ASAYİŞ - 26 Mart 2026 Perşembe 16:04

Patrondan nezarethanede para teklifi iddiası: "Başını kaldır bana bak, sigortalı söyle"

A
A
A
Patrondan nezarethanede para teklifi iddiası: "Başını kaldır bana bak, sigortalı söyle"

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 7 işçinin hayatını kaybettiği parfüm fabrikası yangınına ilişkin davanın duruşmasında, olaydan yaralı kurtulan personel Gülhan Bendi yaşananları anlattı. Olaydan önce elektrik sorunları yaşandığını ve yangın merdiveninin maliyet gerekçesiyle yapılmadığını söyleyen Bendi, ayrıca fabrikada Defacto ve LC Waikiki gibi ünlü markalara parfüm dolumu yaptıklarını belirterek, üretimin iddiaların aksine aktif şekilde sürdüğünü söyledi. Bendi, "Kurtuluş Oransal bana nezarethanede ’Gülhan başını kaldır bana bak. İşçilerin SGK’lı olduğu söyle’ diyerek para teklif etti" dedi.


Olay, 8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası Mimar Sinan Mahallesi Mimar Sinan Caddesi’ndeki Ravive Kozmetik isimli parfüm dolum tesisinde meydana geldi. Tesiste çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Dikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ile Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmişti.



Tutuklu sanık savunmaları tamamlandı


Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davanın duruşmasında, aralarında şirket yetkililerinin de bulunduğu 8’i tutuklu, 2’si firari 16 sanığın savunmaları tamamlandı. Tutuklu savunmalarının tamamlanmasının ardından müşteki ifadelerinin dinlenmesine geçildi. Müştekilerden, patlamadan yaralı kurtulan çalışan Gülhan Bendi (40), fabrikanın çalışma düzeni, üretim süreci ve yangın öncesine ilişkin beyanlarda bulundu.



"Yandım ama sesleri duyuyordum"


Olaydan yaklaşık bir hafta önce elektrik tesisatında sıkıntıların başladığını ve şalterlerin sürekli attığını belirten Bendi, "Ravive Kozmetik’te yaklaşık 4,5-5 yıldır çalışıyordum. Olaydan 1 hafta önce elektrikte sıkıntı vardı. Tuncay Yıldız fişi taktıktan sonra patlama oldu. Ben çıktım ama diğerleri çıkamadı. Yandım ama sesleri duyuyordum, çıktığımda ben de yanıyordum. Saniyeler içinde fabrika tutuştu, herkes çığlık çığlıyaydı. Kurtuluş Bey de yoldan geri dönmüş" dedi.



"Hafta sonu çalışmamız istendi"


Fabrikadaki üretim süreci ve eksiklikler hakkında bilgi veren Bendi, "Kurtuluş Bey bize özellikle ’hafta sonu gelin, yetişmesi gereken ürünler var’ dedi. Defacto, LC Waikiki, Sheliq, Kiva, Shauran ürünleri o gün yapılacaktı. Önce hastaneye, sonrasında karakola gittik. Shauran üretimini de yapıyorduk, yapılmıyordu söylemleri yalandır. Biz Sheliq paketlemesine gidiyorduk, hatta Ataşehir’deki ofiste bizi görmedikleri, tanımadıkları iddiası yalandır. Olay günü Tuncay Yıldız Defacto’nun karışımını yaptı, biz de dolumunu yapacaktık. Tuncay alana getirdi ürünü. Aynı zamanda krem yapıyordu. Yaklaşık bir hafta boyunca şalter atıyordu ama bir problem olmuyordu, aynı zamanda elektrik faturası da geliyordu" diye konuştu.


Tutuklu sanıklardan fabrika sahibinin gelini Aleyna Oransal’ın "iş yerine hiç gitmediği" yönündeki savunmasını yalanlayan Bendi, "Eski fabrikada bir makine vardı, ikinci fabrikaya geçince 2 makine alındı. Aleyna Oransal fabrikaya gelmediğini söylüyor ancak geldi, hatta işimiz yoğun olduğu zaman yardımcı da oldu. Çağatay ve Gökberk Güngör de ofise geliyordu" ifadelerini kullandı.



