KÜLTÜR SANAT
Çameli’de gönül sofraları Emecik Mahallesi’nde kuruldu 15 Mart 2026 Pazar - 14:31:58 Denizli’nin Çameli ilçesinde Ramazan ayının manevi iklimi, düzenlenen mahalle iftarlarıyla yaşanmaya devam ediyor. Emecik Mahallesi’nde kurulan iftar sofrası, ilçe protokolünü ve mahalle sakinlerini aynı sofrada buluşturdu. Çameli Belediyesi tarafından organize edilen iftar programı, yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Ramazan ayının bereketini ve komşuluk bağlarını güçlendirmek amacıyla düzenlenen etkinlikte, dualar eşliğinde oruçlar açıldı. Mahalle meydanında kurulan "Gönül Sofrası," mahalle sakinlerinin yanı sıra ilçe protokolünden de önemli isimleri ağırladı. Programa Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan, AK Parti İlçe Başkanı Cengiz Yılmaz’ı temsilen Sibel Akyol, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İlçe Başkanı Murat Genç, belediye meclis üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. İftar öncesi masaları tek tek gezen Belediye Başkanı Cengiz Arslan, vatandaşlarla sohbet ederek Ramazan aylarını tebrik etti. "Birlik ve beraberliğimiz daim olsun" Etkinlikte bir konuşma yapan Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan, Ramazan ayının paylaşma ruhuna dikkat çekerek, "Emecik Mahallemizde hemşehrilerimizle aynı sofrada buluşmanın huzurunu yaşıyoruz. Bu güzel atmosferde edilen duaların, tutulan oruçların kabul olmasını diliyorum. Bizleri en güzel şekilde ağırlayan Emecik Mahallesi Muhtarımız Atilla Derer’e ve bu sofranın kurulmasında emeği geçen tüm mahalle sakinlerimize şükranlarımı sunuyorum" dedi.
15 Mart 2026 Pazar - 13:31 Dursun Ali Erzincanlı Yıldırım’da gönüllere dokundu Yıldırım Belediyesi’nin Ramazan etkinliklerine konuk olan Şair Dursun Ali Erzincanlı katılımcılara duygu dolu anlar yaşattı. Yıldırım Belediyesi, Ramazan etkinlikleri kapsamında Şair Dursun Ali Erzincanlı’yı Bursalılarla buluşturdu. Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen ’Şiirlerle Asr-ı Saadet’ şiir dinletisine, ev sahibi Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın yanı sıra AK Parti Yıldırım İlçe Başkanı İrfan Akkaya ve vatandaşlar katıldı. Bursalıların yoğun ilgi gösterdiği programda, Peygamber Efendimize (s.a.v.) atfedilen naat-ı şerifleri seslendirmesiyle tanınan Dursun Ali Erzincanlı çok sevilen şiirlerini seslendirdi. Şiirleri ve sohbeti ile katılımcılara duygu dolu anlar yaşatan Erzincanlı, Ramazan ayının ruhunu, iklimini yaşatan etkinlikler düzenleyen Yıldırım Belediyesi ve Başkan Oktay Yılmaz’a teşekkür etti. "Birliğimiz daim olsun" Yıldırım’ın maneviyat, tarih ve kültürle yoğrulmuş kadim bir şehir olduğunu belirten Başkan Oktay Yılmaz, "Ramazan ayı; paylaşmanın, gönüllerin buluşmasının ve manevi atmosferi birlikte yaşamanın en güzel vesilelerinden biridir. Bu mübarek ayın ruhunu hemşehrilerimizle birlikte yaşayabilmek için kültür ve sanatla yoğrulmuş programlar düzenlemeye devam ediyoruz. Kıymetli şairimiz Dursun Ali Erzincanlı’yı Bursalı hemşehrilerimizle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Peygamber Efendimize duyulan sevginin şiirlerle ifade edildiği bu güzel programda vatandaşlarımızla aynı duyguları paylaşmak bizler için çok kıymetli. Ramazan ayı boyunca birlik ve beraberliğimizi güçlendiren, gönüllerimizi buluşturan etkinliklerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Allah birliğimizi ve beraberliğimizi daim etsin" ifadelerini kullandı.
Tavşanlı esnafının bereket sofrası kültürü
05 Ocak 2026 Pazartesi - 11:38 Tavşanlı esnafının bereket sofrası kültürü Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde bir araya gelen esnaflar, yıllardır sürdürdükleri gelenekle haftanın birkaç günü aynı sofrada buluşuyor. Yanlarında getirdikleri veya bakkaldan aldıkları ürünlerle kahvaltı yapan esnaflar, bu sayede hem dayanışmayı artırıyor hem de güne moralli başlıyor. Tahsin Buruk Caddesi’nde giyim ve çeşitli sektörlerde hizmet veren işletmeciler, sabahın erken saatlerinde dükkanlarını açtıktan sonra bir araya gelerek kurdukları mini soba ile kahvaltı geleneğini sürdürüyor. Giyim üzerine işletmesi bulunan esnaflardan Cavit Şaşmaz, bu geleneğin sadece yemek yemek olmadığını, aynı zamanda bir dertleşme kültürü olduğunu ifade etti. Şaşmaz, "Bu tür birlikte kahvaltı yapmak dayanışma ve birbirimize hal hatır sorma imkanı doğuruyor. Komşuluğumuzu pekiştiriyoruz." dedi. Esnaflardan Taner Gök ise kahvaltı buluşmalarının uzun yıllardır devam ettiğini vurgulayarak şunları söyledi: "Yıllardır haftanın en az üç günü birlikte kahvaltı yapıyoruz. İş yerlerimizi erken saatlerde açarak halkımıza hizmet sunuyoruz. Erken kalkan yol alır mantığıyla hem işimizin başındayız hem de komşularımızla bir aradayız. " Kendi imkanlarıyla hazırladıkları sofrada taze ekmek, simit ve çay eşliğinde sohbet eden esnaflar, kahvaltının ardından dualarla işlerinin başına dönerek müşterilerini karşılamaya başlıyor.
