TEKNOLOJİ - 03 Nisan 2026 Cuma 10:44

TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Kayseri Bölge Yarışması’nı kazananlar belli oldu

A
A
A
TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Kayseri Bölge Yarışması’nı kazananlar belli oldu

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı tarafından Erciyes Üniversitesi (ERÜ) ev sahipliğinde düzenlenen 20. TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Kayseri Bölge Yarışması’nın ödül töreni gerçekleştirildi.


Kültür Sitesi’nde düzenlenen etkinliğe; Kayseri Vali Yardımcısı Mehmet Türköz, Niğde Vali Yardımcısı Baha Büyükkaymakçı, ERÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Özkan, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, Sivas İl Milli Eğitim Müdürü Fatih Erdoğan, Niğde İl Milli Eğitim Müdürü Elif Özbek, Kayseri Bölge Koordinatörü Prof. Dr. Emel Kızılkaya Aydoğan ilçe milli eğitim müdürleri, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. Törende konuşan Kayseri Vali Yardımcısı Mehmet Türköz, yarışmaya katılan öğrenciler tebrik etderek; "Okuyacağız. Çok okuyacağız. Okuduğumuzu anlayacağız. Düşüneceğiz, sorgulayacağız. Bizim buna ihtiyacımız var" dedi. Niğde Vali Yardımcısı Baha Büyükkaymakçı da konuşmasında bilim yolculuğunda öğrencilerin her zaman destekçileri olduklarını belirterek; "Sevgili öğrenciler, gösterdiğiniz azim, merak ve üretkenlik her türlü taklidi üzerindedir. Bilimsel başarı süreçte kazanılan deneyimle başlar. Bu deneyimleri erken yaşta kazanmış olmanız bilim yolunda attığınız bu adımlar sizlerin eğitim yolculuğunu çok daha ileri götürecektir. Bu yolculukta düşünmeyi, üretmeyi, bilim yolunda var olmayı tercih ettiğiniz için sizleri gönülden tebrik ediyorum" diye konuştu. ERÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Özkan ise yaptığı konuşmada öğrencileri ERÜ kampüsünde misafir etmekten dolayı mutlu olduklarını söyledi. Erciyes Üniversitesi’nin ciddi başarılar elde eden bir üniversite olduğunun altını çizen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özkan, şunları kaydetti;


"Bizler diyoruz ki; bilimin yolu Erciyes’ten geçer. Bu yolda sizinle karşılaşmaktan dolayı gururluyuz, mutluyuz. İnşallah üniversite hayatınızda da yine Erciyes Üniversitesi’nde sizler ile birlikte olmaktan gurur duyacağımızı ifade etmek istiyorum. Çünkü Erciyes Üniversitesi, ciddi başarılar elde etmiş bir üniversitedir. Üniversite olarak bilim hayatına yön veren çalışmalarımız var. Burada Türkiye’de, dünyada ses getiren çalışmalar ortaya konuldu. Bu anlamda da bugün çıktığınız yolculuğa çıktığınız bilim hayatınızdaki projelerinizde inşallah ileride bizimle birlikte veya diğer üniversitelerle birlikte yeni projeler ile katkı sağlayacağınıza yürekten inanıyorum."


Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın da etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, öğrencileri tebrik etti. Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, Sivas İl Milli Eğitim Müdürü Fatih Erdoğan, Niğde İl Milli Eğitim Müdürü Elif Özbek de birer konuşma yaparak, yarışmaya katılan öğrencileri kutladı. Kayseri Bölge Koordinatörü Prof. Dr. Emel Kızılkaya Aydoğan ise konuşmasında yarışmaya desteklerinden dolayı ERÜ yönetimine teşekkür ederek, "Bir projeye emek vermek, bir fikri sonuna kadar taşımak, vazgeçmemek, işte bunlar hayatın en büyük kazanımlarıdır. Çünkü bilim sadece alkış alanların değil, denemeye devam edenlerin yoludur. Belki bu salonda oturan bir öğrenci yarın dünyada bir ilke imza atacak. Belki biriniz insanlığın en büyük sorunlarından birine çözüm bulacaksınız. Belki de en önemlisi biriniz başka bir çocuğun ‘Ben de yapabilirim’ demesine vesile olacaksınız" şeklinde konuştu.


Konuşmaların ardından 10 alanda 100 proje arasında dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi.



TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Kayseri Bölge Yarışması’nı kazananlar belli oldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Kepez’de Akdeniz Üniversitesi mezunu genç sanatçıların objektifinden hayat sergisi Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nün geleneksel hale gelen karma fotoğraf sergisi, Dokumaparak Modern Sanatlar Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu. Serginin açılışında konuşan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Genç sanatçılarımızın bu üretimleri, sanatın aynı zamanda düşünmek ve anlamak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bu şehirde sanat üreten, düşünen ve sorgulayan her gencin yanında yanındayız" dedi. Kepez Belediyesi’nin Dokumapark Modern Sanatlar Galerisi, 10 Nisan tarihlerine kadar çok anlamlı bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nün geleneksel karma sergisi, bu yıl 20. dönem mezunlarının çalışmalarını sanatseverlerle buluşturdu. Kasım 2025’te hayatını kaybeden fotoğraf bölümü öğrencisi Ömer Özer’in eserlerinin de sergilenmesi, sergiye ayrı bir anlam ve duygusal derinlik kattı. Serginin açılışına Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Özlenen Özkan, İbradı Belediye Başkanı Hatice Sekmen, AÜ.Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Semih Büyükkol ve Akdeniz Üniversitesi öğrencileri katıldı. "Her kare bir duygu" Serginin açılışında konuşan Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Semih Büyükkol, serginin her yıl düzenli olarak gerçekleştirildiğini belirterek, bu yılki seçkinin mezun öğrencilerin özgün çalışmalarından oluştuğunu ifade etti. Fotoğrafın yalnızca bir görüntü kaydetmekten ibaret olmadığını vurgulayan Büyükkol, her karenin bir duyguyu, bir hikayeyi ve çoğu zaman görünmeyeni görünür kılma çabasını yansıttığını dile getirdi. Sergide yer alan eserlerin önemli bir kısmının Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ormana Köyü’nde gerçekleştirilen teknik gezi sırasında üretildiğini belirtti. "Sanat düşünmek ve anlamaktır" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ise konuşmasında, geçmişin izleriyle geleceğin imkanlarını aynı çatı altında buluşturan bu serginin önemine dikkat çekti. Serginin Dokumapark gibi özel bir mekanda düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Kocagöz, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nün 20. dönem mezunlarını ve emeği geçen herkesi tebrik etti. Sergide yer alan çalışmaların İbradı Ormana’nın düğmeli evlerinden günümüz teknolojisinin sunduğu yeni anlatım biçimlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını belirten Başkan Kocagöz, her bir karede bir bakış açısı, bir yorum ve bir arayışın hissedildiğini ifade etti. Genç sanatçıların üretimlerinin, sanatın aynı zamanda düşünmek ve anlamak olduğunu hatırlattığını vurgulayan Başkan Kocagöz, serginin bir vefa duygusunu da barındırdığını belirterek Ömer Özer’i rahmetle andı. Sanat üreten gençlerin her zaman yanında olacaklarını ifade eden Kocagöz, katkı sunan herkese teşekkür ederek mezun öğrencilere başarılar diledi. "Sanat ve edebiyat daha çok desteklenmeli" Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan da konuşmasında, sanatın insan hayatındaki yerinin her geçen gün daha da önemli hale geldiğine dikkat çekti. Günlük hayatın yoğun temposu içinde sanatın bireye nefes aldıran, onu durup düşünmeye sevk eden özel bir alan açtığını belirten Özkan, sergide yer alan eserlerin bu anlamda büyük bir değer taşıdığını ifade etti. Fotoğrafın yalnızca bir kare değil; aynı zamanda bir tanıklık, bir duygunun yansıması ve bir kentin hafızası olduğunu vurgulayan Özkan, öğrencilerin ortaya koyduğu çalışmaların bu yönüyle dikkat çekici olduğunu söyledi. Üniversitelerin farklı düşüncelerin, renklerin ve bakış açılarının bir araya geldiği yerler olduğunu dile getiren Özkan, genç sanatçıların üretimlerinin bu çeşitliliği yansıttığını belirtti. Özellikle İbradı’nın Ormana Köyü’nde gerçekleştirilen çalışmaların hem kültürel mirası hem de yerel dokuyu görünür kıldığını ifade etti. Günümüzde sanat ve edebiyatın daha fazla desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Özkan, bu tür etkinliklerin toplumun estetik ve düşünsel gelişimine katkı sunduğunu söyledi. Sergideki her eserin ayrı bir emek, sabır ve dikkat gerektirdiğini belirterek, gençlerin üretimlerinin sadece sanatsal değil, aynı zamanda düşünsel bir derinlik taşıdığını dile getirdi. Özkan, konuşmasının sonunda sanata verdiği destekten dolayı Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ve sergiye emeği geçen herkese teşekkür etti. Açılış konuşmalarının ardından, hayatını kaybeden öğrenci Ömer Özer anısına hazırlanan başarı belgesi ve plaket, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz tarafından ailesine takdim edildi. Açılışta ayrıca, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan da, sanata verdiği desteklerinden dolayı Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’e teşekkür ederek, plaket takdiminde bulundu. Kurdele kesimiyle kapılarını açan sergi, 10 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek.