"SGK yalanı için para teklif etti"


Çalışanların sigortasız çalıştırıldığına ilişkin de konuşan Bendi, gözaltı sürecinde kendisine para teklif edildiğini ileri sürerek, "Kurtuluş Oransal bana nezarethanede ’Gülhan başını kaldır bana bak. İşçilerin SGK’lı olduğu söyle’ diyerek bana para teklif etti. Ben de 3 gün nezarethanede kaldım. Çok merak ediyorum, babaları yaşasaydı suçu yine babalarının üzerine atabilecekler miydi" diye konuştu.



"Kurtuluş Oransal çok para dedi"


Gülhan Bendi, sözlerine şöyle devam etti:


"Tekirdağ’dan ürünler geliyordu, burada dolum yapıyorduk. Kiva, Defacto, LC Waikiki dolumlarını yapıyorduk. Hem kendi fabrikalarına hem de başka fabrikalara üretim ve dolum yapıyorduk. Altay Ali Oransal ve İsmail Oransal (tutuklu fabrika yetkilileri) yeni yere geliyordu. Bazen çalışıyor, müşteri de getiriyorlardı. Daha çok Altay müşterilerle görüşüyordu. Yangın merdiveni için 300 bin TL istediler, Kurtuluş Oransal ’Çok para’ dedi. İkinci kez gelenler 500 bin istedi, yaptırmadı."



"Kurtuluş Oransal Kartepe’ye taşınmak istemişti, o da farkındaydı tehlikenin"


Gülhan Bendi ayrıca, fabrikaya hiçbir resmi kurumun denetime gelmediğini söyleyerek, "Bize iş güvenliği eğitimi verilmedi. Hiçbir resmi kurum denetime gelmedi. Sadece zabıta geliyordu, çaylarını içip gidiyorlardı. Çevreden şikayet geliyordu, koku ve çöplerle ilgili. Kurtuluş Oransal Kartepe’ye taşınmak istemişti, o da farkındaydı tehlikenin. Zabıtalar parfüm alıp gidiyordu" cümlelerine yer verdi.


Bendi’nin ifadesinin ardından duruşmaya ara verildi.



