KÜLTÜR SANAT
Mustafa Rakım Efendi vefatının 200. yılında özel sergiyle anılıyor 25 Mart 2026 Çarşamba - 22:00:14 Osmanlı hat sanatının önde gelen isimlerinden Hattat Mustafa Rakım Efendi, vefatının 200. yılında düzenlenen "Mustafa Rakım Efendi Yazı Kalıpları Sergisi" ile anılıyor. Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TÜYEK) Başkanı Coşkun Yılmaz, "Kısmen fotoğraflarla, yani mimari eserlere işlenmiş yazıları gösteren fotoğraflarla ama büyük ölçüde bu yazı kalıplarının yer aldığı bir sergi açtık. Bu bir ’ilk’ olma özelliğine sahip ve son derece hem hat tarihimiz açısından hem mimari sanat-hat ilişkisi açısından hem de Mustafa Rakım Efendi açısından çok önemli bir sergi" dedi. 19. yüzyılın en önemli hattatlarından biri olarak kabul edilen Mustafa Râkım Efendi’nin vefatının 200. yılında, anısına Süleymaniye Külliyesi’ndeki TÜYEK Sergi Salonu’nda sergi açıldı. Sergide Türk ve İslam Eserleri Müzesi koleksiyonunda yer alan ve Mustafa Râkım Efendi’nin bizzat hazırladığı iğneli yazı kalıpları ilk kez bir araya getirildi. Söz konusu kalıplar, sanatçının cami, türbe ve çeşitli mimari yapılar için taşa uygulanmak üzere hazırladığı eserlerden oluşuyor. Yazı kalıplarının yalnızca estetik birer unsur olmadığına dikkat çekilen sergide, bu eserlerin hat sanatının mimariyle olan ilişkisini ve yazının taş üzerindeki nihai halini belgeleyen önemli vesikalar olduğu vurgulanıyor. Sergide ayrıca kalıpların günümüzdeki kitabelerle birlikte fotoğrafları da yer alarak, hazırlık aşamasından uygulamaya kadar geçen zaman ziyaretçilere sunuluyor. Sergide Nakşidil Valide Sultan Türbesi’ndeki çeşme kitabesi, Nusretiye Camii için hazırlanan yazılar ve İsmail Zühdi Efendi’nin mezar kitabesine ait kalıplar da yer alıyor. Bunun yanı sıra, farklı yapılarda kullanılan tuğra kalıpları ile henüz taş üzerindeki nihai hali tespit edilemeyen bazı kitabeler de sergide sergileniyor. Sergide sürpriz eserler de bulunuyor. Hezarfen Necmeddin Okyay’ın Mustafa Râkım Efendi için kaleme aldığı mersiye, hattat Macit Ayral tarafından yazılırken, tezhibi ise Süheyl Ünver tarafından yapıldı. Söz konusu eserin fotoğrafları da sergide ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Mustafa Râkım Efendi’nin sanat anlayışını, hat sanatındaki ustalığını ve Osmanlı hat geleneğindeki yerini gözler önüne seren sergi, aynı zamanda yazı ile mimari arasındaki ilişkiyi yakından incelemek isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşıyor. "Mustafa Rakım Efendi’nin tıpkıbasımını yapacağız sınırlı sayıda; çalışmaları devam ediyor" Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanı Coşkun Yılmaz, "Mustafa Rakım Efendi, özellikle celî sülüste bizim hat tarihimizin en zirve isimlerinden birisi. Kendisi adeta bir mektep, bir ekol olmuş bir isim. Sultan 3. Selim döneminde, Sultan 2. Mahmud döneminde çalışmaları olan ve Sultan 2. Mahmud’un hat hocalığını yapan bir isim. Bu sene onun vefatının 200. senesi. Mustafa Rakım Efendi gibi büyük bir hattatın anılmaması büyük bir eksiklik, büyük bir haksızlık olurdu. Biz de Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı olarak onunla ilgili çok özel bir çalışma veya özel çalışmalar olarak ne yapabiliriz diye düşündük. Yazı tarihimiz açısından çok önemli bir zirve. Ve araştırmalarımız neticesinde, değerlendirmelerimiz neticesinde onun ’Hilye-i Saadet’i var, çok muhteşem bir hilye. Onun tıpkıbasımını yapacağız sınırlı sayıda; çalışmaları devam ediyor. Ama bugün 25 Mart, tam vefatının 200. yılı olduğu için (1826’da vefat ediyor), bu Rakım Efendi’nin hatlarının ’Yazı Kalıpları Sergisi’ni açtık. Bu yazı kalıpları son derece önemli. Aslında mimariye nakşedilen o gördüğümüz hatların önce bir yazılması, sonra da iğne ucuyla milimetrik bir şekilde bütün yazının üç dört tane kağıtla beraber bir ıhlamur kalıba çıkarılması, sonra da onun bir taş ustası tarafından aynı ustalıkla nakşedilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla bu son derece orijinal bir sergi" dedi. Mustafa Rakım Efendi’den daha önceki dönemlerden bugüne ulaşan herhangi bir yazı kalıbı olmadığını belirten Yılmaz, "Dolayısıyla mevcut bilgiler ışığında, belgeler ışığında bu sergide yer alan yazı kalıpları aynı zamanda elimizdeki ilk veya en eski tarihli yazı kalıpları. Hat tarihimiz açısından son derece önemli. Rakım Efendi’nin o hat tarihimizdeki büyüklüğü, dehası, diğer taraftan buradaki kalıpların belgesel değeri son derece önemli, son derece manidar. Kısmen fotoğraflarla, yani mimari eserlere işlenmiş yazıları gösteren fotoğraflarla ama büyük ölçüde bu yazı kalıplarının yer aldığı bir sergi açtık. Bu bir ’ilk’ olma özelliğine sahip ve son derece hem hat tarihimiz açısından hem mimari sanat-hat ilişkisi açısından hem de Mustafa Rakım Efendi açısından çok önemli bir sergi. Biz bir ay boyunca sergimizi açık tutacağız, bütün vatandaşlarımızı bekliyoruz" diye konuştu. "Mustafa Rakım Efendi ne yapsa zaten muhteşem; buradakiler de ayrı bir değer taşıyor" Sergide en çok dikkatini çeken eserleri anlatan Yılmaz, "En çok dikkatimi çeken eser; Nakşidil Valide Sultan Türbesi’nin kapısına yazılan ’Çapraz Müsennâ’, bunlardan birisi. Yine Nusretiye Camii’nin yazı kalıbının orijinali bunlardan birisi. Doğrusu seçim yapmakta çok zorlandığımı, ’hani bu değil de şu olsa’ diyebileceğim bir tablo olmadığının da altını çizmem gerekiyor. Çünkü Mustafa Rakım Efendi ne yapsa zaten muhteşem; buradakiler de ayrı bir değer taşıyor" dedi. "Rakım’ın celî yazı kalıpları korunmuş ve günümüze de kadar gelmiş; onun için çok önemlidir" Hattat Mehmet Özçay ise, "Bu sergi hat sanatımızın en önemli kilometre taşlarından biri olan Mustafa