SPOR - 23 Şubat 2026 Pazartesi 09:32

Kayserispor 2026’nın ilk galibiyetini aldı

A
A
A
Kayserispor 2026’nın ilk galibiyetini aldı

Süper Lig ekiplerinden Kayserispor, 2026 yılındaki ilk galibiyetini aldı.


Süper Lig’de iyi günler geçirmeyen Kayserispor; 2026 yılında oynadığı müsabakalarda ilk kez galip gelen taraf oldu. Ligin ikinci yarısında oynadığı maçlarda 4 mağlubiyet, 1 beraberlik alan Kayserispor, sahasında galibiyet hasretine son verdi. Sahasında oynadığı Antalyaspor müsabakasını 1-0 tamamlayan Kayserispor, 5 maç aradan sonra hanesine 3 puanı yazdırdı.


Kayserispor ligin ikinci yarısında oynadı Beşiktaş, Başakşehir, Galatasaray ve Kocaelispor maçlarını kaybederken Göztepe ile de berabere kalmıştı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Diyetisyen Deniz Mutluer: "Lipödeme karşı Akdeniz tipi beslenin" Eskişehir Özel Ümit Vişnelik Hastanesi Diyetisyeni Deniz Mutluer, "Lipodem, özellikle bacaklarda yağlanma ve ödemle ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Akdeniz tipi ve ketojenik beslenme tedaviyi desteklerken, rafine şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır" dedi. Diyetisyen Deniz Mutluer, özellikle kadınlarda sık görülen lipodem hastalığına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Lipodemin genellikle bacaklarda belirgin yağlanma ve ödemle ortaya çıkan kronik inflamatuvar bir hastalık olduğunu belirten Diyetisyen Mutluer, beslenmenin hastalığın yönetiminde kritik rol oynadığını ifade etti. Hastalıkta temel hedefin vücuttaki inflamasyonu azaltmak olduğuna dikkat çeken Mutluer, doğru beslenme planının tedavi sürecini nasıl desteklediğini anlattı. "Doğru beslenme inflamasyonu azaltıyor" Akdeniz diyetinin lipodemli bireyler için önemli bir beslenme modeli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Deniz Mutluer, "Zeytinyağı, omega-3 yağ asitleri, taze sebze ve meyveler, kurubaklagiller ve lif açısından zengin olan Akdeniz tipi beslenme, inflamasyon belirteçlerinin azalmasına yardımcı olur. Ketojenik beslenme de düşük karbonhidrat ve yüksek sağlıklı yağ içeriği sayesinde vücutta ketozis sürecini başlatır. Bu durumun yağ yakımını destekler ve inflamatuvar sürecin azaltılmasında etkili olabilir" şeklinde konuştu. Bu besinlerden uzak durulmalı Lipodemi olan bireylerin özellikle rafine şeker, alkol, paketli ve işlenmiş gıdalar ile aşırı tuz tüketiminden kaçınması gerektiğini belirten Diyetisyen Mutluer, kişiye özel planlanan bir beslenme programının hastalığın kontrol altına alınmasında önemli bir destekleyici unsur olduğunu vurguladı. Mutluer, sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı: "Lipodemin erken dönemde fark edilmesi, hastalığın ilerlemesini kontrol altına almak açısından son derece önemli. Bu süreç yalnızca beslenmeyle değil; hekim, diyetisyen ve gerektiğinde fizyoterapist iş birliğiyle yürütülmelidir. Multidisipliner bir yaklaşımla inflamasyonun azaltılması, ödemin kontrol altına alınması ve kilo yönetiminin sağlanması mümkündür. Doğru planlama yapıldığında hastalarımızın ağrı şikâyetleri azalır, hareket kabiliyetleri artar ve günlük yaşam kalitelerinde belirgin bir iyileşme sağlanır."
Diyarbakır Kaymaz: ’’Bağımlılıkla mücadelede cami görevlileri ve dernekleri aktif rol almalı’’ Erdemliler Hareketi Derneği Diyarbakır Temsilcisi Atilla Kaymaz, Diyanet İşleri Başkanlığının, insanın dini hayatının sadece ibadet hizmeti olarak değil, hayata dokunan bir toplumsal güven ve iyilik modeli olarak yeniden düşünmek zorunda olduğunu belirterek, ‘’Özellikle uyuşturucu ve bağımlılıklarla mücadelede, cami görevlileri ve cami dernekleri ‘seyirci’ değil, ilgili kurumlarla koordineli biçimde aktif rol alan bir yapıya kavuşmalıdır’’ dedi. Kaymaz, Diyanet İşler Başkanlığının insanın dini hayatının sadece ibadet hizmeti olarak değerlendirmemesi gerektiğini söyledi. Bugüne kadar 657 çerçevesine sıkışan görev tanımının, sahada karşılığı olan, mahalleyi kuşatan, insanın derdiyle temas eden bir yapıya evrilmesi gerektiğini vurgulayan Kaymaz, ’’Anadolu dindarlığının en