Patrondan nezarethanede para teklifi iddiası: "Başını kaldır bana bak, sigortalı söyle"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara TZOB Genel Başkanı Bayraktar: "Mazotun fiyatı savaşın ardından yüzde 22,3 oranında artarak 75 lira 12 kuruşa yükseldi" Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, "Savaş öncesi litresi 61 lira 41 kuruş olan mazotun fiyatı savaşın ardından yüzde 22,3 oranında artarak 75 lira 12 kuruşa yükseldi. 80 liraya dayanan mazotun litre fiyatının yaklaşık yüzde 40’ı vergiden oluşuyor" dedi. TZOB Genel Başkanı Bayraktar, İran ile İsrail ve ABD arasındaki savaşın ülkemizdeki tarımsal girdi piyasaları üzerine etkisini görüntülü basın açıklamasıyla değerlendirdi. "Başta ÜRE olmak üzere gübre fiyatları bir anda yüzde 40’lara varan oranda arttı" Türkiye’nin, tarımsal üretimde kullanılan kimyasal gübre ve mazot hammaddelerinin yüzde 90’ını ithal ettiğini söyleyen Bayraktar, "Dolayısıyla ülkemizdeki gübre ve mazot fiyatları hem dış piyasalardaki gelişmelere hem de dolar kuruna bağlı olarak değişiyor. İran ile İsrail ve ABD arasındaki savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’nda gemilerin geçişinde yaşanan aksaklıklar sonucu küresel enerji, gübre ve tarımsal gıda sistemlerine yönelik riskler arttı. Çünkü savaşın yaşandığı bölgedeki ülkeler, petrol, doğalgaz ve gübre üretiminde dünyanın önde gelen ülkeleridir. Dolayısıyla sevkiyat yollarında meydana gelen kısıtlamalar doğrudan olarak fiyatlara yansıyor. Nitekim 2025 yılının Haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan çatışma sonrası başta ÜRE olmak üzere gübre fiyatları bir anda yüzde 40’lara varan oranda arttı. 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan savaşın ardından da yine aynı senaryo gerçekleşti, gübre ve mazot fiyatları yükseldi" diye konuştu. "Amonyum nitrat gübresinin tonu savaş sonrasında yüzde 26,5 oranında artarak 20 bin 295 liraya yükseldi" Aynı zamanda Bayraktar, şu ifadelere yer verdi: "Ziraat Odalarımızdan aldığımız bilgiler doğrultusunda derlediğimiz fiyatlara göre; savaş öncesinde kalsiyum amonyum nitrat gübresinin tonu 16 bin 48 lira iken savaş sonrasında yüzde 26,5 oranında artarak 20 bin 295 liraya yükseldi. Amonyum sülfat gübresi yüzde 23,3 oranında artarak 17 bin 439 liraya, ÜRE gübresi yüzde 19,5 oranında artışla 31 bin 124 liraya, DAP gübresi yüzde 9,6 artışla 38 bin 943 liraya ve 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 8,3 oranında artışla 25 bin 888 liraya yükseldi. Doğru zamanda ve doğru miktarda yapılan gübrelemenin bitkisel üretimde verim artışlarına yaptığı katkı aşikârdır. Çiftçilerimizin maliyet artışları nedeniyle yeterli gübre alamayacak olma ihtimali üretimde verim düşüşüne ve olağanüstü maliyet artışlarına yol açabilir. Yaşanabilecek bu durumdan hem üreticilerimiz de tüketicilerimiz de olumsuz etkilenecektir." "Çiftçilerimizin büyük bir kısmı önceden gübre tedariki yapamıyor" Serin iklim tahıllarının üst gübrelemelerinin uygulanma dönemi, sıcak iklim tahıllarında ise taban gübrelemelerinin yapıldığı ekim dönemi olduğunu ifade eden Bayraktar, "Yani ülkemizde gübreye en çok ihtiyaç duyulan dönemlerden biridir. Şunu da biliyoruz ki çiftçilerimizin büyük bir kısmı önceden gübre tedariki yapamıyor, zamanı geldiğinde bir şekilde satın almaya çalışıyor. Dolayısıyla çiftçilerimizin çoğunun deposunda gübre olmadığı için şimdi satın alacaktır. Yani uygulanacak gübrelerin çoğu savaş sonrası yüksek fiyatlardan satın alınacaktır. Öyle görünüyor ki savaş sebebiyle yüksek girdi fiyatlarıyla hem üretim maliyetleri artacak hem de çiftçilerimizin gübre kullanamamasından dolayı tarımsal ürün arzında azalma olacaktır. Doğal olarak tüketici fiyatları da bu durumdan etkilenecektir. Bu süreçte gübre piyasalarının düzenlenmesi için birtakım önlemler alındı. Gübre ithalatında gümrük vergilerinin sıfırlanması, gübre ihracatının yasaklanması ve 10 yıldır yasak olan yüzde 33’lük amonyum nitrat gübresinin kullanıma açılması gibi adımlar olumlu hamlelerdir. Fakat buradaki kritik nokta çiftçilerimizin gübreyi satın alabilmesidir. Yani fiyatların makul düzeyde olmasıdır" şeklinde konuştu. "Mazotun fiyatı savaşın ardından yüzde 22,3 oranında artarak 75 lira 12 kuruşa yükseldi" Mazotta da benzer bir durumun söz konusu olduğunu belirten Bayraktar, "Savaş öncesi litresi 61 lira 41 kuruş olan mazotun fiyatı savaşın ardından yüzde 22,3 oranında artarak 75 lira 12 kuruşa yükseldi. 