Rakım Efendi’nin celî yazı kalıplarından oluşan sergi. Celî yazı; bilhassa mimaride kullanılan büyük hacimli yazılara, yazı kalemi ile yazılan yazılara celî yazı diyoruz. Bu sergilenen yazı kalıpları da Mustafa Rakım Efendi’nin meşhur İstanbul camilerinde; Fatih Camii olsun, Nusretiye Camii olsun, Tophane’deki camilerde olsun kullanılan, işlenen yazıların orijinal yazı kalıpları. Bunlar bizim için son derece önemli. Bu mimaride bulunan celî yazılarda Rakım öncesindeki kalıplara maalesef biz rastlamayız. Onlar ne hikmetse muhafaza edilmemiş, kaybolmuş. Hiç bugüne kadar rastlamadım. Ama bunda Rakım müstesna. Rakım’ın celî yazı kalıpları korunmuş ve günümüze de kadar gelmiş; onun için çok önemlidir" dedi. Özçay, "Mustafa Rakım Efendi’nin bizim hat sanatı tarihimizdeki yeri için ’Celî sülüs ve tuğra hattında Rakım öncesi ve Rakım sonrası’ diye bir tasnif yapabiliriz. Yani o kadar önemli bir kilometre taşıdır. Celî sülüs yazısında, hattında inkılap yapmış Rakım. Bu celî yazıda ve tuğra sultanların tuğralarında form ve tavır olarak büyük bir inkılap yapmış ve kendinden sonra gelen bütün üstatlar Rakım yolunda eser vermeye başlamışlar. O bakımdan çok çok önemlidir bizim için. Hakikaten bizden sonraki nesillere bu üstadımızı tanıtmamız, aktarmamız için ilgili herkesi bu sergiye davet ediyorum. Gelsinler bu kıymetimizi, bu değerimizi tanısınlar görsünler" diye konuştu.
25 Mart 2026 Çarşamba - 17:48 Vezirköprü’de Çanakkale Zaferi ve şehitleri anıldı Samsun’un Vezirköprü ilçesinde 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü etkinlikleri kapsamında anma programı düzenlendi. Köprülü Mehmet Paşa Anadolu Lisesi tarafından hazırlanan program, Vezirköprü Belediyesi Kültür Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Program öncesinde öğrenciler tarafından hazırlanan resim sergisi gezildi. Saygı duruşu yapılması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ile devam etti. Günün anlam ve önemine ilişkin yapılan konuşmada Köprülü Mehmet Paşa Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni Yücel Zahireci, Çanakkale Zaferi’nin Türk milletinin bağımsızlık mücadelesindeki yeri ve önemini vurguladı. Programda konuşan ilçe kaymakamı Özgür Kaya ise, Çanakkale ruhunun gelecek nesillere aktarılmasının önemine dikkat çekerek, şehitlerin emanetine sahip çıkılması gerektiğini ifade etti. Anma etkinlikleri kapsamında öğrenciler tarafından hazırlanan oratoryo gösterisi, şiir dinletileri ile koro ve solo müzik performansları izleyicilerden beğeni topladı. Programda ayrıca ilçe genelinde düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi. Etkinlik, günün anısına çekilen hatıra fotoğrafı ile sona erdi. Anma programına ilçe protokolü, kurum amirleri, öğretmenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:44 Dünya Tiyatro Günü’nde İsmail Dümbüllü geleneği Ataşehir’de yaşatılacak 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla Ataşehir’de düzenlenecek özel gecede, tiyatro sanatının geçmişine saygı duruşunda bulunularak İsmail Dümbüllü geleneği bir kez daha yaşatılacak ve Tiyatro Günü Bildirisi okunup "Pembe Pırlantalar" isimli oyun sahnelenecek. Ataşehir Belediyesi tarafından 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi’nde özel bir program gerçekleştirilecek. Tiyatro sanatının ustaları ile genç kuşak temsilcilerinin bir araya geleceği gecede Türk Tiyatrosu’nun köklü bir geleneği yaşatılmaya devam edecek. Türk Tiyatrosu’nun köklü mirasının en önemli simgelerinden biri olan İsmail Dümbüllü adına verilen ödül, bu yıl Ataşehir’de gerçekleştirilecek özel gecede usta oyuncu Binnur Kaya’ya takdim edilecek. İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi’nde düzenlenecek gecede verilecek ödül, tiyatro sanatına uzun yıllar emek vermiş usta isim Müjdat Gezen tarafından sunulacak. Müjdat Gezen Sanat Merkezi (MSM) tarafından verilen ve MSM Konservatuvarı Tiyatro Bölümü öğrencilerinin oylarıyla belirlenen İsmail Dümbüllü Ödülü, Türkiye’de genç tiyatrocuların seçimiyle verilmesi bakımından özgün bir nitelik taşıyor. Ustadan çırağa aktarılan tiyatro geleneğinin simgelerinden biri olan bu ödül, sanat kamuoyunun en saygın ödülleri arasında yer alıyor. Bugüne kadar; Münir Özkul, Gazanfer Özcan, Altan Erbulak, Nejat Uygur, Suna Pekuysal, Savaş Dinçel, Ali Sürmeli, Bülent Kayabaş, Altan Erkekli, Ferhan Şensoy, Levent Kırca, Demet Akbağ, Metin Serezli, Genco Erkal, Rasim Öztekin, Yılmaz Erdoğan, Zihni Göktay, Hümeyra, Erol Günaydın, Vahide Gördüm, Cem Yılmaz, Fırat Tanış, Serkan Keskin, Zafer Algöz, Erkan Can, Ali Poyrazoğlu, Melek Baykal, Ayşen Gruda, Metin Akpınar, Meral Çetinkaya ve Nevra Serezli gibi Türk Tiyatrosu’na damga vurmuş pek çok değerli ismin aldığı bu ödül, bu yıl usta oyuncu Binnur Kaya’ya verilecek. Gecede ayrıca, oyuncu Çiçek Dilligil tarafından tiyatronun birleştirici gücünü ve toplumsal önemini vurgulayan Dünya Tiyatro Günü Bildirisi okunacak. Saat 20.00’de başlayacak ödül töreninin ardından sahne, sevilen tiyatro oyunu "Pembe Pırlantalar"a bırakılacak. Renkli anlatımı ve güçlü oyunculuklarıyla dikkat çeken oyun, izleyicilere keyifli ve unutulmaz bir tiyatro akşamı sunacak. Ücretsiz olan etkinliğin biletleri internet adresi üzerinden temin edilebilir. Ataşehir İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi’nde "Dünya Tiyatro Günü" kapsamında düzenlenecek program akışı ise şu şekilde: 27 Mart 2026 Cuma günü saat 20.00’de İsmail Dümbüllü Ödül Töreni’nde Müjdan Gezen tarafından Binnur Kaya’ya ödül takdimi, Çiçek Dilligil tarafından okunacak olan Dünya Tiyatro Günü Bildirisi ve saat 20.30’da sahnelenecek "Pembe Pırlantalar" Tiyatro Oyunu.