Gaziantep Büyükşehir, 2025 yılında kültür ve sanatta rekor katılım gördü
05 Ocak 2026 Pazartesi - 11:15 Gaziantep Büyükşehir, 2025 yılında kültür ve sanatta rekor katılım gördü Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, son yıllarda kültür, sanat, bilim ve eğitim alanında hayata geçirdiği çalışmalarla 2025 yılında da geniş kitlelere ulaştı. Kent genelinde hizmet veren kültür merkezleri, tiyatrolar, müzeler, kütüphaneler ve bilim merkezleri, her yaştan vatandaşı kültür ve sanatla buluşturdu. Kahraman Emmioğlu Kültür ve Sanat Merkezi, 2014-2025 yılları arasında 443 bin 962 ziyaretçiyi ağırladı. Merkez, yalnızca 2025 yılında 16 sergi, 5 çalıştay ve 9 etkinlikle toplam 14 bin 149 kişiye ev sahipliği yaptı. Çocuk Sanat Merkezi, 2014-2025 döneminde 8 bin 779 atölyede 379 bin 369 çocuğu sanatla buluşturdu. 2025 yılında ise 4 bin 893 atölye, 542 okul ve 73 etkinlikte 83 bin 341 çocuk merkez faaliyetlerinden faydalandı. Jale Tekinalp Yücel Kültür, Sanat Mozaik Merkezi, 2018-2025 yılları arasında 134 bin 928 ziyaretçiye ulaştı. 2025 yılında bin 392 kursiyer, bin 118 atölye katılımcısı ve 6 bin 375 ziyaretçi olmak üzere toplam 8 bin 885 kişi merkez etkinliklerine katıldı. Nizip Kültür Merkezi ise 2024-2025 döneminde 168 bin 487 ziyaretçi ağırlarken, yalnızca 2025 yılında 36 etkinlik ve 76 salon tahsisiyle 140 bin 518 kişiye hizmet verdi. Şehir tiyatrosu perdeyi doldurdu Gaziantep Şehir Tiyatrosu, 2021-2025 yılları arasında 12 oyun, 498 seans sahneleyerek 133 bin 957 izleyiciye ulaştı. 2025 yılında ise 7 oyun, 218 seansla 57 bin 441 sanatsever tiyatro salonlarını doldurdu. Yıl boyunca sahnelenen oyunlar arasında "Uçtu Uçtu Hezarfen", "Toprak Dostları", "Kuvayi Milliye Destanı", "Güvercin Çocuklar", "Keşanlı Ali", "12 Öfkeli" gibi yapımlar yer aldı. Özellikle "Uçtu Uçtu Hezarfen", 119 seans ve 51 bin 707 izleyiciyle en çok izlenen oyun oldu. Kent arşivi kültürel hafızayı yaşatıyor Gaziantep Kent Arşivi, 2 bin 778 basılı eser, 89 bin 704 dijital belge, fotoğraf ve video ile kentin kültürel hafızasını kayıt altına aldı. Ayrıca 526 kişilik sözlü tarih çalışması gerçekleştirildi. Arşivden online olarak 38 bin 275 kişi, fiziki olarak ise 896 kullanıcı yararlandı. Bilim merkezi ve atölyeleriyle geleceğe yatırım Müzeyyen Erkul Bilim Merkezi, 2022-2025 yılları arasında 1 milyon 188 bin ziyaretçiyi, yalnızca 2025 yılında ise 378 bin 63 kişiyi ağırladı. 2025 yılı boyunca bilim etkinlikleri kapsamında 12 söyleşi, 20 eğitim, 111 etkinlik ve 8 bin 695 atölyede 118 bin 367 katılımcıya ulaşıldı. Bilim Gaziantep Atölyeleri, 2020-2025 döneminde 20 bin atölyede 368 bin 825 öğrenciye, 2025 yılında ise 2 bin 750 atölyede 43 bin 475 kişiye eğitim verdi. Bilim Filmleri Günleri kapsamında 2025 yılında 350 film gösterimiyle 14 bin 677 katılımcıya ulaşılırken; Deneyap Atölyeleri, Bilim Tırı ve Teknogaraj projeleriyle on binlerce öğrenci bilimle buluşturuldu. TEKNOFEST kapsamında 38 takıma destek sağlandı, 14 takım finale yükselme başarısı gösterdi. Müzelerde 1 yılda 1 milyonun üzerinde ziyaretçi Gaziantep’teki müzeler, 2014-2025 yılları arasında 9 milyon 283 bin ziyaretçiyi ağırladı. 2025 yılında ise 1 milyon 10 bin 37 kişi müzeleri gezdi. Panorama 25 Aralık Müzesi 371 bin 955 ziyaretçiyle ilk sırada yer alırken; Oyun ve Oyuncak Müzesi, Hamam Müzesi, Atatürk Anı Müzesi, Emine Göğüş Mutfak Müzesi ve Kayna Sabun ve Pekmez Müzesi de yoğun ilgi gördü. "Müzelerimi Geziyorum" etkinliğiyle 2025 yılında 13 bin 815 öğrenci, "Yaşayan Müze" etkinlikleriyle ise 3 bin 936 öğrenci müzelerle buluşturuldu. Kütüphanelerde okuma kültürü güçleniyor Kent genelindeki kütüphaneler, 2014-2025 döneminde 3 milyon 27 bin kullanıcıya, yalnızca 2025 yılında ise 634 bin 534 kişiye hizmet verdi. Dijital/Sanal Kütüphane, 2025 yılında 6 milyon 672 bin 532 kullanıcıya ulaşırken; çocuk kütüphanelerinde düzenlenen 38 farklı atölyede 120 bin 823 çocuk etkinliklere katıldı.