Antalya Akciğer kanserinde ölüm oranı ürkütüyor: "20 yıl sigara içenler taramadan geçmeli" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserinin hem dünyada hem de Türkiye’de kanser kaynaklı ölümler arasında ilk sırada yer aldığını belirterek, özellikle uzun yıllar sigara kullanan kişilerin taramadan geçmesinin hayati önem taşıdığını söyledi. Akciğer kanserinde erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Kıyık, "Yaklaşık 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içmiş, 50 ila 77 yaş arasındaki kişiler risk grubunda yer alıyor. Bu kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi çekildiğinde, 100 kişiden 4’ünde erken evrede akciğer kanseri teşhisi koyabiliyoruz" dedi. Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya’da bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserine ilişkin açıklamalar yaptı. Hastalığın görülme sıklığı ve ölüm oranlarının ürkütücü boyutta olduğunu ifade eden Kıyık, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon akciğer kanseri vakası görüldüğünü, bunların 1 milyon 800 bininin ölümle sonuçlandığını belirtti. Türkiye’de ise yılda 50 bin yeni akciğer kanseri vakasının tespit edildiğini, bunların 35 bininin hayatını kaybettiğini kaydetti. "Akciğer kanseri ölüm sırasında birinci sırada" Akciğer kanserinin tüm dünyada ve Türkiye’de kanserler arasında ölüm sırasında ilk sırada bulunduğunu dile getiren Kıyık, taramanın temel amacının hastalığı oluşmadan önlemek ve erken evrede yakalamak olduğunu söyledi. Kıyık, "Dünyada yılda iki buçuk milyon akciğer kanseri görülüyor ve maalesef bunların 1 milyon 800 bin kişisi hayatını kaybediyor. Türkiye’ye gelecek olursak yılda 50 bin yeni akciğer kanseri görülüyor ve bunların 35 bini hayatını kaybediyor. Akciğer kanseri maalesef tüm dünyada ve Türkiye’de kanserler içerisinde ölüm sırasında birinci sırada yer alıyor" ifadelerini kullandı. Bir yanda koruyucu hekimliğin, diğer yanda tedavi edici hekimliğin bulunduğunu hatırlatan Kıyık, akciğer kanseri taramasının koruyucu hekimlik açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekti. Risk grubunu anlattı Tarama yapılacak grupların belirli kriterlere göre seçildiğini belirten Kıyık, "Biz hekimler akciğer kanserinde taramayı şu amaçla yapıyoruz. Bir koruyucu hekimlik var, bir de tedavi edici hekimlik var. Koruyucu önlemlerden bir tanesi de kişi akciğer kanseri olmasın diye akciğer kanseri taraması yapılmasıdır. Risk gruplarını önce belirliyoruz. Yaklaşık olarak 20 yıl günde bir paket sigara içmiş bir insan 50 ila 77 yaş arasındaysa, akciğer kanserinin en fazla görülme yaşları bu yaş grupları oluyor" dedi. Bu yaş grubunda yer alan ve uzun süre sigara kullanan kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi önerildiğini söyleyen Kıyık, bunun hem radyasyon maruziyetini azalttığını hem de kanser vakalarının başlangıç aşamasında tespit edilmesine imkan sağladığını kaydetti. Kıyık, "Bu yaş grubunda sigara içen insanlara düşük doz bilgisayarlı tomografi çektiriyoruz. Yani hem radyasyonundan korumuş oluyoruz hem de akciğer kanseri varsa bir başlangıç halinde yakalayıp onu bertaraf etmek istiyoruz. Hem de ikinci bir uyarı da o hastamızla, sigara içen kişiyle yüz yüze geldiğimiz zaman şunu anlatıyoruz; içtiğiniz sigara risk doğuruyor, sizi bunun için tarıyoruz. Belki onu sigarayı bırakması için de yardımcı bir gerekçe olmuş oluyor" diye konuştu. "100 kişiden 4’üne erken evrede teşhis konuyor" Tarama programlarının yalnızca kanseri değil, sigaranın yol açtığı diğer akciğer hastalıklarını da ortaya çıkarabildiğine işaret eden Kıyık, erken tanının çok yönlü fayda sağladığını söyledi. Kıyık, "Bu tarama yapıldığında 100 kişiden 4 kişiye erken evrede akciğer kanseri teşhisi konuyor. Ayrıca başka bir akciğer hastalığı varsa, kanser dışında onlar da ortaya çıkarılmış oluyor. Kişi başlangıç aşamasında bir enfeksiyonla karşı karşıya olabilir. İçtiği sigarayla maruz kaldığı başka bir hastalık, KOAH, interstisyel akciğer hastalığı gibi diğer hastalıklar da oluşuyor olabilir. Bunlar da önlenmiş oluyor" dedi. "Arabalarını bakıma götürdükleri gibi kendileri de gelsinler" Tarama sisteminin yaygınlaşmasının önemine değinen Kıyık, sigara kullanan vatandaşların sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Kıyık, "Artık Avrupa’da ve Amerika’da olan akciğer kanseri taramasının bizde de rutin olarak başlaması gerekiyor. Ama diyelim ki şu anda yok, bizim uyarımız sigara içen insanlara bir, sigarayı bırakmaları; iki, eğer sigara içiyorlarsa, bu yaş grubundaysalar, 50-77 yaş arasındaysalar, 20 