25 Mart 2026 Çarşamba - 15:53 Bakan Ersoy: "Ziya Gökalp yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının fikir babasıdır" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Ziya Gökalp yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının kültürel bütünleşme idealinin fikir babası ve bu büyük vizyonun mimarıdır" dedi. Bakan Ersoy, Doğumunun 150. Yılında Ziya Gökalp Anma Yılı Açılış Töreni’ne katıldı. Programda konuşan Ersoy, Türk düşünce hayatının en önemli isimlerinden biri olan Ziya Gökalp’i doğumunun 150. yılında anmak, anlamak ve yeniden yorumlamak üzere bir araya geldiklerini kaydederek, "Bu anlamlı buluşma, yalnızca bir anma programı değil; aynı zamanda küresel çapta önemli gelişmeler yaşanırken Türk devletlerinin birlik ve dayanışma ruhunu eyleme dönüştüren en güçlü irade beyanıdır" diye konuştu. "Bu yılın ’Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi çok önemli bir karardır" Türk devletlerini ortak bir çatı altında buluşturan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı’nın (TÜRKSOY) yalnızca fikir birliğinin değil, bu fikirlerin somut adımlara dönüşmesinin de öncüsü ve itici gücü olduğuna değinen Ersoy, şöyle konuştu: "Bu çerçevede 16 Kasım 2024 tarihinde Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta gerçekleştirilen TÜRKSOY Daimi Konsey 41. Dönem Toplantısı’nda bakanlığımızın teklifi ile 2026 yılının ’Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi oy birliğiyle kabul edilmişti. 2025 Türk Dünyası Kültür Başkenti Kazakistan’ın Aktau şehrinde yapılan toplantılarda ise bu somut kararlar bir takvime bağlanmıştı. İçinde bulunduğumuz yılın ’Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi çok önemli bir karardır. Bu karar, Türk dünyasının ortak aklının, ortak hafızasının ve ortak geleceğe dair iradesinin somut bir göstergesidir. Hem Aşkabat hem de Aktau’da yapılan planlamalar, Gökalp’in fikirlerinin yalnızca geçmişe ait olmadığını; bugün de yol gösterici olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Nitekim 2024 yılı boyunca, vefatının 100. yılı vesilesiyle düzenlenen bilimsel toplantılar, sempozyumlar ve anma etkinlikleri, Gökalp’in düşünce dünyasının ne denli canlı ve güncel olduğunu bir kez daha göstermiştir." "Ziya Gökalp yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının fikir babasıdır" Ziya Gökalp’in Türk birliği idealini yalnızca siyasi bir hedef olarak değil; kültürel ve bilimsel temeller üzerine inşa edilmesi gereken köklü bir medeniyet tasavvuru olarak ele alan öncü bir mütefekkir olduğunu vurgulayan Ersoy, "Onun kültür ve medeniyet ayrımı, bugün Türk devletlerinin kendi öz kimliğini koruyarak modern dünyada güçlü bir şekilde var olma arayışına yön veren temel bir rehber niteliğindedir. TÜRKSOY ise bu vizyonun kurumsal hayattaki en somut yansımasıdır. Kültürel bütünleşme hedefi; Gökalp’in bir asır önce işaret ettiği istikametin bugün hayata geçirilmiş halidir. İsmail Gaspıralı’nın ’dilde, fikirde, işte birlik’ ülküsüyle şekillenen bu anlayış, Gökalp’in ortaya koyduğu sosyolojik temeller üzerinde yükselerek Türk dünyasının ortak geleceğine yön vermektedir. Bu çerçevede Ziya Gökalp; yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının kültürel bütünleşme idealinin fikir babası ve bu büyük vizyonun mimarıdır. Kendi kültürüne dayanarak evrenselleşmek. İşte bu yaklaşım, bugün TÜRKSOY’un temsil ettiği kültürel bütünleşme vizyonunun da temelini oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Ziya Gökalp’in fikirleri, gençlerin zihninde yeniden hayat bulmalıdır" Bakan Ersoy, bugün başlatılan bu etkinlikler silsilesinin; Türkiye’den Türkistan coğrafyasına Balkanlar’dan Batı dünyasına uzanan geniş bir etki alanına sahip olduğuna dikkati çekerek, şu ifadelere yer verdi: "Üniversitelerimizde düzenlenecek bilgi şölenleri, sanat kurumlarımızın katkılarıyla hayat bulacak eserler, uluslararası paneller ve sergiler; Gökalp’in fikirlerini yeniden yorumlayarak geleceğe taşıyacaktır. Selanik’ten Malta’ya, Bakü’den Ankara’ya uzanan bu çok katmanlı program, aynı zamanda bir kültürel diplomasi hamlesidir. Bu anma yılının en önemli hedeflerinden biri de genç kuşaklardır. Ziya Gökalp’in fikirleri, sadece akademik metinlerde kalmamalı; gençlerin zihninde yeniden hayat bulmalıdır. Onun ortaya koyduğu düşünce sistemi, dijital çağın dünyasında gençlerimiz için sağlam bir pusula olabilir." Programa ayrıca, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Derya Örs, Türk Ocakları Genel Başkanı Mehmet Öz, TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev ve davetliler katıldı. Program, Türk Ocakları Genel Başkanı Öz tarafından Bakan Ersoy’a plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
Usta oyuncu Ahmet Mekin, gençliğinin geçtiği Küçükçekmece’de komşularıyla buluştu