Türkiye’de öğrendikleri katmeri Suriye’ye taşıyacaklar
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:59 Türkiye’de öğrendikleri katmeri Suriye’ye taşıyacaklar Bir zamanlar Halep’ten Kilis’e gelen katmer ustalığı, aradan geçen yılların ardından tersine dönerek bu kez Kilis’ten Halep’e uzanıyor. 1940’lı yıllarda Halep’ten Kilis’e gelen bir ustanın bir aileye öğrettiği katmer yapımı, yıllar sonra tersine döndü. Dededen toruna aktarılan meslek, bu kez Suriyeli bir sığınmacıya öğretildi. Genç kalfanın, okulunu tamamladıktan sonra Türkiye’de öğrendiği mesleği Halep’te sürdürmesi hedefleniyor. Kilis’te uzun yıllardır katmer ustalığı yapan mesleğin ailelerindeki yolculuğunu anlatan, Sinan Gözüuykulu, "1940 yılında Halep’ten gelen bir usta, Kilis’te dedeme bu mesleği öğretiyor. Dedem babama, babam da bana aktarıyor. Şimdi ise ben Ahmet kardeşimize öğrettim. Devir tam tersine döndü. Artık biz Suriye’ye usta göndereceğiz. Ahmet, orada Kilis katmerini, Kilis cennet çamurunu, Kilis’in kültürünü ve damak zevkini tanıtacak. 11 yaşından beri bu mesleğe çok yatkın bir çocuk" dedi. "Herkesin bu lezzeti tatmasını isterim" İşletmeye gelen müşteriler de Kilis katmerine övgüde bulundu. Müşterilerden Servet Çelikbaş, "Katmer çok güzel. Vatandaşlara tavsiye ederim. Herkesin bu lezzeti tatmasını isterim" ifadelerini kullandı. Kilis katmerinin Gaziantep katmerinden farklı olduğuna dikkat çeken bir diğer müşteri Metin Karakuş, "Bizim Kilis katmeri meşhurdur ve coğrafi işareti Kilis’e aittir. Gaziantep’te de katmer var ama bizimki farklıdır. Gaziantep katmeri genellikle kahvaltıda yenir, irmik konur. Kilis katmeri ise süt kaymağıyla yapılır, tatlı olarak tüketilir ve ağır değildir. Herkesin denemesini tavsiye ederim. Yediklerinde farkı göreceklerdir" şeklinde konuştu. "Ahmet’in orada Kilis katmeri yapması, bu kültürel bağların pekişmesine vesile olacaktır" Karakuş, bölge mutfağının ortak kökenlerine de değinerek, "Hatay’dan Silopi’ye kadar sınır hattındaki illerin mutfağının büyük bir kısmı Halep mutfağı kökenlidir. Buralar geçmişte Osmanlı toprağıydı. Kültürümüz iç içe. Ahmet’in orada Kilis katmeri yapması, bu kültürel bağların pekişmesine vesile olacaktır" dedi. "Suriye’de tanıtacağım" 15 yaşındaki Suriyeli Ahmet ise duygularını Türk bayrağını öperek dile getirdi. Ahmet El Hulu, "1 yaşındayken Suriye’den geldim. Burada katmer ve künefe yapmayı öğrendim. Birçok tatlıyı yapabiliyorum. Okulum bittikten sonra Halep’in Azez kentinde Türkiye’de öğrendiğim tatlıları ve Kilis katmerini Suriye’de tanıtacağım" diye konuştu.
