Son Dakika
|
Balıkesir’de yine sallandı
Yalova’da film gibi kuyumcu soygunu
Beşiktaş’ın anlaşmaya vardığı Amir Murillo, İstanbul’a geldi
Genç taraftarın tribünden düştüğü anlara ait görüntüler ortaya çıktı
Batman’da silahlı kuyumcu soygunu!
Yusuf Demir yeniden Rapid Wien’de
Buca Belediyesinde rüşvet soruşturması: 28 şüpheli hakkında gözaltı kararı
N’Golo Kante, resmen Fenerbahçe’de
Elon Musk net serveti 800 milyar doları aşan tarihteki ilk insan oldu
Nevşehir'de kayıp genç kızdan acı haber!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kouhu Township and the Legacy of Li Wan-ju
Balıkesir’de yine sallandı
Esnafı haraca bağlayan ’Dönmezler’ suç örgütüne operasyon
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli’den depremzede aileye ziyaret
Böcek ilaçlaması zehirlenmeye yol açtı: 11 kişi hastanelik oldu
Kolombiya'da ülke genelindeki sellerde 6 kişi hayatını kaybetti
ABD ordusu, Umman Denizi’ndeki uçak gemisi grubunun fotoğraflarını paylaştı
Fatih’te banka soygunu: Kaçarken çaldığı parayı düşürdü
KÜLTÜR SANAT
Mersin Büyükşehir Belediyesi, fuarda kentin turizm potansiyelini tanıttı
07 Şubat 2026 Cumartesi - 11:03:49
Mersin Büyükşehir Belediyesi, 29. EMITT Fuarı’nda açtığı stantla kentin tarihi, kültürel ve turistik zenginliklerini uluslararası katılımcılara tanıtırken, yöresel lezzetleriyle de ziyaretçilerin ilgisini çekti. Mersin Büyükşehir Belediyesi, turizm sektörünün en önemli uluslararası buluşmalarından biri olan ve bu yıl 5-7 Şubat 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen ‘29. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nda (EMITT) yerini aldı. Avrupa’nın en büyük turizm fuarları arasında gösterilen ‘EMITT Fuarı’nda stant açan Büyükşehir Belediyesi, Mersin’in tarihi ve kültürel değerlerini fuar boyunca katılımcılara tanıttı. Büyükşehir belediyesinin stantlarında Mersin’in zengin turizm potansiyeli öne çıkarılırken, Mersin’e özgü yöresel lezzetler de ziyaretçilere sunuldu. Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Tuba Kaya Sanal, "Bu yıl 29.’su gerçekleştirilen Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nda, Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak yerimizi aldık. Fuarımız 5-7 Şubat tarihleri arasında 3 gün boyunca devam edecek. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, TÜRSAB yetkilileri ve sektör dinamiklerindeki temsilcilerle beraber, fuara gelen tüm katılımcıları standımızı ziyarete bekliyoruz" diye konuştu. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Hamit İzol da EMITT Fuarı’nda Büyükşehir Belediyesinin standını ziyaret etti. Büyükşehir Belediyesinin EMITT Fuarı’na katılımını önemli bulduğunu dile getiren İzol, "Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer’in EMITT Fuarı’na önem vermesi ve burada stant açması, turizmciler açısından çok önemli. Sektörün bütün paydaşları olarak EMITT Fuarı’nda iletişim halindeyiz. Mersin’in tanıtımıyla ilgili çok güzel sunumlar var. Başkanımıza teşekkür ediyorum" dedi.
07 Şubat 2026 Cumartesi - 11:03
Göbeklitepe ve Taş Tepeler, Avrupa’nın kalbi Berlin’de sergilenecek
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Berlin’de insanlık tarihinin başladığı yere kapı aralıyoruz" diyerek, Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in 12 bin yıllık insanlık hikayesinin Avrupa’nın kalbinde dünya ile buluştuğunu duyurdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzelerine bağlı Vorderasiatisches Museum iş birliğiyle hazırlanan ‘Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisinin açılışı, Museuminsel Berlin’deki James-Simon Galerie’de 10 Şubat Salı günü Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirilecek. İnsanlık tarihinin bilinen en eski sayfaları, bu kez Berlin’de açılıyor. Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in 12 bin yıllık mirası, Avrupa’nın kültür başkentlerinden Berlin’de dünya ile buluşuyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Berlin’de açılacak sergiyi sosyal medya hesaplarından duyurdu. Bakan Ersoy paylaşımlarında şu ifadelere yer verdi: "Berlin’de insanlık tarihinin başladığı yere kapı aralıyoruz! 10 Şubat’ta açılışını yapacağımız ’Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisiyle, Şanlıurfa müzemizden seçilen 89 eser ve 4 replikayı dünya ile buluşturacağız. Eserlerin 44’ü ilk kez sergilenecek. 19 Temmuz’a kadar açık kalacak sergide, Isabel Muoz’un Taş Tepeler fotoğrafları da yer alacak. Neolitik Çağ’da insanlığın büyük dönüşümünü, Berlin’in kalbinde anlatacağız. Taş Tepeler’in mirasını, kararlılıkla dünyaya taşıyoruz." 44 eser ilk kez sergilenecek Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzelerine bağlı Vorderasiatisches Museum iş birliğiyle hazırlanan ‘Toplumun Keşfi: 12 bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisi, 10 Şubat’ta Berlin Museuminsel’deki James-Simon Galerie’de kapılarını açacak. Sergide, Göbeklitepe ve Taş Tepeler bölgesinden elde edilen buluntulara ev sahipliği yapan Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan seçilen Neolitik Çağ’a ait 89 eser ile 4 eser replikası yer alacak. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerine ışık tutan özgün örnekler arasında bulunan parçaların yer alacağı sergideki eserlerin 44’ü ilk kez sergilenecek. Sergi Neolitik Çağ’da insanlığın büyük dönüşümünü anlatacak Sergi, avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik hayata ve besin üretimine geçiş sürecini bütün yönleriyle ele alacak. Mimari, sanat, heykeltraşlık, inanç sistemleri ve toplumsal örgütlenmenin doğuşu, Göbeklitepe ve çevresindeki tapınaklar, taş sütunlar, kabartmalar ve figüratif heykeller üzerinden anlatılacak. Serginin ziyaretçileri, erken dönem toplumsal ritüelleri, ilk dini inanışları ve toplulukların örgütlenme biçimlerini yakından görme imkanı bulacak. Sergi aynı zamanda tarımsal üretimin başlamasıyla ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik dönüşümü de bütüncül bir çerçevede sunacak. Isabel Muoz’un objektifinden Taş Tepeler Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Isabel Muoz’un Taş Tepeler’de çektiği fotoğraflar da sergideki yerini alacak. Yalnızca arkeolojik alanları değil, Neolitik toplulukların yaşam izlerini; insan figürleri, dokular ve ışık aracılığıyla sanatsal bir dille yorumlayan Muoz’un bu fotoğrafları, ziyaretçilere Taş Tepeler’in tarihi derinliğini çağdaş bir bakışla deneyimleme imkanı sunacak. Göbeklitepe ve Taş Tepeler uluslararası sahnede Berlin’de ilk kez düzenlenecek olan sergi, Göbeklitepe ve çevresindeki Taş Tepeler’in kültürel ve bilimsel önemini uluslararası platformda güçlü biçimde tanıtacak. Türkiye’den Berlin’e getirilen bu eşsiz Neolitik eserler, insanlık tarihinin bilinen en eski tapınaklarından biri olan Göbeklitepe’nin önemini bir kez daha gözler önüne serecek. Daha önce Roma Kolezyumu’nda büyük ilgi gören Göbeklitepe ve Taş Tepeler anlatısı, Berlin ayağıyla Avrupa’daki görünürlüğünü daha da artıracak. Berlin’de düzenlenen bu sergi, Taş Tepeler Projesi’nin uluslararası tanıtımına önemli katkı sağlayacak. Aynı zamanda Türkiye’nin kültürel diplomasi alanındaki etkisini daha da güçlendirecek. ‘Toplumun Keşfi: 12 bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisi 19 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilecek.