yıldır sigara içmişlerse nasıl arabalarını yılda bir yahut da 10 bin kilometre, 15 bin kilometrede bir bakıma götürüyorlarsa, kendileri de buyursunlar gelsinler. Zaten devletimizin de sigara bırakma polikliniği hizmeti var. Hem o hizmeti almış olurlar hem de kendi sağlıkları için bir taramadan geçmiş olurlar" ifadelerini kullandı. Genç yaşta sigaraya başlayanlar için ayrı uyarı Türkiye’nin genç yaşta sigaraya başlama oranında öne çıkan ülkeler arasında bulunduğunu belirten Dr. Murat Kıyık, Rusya, Sırbistan ve Macaristan gibi ülkelerde de benzer bir tablo görüldüğünü söyledi. Sigaraya ne kadar erken başlanırsa riskin o kadar arttığını vurgulayan Kıyık, tarama yaş aralığının ortalama veriler üzerinden belirlendiğini ancak daha genç yaşta sigaraya başlayanların da ciddi risk altında olduğunu ifade etti. Kıyık, "Bütün dünyada bazı ülkelerde, özellikle bizim Türkiye, genç yaşta sigaraya başlama konusunda hemen hemen birinci sırada geliyor. Bizim gibi ülkeler var; Rusya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerde de erken yaşta sigaraya başlama söz konusu. Onun için ne kadar erken başlanıyorsa sigaraya, riski o kadar artıyor. Aslında biz 50-77 diyoruz ama bunlar ortalama yaşlar. Kişi 15 yaşında bir paket sigara içmeye başlamışsa, 20 yıl içince 35 yaşına gelmiş oluyor. Aynı riski o da taşıyor aslında" dedi. "14 yaşında başlamıştı, 34 yaşında kaybettik" Genç yaşta sigaraya başlamanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğine ilişkin örnek de paylaşan Kıyık, çok genç akciğer kanseri hastalarıyla karşılaştıklarını söyledi. Kıyık, "Tarama grubu olarak 50-77 yaş arası grubu söylemiş isek de erken yaşta sigaraya başlayanlar dikkatli olmalı. Çünkü bizim çok genç akciğer kanser hastalarımız var. Hatta öyle ki, bir hastamın oğlu akciğer kanseriydi. Baba hala yaşıyor. Oğlunu 34 yaşında kaybettik. 14 yaşında sigaraya başlamıştı. Maalesef 3 yıl yaşadıktan sonra kaybettik" ifadelerine yer verdi. "Pulmoner emboli sessiz ölüme yol açabiliyor" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nuri Tutar da akciğer damarına pıhtı atmasının, tıptaki adıyla pulmoner embolinin, çoğu zaman kalp krizi ile karıştırılabilen ve ani ölümlere yol açabilen ciddi bir tablo olduğuna dikkat çekti. Pulmoner embolide en kritik noktanın hastalıktan şüphelenmek olduğunu vurgulayan Tutar, göğüs ağrısı, öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgam gibi belirtilerle ortaya çıkabilen tablonun hayati risk taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Tutar, "Akciğer damarına pıhtı atması özellikle sessiz ölüme yol açan bir durumdur. Aslında bilmediğimiz durumlarda, herkes kalp krizi geçirdiğini hissederken bunun sebebi pulmoner emboli olabilir. Aynı şekilde göğüs ağrısı yapar ve göğüs ağrısı sonucunda da hastalarda öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgamla bize gelebilir. Göğüs ağrısının sebebi, akciğer damarına pıhtı atmasından kaynaklanabilir" dedi. Uzun yolculuk ve hareketsizlik uyarısı Pulmoner embolinin özellikle uzun süre hareketsiz kalan kişilerde daha sık görülebildiğini belirten Tutar, pıhtının çoğunlukla bacak toplardamarlarında oluştuğunu, ardından akciğer damarına ilerleyerek damarlanmayı bozduğunu ifade etti. Tutar, "Bu özellikle uzun süreli yolculukta, hareketsiz kalmış bireylerde oluşabilir. Bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşur. Ondan sonrasında bu pıhtı akciğer damarına atar ve akciğerin damarlanmasını bozar. Bundan sonrasında biz sıklıkla kan sulandırıcı tedaviler kullanırız ve buna göre kan sulandırıcı tedavilerle hastalığı tedavi etmeye çalışırız. Burada en önemli şey, hastalıktan şüphelenmektir" diye konuştu. "Kalp krizi sanıldı, pulmoner emboli çıktı" Yakın zamanda üniversitede yaşanan bir vakayı örnek gösteren Prof. Dr. Tutar, pulmoner embolinin sinsi ve ölümcül seyredebildiğini anlattı. Tutar, "Çok yakın zamanda bizim üniversitemizde bir onkoloğun eşi göğüs ağrısıyla kırklı yaşlarda acile başvurdu ve kalp krizi şüphesiyle hemen anjiyo yapıldı. Ancak akciğer damarına pıhtı atmıştı ve hasta kaybedildi" ifadelerini kullandı. İki saat mola önerisi Özellikle uzun yolculuk yapanların, hareketsiz kalanların ve doğum kontrol hapı kullanan kadınların risk altında olduğuna işaret eden Tutar, korunma açısından basit ama etkili önlemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Tutar, "Doğal olarak özellikle uzun yolculuklarda iki saatte bir mola vermek gerekir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar da risk altındadır. Bu açıdan dikkat edilmesi gerekir" dedi.