11 Aralık 2025 Perşembe - 11:42 Usta oyuncu Ahmet Mekin, gençliğinin geçtiği Küçükçekmece’de komşularıyla buluştu Yeşilçamın usta oyuncusu 94 yaşındaki Ahmet Mekin, Küçükçekmece Belediyesi’nin düzenlediği "Oyuncu Dediğin Ahmet Mekin" adlı kitap lansmanında komşularıyla buluştu. Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen programda Küçükçekmeceliler, Ahmet Mekin’i büyük ilgiyle karşıladı. Programa Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi de katıldı. Programın moderatörlüğünü kitabın yazarı Araştırmacı-Yazar Alican Sekmeç yaptı. Ahmet Mekin: Çekmece ve Başkanımla iftihar ediyorum Gençliği Cennet Mahallesi’nde geçen Türk sinemasının yaşayan en yaşlı erkek oyuncusu Ahmet Mekin, salona Cennet Mahallesi’nden komşusu Başkan Kemal Çebi ile kol kola geldi. Başkan Kemal Çebi’nin babasının yakın dostu olduğunu ifade eden Mekin, "1959-1999 yılları arasında Cennet Mahallesi’nde ikamet ettim. Kemal’in anne babasını tanıyorum. Gençliğini biliyorum. Belediye Başkanlığını görmek benim için çok kıymetli. Küçükçekmece ve Başkanımla iftihar ediyorum" diye konuştu. Başkan Çebi: Benim için hayaldi, yıllar sonra ağırlamak çok kıymetli Başkan Çebi de Ahmet Mekin’i Küçükçekmece’de ağırlamaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, "Ahmet abi ile birlikte olmak benim için büyük ayrıcalık. Beraber aynı mahallede yaşarken şu anı hayal etmiş olsaydım, bu hayal gerçekleşmezdi derdim. Ahmet Mekin, çok doğrucu bir adam, ondan çok şey öğrendim. Duruş açısından, siyaset açısından. Çok sohbetlerimiz olmuştur. Babamın da yakın arkadaşı, dostudur. O dönem belediye başkanlarına danışmanlık yapıyor hem de belediye meclis üyeliği yapıyordu. Cennet Mahallesi’nin de isim babalığını yapmıştır" dedi. "Eskiden her şey bambaşkaydı" Sinema dünyası ile eski ve yeni filmleri değerlendiren Ahmet Mekin, "Teknoloji çok ilerledi, bu kadar imkân var, insanlar gelişti ama o zamanki filmler daha bir sade, daha bir insana yakın. İnsana verebileceği bir şeyler var. Defalarca kez izlenebiliyor. Çünkü içinde sevgi vardı. Eski İstanbul, yeni İstanbul; eski Cennet, yeni Cennet gibi. O zaman her şeyin tadı bambaşkaydı" diye konuştu. Ahmet Mekin, programda siyasi ve sinema yaşamından kesitleri ve hatıraları katılımcılarla paylaştı. Sohbete Cennet Mahalleli komşuları da eşlik ederken, etkinlik duygu yüklü ve samimi bir atmosfere sahne oldu. Program sonunda Alican Sekmeç’in yazdığı, Küçükçekmece Belediyesi Kültür Yayınları’ndan çıkan "Oyuncu Dediğin Ahmet Mekin" isimli kitap katılımcılara hediye edildi.
Anadolu Türk tarihinin en eski kitabesi, çalındıktan 23 yıl sonra bulundu
11 Aralık 2025 Perşembe - 11:04 Anadolu Türk tarihinin en eski kitabesi, çalındıktan 23 yıl sonra bulundu Tokat’ın Niksar ilçesinde 23 yıl önce çalınan ve Danişmendli hükümdarı Gümüştekin’in adını taşıyan en eski Türk kitabelerinden Cin Camii kitabesi, jandarmanın başarılı operasyonuyla bulunarak devlet korumasına alındı. Niksar ilçesinde Danişmendli Beyliği dönemine ait olan ve Malazgirt Zaferi sonrası Anadolu’ya gelen Türklerden kalma en önemli tarihi eserler arasında gösterilen Cin Camii kitabesi, 23 yıl sonra bulundu. 13 Mart 2002’de çalınan ve uzun yıllar kayıp olan kitabe, Tokat Valiliği koordinesinde Niksar Kaymakamlığı ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince yürütülen titiz çalışmalar sonucu gerçekleştirilen operasyonla ele geçirildi. Danişmendli hükümdarlarından Gümüştekin’in adının geçtiği bilinen ilk ve tek kitabe olması nedeniyle büyük tarihi değer taşıyan eser, gerekli incelemelerin ardından devlet korumasına alındı. "Fotoğrafları vardı, kendisi 23 yıldır kayıptı" Üzerinde "Bu mübarek mescidin yapılmasını, Gümüştekin oğlu Melik Salar Aydoğdu, Allah’ın rızasını kazanmak için şanı yüce olan Allah’ın sayesinde H. 555/M. 1160 senesinde emretmiştir" ifadesi yazılı olan kitabe hakkında bilgiler veren şehir tarihi araştırmacısı ve yazar Dr. Danışmend Hüseyin Şahin, "Danişmendli dönemine tarihlenen kitabe, Malazgirt’ten sonra Anadolu’ya gelmiş Türklerin yapmış olduğu eserlerden kalma en eski Türk kitabesidir. Niksar Erken Dönem Türk Mirası ve Danışmendli başkenti adı altında UNESCO geçici miras listesindedir. Onun için Danişmendli kültür mirasının en yoğun yaşandığı ve en yoğun olduğu şehirlerden bir tanesidir. Bu nedenle Danişmendliler’den kalma ve o dönemin tarihine ışık tutacak çok kıymetli bir kitabedir. Bu kitabe hem Anadolu Türk tarihi açısından hem Danişmendli tarihi açısından çok önemli bir yere konumlanmaktadır. Kitabe 2002 yılında çalınmıştı. Cin Cami dediğimiz küçük bir mescidin kitabesiydi. 1160 tarihinde Gümüştekin oğlu Melik Salar Aydoğdu tarafından yaptırıldığını bildiğimiz, fotoğrafları elimizde olan ama kendisini 2002 yılından beri aradığımız kitabe güvenlik güçlerimizin özellikle Tokat Jandarma teşkilatımızın gayretleriyle açığa çıkartılmış ve teslim alınmıştır. Bu nedenle bu kitabenin Türk tarihi açısından öneminden bahisle başta Tokat Valimiz Abdullah Köklü’ye gayretleri nedeniyle kıymetli kaymakamımız Kadir Perçi’ye ve il Jandarma teşkilatının kıymetli mensuplarına özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum" dedi.