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:20
Bir zamanlar gemilere yelken oluyordu şimdilerde günlük hayata dokunuyor
Bir dönem gemilere yelken olan, 1970’li yıllarda makineleşme ve konfeksiyon atölyeleriyle üretimi duran Manisa bezi, geleneksel tezgâhlarda kadınların emeğiyle yeniden dokunuyor. Peştemalden havluya, masa örtüsünden şala uzanan üretim, kadınlara hem gelir hem de terapi oluyor. Osmanlı döneminde dayanıklılığı ve hafifliği nedeniyle gemi yelkenlerinde kullanılan Manisa bezi, günümüzde ise peştemal, havlu, masa örtüsü, şal ve çeşitli günlük kullanım ürünlerine dönüştürülerek yeniden hayat buluyor. 2004-2005 yıllarında Manisa Türk Kadınlar Konseyi Şube Başkanı Mübeccel Kafkaslı’nın girişimleriyle geleneksel el tezgahlarında kadınların emeğiyle dokunan Manisa bezi, hem kültürel mirasın korunmasını sağlıyor hem de kadın istihdamına katkı sunuyor. Manisa Tarihi Bezi Kooperatifi (MABEZ) çatısı altında Manisa Şehzadeler İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde açılan kurslarda kadınlar hem dokumacılığın inceliklerini öğreniyor, hem de Manisa bezi sayesinde gelir elde ediyor. Emek ve terapi dokuma tezgahında buluştu Öte yandan kadınlar için Manisa bezi yalnızca bir üretim süreci değil, aynı zamanda bir terapi niteliği de taşıyor. Sabah erken saatlerde tezgah başında buluşan kadınlar dertlerini kapının dışında bırakarak hem dokuma yapıyor hem de sohbet eşliğinde dertleşiyor. Şehzadeler İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü açtıkları kurslar ve üretime sağladıkları katkılarla önemli bir kültür varlığı olan Manisa bezini gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyor. "Kadınların ev ekonomisine katkı sağlıyor" Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi Müdürü İlyas Kayaokay, Manisa Bezi’nin kadınların ekonomisine katkı sağladığını vurgulayarak, "Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi olarak MABEZ Kooperatif Başkanlığıyla işbirliği içerisinde unutulmaya yüz tutmuş bir eser niteliğinde olan tarihi Manisa bezi üretimi gerçekleştiriliyor. Tarihi Manisa bezi Osmanlı döneminden günümüze kadar gelmiş şu anda da bulunduğumuz atölyede bunu gelecek nesillere aktararak kadınlarımıza da istihdam alanı sağlayan bir meslek alanıdır" ifadelerini kullandı. Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi olarak unutulmaya yüz tutmuş mesleklerle ilgili kurs açmaya çalıştıklarını belirten Kayaokay, "Biz Şehzadeler Halk Eğitim Müdürlüğü olarak özellikle unutulmaya yüz tutmuş eserlerle ilgili kurslar açmaya gayret ediyoruz. Tarihi Manisa bezi de bunların örneklerinden biridir. Hem gelecek nesillere aktarılması bizim için önem arz ettiği gibi ayrıca kadınlarımıza da bir istihdam alanı sağlıyor" diye konuştu. "Yelkenli bezi olarak başladı şal ve masa örtü olarak dokunmaya devam ediyor" Manisa bezinin ilk olarak gemilerde yelken olarak dokunduğunu söyleyen Manisa Bezi Dokuma Usta Öğreticisi Serpil Bingöl, "Manisa bezi 600 yıl öncesine dayanıyor. İlk zamanlar yelkenli bezleri olarak sonra içlik ve dışlık olarak dokunmaya devam ediyor. Tekstil mağazaları açıldıktan sonra 1975’lerde tamamen bitiyor. Daha sonra Mübeccel Kafkaslı hamın böyle bir şeyi canlandırmak istiyor. Halk eğitimlerle, milli eğitimle ortaklaşa tezgahlar kuruluyor. Ben de bu işe bir 2004’te başladım. 2004’ten bugüne kadar usta öğretici olarak devam ediyorum. Günümüzde artık ipek şallar, ipek pamuk şallar, peştemaller, masa örtüleri gibi ürünlerde alıcı buluyoruz" dedi. "Emine Erdoğan’a kadar ulaştırıldı" Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü vasıtasıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a kadar Manisa bezinin ulaştırıldığını ifade eden Bingöl, "Genellikle valilik, ticaret odaları, resmi kurumlara devamlı hediyelik olarak temin ediyoruz. Ayrıca da Manisa Ticaret ve Sanayi Odamız da 8 yıldan beri bize destek oluyorlar. Elde edilen gelir de yeniden malzeme olarak bize geri dönüyor. Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne de temin ediyoruz. Bu sayede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendiye de ulaştırıldı" diye konuştu. "Yurtdışından talep çok" Yurtdışından talep çok olduğunu ifade eden Bingöl, "Yurtdışına çok gönderiyoruz. Bu şekilde de tanıtmaya çalışıyoruz. Kanada’ya gidiyor, Amerika’ya gidiyor. Ayrıca haç kıyafeti olarak da tarihi Manisa bezi kumaşlarımız kullanılıyor. Çünkü terletmiyor, üşütmüyor ve yüzde 100 doğal pamuklu olduğu için tercih oluyor. Havuz kenarı ve deniz kenarında da kullanımı olduğu için dış ülkelerde peştemallerimiz çok tercih ediliyor. Kanada çok tercih ediyor. İngiltere’ye gönderdik hatta orda basında da yer aldık" dedi. "Kadınlara terapi gibi oluyor" Dokumacı kadınlarında tezgahta adeta terapi gördüğünü ifade eden Bingöl, "Bizim 7-8 saatlik bir kursta hem onlarla beraber dokuyoruz hem hizmet ediyoruz. Hem bayanlarımıza da katkıda bulunuyor evlerine. Terapi gibi görüyorlar. Burada kahvaltıda bir araya gelerek birbirleriyle dertleşiyorlar" ifadelerini kullandı. "Burası bana iyi geliyor" Dokuma tezgahında adeta terapi gördüğünü belirten dokumacı Ayşe Arslan "Burada dokumacıyım. 6-7 seneden beri dokuma yapıyorum. Hiç çalışmışlığım yok. İlk defa burada bir çalışma hayatıma oldu. Benim için de çok iyi oldu. Hem ev ev bütçeme katkıda bulunuyorum hem kafamı dağıtıyorum. Arkadaşlıklar da çok güzel. Burası bana çok iyi geldi" dedi.