İstanbul Yükseköğretimde dönüşüm BAU’da düzenlenen çalıştayda konuşuldu Yükseköğretimde lisans eğitimi sürelerinde değişiklik, kontenjanlarda güncelleme, staj yerine uygulamalı eğitim, sektörlerin insan kaynağı ihtiyacı olan programların açılması gibi gündemde olan konular Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlenen Yükseköğretimde Dönüşüm Çalıştayı’nda konuşuldu. Yükseköğretimde mevcut durum, stratejik hedefler ve dönüşüm, Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleşen çalıştayda masaya yatırıldı. BAU Campus’de gerçekleşen Yükseköğretimde Dönüşüm Çalıştayı’na, YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Erol Arcaklıoğlu, Almanya’nın Kassel Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ulrich Teichler, Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Prof. Dr. Atilla Arkan, Prof. Dr. Nafiz Arıca, akademisyenler ve akreditasyon kuruluşlarının temsilcileri katıldı. YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Erol Arcaklıoğlu, açılış konuşmasında, 2030’a Doğru Türk Yükseköğretim Vizyonu kapsamında atılan adımlar hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Yükseköğretim sistemlerinin yalnızca kendi iç dinamikleri üzerinden değil, küresel eğilimler doğrultusunda yeniden şekillendiğini belirten Arcaklıoğlu, dünyada yükseköğretime devam eden 250 milyon öğrenci sayısının 2040’lı yıllarda 600 milyona ulaşacağının öngörüldüğünü söyledi. Arcaklıoğlu, bu büyümenin yükseköğretimi sadece erişim açısından değil kalite, sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve kapsayıcılık bakımından da yeniden ele almayı zorunlu kıldığını, Türkiye’nin de bu dönüşüme kayıtsız kalmadan dünyanın önde gelen ülkeleriyle rekabet edecek şekilde bir sistem inşasına başladığını vurguladı. "Sadece bilgi aktaran değil uygulamaya önem veren eğitim" Prof. Dr. Arcaklıoğlu, 2030’a Doğru Türk Yükseköğretim Vizyonu’nda üniversiteler için ortaya konan dört ana başlığın "Kalite odaklı süreç yönetimi ve liderlik", "Dijital dönüşüm ve veriye dayalı yönetim", "Ulusal ve uluslararası görünürlük" ve "Girişimci ve yenilikçi üniversite anlayışı olduğuna dikkat çekti. Günümüzde üniversitelerin başarısının artık kontenjan doluluk oranlarıyla değil mezunlarının iş dünyasına geçiş süreleri, sektörel uyum düzeyleri, araştırma kapasitesi ve toplumsal katkılarıyla birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Arcaklıoğlu, "Artık, yükseköğretimde öğrencilere verilen bilgi kadar bu bilgiyi öğrencinin uygulamada ne kadar pratik anlamda kullanabildiği, yeni konulara uyarlayabildiği konusu önem kazanmıştır" dedi. Kısa süreli staj yerine uygulamalı eğitim hedefi Müfredatta sadeleştirme çalışmasına başlandığını belirten Arcaklıoğlu, kontenjan planlamasının ise günübirlik ihtiyaçlara göre değil programların iş gücü piyasasıyla ilişkisi, eğitimin sürdürebilirliği, akademik kapasite ve mezunların istihdam ihtimalleri gibi parametreler dikkate alınarak çok boyutlu ve veriye dayalı yaklaşımla ele alınması gerektiğini söyledi. Sağlık, adalet, eğitim ve sanayi gibi alanlarda, ilgili bakanlıkların insan kaynağı planlaması verilerini dikkate alarak kontenjan güncellemesi yapmasının doğru olduğunu belirten Arcaklıoğlu, "Temel hedefimiz öğrencilerin iş ortamını öğrenciyken deneyimlemesi, mezuniyet sonrasındaki sektöre adaptasyonunu daha hızlı yapmasına imkan sağlamasıdır. Türkiye’de yedi il pilot bölge olarak seçilerek çalışma başlatıldı. Ayrıca, sektörlerin insan kaynağı ihtiyacı olan dijital dönüşüm ve yeni teknolojiler, yapay zeka, siber güvenlik programlarının yanı sıra yeşil