80 liraya dayanan mazotun litre fiyatının yaklaşık yüzde 40’ı vergiden oluşuyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak mazot konusundaki görüşümüzü yıllardır dile getiriyoruz. Mazot tarımsal üretimin her aşamasında kullanılan, olmazsa olmaz bir girdidir. Bu sebeple çiftçilerimizin kullandığı mazottan vergi alınmamalıdır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, üreticilerimizin artan maliyetler karşısında korunması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Tarımsal üretimin devamlılığı ve gıda arz güvenliğinin sağlanması için temel girdilerde çiftçilerimize yönelik desteklerin artırılması büyük önem taşıyor. Bu kapsamda ilgili kurum ve kuruluşları, savaşın uzama ihtimalini de göz önünde bulundurarak üreticilerimizin üzerindeki maliyet baskısını hafifletecek acil tedbirleri hayata geçirmeye davet ediyoruz. Özellikle gübre ve mazotta bir destek paketine ihtiyaç duyulmaktadır" ifadelerini kullandı.
Ankara Ankara’da sanat buluşması: ArtAnkara kapılarını açtı Ankara’da bu yıl 12’ncisi düzenlenen ArtAnkara Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, 45 ülkeden binin üzerinde sanatçının eserini sanatseverlerle buluşturacak. Türkiye’nin önemli sanat etkinlikleri arasında yer alan ArtAnkara Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, Ankara Ticaret Odası (ATO) Congresium’da kapılarını açtı. Bu yıl 150’ye yakın yerli, yabancı galeri ve kurumun katılımıyla gerçekleştirilecek fuarda, 45 ülkeden binin üzerinde sanatçının eserleri sergileniyor. "Fuarımıza bu yıl 13 ülkeden direkt katılım var" Fuar hakkında bilgi veren ArtAnkara Çağdaş Sanat Fuarı’nın kurucusu Bilgün Aygül, "Fuarımıza bu yıl 13 ülkeden direkt katılım var. Direkt katılan galerilerin çatısı altında 45 ülkeden bin 500’e yakın sanatçımız var. Kore’den, Rusya’dan, Irak’tan, İran’dan, Gürcistan’dan, Ermenistan’dan, Kazakistan’dan, Kırgızistan’dan çok farklı sanatçılarımız bizlerle birlikte. Artık dünyada fuarımızda 33 panel ve söyleşi var. Bunlar sektörde farklı disiplinlerden gelen, sanatla ilgili konularda ilgi alanlarına çok başarılı isimler" şeklinde konuştu. "Fuarımız 25-29 Mart’ta kapılarını açıyor" Geçen sene 80 bine yakının ziyaretçinin geldiğini belirten Aygül, "Bu yıl da o sayıları geçeceğimizi düşünüyorum. Fuarımız 25-29 Mart’ta kapılarını açıyor. Sabah 11’den akşam 8’e kadar ziyarete açık. Tüm sanat dostlarını, sanatseverleri bekliyoruz" dedi. "Kendimi bildiğimden beri resim yapıyorum" Sosyal medyada Şalvarlı Picasso olarak bilinen Ayfer Bozkurt ise ilk sergisine şalvarlı haliyle gittiği için, gazeteciler tarafından Şalvarlı Picasso lakabının takıldığını söyleyerek, "Yapıtlarım Picasso’nun kübik tarzındaydı ama şimdilerde biraz daha evrildim, somut anlatmaya başladım. Kendimi bildiğimden beri resim yapıyorum. Genelde doğadan, şarkılardan, duygularımdan, başkalarının hayatlarından, kendi yaşadığım hayatlardan, bunların hepsini harmanlayarak getiriyorum, somutluyorum" diye konuştu. "Antik kentler beni etkileyen bir konu olduğu için bu konuyla fuara hazırlandım" Yaklaşık 25 yıldır profesyonel resim sanatıyla uğraşan Belgin Yasinoğlu ise fuara antik kentleri resmettiği eserleriyle katıldığını belirterek, "Beni de çok etkileyen bir konu olduğu için bu konuyla fuara hazırlandım. Genellikle peyzaj ressamıyım. Bu sene ikinci kez bu konuyla katılıyorum. Çok beğenildi" dedi. "Görsel olarak insanı mest ediyor" ArtAnkara’yı hiç kaçırmadığını ifade eden Semih Baydar ise, "Burada olan arkadaşlarım var hem onları ziyaret ediyorum hem de çok değişik eserler var. Bu sene özellikle seramik olsun, tuval üzerinde diğer çalışmalar olsun, görsel olarak insanı mest ediyor. Böyle bir sanat etkinliğini kaçıramam. Sanatsız kalmayalım. Sanat olan yerde biz varız, siz de olun" şeklinde konuştu. "Sanat varsa gerçekten hayat var" Sanatçı arkadaşlarını ziyarete geldiğini ifade eden hat sanatçısı Şule Tuğran Aslan ise şöyle konuştu: "Gördüğüm eserler karşısında etkilenmemek elde değil. Gelmek isteyenler varsa bence kaçırmasınlar, çünkü gerçekten çok güzel eserler var. Gençliğe bir çağrı yapabilirim, ebeveynlere çağrı yapabilirim. Merak ettirsinler, çocuklarını gezdirsinler, tanıtsınlar, öğretsinler. Kendileri de hevesli olsunlar bu konuda, çünkü sanat varsa gerçekten hayat var."