Çinli turistlere vize muafiyeti Denizli turizmi hızlandıracak
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:54 Çinli turistlere vize muafiyeti Denizli turizmi hızlandıracak Denizli’de Turizm Fakültesi Turizm İşletmeciliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Bayram, Çin vatandaşlarına getirilen vize muafiyetinin Türkiye ve kent turizmi açısından yeni bir dönemin kapısını araladığını belirterek, Pamukkale ve çevresiyle öne çıkan Denizli’nin bu fırsatı doğru stratejilerle avantaja çevirebileceğini vurguladı. Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik vize uygulamasında yapılan değişiklik, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yeni düzenlemeyle birlikte Çin vatandaşları, turistik amaçlı seyahatler ve transit geçişlerde Türkiye’ye vizesiz olarak giriş yapabilecek. Bu kararın, özellikle son yıllarda ivme kazanan Çin pazarında Türkiye’ye olan ilgiyi daha da artırması bekleniyor. Turizm Fakültesi Turizm İşletmeciliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Bayram, vize muafiyetinin Türkiye ve özelde Denizli için önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Bayram, Çin’in en büyük çevrimiçi seyahat platformlarından biri olan Qunar verilerine dikkat çekerek, kararın ardından Türkiye’ye yönelik uçuş aramalarının kısa sürede üç kata kadar arttığını belirtti. Yaklaşan 15-23 Şubat 2026 tarihleri arasındaki Çin Bahar Bayramı tatilinin bu ilgiyi daha da güçlendireceğini söyleyen Prof. Dr. Bayram, "Çin Yeni Yılı olarak da bilinen Bahar Bayramı bu yıl toplam dokuz gün sürecek ve tarihteki en uzun tatil olacak. Bu süreçte Türkiye, Çinli turistler için en cazip yurt dışı destinasyonlardan biri haline gelmiş durumda" dedi. Aramalar arttı Yayımlanan uluslararası verilere göre, Çin şehirlerinden İstanbul’a yapılan uçuş aramalarının bir haftada 3,2 kat arttığını belirten Prof. Dr. Bayram, Antalya ve İzmir’e yönelik aramalarda da ciddi yükselişler yaşandığını aktardı. Aynı zamanda Türkiye’yi Yunanistan ve Mısır ile birleştiren kombine tur paketlerine olan ilginin yüzde 100’ün üzerinde büyüme gösterdiğini vurguladı. Çinli ziyaretçi sayısındaki artışın somut verilerle de desteklendiğini ifade eden Prof. Dr. Murat Bayram, "2024 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Çinli turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 65 artarak yaklaşık 410 bine ulaştı. Bu rakam, pandemi öncesi 2019 yılında kaydedilen 430 bin seviyesine oldukça yakın. Bu tablo, Türkiye’nin Çin pazarı açısından kalıcı bir cazibe merkezi olmaya devam edeceğini gösteriyor" dedi. Denizli için büyük fırsat Prof. Dr. Bayram’a göre, Pamukkale, Hierapolis ve termal turizm imkanlarıyla zaten Çinli turistlerin ilgisini çeken Denizli, vize muafiyetiyle birlikte bu ilgiyi daha nitelikli ve sürdürülebilir hale getirebilir. Bunun için ise planlı ve hedef odaklı bir yaklaşım gerektiğini vurguladı. Bayram, Denizli’nin Çin turizm pazarındaki payını artırmak adına öncelikle Çinli turist profilinin ve seyahat alışkanlıklarının iyi analiz edilmesi gerektiğini belirtti. Pamukkale travertenlerinde özel fotoğraf noktaları, antik tiyatrolarda "golden hour" çekimleri, gece müzeciliği uygulamaları ve termal turizmin Çin pazarına uygun şekilde konumlandırılmasının kenti öne çıkaracağını söyledi. Dijital pazarlamanın önemine de değinen Prof. Dr. Bayram, WeChat, Weibo, Douyin ve Xiaohongshu gibi Çin’e özgü sosyal medya ve iletişim platformlarında Denizli’nin daha görünür hale gelmesi gerektiğini kaydetti. Ayrıca altyapı ve hizmet kalitesinin Çinli turistlerin beklentilerine uyarlanmasının altını çizerek, Çince bilgilendirme ve yönlendirmeler ile WeChat Pay ve Alipay gibi ödeme sistemlerinin entegrasyonunun artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu ifade etti. Denizli Çinli turist akınına uğrayabilir Son olarak iş birliği modellerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Bayram, Türk ve Çinli tur operatörleri arasında ortak çalışmalar yapılması, Çin’deki turizm fuarlarına aktif katılım sağlanması ve Trip.com, Fliggy, Klook gibi online seyahat acentelerinde Denizli’nin daha görünür hale getirilmesinin büyük önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Murat Bayram, "Doğru strateji, doğru tanıtım ve kültürel hassasiyetlere uygun deneyim tasarımıyla Denizli, Çinli turistler için Türkiye’deki en önemli duraklardan biri haline gelebilir" şeklinde konuştu
58 yaşındaki Dilek Mutlu’nun deriyle yazılan başarı hikayesi
