalıdır. Lunapark gibi aşırı uyarıcı ortamlarda nöbet riski artabilir, bu nedenle dikkatli olunmalıdır. Çocukların güvenle tatil yapabilmesi için planlama öncesi mutlaka nöroloji uzmanıyla görüşülmeli, ilaçların taşınması, doz saatleri ve acil durumda yapılacaklar önceden planlanmalıdır" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum Erzurum’da deprem ve zemin zirvesi Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından ’Deprem ve zemin istişare’ toplantısı düzenlendi. Geniş katılımlı toplantıda, kentlerin planlanması sürecinde; yer seçimi, o alanlardaki afet, tehlike ve risklerin belirlenmesinin önemine vurgu yapıldı. Toplantıya Erzurum Valisi Aydın Baruş, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yer Bilimsel Etüt Daire Başkanı Dr. Ayşe Çağlayan, akademisyen ve konuyla ilgili kurumların yöneticileri katıldı. Açılış konuşmaları sonrası ’Deprem ve zemin istişare’ toplantısı akademisyen ve ilgili kurum yöneticilerinin sunumlarıyla devam etti. Afetlere dirençli yerleşim alanlarının seçimi Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yer Bilimsel Etüt Daire Başkanı Ayşe Çağlayan, Türkiye’nin jeolojik konumu sebebiyle başta depremler olmak üzere heyelan, kaya düşmesi, sel, taşkın, çığ gibi pek çok doğal afete maruz kaldığını belirterek, "Kentlerin planlanması sürecinde kentlerin kurulacağı yerlerin seçimi, planlanacak ve yapılaşmaya gidilecek alanlardaki afet, tehlike ve risklerin belirlenmesi, afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılmasının Bakanlığın öncelikli çalışmalarından birisidir. Afetlere dirençli yerleşim alanlarının seçiminde 2011 yılından bugüne kadar yaklaşık 2,5 milyon hektarlık alanda etütlerimizi tamamlamış ve güvenli alanlarda yapılaşmaya yön vermiş bulunmaktayız. Kentlerimizi dirençli hale getirmek için yaptığımız çalışmalardan bir tanesi de Erzurum’daydı. Bunu da Erzurum Büyükşehir Belediyemizle birlikte koordineli özel olarak yürüttük. Bu çalışmaları yaparken Palandöken, Uzundere, Aşkale, Pasinler, Yakutiye, Horasan ilçelerinde yaklaşık 13 bin 755 hektarlık alanda yerleşim uygunluk değerlendirmesini tamamladık ve bu alanlarımızda afet tehlikelerini belirlemiş olduk. Ayrıca yine 2023 depremleri sonrasında bu depremlerden etkilenen illerimizde de 200 bin hektarlık alanda bu çalışmaları bitirdik" şeklinde konuştu. "Binalarımızı da yaşamak için inşa etmek zorundayız" Erzurum Valisi Aydın Baruş, 2018-2022 yıllar arasında Malatya’da görev yaptığını ve 6 Şubat depremleri sonrası Malatya’yı ziyaret ettiğinde en çok hasar gören, yıkım gören bölgelerin zeminle uyumlu binaların yapılmadığı yerler olduğunu bizzat müşahede ettiğini dile getirerek, "Bu durma çok üzüldüm. Gerçekten biz bu çalışmaları önceden yapsaydık, zeminle bina ilişkisini sağlıklı bir şekilde kurabilseydik o alanlara sağlıklı binalar yapabilseydik bu şekilde hasar görmezdi. İçişleri Bakanlığımızın görevlendirilmesiyle Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde de bir süre görev yapma imkanı buldum. Orada özellikle sahayı inceleyerek depremin nerede daha fazla hasar verdiğini görme imkanı bulduk. Baktık ki ilçenin eskiden kurulduğu yerde yapılanlar eski bile olsa çok hasar görmemiş durumda. Ancak daha sonra şehrin genişleme alanlarında yapılan yerlerde zemin ve bina ilişki sağlıklı kurulmadığı için son derece ağır hasar almışlar. Basit bir gözlemle bunu anlayabiliyorsak, yapılacak bilimsel çalışmalarla konu derinliğine anlaşıldıktan sonra bina yapımının, inşaat çalışmalarının zeminle sağlıklı bir şekilde ilerlemesiyle depremden korkmamıza gerek yoktur. Deprem ülkemizin gerçeği. Onunla birlikte yaşamak zorundayız. Binalarımızı da yaşamak için inşa etmek zorundayız" dedi. "Dirençli şehirler kurmak, geleceğe güven bırakmaktır" Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Erzurum adına son derece hayati bir başlık etrafında bir araya geldiklerini vurgulayarak, "Yalnızca bir toplantı icra etmiyor; aynı zamanda geleceğimizi, şehirlerimizin güvenliğini ve evlatlarımızın yarınlarını konuşuyoruz. Bu buluşma, bir farkındalık zemini olduğu kadar, aynı zamanda bir sorumluluk çağrısıdır. Şunu açık yüreklilikle ifade etmek isterim ki; deprem, bu coğrafyanın bir gerçeğidir. Bizler bu gerçeği inkâr ederek değil, onu doğru okuyarak, bilimle anlayarak ve kararlılıkla yöneterek yol almak zorundayız. Şehirler, akılla, bilimle ve güçlü bir iradeyle inşa edilir. Erzurum Büyükşehir Belediyesi olarak göreve geldiğimiz ilk günden itibaren şunu esas aldık: "Dirençli şehirler kurmak, geleceğe güven bırakmaktır." Bu anlayışla hareket ederek, sadece üstyapıya değil, altyapıya; sadece bugüne değil, yarınlara yatırım yaptık. Bizler Erzurum’u sadece bugünün ihtiyaçlarına göre değil, yarının risklerine göre de hazırlıyoruz. Daha dirençli, daha güvenli ve daha yaşanabilir bir şehir için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu şehir bizim sevdamızdır. Bu sevda bizi durmadan çalışmaya, üretmeye ve geleceği sağlam temeller üzerine kurmaya sevk etmektedir" diye konuştu.