Erzurum’un tarihi çeşmelerinin belgeseli çekildi
11 Aralık 2025 Perşembe - 11:01 Erzurum’un tarihi çeşmelerinin belgeseli çekildi Erzurum şehir merkezinde tescil edilmiş 175 tarihî çeşme bulunuyor. Erzurum Valiliği bu çeşmelerle ile ilgili belgesel tadında bir video paylaştı. Erzurum’un geçmişte suların çokluğu ve güzelliği ile adından söz ettiren bir şehir olduğu ifade edilen paylaşımda, "Yolların ve suların kesiştiği şehir olan Erzurum tarihî dokusunda çeşmeler dağ suları ve yer suları olmak üzere iki kaynaktan beslenmektedir. Erzurum çeşmelerinin Palandöken Dağı eteklerinden toplanan suları toprak künklerle 12 farklı güzergâhtan şehre getirilmiş şehir içindeki yer suları ise 31 kaynaktan temin edilerek çeşmelerden akıtılmıştır. Erzurum şehir merkezinde 175 tarihî çeşme tescil edilmiştir. Erzurum çeşmelerinin biri dışında diğerleri 16-20. yüzyıl Osmanlı yapılarıdır. Çifte Minareli Medresenin cephesinde bulunan 13. yüzyıl sonları 14. yüzyıl başlarına ait olan çeşme ölçülü ve dengeli tasarımı ile köklü bir uygulamanın temsilcisi olup Anadolu Selçuklu dönemine aittir" denildi. "Suyu sadece bir ihtiyaç değil; aynı zamanda bir hayır işi" "Su, hayattır. Medeniyetimizde müstesna bir yere sahip olan su, mimariden sanata, temizlikten sağlığa kadar pek çok alanda hayatın merkezinde yer almıştır" denilen paylaşımda şu ifadelere yer verildi. " Ecdadımız, suyu sadece bir ihtiyaç değil; aynı zamanda bir hayır, bir hizmet, bir medeniyet unsuru olarak görmüştür. İnancımıza göre sadaka-i cariye olan vakıflar, çeşmeler, sebiller ve hamamlarla toplumun her kesimine ulaştırılan su hem maddî hem manevî anlamda bereketin simgesi hâline gelmiştir. Yüzyıllar boyunca çeşitli uygarlıkların ve yerleşim alanlarının kuruluşunda önemli bir yeri olan suyun mimari ile buluştuğu yapılardan olan çeşmelere evlerde, sokaklarda, meydanlarda ya da çeşitli yapı komplekslerinde rastlamak mümkündür. Türk-İslam sanatında İslamiyet’in arınma ve hayır arzusu ile biçimlendirilen çeşme kelimesi köken itibarıyla Farsçada göz anlamına gelen ‘’çeşm’’ kelimesinden türemiştir" İşte Erzurum’da bulunan bazı tarihi çeşmeler Erzurum Valiliği tarafından hazırlanan çeşmeler belgeselinde şu çeşmelere yer verildi, "Abdullah Paşa Çeşmesi (Emir Şeyh Camii Çeşmesi), Akpınar Çeşmesi, Ali Paşa Camii Çeşmesi, Bakırcı Camii Çeşmesi, Cennet Çeşmesi, Cürübe Çeşmesi (Palandöken Meydan Çeşmesi) , Çeşme Sokak Çeşmesi, Çeteci Abdullah Paşa Çeşmesi, Çifte Minareli Medrese Çeşmesi, Çortan Sokak Çeşmesi, Çukur Çeşme, Dabakhane Çeşmesi, Dede Ağa Çeşmesi, Dörtgüllü Çeşme, Eminkurbu Çeşmesi. Esatpaşa Camii Çeşmeleri, Feyzi Bey Çeşmesi, Gümüşgöz Çeşmesi, Gümüşmasat Çeşmesi, Habip Efendi (Sıvırcık) Çeşmesi, Hacı Cuma Camii Çeşmesi, Hacı Halil Sokak Çeşmesi, Hacılar Hanı Çesmesi , Hacı Kurban Çeşmesi, Hacı Mehmet Çeşmesi (Gürcü Kapı Çeşmesi), Hafız Çeşmesi, Hafız Hamza Çeşmesi, Halıcı Çeşmesi , Hüseyin Ağa (Hüso Ağa) Çeşmesi, İsmail Ağa Çeşmesi, Kadana Camii Çeşmesi, Kadıoğlu Çeşmesi, Kale Çeşmesi , Ketencizade Camii Çeşmesi, Kırkçeşme, Korukçu Sokak Çeşmesi, Kümbet Çeşmesi, Mehdi Efendi Mahallesi (Hacı Ömer Ağa) Çeşmesi, Mehmed Emin Ağa (Saksoncubaşı) Çeşmesi, Mehmet Kethûda Çeşmesi (Gürcü Mehmet Paşa Çeşmesi), Narmanlı Cami Çeşmesi, Osman Ağa (Komser) Çeşmesi , Ömer Paşa Çeşmesi, Pervizoğlu Camii Çeşmesi, Rauf Paşa Namazgâh Çeşmesi, Soğuk Pınar Çeşmesi , Şabahane Çeşmesi (Şafiiler Çeşmeleri), Şeyhler Camii Çeşmesi, Yazıcızâde Çeşmesi , Yukarı Mumcu Çeşmesi ve Zeynel Çeşmesi"
Şiir dünyası Osmangazi’de kapılarını aralıyor
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:52 Şiir dünyası Osmangazi’de kapılarını aralıyor Osmangazi Belediyesi, düzenlediği ‘Şiir Yazma Teknikleri ve Analizi’ atölyesiyle, şiire gönül vermiş amatör kalemleri profesyonel bir yolculuğa çıkarıyor. Şiirin inceliklerini öğrenen katılımcılar, hislerini dizelere daha güçlü ve daha estetik bir dille dökebilmenin mutluluğunu yaşıyor. Hayata geçirdiği zengin içerikli programlarla adından söz ettiren Osmangazi Belediyesi, 7’den 70’e herkese hitap eden yeni bir kültür hizmetine daha imza attı. Şiiri bir hobi olarak gören, fakat içindeki şairi ortaya çıkarmak isteyen amatörlere yönelik düzenlenen ‘Şiir Yazma Teknikleri ve Analizi’ atölyesi, katılımcıları şiirin büyülü dünyasına çıkarttı. Şiire ilgi duyan sanatseverler, düzenlenen bu anlamlı atölyeye büyük bir heyecanla katıldı. Gençlik ve Girişimcilik Merkezi’nde gerçekleştirilen çalışmalarda Kültür Bakanlığı Halk Şairi ve Yazarı Eğitmen Hatice Türkmen Yurtseven, katılımcıları şiirin tarihi yolculuğundan türlerine, ölçüsünden kafiyesine kadar geniş bir bilgi dünyasıyla