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:12
Bir zamanlar gemilere yelken olarak kullanılan Manisa bezi, şimdilerden günlük hayatta kullanılıyor
Bir dönem gemilere yelken olan, 1970’li yıllarda makineleşme ve konfeksiyon atölyeleriyle üretimi duran Manisa bezi, geleneksel tezgâhlarda kadınların emeğiyle yeniden dokunuyor. Peştemalden havluya, masa örtüsünden şala uzanan üretim, kadınlara hem gelir hem de terapi oluyor. Osmanlı döneminde dayanıklılığı ve hafifliği nedeniyle gemi yelkenlerinde kullanılan Manisa bezi, günümüzde ise peştemal, havlu, masa örtüsü, şal ve çeşitli günlük kullanım ürünlerine dönüştürülerek yeniden hayat buluyor. 2004-2005 yıllarında Manisa Türk Kadınlar Konseyi Şube Başkanı Mübeccel Kafkaslı’nın girişimleriyle geleneksel el tezgahlarında kadınların emeğiyle dokunan Manisa bezi, hem kültürel mirasın korunmasını sağlıyor hem de kadın istihdamına katkı sunuyor. Manisa Tarihi Bezi Kooperatifi (MABEZ) çatısı altında Manisa Şehzadeler İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde açılan kurslarda kadınlar hem dokumacılığın inceliklerini öğreniyor, hem de Manisa bezi sayesinde gelir elde ediyor. Emek ve terapi dokuma tezgahında buluştu Öte yandan kadınlar için Manisa bezi yalnızca bir üretim süreci değil, aynı zamanda bir terapi niteliği de taşıyor. Sabah erken saatlerde tezgah başında buluşan kadınlar dertlerini kapının dışında bırakarak hem dokuma yapıyor hem de sohbet eşliğinde dertleşiyor. Şehzadeler İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü açtıkları kurslar ve üretime sağladıkları katkılarla önemli bir kültür varlığı olan Manisa bezini gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyor. "Kadınların ev ekonomisine katkı sağlıyor" Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi Müdürü İlyas Kayaokay, Manisa Bezi’nin kadınların ekonomisine katkı sağladığını vurgulayarak, "Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi olarak MABEZ Kooperatif Başkanlığıyla işbirliği içerisinde unutulmaya yüz tutmuş bir eser niteliğinde olan tarihi Manisa bezi üretimi gerçekleştiriliyor. Tarihi Manisa bezi Osmanlı döneminden günümüze kadar gelmiş şu anda da bulunduğumuz atölyede bunu gelecek nesillere aktararak kadınlarımıza da istihdam alanı sağlayan bir meslek alanıdır" ifadelerini kullandı. Şehzadeler Halk Eğitim Merkezi olarak unutulmaya yüz tutmuş mesleklerle ilgili kurs açmaya çalıştıklarını belirten Kayaokay, "Biz Şehzadeler Halk Eğitim Müdürlüğü olarak özellikle unutulmaya yüz tutmuş eserlerle ilgili kurslar açmaya gayret ediyoruz. Tarihi Manisa bezi de bunların örneklerinden biridir. Hem gelecek nesillere aktarılması bizim için önem arz ettiği gibi ayrıca kadınlarımıza da bir istihdam alanı sağlıyor" diye konuştu. "Yelkenli bezi olarak başladı şal ve masa örtü olarak dokunmaya devam ediyor" Manisa bezinin ilk olarak gemilerde yelken olarak dokunduğunu söyleyen Manisa Bezi Dokuma Usta Öğreticisi Serpil Bingöl, "Manisa bezi 600 yıl öncesine dayanıyor. İlk zamanlar yelkenli bezleri olarak sonra içlik ve dışlık olarak dokunmaya devam ediyor. Tekstil mağazaları açıldıktan sonra 1975’lerde tamamen bitiyor. Daha sonra Mübeccel Kafkaslı hamın böyle bir şeyi canlandırmak istiyor. Halk eğitimlerle, milli eğitimle ortaklaşa tezgahlar kuruluyor. Ben de bu işe bir 2004’te başladım. 2004’ten bugüne kadar usta öğretici olarak devam ediyorum. Günümüzde artık ipek şallar, ipek pamuk şallar, peştemaller, masa örtüleri gibi ürünlerde alıcı buluyoruz" dedi. "Emine Erdoğan’a kadar ulaştırıldı" Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü vasıtasıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a kadar Manisa bezinin ulaştırıldığını ifade eden Bingöl, "Genellikle valilik, ticaret odaları, resmi kurumlara devamlı hediyelik olarak temin ediyoruz. Ayrıca da Manisa Ticaret ve Sanayi Odamız da 8 yıldan beri bize destek oluyorlar. Elde edilen gelir de yeniden malzeme olarak bize geri dönüyor. Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne de temin ediyoruz. Bu sayede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendiye de ulaştırıldı" diye konuştu. "Yurtdışından talep çok" Yurtdışından talep çok olduğunu ifade eden Bingöl, "Yurtdışına çok gönderiyoruz. Bu şekilde de tanıtmaya çalışıyoruz. Kanada’ya gidiyor, Amerika’ya gidiyor. Ayrıca haç kıyafeti olarak da tarihi Manisa bezi kumaşlarımız kullanılıyor. Çünkü terletmiyor, üşütmüyor ve yüzde 100 doğal pamuklu olduğu için tercih oluyor. Havuz kenarı ve deniz kenarında da kullanımı olduğu için dış ülkelerde peştemallerimiz çok tercih ediliyor. Kanada çok tercih ediyor. İngiltere’ye gönderdik hatta orda basında da yer aldık" dedi. "Kadınlara terapi gibi oluyor" Dokumacı kadınlarında tezgahta adeta terapi gördüğünü ifade eden Bingöl, "Bizim 7-8 saatlik bir kursta hem onlarla beraber dokuyoruz hem hizmet ediyoruz. Hem bayanlarımıza da katkıda bulunuyor evlerine. Terapi gibi görüyorlar. Burada kahvaltıda bir araya gelerek birbirleriyle dertleşiyorlar" ifadelerini kullandı. "Burası bana iyi geliyor" Dokuma tezgahında adeta terapi gördüğünü belirten dokumacı Ayşe Arslan "Burada dokumacıyım. 6-7 seneden beri dokuma yapıyorum. Hiç çalışmışlığım yok. İlk defa burada bir çalışma hayatıma oldu. Benim için de çok iyi oldu. Hem ev ev bütçeme katkıda bulunuyorum hem kafamı dağıtıyorum. Arkadaşlıklar da çok güzel. Burası bana çok iyi geldi" dedi. (AY-
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
04 Şubat 2026 Çarşamba- 11:50
Kastamonu’daki gizemli yer altı yapıları definecilerin talanına uğradı
2