Burdur Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar: "Genç çiftçi adaylarının yetişmesine katkı sunacağız" Burdur’da Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar’ın katılımıyla YÖK-TÜME (Tarım Teknolojileri Kümelenmesi) İş Birliği Protokolü imza töreni gerçekleştirildi. Başkan Özvar, "Üniversiteler bünyesinde kurulacak eğitim ve araştırma çiftlikleri, öğrencilerimizin uygulamalı eğitim almalarını sağlayacak, genç çiftçi adaylarının yetişmesine katkı sunacak ve aynı zamanda tarım teknolojileri alanında Ar-Ge faaliyetlerinin yürütüleceği önemli merkezler haline gelecektir" dedi. Burdur MAKÜ Konferans ve Sergi Salonu’nda Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar’ın katılımıyla YÖK-TÜME (Tarım Teknolojileri Kümelenmesi) İş Birliği Protokolü imza töreni gerçekleştirildi. İmzalanan protokol çerçevesinde Tarım Teknolojileri Kümelenmesi (TÜME), tarım ve hayvancılıkla uğraşan 40 bin gence ulaşarak sektörde verimin artırılması amaçlanıyor. "Çok boyutlu bir iş birliği modelini hayata geçirecektir" Programda konuşan Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, "Bugün imzalanan YÖK-TÜME iş birliği protokolü de üniversite-sektör iş birliğini önceleyen yaklaşımımızın tarım ve hayvancılık alanındaki en somut ve en yenilikçi örneklerinden birini teşkil etmektedir. Bu protokol, yükseköğretim sistemi ile tarım ve hayvancılık sektörünü ortak hedefler doğrultusunda buluşturan, kapsamlı ve çok boyutlu bir iş birliği modelini hayata geçirecektir. Protokol ile üniversitelerimizin akademik bilgi birikimi, araştırma altyapısı ve insan kaynağı potansiyeli; sektörün ihtiyaçları ve sahadaki tecrübesi ile bir araya gelecektir. Bu çerçevede, üniversiteler bünyesinde kurulacak eğitim ve araştırma çiftlikleri, öğrencilerimizin uygulamalı eğitim almalarını sağlayacak, genç çiftçi adaylarının yetişmesine katkı sunacak ve aynı zamanda tarım teknolojileri alanında Ar-Ge faaliyetlerinin yürütüleceği önemli merkezler haline gelecektir" dedi. "Öğrencilerimizin mesleki yetkinlikleri güçlenecek ve mezunlarımızın istihdam edilebilirliği önemli ölçüde artacaktır" Protokolün en mühim noktalarından birisinin de tarım ve hayvancılıkta teknoloji odaklı bir dönüşümü merkeze alması olduğunu ifaden eden Özvar, "Yapay zeka ve akıllı üretim sistemlerinin entegre edildiği bu model, geleneksel üretim anlayışını ileri teknolojiyle buluşturarak verimliliği ve katma değeri artırmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda üniversitelerde yürütülecek uygulamalı eğitim süreçleri sayesinde öğrencilerimizin mesleki yetkinlikleri güçlenecek ve mezunlarımızın istihdam edilebilirliği önemli ölçüde artacaktır. Diğer taraftan bu iş birliği, yalnızca eğitim ve araştırma boyutuyla sınırlı kalmayıp, ülkemizin kalkınma hedeflerine doğrudan katkı sunacak bir ekosistem oluşturmayı hedeflemektedir. Üniversiteler, kamu kurumları ve özel sektör arasında kurulacak bu güçlü iş birliği sayesinde, sektörde karşılaşılan sorunlara daha hızlı ve etkin çözümler üretilebilecek; yenilikçi projeler sahaya daha kolay aktarılabilecektir" şeklinde konuştu. İmza törenine; YÖK Yönetim Kurulu Başkanı Erol Özvar’ın yanı sıra, Ankara Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi ve Erzurum Atatürk Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Harran Üniversitesi, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi rektörleri, MAKÜ rektörü Prof.Dr. Hüseyin Dalgar,kademisyenler ve öğrenciler katıldı.