buluşturdu. "Profesyonel anlamda şiir yazmayı öğretiyoruz" Kültür Bakanlığı Halk Şairi ve Yazarı Eğitmen Hatice Türkmen Yurtseven, Osmangazi Belediyesi’nin sunduğu imkanlar doğrultusunda sanatseverlere kapsamlı bir şiir yazma programı hazırladıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Osmangazi Belediyesi’ne ve değerli başkanımız Erkan Aydın’a bizlere böyle bir imkan sunduğu için çok teşekkür ediyoruz. Eğitime katılanlar ilk olarak şiirin ne olduğunu, türlerini, tanımını ve temel bölümlerini öğreniyor. Ardından şiirde kullanılan vezin, ayak, uyak, kafiye ve redif gibi teknik terimleri anlamlandırıyoruz. Profesyonel anlamda şiir yazmak ile amatörce şiir yazmak arasında önemli farklar var. Biz bu farkları katılımcılara göstererek şiirin mutfağına girmelerini sağlıyoruz. Atölye çalışmasına gelen arkadaşların bir şiir yazma alt yapısı var. Bu eğitimlerle onlara katkı sağlamış olacağız. Şiir yazmaya teknik açıdan doğru bir temel kazandırmak için lirik, epik, didaktik, pastoral, satirik ve dramatik türlerde uygulamalı eğitim vereceğiz." Atölye çalışmasına katılan amatör şairler ise Osmangazi Belediyesi’nin sağladığı eğitim desteğinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, böyle bir imkanın kendileri için büyük bir motivasyon kaynağı olduğunu vurguladı.
Sinema Anadolu’da ’Polonya Şimdi/Yeni Polonya Sineması 2’ açılış töreni düzenlendi
11 Aralık 2025 Perşembe - 09:47 Sinema Anadolu’da ’Polonya Şimdi/Yeni Polonya Sineması 2’ açılış töreni düzenlendi Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi ev sahipliğinde İletişim Bilimleri Fakültesi (İBF), Polonya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, Ankara Sinema Derneği ve Ankara Kült Kavaklıdere iş birliğiyle düzenlenen ’Polonya Şimdi / Yeni Polonya Sineması 2’ etkinliğinin açılış töreni gerçekleştirildi. Açılış öncesinde Polonya Ankara Büyükelçisi Maciej Przemyslaw Lang ve Polonya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Radoslaw Sadowski, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’i makamında ziyaret etti. Tören, açılış konuşmaları ile başladı. Konuşmaların ardından Rektör Adıgüzel ve Büyükelçi Lang, törene katılan öğrencilerle sohbet etti. Etkinliğin ilk gününde ’Chopın, Chopın’ filmi izleyicilerle buluştu. "Uluslararası iş birliklerine büyük önem veriyoruz" Açılış konuşmasında projenin önemine vurgu yapan Rektör Adıgüzel, "Anadolu Üniversitesi olarak kültür ve sanat faaliyetlerini üniversite yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nin 20 yılı aşkın süredir şehrimize kazandırdığı vizyon, sinema kültürünü yalnızca yaşatmakla kalmayıp uluslararası bir etkileşim alanına dönüştürüyor. Sinema Anadolu’nun yıl boyunca ev sahipliği yaptığı özel seçkiler, söyleşiler ve gösterimler, kültür-sanat üretimindeki sorumluluğunu daha da güçlendiriyor. Bugün hayata geçirilen bu iş birliği, iki ülke arasındaki kültürel bağları kuvvetlendirirken genç izleyicilere yeni ilham alanları sunuyor. Etkinlik kapsamında çağdaş Polonya sinemasının yenilikçi anlatım biçimlerini ve evrensel insan deneyimlerini ele alan yapımları izleme fırsatı bulacağız. Anadolu Üniversitesi olarak uluslararası iş birliklerini geliştirmeyi ve öğrencilerimizin farklı kültürlerle artırmayı önemsiyoruz" dedi. "Eskişehir hayal gücünün şehridir" Polonya Ankara Büyükelçisi Maciej Przemyslaw Lang, Polonya sinemasını Eskişehir’de sunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Polonya Şimdi/Yeni Polonya Sineması 2 etkinliğinin Eskişehir’deki açılışını yapmaktan onur duyuyorum. Geçen yılki seçkinin gördüğü yoğun ilginin ardından çağdaş Polonya sinemasının çeşitliliğini ve duygusal derinliğini yansıtan yeni bir programla Türkiye’ye dönmekten mutluluk duyuyoruz. Eskişehir, sadece bir öğrenci kenti değil, aynı zamanda hayal gücünün şehridir. Sanatın, sinemanın, tasarımın ve yeni fikirlerin günlük hayatın doğal bir parçası olduğu bu şehir, ilham veren filmleri sunmak için ideal bir ortam oluşturuyor. Polonya anlatı geleneğinin farklı boyutlarını kapsayan bu yılki seçkide hem usta yönetmenlerin hem de genç sinemacıların eserleri yer alıyor. Anadolu Üniversitesi’ne misafirperverlikleri ve sinema kültürüne katkıları için teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Törene; Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Serpil Koçdar, Rektör Danışmanı ve İBF Dekanı Prof. Dr. Barış Kılınç, Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sırrı Serhat Serter, Polonya Ankara Büyükelçisi Maciej Przemyslaw Lang, Polonya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Radoslaw Sadowski, senato üyeleri ve çok sayıda öğrenci katıldı.