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:30 58 yaşındaki Dilek Mutlu’nun deriyle yazılan başarı hikayesi Eskişehir’de yaşayan 58 yaşındaki Dilek Mutlu, üç yıl önce Halk Eğitim Merkezi’nde başladığı deri sanatını tutkuya dönüştürdü. Makine kullanmadan, her bir ürünü el iğnesiyle ilmek ilmek işleyen Mutlu, lise diploması engeline rağmen usta öğreticilere taş çıkartan eserler üretiyor. Halk Eğitimi merkezinde aldığı eğitimle deri sanatına adım atan Dilek Mutlu, bugün evindeki mütevazı imkanlarla deri yakma, kabartma (vaketa) ve renklendirme tekniklerini ustalıkla uyguluyor. Hazır deri kullanmak yerine "vaketa" adı verilen ham deriyi kendi elleriyle boyayan ve şekillendiren Mutlu, çantadan cüzdana, kartlıktan gözlük kılıfına kadar geniş bir yelpazede üretim yapıyor. "Asla makine kullanmıyorum, her bir parçayı puzzle gibi birleştiriyorum" Deri işleme sürecinin sadece bir hobi değil, büyük bir sabır sınavı olduğunu belirten Dilek Mutlu, üretim aşamalarındaki titizliğini şu sözlerle ifade etti: "Deri ürünleri oluştururken beni zorlayan hiçbir aşama yok çünkü bu işi çok büyük bir sevda ile yapıyorum. Bir ürünü daha bitirmeden zihnimde bir sonrakinin tasarımını yapıyorum. Benim için en kıymetlisi, hazır boyanmış deri kullanmak yerine ’vaketa’ dediğimiz ham deriyi alıp onu kendi ellerimle renklendirmek ve desen çıkarmaktır. Özellikle kabartma ve yakma teknikleriyle uğraşmak bana büyük keyif veriyor. Çantalarımın kalitesini artıran en önemli unsur ise dikişlerimdir; asla makine kullanmıyorum. Bütün ürünleri elde, tek tek delerek ve iki iğne kullanarak dikiyorum. Bir kartlık deyip geçmeyin; o küçük parçayı oluşturmak için bazen onlarca parçayı bir puzzle gibi bir araya getirip milim şaşmadan birleştiriyorum." "Marka takıntısı el işçiliğinin değerini gölgeliyor" Piyasadaki tüketim alışkanlıklarının el emeği sanatçılarını zorladığına dikkat çeken Mutlu, "Fiyatlarımız aslında yurt dışı piyasasına ve harcanan emeğe bakıldığında oldukça makul. Ancak günümüzde insanların ciddi bir marka takıntısı var. Sürekli bilindik logoların ve seri üretim markaların peşinden gidildiği için bizler gibi butik ve el yapımı üretim yapanların emeği bazen hak ettiği değeri göremiyor. Eskişehir bir öğrenci şehri olduğu için genellikle kartlık gibi daha küçük ve ekonomik ürünler tercih ediliyor. Biz de gençlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz; hem spor hem de laptop çantalarından gözlük kılıflarına kadar her yaşa ve zevke hitap edecek tasarımlar yapıyorum. Her şeyini, boyasından cilasına kadar kendim yaptığım için bu ürünler aslında birer sanat eseri değerinde" şeklinde konuştu. "Sanatın sertifikası el becerisidir, diploma değil" Eğitim hayatı ve usta öğreticilik konusundaki bürokratik engellere de değinen Dilek Mutlu, sanatın sadece kağıt üzerinde değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak sözlerini şöyle sonlandırdı: "Halk eğitiminde çok kaliteli bir eğitim aldım; derinin cinsinden, nerede nasıl kullanılacağına kadar her şeyi uygulamalı ve yazılı sınavlarla öğrendik. Aslında bu birikimimle usta öğreticilik yapabilirim ancak önüme lise diploması şartı çıkıyor. 60 yaşına gelmiş, deriyi her türlü işleyebilen biri olarak, lise diplomam yok diye bu bilgiyi resmi yollardan aktaramıyorum. Etrafımda liseyi bitirip birkaç ay eğitimle ustalık belgesi alanlar var ama öğretebilecekleri şeyler çok sınırlı. Bence el sanatlarında kişinin lise diplomasına değil, elinin ustalığına, işinin kalitesine ve üretimindeki zenginliğine bakılmalı. Sanatın gerçek diploması, o elin becerisidir."
Çerkeslerden "Kültür Neferleri Onur Gecesi"
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:29 Çerkeslerden "Kültür Neferleri Onur Gecesi" Samsun’da düzenlenen "Kültür Neferleri Onur Gecesi"nde, kültür ve toplumsal hafızaya emek veren isimler onur ödülleriyle anıldı. Adige Kültür Derneği tarafından kültüre ve toplumsal hafızaya katkı sunan isimleri onurlandırmak amacıyla düzenlenen "Kültür Neferleri Onur Gecesi" Samsun Büyükşehir Belediyesi Sanat Merkezi’nde yapıldı. Programa, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler, sanatçılar ve davetliler katıldı. Etkinlikte, farklı alanlarda uzun yıllar kültürel çalışmalar yürüten isimlere onur ödülleri verildi. Adige Kültür Derneği yetkilileri, programın ilerleyen yıllarda geleneksel hale getirilmesinin planlandığını belirtti. Onur ödülü ve anma bölümler yer aldı Program kapsamında müzik, folklor, akademi, el sanatları, tarih ve sivil toplum alanlarında çalışmaları bulunan dokuz kişiye onur ödülü takdim edildi. Gecede, kültür alanındaki çalışmalarıyla tanınan merhum Fevzi Güven, Yusuf Suat Neğuç ve Miraç Duğ için anma bölümleri düzenlendi. Ayrıca Kurtuluş Savaşı döneminde Maraş ve Antep direnişlerinde yer alan Toğuzata Arslan Bey, program kapsamında özel bir sunumla anıldı. Dans ve müzik gösterileri sunuldu Programın sunuculuğunu sanatçı İshak Akbay yaptı. Etkinlikte Samsun Büyükşehir Belediyesi Kafkas Halk Dansları Topluluğu sahne aldı. Mahalli danslar ve