05 Şubat 2026 Perşembe- 11:59
Tuğba’nın ‘Geleneksel Lokum Günleri’ başladı
3
06 Şubat 2026 Cuma- 11:55
Depremde yerle bir olan Anadolu’nun ilk camisi ihya süreciyle yeniden hayat buldu
4
05 Şubat 2026 Perşembe- 10:11
30. Uluslararası Dede Korkut Şöleni öncesi planlamalar yapıldı
5
05 Şubat 2026 Perşembe- 20:48
Ankara’da "Anadolu Ateşi" konseri
20 Eylül 2025 Cumartesi - 10:39
İzmir’de arabada film keyfi
İzmirli sinemaseverler, Yeniden Sinematek Arabada Film Keyfi etkinliği ile yeniden buluştu. Araçlarıyla birlikte İnciraltı Süleyman Demirel Meydanı’na gelen sinemaseverler, Hayalet Avcıları/Ghostbusters filmini izleyerek nostaljik bir deneyim yaşadı. Yeniden Sinematek Arabada Film Keyfi etkinliği, farklı türlerdeki filmlerle İzmirli seyirciyle buluşuyor. Araçlarını İnciraltı Süleyman Demirel Meydanı’na park eden sinemaseverler, arabalarının içinde nostaljik bir sinema deneyimi yaşıyor. 9 Ekim’e kadar her perşembe izleyici ile buluşacak filmlerin ilki ise Hayalet Avcıları/Ghostbusters filmi oldu. Özellikle gençlerin ilgi gösterdiği etkinlikte, hayatında ilk kez arabada film izleme keyfini yaşayan çocuklar da yer aldı. Film sırasında izleyicilere belediye tarafından çay ve kahve ikramında da bulunuldu. "Ortam çok nostaljik" Yağız Nal’ın arkadaşı Tuana Yıldız da "Bu etkinliği geçen yıl sosyal medya duyurusunda gördük ve ilgimizi çok çekti. Çok merak ettik. Geçen yıl çok keyifli geçmişti. Bu yıl da kaçırmak istemedik. Ortam çok nostaljik. Herkese tavsiye ederim" ifadelerini kullandı. "Arabada film izlemek çok ilginç" Etkinlikte çocuk izleyiciler de yoğunluktaydı. 11 yaşındaki Aylin Nilüfer Pirim, "Ben bu etkinliğe ilk kez geliyorum. Babam böyle bir yere geleceğimizi söyleyince çok şaşırdım. Arabadan nasıl sinema izleyebiliriz ki diye düşündüm. Çok heyecanlıyım. Hayalet Avcıları filmini de daha önce izlemedim. Bu etkinliği herkesin denemesi gerek. Çünkü arabada film izlemek çok ilginç" ifadelerini kullandı. "Böyle bir deneyim yaşamadım" Aylin Nilüfer Pirim’in arkadaşı 11 yaşındaki Semra Aydın da "Daha önce arabada sinema izlemedim. Gerçekten çok heyecanlıyım. Arkadaşım Aylin söyleyince geldim. Böyle bir etkinliğin olduğunu daha önce hiç duymamıştım. Hayalet Avcıları filmini de ilk kez izledim" sözlerine yer verdi. Film öncesi tatlı hazırlıklar Film öncesi arabasının camlarını silerek daha iyi bir film keyfi yaşamak isteyen Sebahattin Poyraz, "Film başlamadan hazırlık yapıyoruz. Filmi daha net görebilmek için arabanın camları siliyoruz. Daha önce bu etkinliğe gelmedim. Bu ilk deneyimimiz olacak. Filmi de daha önce izlememiştim" derken, arkadaşı Sude Çukur da "Daha önce bu etkinliğe gelmemiştim. Hayalet Avcıları çok sevdiğim ve bütün serilerini ezbere bildiğim bir film. Heyecanla bekliyoruz. Film öncesi hazırlıklara başladık. Cipslerimizi aldık, bekliyoruz" dedi. "Çok farklı ve keyifli" Film izlemeye arkadaş grubu ile gelen Ezgi Çalışkan, çok farklı ve keyifli bir akşam geçirdiğini belirterek, "Arabada Film Keyfi etkinliklerini daha önce duymuştum ama katılma şansımız olmamıştı. Arkadaşlarımla beraber geldim. İşin en güzel kısmı filmi arabada izlemek. Çünkü bu daha önce deneyimlemediğimiz bir şey. Bizim için çok farklı ve keyifli oldu. Hayalet Avcıları filmini çok seviyorum. Bizim için farklı bir anı oldu" dedi.
20 Eylül 2025 Cumartesi - 10:14
Amasya’da gizemli kayıp tapınak: Volkanik kayalardan inşa edilmiş
Amasya’nın Oluz Höyük kazılarında, antik tarihçilerin dahi kayıtlarında yer almayan 2 bin 600 yıllık kayıp tapınak gün yüzüne çıkarıldı. Kazılarda tapınağın, volkanik tüf kayalarından inşa edildiği tespit edildi. 6 bin 500 yıl öncesine dayanan görkemli bir tarihin yattığı Oluz Höyük’te 19 yıldır kazı çalışması yürütüldüğünü belirten İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve kazı başkanı Prof. Dr. Şevket Dönmez, "Burayı kayıp tapınak olarak nitelendirmemizin temel sebebi Oluz Höyük Kubaba kutsal alanının herhangi bir antik kaynakta geçmemiş olmasıdır. Ne Herodot’ta, ne Strabon’da, kaynaklarda ismi geçmiyor" dedi. Devasa büyüklükte tapınak sistemi Demir Çağı katmanın içinde Frig Dönemi’ne ait Kubaba Kutsal Alanı’nı sunaklarıyla beraber bulup kutsal odayı ve içinde tanrıça Kubaba’yı temsil eden kutsal taşı da ortaya çıkardıklarını hatırlatan Prof. Dr. Dönmez, "Oluz Höyük keşfi Kuzey Orta Anadolu’da, Anadolu bozkırında, Amasya’da devasa büyüklükte ve henüz ritüellerini tam anlayamadığımız bir tapınak sisteminin ortaya çıkmaya başladığını gösterdi" diye konuştu. Tapınaktaki taşlar volkanik kayalarla aynı Tarihi tapınağın inşasında kullanılan açık yeşil renkli ve ince taneli tüf olarak adlandırılan volkanik kaya parçalarının benzerinin kazı alanına 10 kilometre mesafedeki Doğantepe köyünde antik taş ocağında bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Dönmez, "Arkeometri çalışmamızın ilk sonucunu taş analizlerinden aldık. Oluz Höyük’teki taşların Doğantepe’deki antik taş ocağındakilerle aynı olup oradan getirildiği kesinleşti" diye konuştu. Geleceğe Miras Projesi çerçevesinde sürüyor Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uyguladığı Geleceğe Miras Projesi çerçevesinde süren kazılarda rengiyle tapınak yapısına gizem katan taşların höyüğün yüzde 90’ında kullanıldığının görüldüğüne değinen Astrojeoloji Uzmanı Dr. Ersin Kaygısız da, "Höyükten ve taş ocağındaki kaya parçalarından numuneler alıp laboratuvarda araştırma yaptık. Örneklerde mineral faz desenlerinin aynı olduğunu belirledik. Taşıması ve şekillendirilmesi daha kolay olduğu için tercih edilmiş olabilir" şeklinde konuştu.