Asırların izini taşıyan Horhor Medresesi Camii, çevre düzenlemesiyle yeniden nefes aldı
11 Aralık 2025 Perşembe - 09:19 Asırların izini taşıyan Horhor Medresesi Camii, çevre düzenlemesiyle yeniden nefes aldı Van Kalesi’nin eteklerinde yer alan tarihi Horhor Medresesi Camii, kapsamlı restorasyon ve çevre düzenlemesinin tamamlanmasının ardından hem ibadete hem de turizme yeniden açıldı. Bir dönem bataklık halde olan ve kullanılamayan bölge, yapılan drenaj sistemiyle tamamen yenilendi. Doğal su kaynaklarının kontrol altına alınmasıyla düzenli su akışı sağlandı. Proje kapsamında ayrıca dinlenme alanları, yürüyüş yolları, havuzlar ve geniş bir yeşil alan düzenlemesi yapılarak bölge modern bir görünüme kavuşturuldu. Tarihi kaynaklarda Birinci Dünya Savaşı sonrası Ermeniler tarafından yıkıldığı belirtilen, mimari özelliklerine göre 18. yüzyıla tarihlendirilen Horhor Medresesi Camii, aslına uygun şekilde restore edildi. Bediüzzaman Said Nursi’nin 1897-1907 ve 1912-1914 yıllarında ibadethane ve talebe yetiştirme amacıyla kullandığı yapının restorasyon süreci, ilk olarak 2012 yılında yapıldı. Ardından bir takım teknik sorundan dolayı zarar gören cami, 2019 yılında tekrar ibadete kapatıldı. Van Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığınca geçen yıl kısmen ibadete açılan Horhor Medresesi Camii, eksiklerin tamamlanmasıyla birlikte bu yıl beş vakit namazda yeniden cemaatini ağırlamaya başladı. Tarihi cami ve çevresinde yapılan kapsamlı düzenlemelerle bölge, hem yerli hem de yabancı ziyaretçiler için yeni bir cazibe noktasına dönüştü. "Akan suyun sesinden dolayı buraya ‘Horhor’ deniliyor" İHA muhabirine konuşan Horhor Medresesi Camii İmam Hatibi İsmail Tukdan, caminin isminin bölgeden akan suyun çıkardığı sesten geldiğini belirtti. Horhor Medresesi’nin tarihi önemine dikkat çeken Camii İmam Hatibi Tukdan, "Van Kalesi’nin dibinden akan suyun sesinden dolayı buraya ‘Horhor’ deniliyor. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de Vali Tahir Paşa’nın davetiyle 1896-1907 yılları arasında Van’a gelerek irşat faaliyetlerinde bulunuyor. Gelişinde Horhor Medresesi’nde talebe yetiştirmeye başlıyor. Risale-i Nurlarda geçtiği üzere bu dönemde hem dinî ilimler hem de fen ilimleri birlikte okutuluyor. Bediüzzaman Hazretleri, Tahir Paşa’nın konağında kimya ve fizik hocalarıyla matematik üzerine ilmî tartışmalara giriyor ve hepsine üstün geliyor" dedi. Horhor Medresesi’nin, Bediüzzaman tarafından "Medresetü’z-Zehra’nın mekteb-i iptidaisidir" şeklinde tanımlandığını dile getiren Tukdan, bunun bölgenin üniversite temelli büyük bir ilim projesinin başlangıç noktası olduğunu söyledi. Tukdan, "O dönemde Hakkari, Şırnak, İran ve Irak’tan birçok âlim bu medreseye gelerek ders görüyor, ders veriyor ve icazet alıyor. 1914’te yaşanan olaylarda Ermeniler, bölgedeki Müslüman evleri ve camiler gibi Horhor Medresesi de tahrip edilerek yakılıyor ve 2010’a kadar harabe halde kalıyor" diye konuştu. "Buraya gelenler geçmişle köprü kuruyor" Medresenin 2010 yılında dönemin Van Valisi tarafından restore edilerek ayağa kaldırıldığını hatırlatan Tukdan, yapının teknik sorunlar nedeniyle 2019’da tekrar kapatıldığını dile getirerek, "Van Valisi Ozan Balcı’nın girişimleriyle 2024 yılında drenaj sistemi tamamen yenilendi, tavan akıntıları onarıldı, çevre düzenlemesi yapıldı, yürüyüş yolları, aydınlatmalar, abdestlikler ve çeşmeler yenilendi. Böylece Horhor Medresesi Camii, beş vakit, cuma ve cumartesi sabah namazlarıyla yeniden ibadete açıldı. Cemaat yoğunluğu oldukça fazladır. İnsanlar burayı yeni yeni keşfediyor ve büyük bir ilgi gösteriyor. Hafta sonları 3 ila 5 bin kişi hem ibadet etmek hem tarihi mekânı görmek hem de geçmişle köprü kurmak için buraya geliyor" şeklinde konuştu. Alanın daha önce bir bataklık olduğunu ifade eden İlhan Öztekin isimli ziyaretçi ise alanın yeniden düzenlendiğini ve caminin de yeniden ibadete açıldığını söyledi. Öztekin, yeni çalışmayla tarihi alanın çok sayıda kişi tarafından ziyaret edildiğini belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti.