geleneksel müzik dinletileri programda yer aldı. 2008 yılında kurulan Adige Kültür Derneği’nin; anadil eğitimi, halk dansları, müzik çalışmaları, el sanatları, folklorik ve tarihsel araştırmalar ile sosyal dayanışma faaliyetleri yürüttüğü belirtildi. Etkinlik, Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleştirildi. Geceye katılan İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz, "Kültürümüz, ülkemizin en kıymetli kültürlerindendir. Maalesef görüyoruz ki her toplumda olduğu gibi her geçen gün dilimizi kaybediyoruz. Kültürümüzü kaybediyoruz. Toplumları geliştiren, tarihi değerlerini öne çıkaran o ülkenin kültüründen ibarettir" dedi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Cihan Güller, "Samsun farklı kültürlerin bir arada yaşadığı muhteşem bir şehir. Samsun tüm dünyanın buluşma noktası. Biz Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı olarak bu mottoyu işaret ettik. Bu akşamda bunu görüyoruz. Farklı coğrafyalardan, Türkiye dışından misafirlerimiz var. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum" dedi. Adige Kültür Derneği Başkanı Kadir Özyılmaz, "Kültür neferi olmak sadece müzik yapmak, dans etmek, konuşmak, yazmak değildi. Kültür neferi olmak asimilasyonun sessizliğine karşı kimliği ayakta tutmaktır. Unutmanın sıradanlaştığı çağlarda kimliği hatırlatmaktır. 1864 yılında sürgün yollarında kaybettiklerimizi unutmamak unutturmak için çabalamaktır" diye konuştu. Gecede ödül alan kültür neferleri arasında ise şu isimler bulundu: Toğuzata Aslan Bozkurt (Müzisyen), Şaguj Faysal Şakuç (Ahşap Sanatlar Ustası), Guser Kenan Güser (Geleneksel Kıyafet Ustası), Koblı Murat Kubilay (STK Aktivisti), Nehuşe Nuri Tandoğgu (Medya Temsilcisi), Mefeşuko Şengül Eyigün (Anavatan Dönüşçüsü ve Aktivist), Berzeg Sefer Ersin (Tarihçi-Yazar), Keref Yalçın Karadaş (Yazar ve Aktivist) ve Doç. Dr. Tıjın Çurey (Akademik Folklor Araştırmacısı)
Atatürk’ün onayıyla Erzurum’dan okyanusu aşan köpekler
05 Ocak 2026 Pazartesi - 09:55 Atatürk’ün onayıyla Erzurum’dan okyanusu aşan köpekler Araştırmalar, Erzurum’un yüksek yaylalarından seçilen Anadolu çoban köpeklerinin 1938 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildiğini ve bu sürecin yalnızca bir hayvan sevkiyatı değil, diplomatik, bilimsel ve askerî boyutları olan çok katmanlı bir ilişki ağı oluşturduğunu ortaya koydu. Araştırmacı Taner Özdemir, yaptığı araştırmada bu alandaki en kapsamlı çalışmalardan birisinin, Türk-Amerikan ilişkilerinin ortaya çıkarılmasında otorite kabul edilen akademisyen Dr. Işıl Acehan tarafından kaleme alınan ve "Erzurumlu Çoban Köpekleri" başlığını taşıyan akademik makalesi olduğunu söyledi "Erzurum’dan biri dişi biri erkek iki köpek seçildi" Araştırmacı Taner Özdemir, Işıl Acehan’ın çalışmasının, 1938 yılında Türkiye’nin ABD’ye diplomatik bir jest olarak gönderdiği Anadolu çoban köpekleri Karabaş ve Fındık ile ABD’de dünyaya gelen yavruları Joe üzerine odaklandığını ifade ederek, "Makaleye göre süreç, ABD Tarım Bakanı Henry Wallace’ın 1930’lu yılların sonunda başlattığı "dünyanın en iyi çoban köpeğini bulma" projesi kapsamında şekillenmiştir. Dönemin Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Mehmed Münir Ertegün’ün girişimleriyle konu Türkiye’ye iletilmiş, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün onayı alınarak Erzurum’dan biri dişi biri erkek iki köpek seçilmiştir. O dönemde köpek ihracatı yasak olmasına rağmen, bu sevkiyat istisnai ve sembolik bir diplomatik jest olarak değerlendirilmiştir. ABD’ye gönderilen köpekler bilimsel testlere tabi tutulmuş, güçlü içgüdüleri ve bağımsız karakterleri nedeniyle dikkat çekmiştir. II. Dünya Savaşı yıllarında ise bu köpeklerin, ABD Donanması tarafından Maryland’de bulunan bir telsiz istasyonunun korunmasında görevlendirildiği belgelerle ortaya konulmaktadır" diye konuştu. ABD’de doğan yavruları Joe Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu üyesi araştırmacı Taner Özdemir, Dr. Işıl Acehan’ın çalışmasına atıfla yaptığı değerlendirmede, "Bu sürecin Erzurum’un hayvancılık kültürünün uluslararası boyut kazanmasının nadir örneklerinden biri olduğunu görüyoruz. Acehan’ın titiz arşiv çalışmaları sayesinde bu hikâyenin diplomatik ve askerî yönleriyle netlik kazanıyor. Araştırmalar, Erzurum’un yüksek yaylalarında yetişen Anadolu çoban köpeklerinin 1938 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildiğini ve bu sürecin Türk-Amerikan ilişkilerinde dikkat çekici bir başlık oluşturduğunu gösteriyor. Türk-Amerikan ilişkilerinin ortaya çıkarılmasında otorite kabul edilen akademisyen Dr. Işıl Acehan’ın "Erzurumlu Çoban Köpekleri" başlıklı makalesi, Karabaş ve Fındık adlı iki köpeğin ve ABD’de doğan yavruları Joe’nun bu tarihsel sürecini ayrıntılı biçimde ele