Gaziantep Yapılan iğne sonrası ölen Abdurrezzak Baysal’ın acılı annesi: "Hastanenin kapatılmasını istiyoruz" Gaziantep’te 3 yıl önce geçirdiği trafik kazasının ardından tedavi gördüğü Özel Bossan Hastanesi’nde vurulan iğne sonucu şüpheli şekilde hayatını kaybeden Abdurrezzak Baysal’ın ailesi duruşma sonrası açıklamada bulundu. Acılı anne Rabia Baysal, "Hastanenin kapatılmasını istiyoruz. Olayı gerçekleştiren hemşiren neden hala görevini yapıyor" dedi. Gaziantep’te 3 yıl önce geçirdiği trafik kazasının ardından tedavi gördüğü Özel Bossan Hastanesi’nde hayatını kaybeden Abdurrezzak Baysal’ın ölümüne ilişkin hastane çalışanlarının yargılandığı davanın 8’inci duruşması görüldü. Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya, maktulün ailesi, maktul avukatları ve sanıkların avukatı katıldı. Maktulün ailesi, suçluların en ağır cezayı almasını talep etti. "Hastanenin kapatılmasını istiyorum" Duruşmanın ardından açıklamada bulunan acılı anne Rabia Baysal, "Bu kişinin tutuklanmasını istiyorum. 4 yıldır adliye kapılarında gidip geliyorum. Hastanenin kapatılmasını istiyorum. Bu süreçten bir şey anlayabildik. Katilimiz hala dışarıda serbest şekilde dolaşıyor. Olayla ilgili ne hastaneden ne de karşı taraftan kimse gelip özür dilemedi, halimizi sormadı. Tek isteğim, katilin yakalanması ve tutuklanmasıdır. Onu görüp adaletin yerini bulduğunu bilmek istiyorum ki içim rahat etsin. 4 yıla yaklaşan bu süreçte sürekli ertelemeler yaşandı, önce 3 ay, ardından 4 ay denilerek dosya uzatıldı. Artık bu belirsizliğin sona ermesini ve sorumluların ortaya çıkarılmasını istiyorum" dedi. "Hemşire mesleğine devam ediyor" Olayı gerçekleştiren hemşirenin tutuklanmasını istediğini söyleyen teyze Nazmiye Tunç, "Olayın ilk günden itibaren nasıl gerçekleştiği ortadayken sürecin neden bu kadar uzadığını anlamıyorum. Tek isteğim, adaletin yerini bulmasıdır. Gerçekler bu kadar açıkken, yapılanın bilinçli olduğu ortadayken ilgili hemşirenin hala dışarıda olmasını kabul edemiyorum. Buna bir anlam veremiyoruz. Bu şekilde devam ederse gerçekten çok üzülmeye devam edeceğiz. Biz adalete güveniyoruz. Adalet arkamızda olduğu sürece böyle bir durumun yaşanmasını istemiyoruz. Buna rağmen neden gereken hassasiyet gösterilmiyor, bunu anlayamıyoruz. Mahkemeye geliyoruz, sürekli erteleme kararları veriliyor. Gerçekten çok zor durumdayız, çok perişanız. Özellikle o kişiyi, o hemşireyi dışarıda görmek bizi daha da yaralıyor. Hala çalışıyor olması ve insanların ona güvenmeye devam etmesi bizi derinden üzüyor. Böyle bir durumda nasıl görevine devam edebildiğini anlamıyoruz. Yetkililerden tek beklentimiz, sorumluların tutuklanması ve adaletin sağlanmasıdır. Bu süreçte bizim de biraz olsun içimizin rahatlatılmasını istiyoruz" diye konuştu. Duruşma ertelendi Mahkeme heyeti, olayda yapılan iğnenin tıbben gerekli bir işlem olup olmadığının ve uygulanmaması gerekip gerekmediğinin İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sorulmasına karar verdi. Heyet ayrıca, bu olayda hangi tıbbi işlemlerin yapılması gerektiği ile hastanenin doğru ve uygun müdahalede bulunup bulunmadığının da Adli Tıp tarafından değerlendirilmesini istedi. Söz konusu soruların yanıtlanması için dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesine hükmeden mahkeme, davayı ileri bir tarihe erteledi. Olayın geçmişi Olay, Gaziantep’te bulunan Özel Bossan Hastanesi’nde yaşandı. İddiaya göre, 3 yıl önce trafik kazası nedeniyle hastaneye kaldırılan Abdurrezzak Baysal, bilinci açık şekilde tedavi altına alındı. Sadece dizinden yaralanan ve ayağına platin takılan Baysal’ın genel sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi. Yoğun bakım ünitesinde takip edilen hasta, yakınları tarafından düzenli olarak ziyaret ediliyordu. Ancak hasta, bir hemşire ile yaşadığı tartışmanın ardından kas gevşetici olduğu öne sürülen başka bir hastaya ait bir ilacın enjekte edilmesi sonucu hayatını kaybetti. Önceki duruşmalarda dinlenen tanıklar, Baysal’ın şırınga yapıldıktan sonra hayatını kaybettiğini iddia etmişti.