Erzurum’da 61 ürün coğrafi tescilli, 26’sı sırada bekliyor
11 Aralık 2025 Perşembe - 09:10 Erzurum’da 61 ürün coğrafi tescilli, 26’sı sırada bekliyor 61 coğrafi işaretli ürünü ile son yıllarda özellikle mutfak kültürü ile dikkat çeken Erzurum’da, 26 ürün de tescil için sırada bekliyor. Tüketiciler için ürünün kaynağını, karakteristik özelliklerini ve ürünün söz konusu karakteristik özellikleri ile coğrafi alan arasındaki bağlantıyı gösteren ve garanti eden kalite işareti olan coğrafi işaret son yıllarda rağbet görüyor. Ülkemizde Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından yürütülen coğrafi işaret tescili ile kalitesi, gelenekselliği, yöreden elde edilen hammaddesi ile yerel niteliklere bağlı olarak belli bir üne kavuşmuş ürünlerin korunması sağlanıyor. Gaziantep ve Konya’dan sonra en fazla coğrafi işaretli ürüne sahip olan Erzurum’da; gastronomi başta olmak üzere coğrafi tescilli ürün açısından ön sıralarda yer alıyor. Erzurum’da 26 ürün de tescil için sırada bekliyor. İşte tescil için sırada bekleyenler Erzurum’da halen Türk Patent Kurumu’nda; Hınıs Fasulye Şekeri, Erzurum Bakırı, Erzurum Fasulye Kavurması, Erzurum Yumurtalı Patates Salatası, Erzurum Patatesli Mercimek Yemeğ,i Çat Balı, Uzundere Haris Erik Dolması, Erzurum Kahvaltısı, Erzurum Sarma Kadayıfı, Erzurum Ramazan Pidesi, Erzurum Ayak Paça Çorbası, Erzurum Etli Pazı Dolması, Erzurum Göğermiş Peynirli Pide, Erzurum Sinisi, Erzurum Tava Ketesi, Erzurum Olur Kekikli Mahallesi Kandirif Peyniri / Erzurum Kandirif Peynir,i Hınıs Domas Peyniri, Hınıs Kekik Balı, Hasankale Dövme Kebap, Hasankale Etli Ekmek, Hasankale Güveci, Pasinler Köfte, Erzurum Geven Balı, Narman Yeşil Mercimeği, Karayazı Balı ve Erzurum İspir Gobdini tescil için bekliyor.
Antep İşi Nakışı UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesine kaydedildi
11 Aralık 2025 Perşembe - 08:47 Antep İşi Nakışı UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesine kaydedildi 08-13 Aralık 2025 tarihlerinde Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de gerçekleştirilen 20. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Hükümetlerarası Komite Toplantısı’nda, Kültür ve Turizm Bakanlığının Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile birlikte hazırladığı Antep İşi Nakışı dosyası Türkiye adına UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesine kaydedildi. Geleneksel olarak beyaz kumaş üzerine beyaz iplikle uygulanan, ipliklerin çekilip kesilmesiyle desenlerin oluşturulduğu Antep İşi Nakışı, bölgede yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan köklü bir nakış tekniği olma özelliğini taşıyor. Büyük emek ve ustalık gerektiren bu zanaat, kadınlar için önemli bir gelir kaynağı oluştururken sosyal uyumu destekleyerek sürdürülebilir kalkınmaya da katkı sağlıyor. UNESCO tarafından hazırlanan değerlendirme raporunda, Antep İşi Nakışı dosyasının detaylı ve eksiksiz hazırlanmış bir dosya olarak sunulduğu vurgulanarak, yaşayan mirasın korunmasına yönelik çalışmaları nedeniyle Türkiye tebrik edildi. Bu karar ile Türkiye’nin UNESCO Listelerindeki somut olmayan kültürel miras unsuru sayısı 32’ye yükseldi. Türkiye; 2003 UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’nin ilke ve amaçları doğrultusunda barışı, kültürlerarası diyaloğu ve kültürel çeşitliliğe saygıyı teşvik eden çalışmalarıyla uluslararası alanda görünürlüğünü artırmayı sürdürüyor. Listelerde yer alan 32 unsurun 14’ü çokuluslu dosya olup, bu çalışmalar benzer kültürel mirası paylaşan ülkelerle iş birliğinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürlüğü, yaşayan miras taşıyıcıları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve ilgili paydaşların aktif katılımıyla yürütülen çalışmalarla Türkiye, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listelerinde kayıtlı 32 değerle dünyada ikinci ülke konumunu koruyor.
Bağımlılık Farkındalığı Tiyatro Oyunu Fethiye’de Öğrencilerle Buluştu
10 Aralık 2025 Çarşamba - 18:46 Bağımlılık Farkındalığı Tiyatro Oyunu Fethiye’de Öğrencilerle Buluştu "Bağımlı Bir Bireyin Hayatını Anlatan Tiyatro Etkinliği"nin ilk durağı Fethiye oldu. Yaklaşık 500 öğrenci, bağımlılıkla mücadeleye dikkat çeken "Umut" adlı tiyatro oyununu ilgiyle izledi. Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık’ın himayesinde, Muğla Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Yeşilay Cemiyeti Muğla Şubesi iş birliğinde düzenlenen "Bağımlı Bir Bireyin Hayatını Anlatan Tiyatro Etkinliği" Fethiye’de lise öğrencileriyle buluştu. Karaçulha 15 Temmuz Şehitleri Kur’an Kursu Salonu’nda sahnelenen "Umut" adlı tiyatro oyunu, yaklaşık 500 öğrenci tarafından ilgiyle izlendi. Kimi zaman güldüren, kimi zaman duygulandıran oyun öğrencilerden büyük beğeni topladı. Gösterinin ardından gençler, oyuncularla hatıra fotoğrafı çektirirken salon girişinde hazırlanan anı defterine duygu ve düşüncelerini yazmayı da ihmal etmedi. Etkinlikte konuşan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Fethiye Temsilcisi Bilal Selçuk konuşmasında bağımlılıkla mücadelenin önemine dikkat çekti. Türkiye Yeşilay Cemiyeti Muğla Şube Başkanı Abdullah Şenol Şengür konuşmasında günümüz gençlerinin teknoloji ve internetle iç içe bir çağda yaşadığını belirterek, "Gençlerin uzun nasihatleri dinlemekten sıkıldığını biliyoruz. Bu nedenle bağımlılığı sizlere en doğru şekilde anlatabilmek için gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanan ‘Umut’ adlı tiyatro oyununu hazırladık. Bağımlı olma, özgür ol! Bizler, fikri hür, vicdanı hür bir gençlik istiyoruz" dedi.