20 Eylül 2025 Cumartesi - 10:04
Sirkeci’de bir iş hanının altındaki 900 yıllık Roma Kilisesi kalıntısı sergileniyor
İstanbul Sirkeci’de bulunan bir iş hanının inşası esnasında 25 yıl önce yaklaşık 900 yıllık Roma Kilisesi kalıntıları bulundu. Araştırmaların ardından ortaya çıkarılan tarihi kilisenin bölümleri korunarak üzerine iş hanı inşa edildi. Asırlara meydan okuyan kilise kalıntısı iş hanında sergilenirken, Arkeolog Dr. Murat Sav, "Sirkeci Kilisesi olarak bahsedilen bu kilisenin keşfedilmesi günümüzden 25 yıl önceye gidiyor. Konservasyon çalışmalarından sonra bir kent arkeolojisine örnek olarak iş hanının altında sergilenmeye başlanıyor. İstanbul biliyorsunuz özellikle Suriçi 1950 yıllarından başlamak üzere çok kesif, sık bir iskan alanına sahip oldu, binalarla kuşatıldı. Burada ister istemez kent arkeolojisi dediğimiz bir alan gelişti" dedi. İstanbul Sirkeci Hoca Paşa Sokak üzerinde yer alan Halil Lütfü Dördüncü İş Merkezi’nin altında yaklaşık 900 yıllık Roma dönemine ait kilise kalıntısı sergileniyor. Sirkeci Kilisesi olarak literatüre geçen kalıntılar, 25 yıl önce iş hanının yerinde bulunan binanın yıkılması ile ortaya çıktı. Yıkılan binanın kazısı esnasında keşfedilen kalıntılar, Arkeoloji Müzesi denetiminde araştırılmasının ardından konservasyon yapılarak kente kazandırıldı. İş hanının ise tarihi kilise kalıntısının üzerine inşa edilmesi kararı verildi. Tarihi kalıntılar korunarak iş merkezi inşa edildi. Kent arkeolojisi örneği taşıyan bu inşanın ardından kazı esnasında keşfedilen kalıntılar için bir sergi alanı oluşturuldu. İş hanını ziyaret eden vatandaşlar kolaylıkla tarihin izlerine ulaşabilirken, vatandaşlar Sirkeci Kilisesi’ne yoğun ilgi gösteriyor. "Literatüre Sirkeci Kilise olarak geçen bir yer" Sirkeci bölgesi hakkında bilgi veren Arkeolog Dr. Murat Sav, "Burada bir iş hanının altında bir kilise kalıntısının önündeyiz. Burası literatüre Sirkeci Kilise olarak geçen bir yer. Sirkeci bölgesi günümüzden yaklaşık 2700 yıl evvelinden başlamak üzere bir liman. Prosforyon Limanı olarak biliniyor. Işık saçan bir liman. Geçmişi bir öyküye dayanıyor. Aradan geçen zaman içerisinde bu liman iptal ediliyor. 4. yüzyıldan başlamak üzere dolgu yapılıyor. Sonrasında ister istemez burada bir yerleşim yeri de gelişmeye başlıyor. Daha sonrasında Bizans Dönemi’nde özellikle de 11. yüzyıldan itibaren bu bölge yani günümüzdeki Topkapı Sarayı’nın duvarlarıyla çevrili alanın dışında kalan alandan yaklaşık Küçükpazar’a kadar olan kesim İtalya şehir devletlerinden yerleşimcilerle doluyor. Çünkü bunlar ticaret yapıyor, tabii ki Bizans izin veriyor. Özellikle de başta Cenevizliler olmak üzere sırayla Amalfililer, Pisalılar ve Venedikliler bu bölgede yaşıyorlar. Yaklaşık 1300’lü yıllara kadar Latin istilasının bittiği 1261 yılına kadar bölge bu şekilde yerleşim alanına sahip. Sonrasında da Osmanlılara geçiyor. Tabii ki artık liman bölgesi olmadığı için farklı yapılarla kuşatılmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı. "Bir kent arkeolojisi örnek olarak iş hanının altında sergilenmeye başlanıyor" Sirkeci Kilisesi’nin 25 yıl önce kazılarda keşfedildiğini ifade eden Sav, "Sirkeci Kilisesi olarak bahsedilen bu kilisenin keşfedilmesi günümüzden 25 yıl önceye gidiyor. 25 yıl öncesinde aslında burada yine bir bina var. Hatta bir gazetenin binası olarak kullanılıyor. Sonrasında bina yıkılıyor, bina kaldırılırken de bu kalıntılar ortaya çıkıyor. O zaman Doç. Dr. Feridun Özgümüş’ün araya girmesiyle beraber Arkeoloji Müzesi’nin denetiminde de burada bir çalışma başlıyor. Sonrasında bu kalıntının bir kilise kalıntısı olduğu anlaşılıyor ve yapıda bir konservasyon gerçekleştiriliyor. Konservasyon sonrasındaki haliyle görüyoruz zaten. Sonra Halil Lütfi Dördüncü İş Hanı inşa ediliyor. Bir kent arkeolojisi örnek olarak iş hanının altında sergilenmeye başlanıyor. Hatta sergi şekli de son derece güzel, gelen giden çok rahatlıkla burayı dolaşma özelliğine sahip. Aynı zamanda bir kültür varlığının korunması da çok değerli. Çünkü İstanbul biliyorsunuz özellikle Suriçi 1950 yıllarından başlamak üzere çok kesif, sık bir iskan alanına sahip oldu. Binalarla kuşatıldı. Burada ister istemez kent arkeolojisi dediğimiz bir alan gelişti" şeklinde konuştu. "Günümüzden yaklaşık 850-900 yıl önceye tarihlememiz mümkün" İş hanının altında sergilenen kalıntıdan yola çıkarak kilisenin yaklaşık 900 yıl önce inşa edildiğini belirten Murat Sav, "Kilise kalıntısının maalesef mihrap alanı, bir yay çizen apsis ve protesis hücresi vardır. Bu kilisede mihrap yönünü tayin eder. Ritüel mekanıdır ve kilisenin en özel noktalarından biridir. Yaklaşık olarak kilisenin 250 metrekare alana sahip olması gerekiyor. Bugünkü kalıntıların matematiksel olarak vermiş olduğu tanım budur. Fakat ne yazık ki geri kalan kısmı olmadığı için onu bilmiyoruz. Kilisenin adı çok bilinmiyor. Tarihlendirmesini sadece duvar tekniğine göre yapmamız mümkün. Yaklaşık 200 yıl civarı kullanılan bir duvar tekniği vardır, gizli tuğla tekniği. Bu teknikten yola çıkılarak günümüzden yaklaşık 850-900 yıl önceye tarihlememiz mümkün. 1000 ve 1100’lü yıllar genellikle bu tür teknolojinin olduğu yıllar. Ne yazık ki kalıntı olarak çok önemli bir kısmı günümüze gelmemiş. Fakat korunması yönüyle ve sergilenmesi açısından son derece değerli" diye konuştu.
20 Eylül 2025 Cumartesi - 10:04
Gölbaşı Belediyesi, gazileri unutmadı
Gölbaşı Belediyesi, 19 Eylül Gaziler Günü vesilesiyle Gölbaşı’nda anma programları düzenledi. Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının ardından 19 Eylül 1921’de TBMM tarafından Atatürk’e gazilik ünvanının verilişinin 104’üncü yıl dönümü nedeniyle tüm yurtta etkinlikler düzenleniyor. Bu sebeple Gölbaşı Belediyesi, Gölbaşı’nda gazilerle birlikte anma programları düzenledi. Düzenlenen programlara; Gölbaşı Kaymakamı Erol Rüstemoğlu, Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcısı Çetin Güzel, Gölbaşı İlçe Jandarma Komutanı Soner Ergün, Gölbaşı İlçe Emniyet Müdürü Hüseyin Ağır, Gaziler Derneği Başkanı Gaffur Ağören, gaziler ve şehit yakınları katıldı. "Gazilerimiz, şanlı tarihimizin onur nişaneleridir" Gaziler Günü dolayısıyla bir açıklama yapan Yakup Odabaşı, her bir gazinin vatan sevgisini ruhunda taşıdığını belirterek, "Milletimizin bağımsızlık ve özgürlük uğruna verdiği eşsiz mücadelenin canlı timsalleri olan gazilerimiz, şanlı tarihimizin onur nişaneleridir. Vatan toprağını canı pahasına koruyan, bayrağımızın göklerde özgürce dalgalanması için gözünü kırpmadan cepheye koşan bu kahramanlar, milletimizin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir. Her bir gazimiz, bizlere vatan sevgisinin ne denli yüce bir değer olduğunu göstermekte; birlik ve beraberlik ruhunun ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatmaktadır. Bu topraklarda huzur içinde yaşıyorsak, bunu şehit ve gazilerimizin canları pahasına verdikleri mücadeleye borçluyuz. Onlardan aldığımız bu kutlu emaneti, aynı hassasiyet ve sorumlulukla taşımak; ülkemizi daha güçlü, daha müreffeh yarınlara taşımak boynumuzun borcudur. Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla anıyor; hayatta olan gazilerimize sağlık, huzur ve uzun ömürler diliyorum" ifadelerini kullandı. İlk olarak Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen tören, Sahil Park’tA devam etti. Ardından, ilçe protokolü Gölbaşı Şehit Yakınları ve Gaziler Derneği’ni ziyaret etti. Burada Kur’an-ı Kerim tilaveti okundu ve tüm şehitler için dualar edildi. Etkinliklerin ardından gaziler ve öğrenciler protokol ile hatıra fotoğrafı çektirmesiyle program sona erdi.