alıyor" şeklinde konuştu. "Diplomatik jest olarak ABD’ye gönderildi" Makaleye göre, ABD Tarım Bakanı Henry Wallace’ın dünyanın en iyi çoban köpeğini bulmaya yönelik çalışmaları kapsamında Türkiye’den özel bir talepte bulunulduğunu hatırlatan Özdemir, "Dönemin Washington Büyükelçisi Mehmed Münir Ertegün’ün girişimleriyle süreç resmiyet kazanmıştır. Atatürk’ün onayıyla Erzurum’dan seçilen iki köpek, ihracat yasağına rağmen istisnai bir diplomatik jest olarak ABD’ye gönderilmiştir. Köpeklerin ABD’de laboratuvar ortamlarında test edildiği, güçlü içgüdüleri nedeniyle dikkat çektiği ve II. Dünya Savaşı sırasında ABD Donanması tarafından Maryland’deki bir telsiz istasyonunun korunmasında görevlendirildiği belgelerle ortaya konulmaktadır. Bu durum, Erzurum kökenli çoban köpeklerinin yalnızca tarımsal ya da kültürel değil, askerî bağlamda da değerlendirildiğini göstermektedir" dedi. "Hikâyeyi sağlam bir tarihsel zemine oturttu" Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Taner Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü "Bu çalışma Erzurum’un yerel değerlerinin dünya tarihine nasıl dâhil olabildiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir. Dr. Işıl Acehan’ın bilimsel katkıları, bu sıra dışı hikâyeyi sağlam bir tarihsel zemine oturtmuştur. Erzurum’un sert ikliminde, yüksek yaylalarda yetişen Anadolu çoban köpekleri, 1938 yılında Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında kurulan sıra dışı bir diplomatik ilişkinin parçası hâline gelmiştir. Bu süreci ayrıntılarıyla ortaya koyan çalışma, Türk-Amerikan ilişkilerinin ortaya çıkarılmasında otorite kabul edilen akademisyen Dr. Işıl Acehan’a aittir. Acehan’ın makalesi, Erzurum’dan seçilen Karabaş ve Fındık ile ABD’de doğan yavruları Joe’nun hikâyesini arşiv belgeleri ışığında ele almaktadır" "Telsiz istasyonunun korunmasında kullanıldı" ABD Tarım Bakanı Henry Wallace’ın girişimiyle başlayan sürecin, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Mehmed Münir Ertegün aracılığıyla Ankara’ya taşındığını vurgulayan Özdemir, daha sonra şöyle dedi "Süreç Atatürk’ün onayıyla sonuçlanmıştır. O dönemde köpek ihracatı yasak olmasına rağmen, bu iki köpek istisnai bir diplomatik jest olarak ABD’ye gönderilmiştir. Makale, köpeklerin ABD’de bilimsel testlere tabi tutulduğunu ve II. Dünya Savaşı sırasında ABD Donanması tarafından Maryland’de bulunan bir telsiz istasyonunun korunmasında kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Erzurumlu çoban köpekleri, hem diplomatik hem askerî tarihte dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır. Bu hikaye aynı zamanda Anadolu’dan dünyaya uzanan sessiz ama etkili bir tarihsel bağın somut göstergesidir."
Kütahya’da "Örgünü al da gel" etkinliği kadınları bir araya getirdi
05 Ocak 2026 Pazartesi - 09:46 Kütahya’da "Örgünü al da gel" etkinliği kadınları bir araya getirdi Kütahya’da Belediye Yüksek Kahve Dostlar Konağı, anlamlı bir sosyal sorumluluk ve kültür etkinliğine ev sahipliği yaptı. Müjgan Gültekin, Özlem Eski ve Ayşe Kaçan öncülüğünde düzenlenen "Örgünü al da gel" etkinliğinde çok sayıda kadın bir araya gelerek hem çorap, kazak, atkı ve bere giyim malzemesi üretimi yaptı hem de keyifli anlar yaşadı. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Özlem Eski, örgünün kadınlar üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekti. Eski, "Bugün bizi bir araya getiren şey örgünün birleştirici gücü. Örgü örmek, hanımlar için sadece boş vakit değerlendirmek değil; zihni dinlendirmek, üretmek, hatta gelir elde etmek ve huzura kavuşmaktır" diyerek katılımcılara ’hoş geldiniz’ dedi. Tarihi konağın sıcak atmosferinde bir araya gelen kadınlar, el emeği ürünlerini sergilerken aynı zamanda üretim odaklı dayanışmanın güzel bir örneğini ortaya koydu. "Örgü benim ilacım" Ayşe Kaçan, "Örgü örmek kafa dağıtmak için birebir. Stres ve sinirden uzak kalmamı sağlıyor" dedi. Kaçan, "Örgü benim ilacım, eczanem gibi. Sevilmese çekilecek kahrı yok. Herkes bu el sanatını öğrenmeli" ifadelerini kullandı. Kütahya’nın geleneksel kültürüne vurgu yapan bir başka katılımcı da, "Ev oturmaları ve hanımların birlikte üretmesi kültürümüzün çok kıymetli bir parçası. Burada olmaktan çok mutluyum" diye konuştu. Etkinlikte yapılan değerlendirmelerde, el emeği ürünlerin sosyal bağları güçlendirdiği de dile getirildi. Katılımcılar, örgü örmenin zihni rahatlattığını, yapılan ürünlerin sevdiklerine hediye edilmesiyle sevginin toplum içinde yayıldığını belirtti. Müzik eşliğinde devam eden programda çekiliş de düzenlendi. Çekiliş sonucunda talihli bir katılımcıya yenidoğan bebek yeleği hediye edildi. Yoğun ilgi gören "Örgünü Al da Gel" etkinliğinin, gelen talepler doğrultusunda ilerleyen dönemlerde de devam edeceği bildirildi.