dönüşüm, karbon yönetimi, doğa koruma, tarımda dijital teknolojiler, hassas tarım, uzaktan sağlık sistemleri gibi kritik konularda da programların açıldığını dile getirdi. Lisans eğitiminin süresiyle ilgili çalışmalar devam ediyor Arcaklıoğlu, lisans eğitiminin süresine yönelik çalışmaların sadece süre tartışması olarak ele alınmasının doğru olmadığını, burada temel amacın eğitimin niteliğini düşürmeden müfredatta birtakım sadeleştirmelere giderek ve uygulamalı eğitime ağırlık vererek bir dönüşüm hedeflendiğini söyledi. Arcaklıoğlu, lisans programlarının süresi konusu üzerinde çalışmaya devam edileceğini vurguladı. Prof. Dr. Hatipoğlu: "Dönüşüm tartışılmaya devam etmeli" BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu ise açılışta yaptığı konuşmada, yükseköğretimde dönüşümün en çok tartışılan konulardan biri haline geldiğini söyledi. Prof. Dr. Hatipoğlu, şöyle konuştu: "Yükseköğretimde küresel gelişmeler çerçevesinde; üniversitelerin temel misyonunun dönüşümü, üniversite ve istihdam arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması, yapay zeka ve akıllı sistemlerin kurumsal dönüşüm aracı haline gelmesi, eğitim araştırma ve toplumsal katkı süreçlerinin birbirine entegre edilme gerekliliği, etki odaklı çalışmalara ihtiyacın artması, üniversitelerin markalaşma süreçleri ve görünürlüğünün yeniden ele alınması konuları öne çıkmaktadır. Biz üniversite olarak, söz konusu eğilimleri ve 2030’a doğru Türk Yükseköğretim Vizyonunu dikkate alarak; üniversite liderlerini, akreditasyon kuruluşlarını ve uluslararası iyi örnek uygulamalarını gerçekleştiren yöneticileri çalıştayda bir araya getirmek istedik. Bu konu tek bir çalıştayla sınırlı kalsın istemiyoruz. Dönüşüm konusunu tüm paydaşlarla bir araya gelip hep birlikte tartışmaya devam edeceğiz." Çalıştayda "Üniversitelerin Dönüşüm Gündemi" oturumunda konuşan Prof. Dr. Atilla Arkan ve Prof. Dr. Nafiz Arıca eğitim sistemlerinin yapay zekaya uyumlu hale getirilmesi, karşılaşılan zorluklar, beceriler ve yetkinliklerin önemi başta olmak üzere yükseköğretimde dönüşüm süreciyle ilgili görüşlerini açıkladılar. "Yükseköğretimde Dönüşüm: Akreditasyonun Geleceği", oturumunda akreditasyon kuruluşları temsilcileri, "Üniversitelerde Dönüşüm: Avrupa’dan Örnekler" başlıklı oturumunda ise akademisyenler yaptıkları konuşmalarla çalıştaya katkı verdi.
Samsun Samsun’da tarım, hayvancılık ve kırsal kalkınmaya 3 milyar TL üzerinde destek Samsun’da 2023-2025 yılları arasında tarım ve hayvancılık başta olmak üzere çeşitli alanlarda çiftçilere ve üreticilere toplam yaklaşık 3,06 milyar TL destek sağlandı. Samsun Valiliği, il genelinde tarımsal üretimin artırılması, üreticilerin desteklenmesi ve gıda arz güvenliğinin sağlanması amacıyla yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü açıkladı. Verimli Bafra, Çarşamba, Vezirköprü ve Ladik ovalarıyla Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri olan Samsun’da, alın teri ve emeğin toprağın bereketiyle buluştuğu vurgulandı. Valilikten yapılan açıklamada, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün, Tarım ve Orman Bakanlığı destekleri ve valilik koordinasyonunda, tarımsal üretimde verimlilik ve kaliteyi artırmaya yönelik faaliyetlerine aralıksız devam ettiği belirtildi. Edinilen bilgiye göre, Samsun’da toplam 380 bin hektar tarım arazisi bulunuyor. Bunun 285 bin hektarında ise Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı 77 bin 242 çiftçi üretim gerçekleştiriyor. Destekler 2023-2025 yılları arasında bitkisel üretime yönelik desteklemeler kapsamında çiftçilere toplam 2,33 milyar TL ödeme yapıldı. Kahverengi kokarca ile mücadele kapsamında 19 milyon TL bütçe ayrılırken, 60 bin yapının ilaçlanması için 24 bin litre biyosidal ürün ve 900 litre bitki koruma ürünü temin edildi. Ayrıca 26 bin 400 feromon tuzağı alınırken, biyolojik mücadele kapsamında 300 bin samuray arıcığı doğaya salındı. Mera alanlarına yönelik çalışmalar kapsamında 157 bin dekar alanın tespit, tahdit ve tahsis işlemleri tamamlanırken, 71 proje ile 68 bin 557 dekar mera alanında ıslah çalışması yapıldı. 