20 Eylül 2025 Cumartesi - 09:37
Priene’nin UNESCO yolculuğu adım adım ilerliyor
Söke Belediyesi öncülüğünde Priene Antik Kenti’nin UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne girmesi için yürütülen çalışmalar, planlandığı şekilde titizlikle devam ediyor. Bu kapsamda Söke Belediyesi, Priene Antik Kenti Alan Başkanlığı ve Antik Kent Kazı Başkanlığı iş birliğiyle düzenlenen paydaş bilgilendirme ve arama toplantıları üç gün boyunca yoğun katılımla gerçekleştirildi. İlk gün düzenlenen toplantıya ilçede faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları katılım sağladı. İkinci gün ise kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri bir araya geldi. Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürü Havva Seçer Sağınç’ın yanı sıra Afrodisias ve Tralles Antik Kenti Kazı Başkanlığı, Aydın Müze Müdürlüğü, Milet Müze Müdürlüğü, İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü, Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Bölge Müdürlüğü, KUDEP temsilcileri de toplantının önemli konukları arasında yer aldı. Ayrıca DSİ, Doğal Hayatı Koruma ve Milli Parklar, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Karayolları Bölge Müdürlüğü, AFAD, Gençlik ve Spor Müdürlüğü, Defterdarlık, Tarım ve Orman Müdürlüğü, Söke Kaymakamlığı ve Aydın Büyükşehir Belediyesi gibi birçok kurumun temsilcisi de sürece katkı sundu. Üçüncü gün ise akademik çevreler bir araya geldi. Priene Antik Kenti Kazı Başkanlığı’nda görevli Bursa Uludağ Üniversitesi akademisyenlerinin yanı sıra UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’ndan Ömer Devrim Aksovak, Hamburg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Christof Berns, Adnan Menderes Üniversitesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden akademisyenler de toplantılara katılarak görüş ve önerilerini paylaştılar. Priene Antik Kenti Alan Başkanı Mimar Mine Aşçı toplantılarla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Priene’nin UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne girmesi için tüm kurumların ve paydaşların aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi bizlere büyük güç verecek. Eylem planlarının hazırlanmasında yerel ve ulusal paydaşların katkıları, bir yandan da sivil toplum kuruluşları aracılığıyla halkın farkındalığının arttırılması, konuya tüm kent olarak sahiplenilmesi çok önemli ve değerli. Bu süreç sadece Söke için değil, Aydın ve ülkemiz için de kültürel miras adına önemli bir adım. Katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyoruz" dedi. Söke Belediye Başkanı Dr. Mustafa İberya Arıkan ise "Priene’nin dünya mirası yolculuğunda destek veren tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu işbirliğiyle tarihi mirasımızı geleceğe taşıyacağımıza inanıyorum" ifadelerini kullandı.
20 Eylül 2025 Cumartesi - 09:17
Buharkent’te satranç kursu başlıyor
Buharkent Belediyesi tarafından ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik açılacak olan ücretsiz satranç kursu için başvurular başladı. Buharkent Belediyesi tarafından ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik ücretsiz satranç kursu açılacak. Öğrencilerin gelişimine katkı sunması hedeflenen kurs için başvurular da başlarken, son başvuru tarihi 26 Eylül olarak açıklandı. Buharkent Belediye Başkanı Mehmet Erol, gençlerin hem zihinsel gelişimine katkı sunmak hem de sosyal açıdan daha aktif hale gelmelerini sağlamak amacıyla böyle bir kurs düzenlediklerini açıkladı. Kurs, 29 Eylül 2025 Pazartesi günü başlayacak ve 24 Aralık 2025 Çarşamba günü sona erecek. Dersler, Pazartesi ve Çarşamba günleri Buharkent Gençlik Merkezi’nde yapılacak. Başvurular Belediye Sekreterliği üzerinden alınacak olup, son başvuru tarihi 26 Eylül 2025 Cuma olarak belirlendi. Buharkent Belediye Başkanı Mehmet Erol, tüm öğrencilere çağrıda bulunarak, "Satranç, çocuklarımızın stratejik düşünme, dikkat ve sabır becerilerini geliştiren çok kıymetli bir spor dalı. Kursumuza katılacak tüm evlatlarımıza şimdiden başarılar diliyorum" dedi.
19 Eylül 2025 Cuma - 21:20
Diyarbakır’ın en büyük karpuzları seçildi
Diyarbakır’da "15. Diyarbakır Karpuzu Tanıtım Etkinlikleri" düzenlendi. Karpuz ağırlık yarışmasında dereceye girenlere ödülleri takdim edildi. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen programa katılan Vali Yardımcısı Aziz Gölbaşı, ilk defa şahit olduğu, bu büyüklükte karpuzları gördüklerini söyledi. Gölbaşı, "Normalde yaz aylarının sonuna geldik, karpuzun bittiğini biliyoruz ama bu geleneksel yöntemlerle yetiştirilen karpuzumuzun hasadına yeni başlanıyor. Dışarıda manavlarda gördüğünüz karpuzlardan biraz farklı bir yetiştirme tarzı var. Bu bereketli topraklar, zengin sularla beraber, hünerli eller, kadim bilgiyle beraber bu güzel meyveyi çiftçilerimiz yetiştiriyor. Hayırlı, bol, bereketli bir dönem olur inşallah" dedi. Tarım ve Orman İl Müdürü Adil Alan ise Diyarbakır karpuzunun yalnızca bir meyve değil, Diyarbakır tarımının kültürü, emeğin ve sabrın bir ürünü olduğunu ifade etti. Alan, "Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde ve ilimizde de yaşanan kurallık, karpuzumuzu geçmiş yıllarla kıyasladığımızda en az 10 kilogramlık bir azalma söz konusudur. Çünkü küresel ısınmayla birlikte, ilimizde de 1990 ve 2020 yılı tarımsal sulama verilerine baktığımızda yüzde 42’lik bir azalma söz konusu. Yine 2024 ve 2025 yılı verilerine göre de yüzde 55’lik bir azalma söz konusu. Dolayısıyla bu bizim hububatta olduğu gibi karpuzumuza da yansıdı ve ürünlerimizde yüzde 50’lik bir rekolte kaybı söz konusu" diye konuştu. Diyarbakır Ticaret Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, oda olarak en çok çalıştıkları konulardan bir tanesi, geleneksel ve yöresel ürünleri tescil etmek ve bu tescille birlikte hem üretimini daha fazla arttırmak, hem de ticarileşmesini sağlayarak üreticinin daha fazla ekimine katkı koymak olduğunu kaydetti. Kaya, "Diyarbakır karpuzu da odamız tarafından tescil edilmiş bir ürün. Tescilli ürünlerimiz içinde en çok bilinen, en çok söylenen ve Diyarbakır olarak tescilli ürünlerimizin fazla olduğunu ifade ettiğimizde bize ilk sorulan karpuz da tescil edildi mi? Demek ki bu, geçmişten bugüne gelen çok önemli bir değerimiz. Bir meyve dışında ve sayın müdürümüzün ifade ettiği gibi bir meyveyi aşan bir somut mirasımız" şeklinde konuştu. Etkinlikte, çocuklar arası karpuz yeme ve yuvarlama yarışması yapıldı. Karpuz ağırlık yarışmasında 39 kilo 300 gramlık ürünle çiftçi Veysi Sungur birinci, 38 kilo 700 gramla Adil Aydın Erimli ikinci, 37 kilo 200 gramla Ali Kaya Erimli üçüncü oldu.