belirgin özelliği, vücut bulduğu yerde huzur, güven ve dayanışma üretmesidir. Tarihte tekkeler ve irfan ocakları bunun örneğiydi, yetim, yoksul, garip gözetilir, mahallede adalet duygusu canlı tutulurdu. Bugün ise on binlerce camimiz olmasına rağmen, cami ile hayat arasında yer yer kopukluk oluşmuştur. Caminin yanı başında bağımlılıkla zayıflayan bir genç varsa ve bu durum caminin gündemine girmiyorsa, o caminin topluma söyleyecek sözü zayıflar. Bu nedenle özellikle uyuşturucu ve bağımlılıklarla mücadelede, cami görevlileri ve cami dernekleri ‘seyirci’ değil, ilgili kurumlarla koordineli biçimde aktif rol alan bir yapıya kavuşmalıdır. Yeni çağın sorunları, yalnızca güzel tilavet veya diploma ile yönetilemez. Din görevlisinin, temel pedagojik yaklaşım, aile-ergen iletişimi, kriz anında yönlendirme, ilk yardım bilgisi, mahallenin sosyolojisini okuyabilme gibi alanlarda desteklenmesi gerekir. Cami merkezli yeni model eğitim ve rehberlik, hane ziyaretleri ve gönül bağı, gençlik ve spor çalışmaları, şeffaf sosyal dayanışma, suç ve risk analizi, üniversite ve kurum iş birlikleri başlıklarında planlı ve ölçülebilir bir sisteme dönüşmelidir. Bu iş, kişisel gayretlere bırakılmamalı, programlanmalı, denetlenmeli ve toplumsal etki üzerinden performans ölçülmelidir. Elbette bugün bu bağı kuran, mahallesine dokunan, gençleri sahiplenen nice din görevlimiz var, hepsine yürekten teşekkür ediyoruz. Ancak mesele ‘tek tek güzel örnekler’ değil, bu örnekleri kurumsal bir modele dönüştürmektir. Böyle bir model hayata geçtiğinde, mahalle ölçeğinde güvenin artması, bağımlılık ve suç riskinin azalması, gençlerde aidiyetin güçlenmesi ve devlet-millet bağının sağlamlaşması mümkün olacaktır. Cami çevresi yeniden huzurun, sevginin, muhabbetin merkezine dönüşebilir; yeter ki cami ile hayat arasındaki mesafeyi kapatacak cesur ve sahici adımlar atalım’’ diye konuştu.
Aksaray Aksaray’da korkutan obruk tehlikesi: 9’u büyük 86 obruk var Son yıllarda İç Anadolu Bölgesi’nde Konya Ovası başta olmak üzere Aksaray’da da oluşmaya başlayan obruklar bölgede tedirginliğe neden olurken, yapılan incelemelerde Aksaray genelinde 9’u büyük toplam 86 obruk tespit edildi. Uzmanlar, yeraltı sularının çekilmeye devam etmesiyle birlikte obrukların yerleşim yerlerine kadar gelebileceğini belirtiyor. Nüfusunun yüzde 80’inin tarım ve hayvancılıktan geçimini sağladığı Aksaray’da son yıllarda yağışların azalmasıyla birlikte kuraklık artarken, obruk tehlikesi de tedirgin ediyor. Tarımsal üretimde Türkiye’de birçok üründe ilk 10’a giren Aksaray’da 5 bini ruhsatlı 15 bini kaçak toplam 20 bin civarında su kuyusu bulunuyor. Eskiden yüzeye çok yakın seviyelerden çıkan yeraltı suyu ise her geçen gün daha derine iniyor. "Obruklar yerleşim yerlerine kadar gelir" Konuyla ilgili açıklama yapan Jeoloji Mühendisleri Odası Aksaray İl Temsilcisi Jeoloji Mühendisi Tayfun Aydın, kuraklıkla birlikte yeraltı su kaynaklarının tam anlamıyla beslenemediğini belirtti. Su çekilmeleriyle birlikte obruk oluşumlarının bitirilemeyeceğine vurgu yapan Aydın, alınacak önlemlerle obrukları durdurma şansı olduğunu ifade ederek, "Obruk oluşumu Sultanhanı ve Eskil gibi arazilerde yeraltı su seviyesinin çekilmesiyle birlikte örtü tabakanın düşmesi sonucunda oluşan çukurlardır. Bölgemizde 5 bini ruhsatlı 15 bini kaçak 20 bin civarında su kuyusu var. Yeraltı suları çekiliyor ve dolayısıyla obruklar oluşuyor. Aksaray yöresinde 86 civarında obruk oluşumu tespit edildi. Bunun 8 veya 9 tanesi çok büyük obruklar. Eğer ki bu şekilde su çekilmeye devam ederse obruk oluşumları çoğalacak ve yerleşim yerlerine doğru gelecektir, çok büyük tehlike arz etmektedir. Bu kuraklık ve iklim değişikliğine bağlı olarak zaten yağmurlar da az olduğu için su kullanımı denetim altına alınarak bir önlem getirilmelidir. Yoksa obrukların oluşması devam edecek, bu obruk oluşumlarını bitiremeyiz ancak durdurma şansımız var. Allah korusun yerleşim yerlerine girerse can kayıpları olur. Onun için yetkililer şu anda bunu gözlemliyor, denetim altında" dedi.