3 bin 715 dekar alanı kapsayan 6 projenin ise devam ettiği öğrenildi. Bitkisel üretimde modern yöntemlerin yaygınlaştırılması amacıyla örtü altı yetiştiriciliği ve bal çiçeği ayçiçeği projeleri başta olmak üzere toplam 116 milyon TL bütçeli projeler hayata geçirildi. Hayvancılığa 525 milyon TL destek Hayvancılık alanında çiftçilere 525 milyon TL destek sağlanırken, sektörün ihracata katkısı da dikkat çekti. Bu kapsamda hayvancılık sektöründe 14,8 milyon dolar, su ürünleri sektöründe ise 283 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi. Hayvan sağlığı çalışmaları kapsamında 3,58 milyon hayvan aşılanırken, 661 bin büyükbaş ve küçükbaş hayvana küpeleme yapıldı. Ayrıca 177 bin suni tohumlama ve 5,4 milyon sağlık taraması gerçekleştirildi. Uygulanan biyogüvenlik tedbirleri sonucunda 12 işletme hastalıktan ari işletme belgesi aldı. 365 kişiye istihdam sağlandı Su ürünleri alanında Türkiye’de önde gelen iller arasında yer alan Samsun’da 169 bin ton avcılık, 41 bin ton ise yetiştiricilik üretimi gerçekleştirildi. Son üç yılda su ürünleri alanında 11 bin 518 denetim yapıldı. Gıda güvenliği kapsamında 188 denetçi tarafından 66 bin 853 denetim gerçekleştirilirken, 6 bin 379 numune alınarak analiz edildi. Kırsal kalkınma destekleri kapsamında bireysel sulama sistemlerine yönelik 36 projeye 1,9 milyon TL hibe desteği sağlanarak 142 kişiye istihdam oluşturuldu. Ekonomik ve altyapı yatırımları kapsamında ise 200 projeye 71,7 milyon TL hibe desteği verilerek 365 kişiye istihdam sağlandı. Eğitim çalışmaları çerçevesinde düzenlenen 4 bin 920 faaliyete 139 bin 567 çiftçi katıldı.
Sinop Sinop’ta öğrenciler devlet kurumlarının işleyişini yerinde öğrendi Sinop’un Boyabat ilçesinde, Fatih İlkokulu öğrencileri "Hayat Bilgisi" dersi kapsamında yerel yönetim birimlerini yakından tanımak amacıyla teknik gezi gerçekleştirdi. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda düzenlenen etkinlikte öğrenciler, sınıf öğretmenleri rehberliğinde ilçedeki önemli kurumları ziyaret ederek teorik bilgilerini pratikte görme fırsatı buldu. Gezi kapsamında ilk olarak Boyabat Kaymakamlığı’nı ziyaret eden öğrenciler, Kaymakam Enver Yılmaz tarafından makamda kabul edildi. Öğrenciler burada, ilçede yürütülen kamu hizmetleri, güvenlik, eğitim ve kalkınma çalışmaları hakkında bilgi aldı. Minikler ayrıca kaymakamlık mesleği ve devletin işleyişine dair merak ettikleri soruları yöneltme imkânı buldu. Programın devamında Boyabat Belediyesi’ni ziyaret eden öğrenciler, Belediye Başkanı Hasan Kara ile bir araya geldi. Öğrencilere belediyecilik faaliyetleri, yerel yönetimlerin görevleri ve şehir yönetimi hakkında bilgiler verildi. Ziyaretlerin ardından açıklamada bulunan İlçe Milli Eğitim Müdürü Osman Özkan, öğrencilerin okul dışı öğrenme ortamlarında edindikleri deneyimlerin önemine dikkat çekerek, "Öğrencilerimizin toplumsal yapıyı ve yönetim birimlerini yerinde tanımaları, vatandaşlık bilincinin gelişmesi açısından büyük önem taşıyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile çocuklarımızı hayatın merkezinde yetiştirmeye devam ediyoruz" dedi.