19 Eylül 2025 Cuma - 21:08
Diyarbakır’ın en büyük karpuzları seçildi
Diyarbakır’da "15. Diyarbakır Karpuzu Tanıtım Etkinlikleri" yapıldı. Etkinlikte, dereceye girenlere ödüller takdim edildi. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen programa katılan Vali Yardımcısı Aziz Gölbaşı, ilk defa şahit olduğu, bu büyüklükte karpuzları gördüklerini söyledi. Gölbaşı, "Normalde yaz aylarının sonuna geldik, karpuzun bittiğini biliyoruz ama bu geleneksel yöntemlerle yetiştirilen karpuzumuzun hasadına yeni başlanıyor. Dışarıda manavlarda gördüğünüz karpuzlardan biraz farklı bir yetiştirme tarzı var. Bu bereketli topraklar, zengin sularla beraber, hünerli eller, kadim bilgiyle beraber bu güzel meyveyi çiftçilerimiz yetiştiriyor. Hayırlı, bol, bereketli bir dönem olur inşallah" dedi. Tarım ve Orman İl Müdürü Adil Alan ise Diyarbakır karpuzunun yalnızca bir meyve değil, Diyarbakır tarımının kültürü, emeğin ve sabrın bir ürünü olduğunu ifade etti. Alan, "Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde ve ilimizde de yaşanan kurallık, karpuzumuzu geçmiş yıllarla kıyasladığımızda en az 10 kilogramlık bir azalma söz konusudur. Çünkü küresel ısınmayla birlikte, ilimizde de 1990 ve 2020 yılı tarımsal sulama verilerine baktığımızda yüzde 42’lik bir azalma söz konusu. Yine 2024 ve 2025 yılı verilerine göre de yüzde 55’lik bir azalma söz konusu. Dolayısıyla bu bizim hububatta olduğu gibi karpuzumuza da yansıdı ve ürünlerimizde yüzde 50’lik bir rekolte kaybı söz konusu" diye konuştu. Diyarbakır Ticaret Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, oda olarak en çok çalıştıkları konulardan bir tanesi, geleneksel ve yöresel ürünleri tescil etmek ve bu tescille birlikte hem üretimini daha fazla arttırmak, hem de ticarileşmesini sağlayarak üreticinin daha fazla ekimine katkı koymak olduğunu kaydetti. Kaya, "Diyarbakır karpuzu da odamız tarafından tescil edilmiş bir ürün. Tescilli ürünlerimiz içinde en çok bilinen, en çok söylenen ve Diyarbakır olarak tescilli ürünlerimizin fazla olduğunu ifade ettiğimizde bize ilk sorulan karpuz da tescil edildi mi? Demek ki bu, geçmişten bugüne gelen çok önemli bir değerimiz. Bir meyve dışında ve sayın müdürümüzün ifade ettiği gibi bir meyveyi aşan bir somut mirasımız" şeklinde konuştu. Etkinlikte, çocuklar arası karpuz yeme ve yuvarlama yarışması yapıldı. Karpuz ağırlık yarışmasında 39 kilo 300 gramlık ürünle çiftçi Veysi Sungur birinci, 38 kilo 700 gramla Adil Aydın Erimli ikinci, 37 kilo 200 gramla Ali Kaya Erimli üçüncü oldu. (RK-Y)
19 Eylül 2025 Cuma - 19:44
Japonya Büyükelçiliğinden kazı çalışmalarına destek
Japonya Altes Prensesi Akiko Mikasa ile birlikte Ayanlar Höyük’teki kazı çalışmaları açılış programına katılan Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, çalışmaları desteklediklerini belirtti. Japonya ile Türkiye’nin kültürel miras alanında, güven ve dostluk temelinde iş birliği ilişkisi kurduğunu söyleyen Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, "Bugün Ayanlar kazısına başlama törenine katılmaktan büyük onur duyuyorum. Ayanlar kazısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin izniyle, Chiba Teknoloji Enstitüsü ve Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü iş birliğinde yürütülmektedir. Bu iş birliği, on yılı aşkın bir süre önce, bugün burada olan ve o dönem Japonya Büyükelçisi olarak görev yapan Yokoı Yutaka’nın, o dönem Chiba Teknoloji Enstitüsü Müdürü olan Uzay Mühendisliği Profesörü müteveffa Matsuı Takafumi’yi, Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü Müdürü müteveffa Profesör Omura Sachihiro ile tanıştırmasıyla başlamıştır. Uzay mühendisliği ve arkeoloji gibi farklı alanlarda uzman olmalarına rağmen, Profesör Matsuı ve Profesör Omura’nın mükemmel bir uyum içinde oldukları ve birbirlerinin araştırma faaliyetlerine olumlu yönde etki ettikleri biliniyordu. Böyle bir bağlantıyla Ayanlar ören yeri kazı projesi başlamış ve bugün kazı başlama töreni aşamasına gelinmiştir. Profesör Matsuı Takafumi Mart 2023’te, Profesör Omura Sachihiro ise bu yılın Mayıs ayında vefat ettiler. Ancak bugün, Altes Prenses Akiko’nun huzurunda gerçekleşen bu özel töreni, her ikisinin de yukarıdan izleyeceğine eminim. Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü tarafından yürütülen Kaman - Kalehöyük kazısı örneğindeki gibi, Japonya ile Türkiye, kültürel miras alanında, güven ve dostluk temelinde iş birliği ilişkisini kurmuştur. Japonya’nın Türkiye’deki kazı çalışmaları, bölge halkının kültürel varlıkların korunması konusunda bilinçlenmesine ve istihdam oluşturulmasını destekleyerek bölgenin canlanmasına katkı sağlamaktadır. Japonya Büyükelçisi olarak, Ayanlar Ören Yerinde insanlık tarihi açısından anlamlı sonuçlar doğuracak araştırmaların yapılmasını ve bölgeye köklü katkılar sağlayacak iş birliği ve faaliyetlerin gerçekleştirilmesini, Japonya ile Türkiye arasındaki dostluk ilişkilerinin güçlenmesine büyük katkı sağlanmasını içtenlikle temenni ediyorum" dedi.
19 Eylül 2025 Cuma - 18:56
Japonya’da 3 noktaya haftada 21 uçak seferi düzenleniyor
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Japonya Altes Prensesi Akiko Mikasa ile birlikte Ayanlar Höyük’teki kazı çalışmaları açılış programına katılan Türk Hava Yolları Genel Müdürü Bilal Ekşi, iki ülke arasında gelişen hava ulaşımına değinerek, "Japonya’ya halihazırda 3 noktaya haftada 21 sefer yapmaktayız. Türkiye’ye gelen Japon misafir sayısı 2018 yılından günümüze yüzde 65 artış göstererek son yılların en yüksek seviyesine çıkmıştır" dedi. Ayanlar Höyük’teki kazı çalışmaları açılış programına katılan Türk Hava Yolları Genel Müdürü Bilal Ekşi, Japonya ile yapılan ortak çalışmalara değindi. Çalışmaların bağları daha da güçlendirdiğini belirten Ekşi, "Bu gün bu işbirliğinin yenir bir yansıması olarak Ayanlar kazı alanının açılışına şahitlik etmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz. İnanıyoruz ki bu kazı çalışmaları yalnızca arkeolojik değerleri gün yüzüne çıkarmakla kalmayacak, aynı zamanda iki ülkenin kültürel bağlarını daha da güçlendirecektir. Türk Hava Yolları olarak Japonya ve Türkiye arasında kurulan bu güçlü bağın parçası olmaktan büyük bir onur ve gurur duymaktayız. Japonya’ya halihazırda 3 noktaya haftada 21 sefer yapmaktayız. Türkiye’ye gelen Japon misafir sayısı 2018 yılından günümüze yüzde 65 artış göstererek son yılların en yüksek seviyesine çıkmıştır. Bu durum Türk Hava Yolları ailesi olarak bizler için de ayrı bir iftihar kaynağı olmuştur. Önümüzdeki yıllarda ağırlayacağımız misafir sayısını daha da arttırarak iki ülke arasındaki köprüyü güçlendirmeyi hedeflemekteyiz. Kültürel işbirliklerin ve ortak projelerin bu gelişime katkı sağlayacağına inancımız tamdır. Ayanlar kazı çalışmasının da bu çerçevede Şanlıurfa ve çevresinin cazibesinin arttırarak Japon dostlarımız için önemli bir çekim merkezine dönüşeceğine, dönüştüreceğine inanıyoruz. Japonya ile kültürel işbirliklerimizin hem mevcut dostluğumuzu pekiştirdiğini hem de gelecekteki ortak projeler için yeni imkanlar sunduğunu memnuniyetle görmekteyiz. Kültür, tarih ve turizm alanlarında atılacak her türlü adıma katkı sunmaya ve birlikte çalışmaya hazır olduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum" ifadelerini kullandı.