O Sürmene kamasının son ustalarından
05 Ocak 2026 Pazartesi - 09:15 O Sürmene kamasının son ustalarından Sürmene Kaması yapımına 72 yıl önce başlayan üçüncü kuşak kama ustası 78 yaşındaki Cengizhan Alpaslan, yok olmaya yüz tutan mesleğin son temsilcilerinden biri olarak gençlere çağrıda bulundu. Babasından ve dedesinden öğrendiği kama yapımını bugün hâlâ sürdüren Alpaslan, bu sanatın gelecek yıllarda tamamen kaybolabileceğini dikkat çekerek şu anda bu sanatı sürdüren 1-2 kişi kaldıklarını belirtti. Yörede kamanın yapımına 1910-1912 yılları arasında başlandığını hatırlatan Alpaslan, günümüzde kamaların daha çok tarihi ve turistik amaçlarla tercih edildiğini ifade ederek özellikle horon ekipleri tarafından yıllardır görsel amaçlı kullanılarak bu özelliğini koruduğunu dile getirdi. Trabzon’un Sürmene ilçesi Soğuksu Mahallesi’ndeki evinin altında bulunan atölyede Sürmene kaması yapımını sürdüren Alpaslan, kama yapımının 72 ayrı işlemden geçtiğini kaydederek şimdiki neslin bu sanatı pek tercih etmediğini söylüyor. Günde 3 tane kama yapması halinde 5-6 bin TL kazanabileceğine dikkat çeken Alpaslan, "Günde üç tane yaparsam 5-6 bin TL kazanırım; Başka hiçbir yerde bir günde o kadar para kazanamam. Şimdiki nesil kendini fazla zorlayacak iş aramıyor, genelde masa başı işlerini tercih ediyor" diye konuştu. "Şu anda bu işi yapan 1-2 kişi kaldık" Günümüzde kama yapan 1-2 ki kişi kaldıklarını kaydeden Alpaslan, "Bu mesleğe 72 yıl önce başladım. Yaptığım bıçağın adı kama olarak tabir edilir. Benim bildiğim kadarıyla kama yapımına 1910-1912 yılları arasında başlandı. Kamalar günümüzde genellikle tarihi özellik taşıdığı için turistik amaçlı tercih ediliyor. O yıllardan beri horon ekiplerinde görsel amaçlı olarak kullanılıyor ve bu kullanım günümüze kadar devam ediyor. İlçemizde 100’ün üzerinde satış yeri var; ancak bazıları işin kaynağını bulalım diye benden alıyor. Kama sivri uçludur, Sürmene bıçağı ise bildiğimiz normal ekmek bıçağıdır. Şu anda kama yapan benim gibi 1-2 kişi kaldı, gençlerde pek yok. Tahminimce 10 yıl sonra kama yapımı tamamen bitecek. Yetiştirdiğim çırakların hiçbiri kama yapmıyor" dedi. "Günde üç tane yaparsam 5-6 bin TL kazanırım" Günde 3 tane kama yapması durumunda 5-6 bin TL para kazanabileceğine dikkat çeken Alpaslan, "Kama yapımını babamdan ve dedemden öğrendim. Bu mesleği bize bırakanlardan Allah razı olsun. Bize bir meslek öğrettiler. Kamanın yapımı 72 işlemden geçer. Önceleri günde yaklaşık 8 kama yapardım, yanında meyve bıçağıyla birlikte toplamda 16’ya ulaşırdı. Şimdi ise günde ancak 3 tane yapabiliyorum. Gençler atalarının mesleğini unutmasın. Örneğin kamayı meyve bıçağıyla birlikte 2 bin TL’ye yapıyorum. Günde üç tane yaparsam 5-6 bin TL kazanırım; başka hiçbir yerde bir günde o kadar para kazanamam. Şimdiki nesil kendini fazla zorlayacak iş aramıyor, genelde masa başı işlerini tercih ediyor. Bilhassa Yunanistan’dan gelip alanlar var. Buradan gidenler de Yunanistan’da uzun süre bu mesleği sürdürdü. 1955 yılında 7 yaşındaydım. Dedem ustaydı, babam ise onun çırağıydı. İkisinin de usta olduğu döneme yetiştim. Dolayısıyla bu mesleği üçüncü kuşak olarak sürdürüyorum. Ancak çocuklarımdan bu işi yapan yok" şeklinde konuştu.