Eskişehir Kampüste "Otizm İçin Kırmızı Kampüs Yürüyüşü" Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Otizm Spektrum Bozukluğu Eğitimi Anabilim Dalı tarafından, Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında "Otizm İçin Kırmızı Kampüs Yürüyüşü" gerçekleştirildi. Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Halil Diken ile Özel Eğitim Bölüm Başkanı ve Otizm Spektrum Bozukluğu Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sezgin Vuran’ın katılımıyla düzenlenen yürüyüşte, kampüs genelinde farkındalık oluşturulması hedeflendi. Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında düzenlenen "Otizm için Kırmızı Kampüs Yürüyüşü" ile otizm spektrum bozukluğuna dikkat çekildi. Üniversitenin Otizm Spektrum Bozukluğu Anabilim Dalı tarafından organize edilen etkinlikte, kampüs içinde farkındalık oluşturulması ve otizmli bireylerin yaşadığı sosyal ve iletişim temelli zorluklara dikkat çekilmesi amaçlandı. Birleşmiş Milletler tarafından Nisan ayının farkındalık ayı olarak kabul edilmesiyle gerçekleştirilen etkinlikte, otizmin nöro-gelişimsel bir farklılık olduğu vurgulanırken, eğitim ve toplumsal destekle bireylerin sosyal yaşama daha aktif katılım sağlayabileceğine dikkat çekildi. Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği yürüyüşte, kırmızı renk temasıyla farkındalık mesajı verildi. Prof. Dr. Diken: "Bu etkinlik, Anadolu Üniversitesinin birikiminin yansımasıdır" Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Halil Diken, yürüyüşün üniversite açısından önemine değinerek şu ifadeleri kullandı: "Bu yürüyüş, üniversitemizin 40 yıllık özel eğitim birikiminin bir yansımasıdır. Anadolu Üniversitesi; özel bireylere yönelik hizmetler, merkezler ve programlar açısından hem Türkiye’de hem Avrupa’da örnek gösterilen bir yapıya sahiptir. Eğitim alanındaki başarımızda, özel eğitim bölümümüzün ve bu alanda çalışan akademisyenlerimizin katkısı büyüktür." Farkındalığın toplumsal dönüşüm için kritik olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Diken, kapsayıcı bir toplum için bu tür etkinliklerin sürdürüleceğini belirtti ve sözlerine şunları ekledi: "Bu sadece otizm için değil; serebral palsi için, diğer motor kısıtlar için, işitme yetersizliği, görme yetersizliği için. Yani açıkçası zedelenmenin yetersizliğe dönüştürdüğü, kişilerin uzuvları veya merkezi sinir sistemini etkilediği her durumu engele dönüştürmemek için toplumun önlemler alması gerekiyor. İlgili karar alıcılar, politika yapıcılar ve yöneticiler bu farkındalığı sağladığında; nasıl ki tekerlekli sandalye kullanan bir birey için tüm fiziksel mekânlarda erişilebilirlik sağlandığında engeller ortadan kalkıyor ve birey ‘engelli’ olmaktan çıkıyorsa, aynı anlayışın toplumun tüm kesimlerine yayılması için de bu farkındalığın oluşturulması gerekmektedir." Prof. Dr. Vuran: "Hedefimiz farkındalığı yaygınlaştırmak" Özel Eğitim Bölüm Başkanı ve Otizm Spektrum Bozukluğu Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sezgin Vuran ise otizm farkındalığının artırılmasının temel hedefleri olduğunu ifade ederek, "2 Nisan Otizm Farkındalık Günü, nisan ayı ise farkındalık ayı olarak kabul ediliyor. Biz de öncelikle kampüsümüzde bu konuda bilinç oluşturmayı amaçladık. Daha geniş ölçekte hedefimiz, Eskişehir’de otizmin tanınmasını sağlamak ve ailelere yönelik duyarlılığı artırmak." dedi. Yürüyüşün temel amacının kampüs içinde farkındalık oluşturmak olduğunu belirten Prof. Dr. Vuran, otizmin toplumda hâlâ yeterince bilinmediğine dikkat çekti. Otizmin bir spektrum olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sezgin Vuran, şu bilgileri paylaştı: "Otizm bir yelpazedir. Otizmli bireylerin yaklaşık yüzde 30’u zihin yetersizliğine sahipken, yüzde 70’i bu durumu yaşamaz; hatta üstün yetenekler gösterebilir. Bu nedenle toplumda doğru bilginin yayılması büyük önem taşır." Prof. Dr. Vuran, otizmli bireylerin toplumsal yaşamda hâlâ çeşitli zorluklarla karşılaştığını belirterek, bu durumun aşılması için hem eğitim hem de toplumsal kabulün gerekli olduğunu ifade etti ve kamusal alanların erişilebilir hâle getirilmesi ve bireylerin oldukları gibi kabul edilmesinin önemine dikkat çekti. "Farkındalık her gün sürmeli" Anadolu Üniversitesi Öğrenci Kulüpleri Koordinatörlüğüne bağlı Engelsiz Anadolu Kulübü Başkanı Şeyma Ataş ise akademisyenlerle iş birliği içinde gerçekleştirilen etkinliğin kulüp üyeleri için önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtti. Farkındalığın sürekliliğine vurgu yapan Ataş, "Farkındalık yalnızca bir günle sınırlı kalmamalı. Her zaman, her ortamda otizmli bireylerin yanında olmalıyız." ifadelerini kullandı.