19 Eylül 2025 Cuma - 18:48
Ayanlar Höyük’te kazı çalışmaları başladı: İlk kazmayı Japon Altes Prensesi Akiko Mikasa vurdu
En uzun iskan gören yerleşim alanı olarak bilinen Ayanlar Höyük’te kazı çalışmaları, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Japonya Altes Prensesi Akiko Mikasa’nın katıldığı törenle başladı. Dünyanın şu ana kadar keşfedilen en eski ve uzun yerleşim alanı olan Ayanlar Höyük’te kazı çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Japonya Altes Prensesi Akiko Mikasa’nın katılımıyla düzenlenen törenle başladı. Japon Milli Marşı Kimigayo ve İstiklal Marşı ile başlayan törenin ardından ilk kazmayı Japon Altes prensesi Akiko Mikasa vurdu. Muazzam arkeoloji yolunun yeni menzili Taş Tepeler projesi hakkında bilgi veren Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "2021’de Şanlıurfa’da ilk adımını attığımız ve 5 yıldır durmadan, dinlenmeden yürüdüğümüz muazzam bir arkeoloji yolunun yeni menzilindeyiz. Taş Tepeler Projesinin bir parçası olarak Ayanlar Höyük kazı çalışmalarını başlatmak üzere sizlerle bir aradayız. Hoş geldiniz. Sizleri saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Varlıklarıyla bu birlikteliği çok daha değerli ve anlamlı kılan Türk-Japon dostluğunu, tarihi bağlarımızı, dünden bugüne uzanan ve çok daha güçlü şekilde geleceğe uzanacağına gönülden inandığımız iş birliğimizi bir kez daha idrak etmemize vesile olan Altes Prenses Akiko, sizi ve değerli heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sizleri ülkemizde ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Dünya Neolitik Çağ araştırmalarının kalbindeyiz. İnsanlığın medeniyet yürüyüşüne dair bilinenleri değiştiren ve ortak geçmişimize yeni bir bakış açısı kazandıran topraklardayız. Arkeoloji çalışmaları kapsamında burada vurulan her kazma darbesiyle, geçmişle aramızda duran bilinmezlik duvarı biraz daha yıkılmakta; uzmanlarımızın elinde tozları silkeleyen her fırça darbesi binlerce yıllık geçmişin üstünü örten gölgeleri dağıtmaktadır. Göbeklitepe, son derece hassas ve titiz şekilde yürütülen bu yoğun mesaiyle ulaştığımız birinci menzil olmuştu. İlk çiftçi toplulukların nerede ve ne zaman ortaya çıktığını araştırmak için yola çıkan arkeologların 1963 yılında keşfettiği Göbeklitepe 1995 yılından bu yana araştırılmaktadır. Kazıların başlamasını takiben ulaşılan her kalıntı, elde edilen her bulgu tarih öncesi insana dair o zamana kadar kabul görmüş her bilgi ve algıyı adım adım değiştirmiştir. Göbeklitepe’nin eşsizliği 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine girmesini de sağlamıştır. 2019 yılında çalışmalarını başlattığımız Karahantepe ise Şanlıurfa’da Göbeklitepe’nin çağdaşı başka yerlerin de olduğunu ortaya koymuş ve 2021 yılında hayata geçirdiğimiz Taş Tepeler Projesi için esin kaynağı olmuştur" dedi. Taş Tepeler Projesinin, 12 bin yıl önce ulaştıkları teknolojik ve sanatsal düzey ile Anadolu’daki toplulukların eski dünya için bir esin kaynağı olduğunu belirten Bakan Ersoy, "Anadolu’nun bugünkü uygarlığımızın temellerinin atıldığı yerlerin başında geldiğini kanıtlamıştır. Bu topraklar; yerleşik hayatın başladığı, ilk köylerin kurulduğu, üretici yaşamın ortaya çıktığı, ilk konutların ve anıtsal kamu yapılarının inşa edildiği, artı ürünün artı değere dönüştüğü ve ilk uzak mesafeli ticaret organizasyonunun yapıldığı yer olarak insanın yazdığı medeniyet hikayesinin merkezidir. Bu muazzam mirasın, Anadolu’ya emanet edilmiş kadim bilgi ve birikimin bütün insanlığa ait olduğunu, bu bilgi ve birikimi gün yüzüne çıkarmak için farklı ülkelerden gelen bilim insanları ile birlikte çalışmanın da çok anlamlı ve değerli olduğunu düşünüyoruz. Bu anlayışla yola çıktık ve bu anlayışla ilerlemekten son derece memnunuz" ifadelerine yer verdi. Taş Tepelerde kazılan alan sayısı 12’ye çıktı Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde yürütülen projede İstanbul, Çukurova, Ege ve Harran üniversiteleri ile İngiltere, Japonya, Almanya ve Çin gibi dünyanın farklı ülkelerinden gelen araştırmacıların bulunduğunu aktaran Bakan Ersoy, "2025 yılı itibari ile projede 15’i Türk, 21’i yabancı olmak üzere toplam 36 akademik kurum görev almaktadır. Çalışmalarda görev alan bilim insanı ve öğrencilerin sayısı ise bu yıl 219 kişidir. Bu yönüyle Taş Tepeler, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı arkeoloji projesidir. Bugüne kadar Taş Tepeler Projesi kapsamındaki arkeolojik araştırmaları 11 ayrı noktada yürütmekteydik. 2025 yılı itibari ile bunlara 12’nci yerleşim yeri olarak Ayanlar eklenmiştir. Açıkçası Anadolu topraklarının medeniyet zenginliğinin ardı arkası kesilmiyor ve biz büyük bir heyecan ve gururla bu benzersiz mirasın her parçasına sahip çıkmayı sürdürüyoruz" dedi. En uzun süre sikan gören yerleşim alanı Ayanlar Höyük’ün en uzun süren yaşam alanı olduğunu tespit ettiklerini söyleyen Bakan Ersoy, "2013 yılında tespiti yapılan Ayanlar Höyük, Göbeklitepe ve Karahantepe gibi bölgenin en büyük höyüklerinden biridir. Yüzey taramaları Ayanlar’ın da yerleşik yaşamın ilk evrelerinden itibaren iskan edildiğini göstermektedir. Bununla birlikte diğerlerinden farklı olarak Ayanlar Höyük en uzun süre iskan gören yerleşim alanı olarak bilinmektedir" dedi. Bayrağı torunu devraldı Altes Prens Takahito Mikasa’nın 39 yıl önce Kaman - Kalehöyük’te başlattığı kazı çalışmalarını ilk önce oğlu Prens Tomohito’nun son olarak da bugün torunu Altes Prenses Akiko’nun devraldığını söyleyen Bakan Ersoy, "Ayanlar Höyük’teki arkeolojik kazılar, Altes Prenses Akiko’nun ilk kazma darbesi ile başlayacak. Tıpkı bundan 39 yıl önce dedeleri Altes Prens Takahito Mikasa’nın, Kaman-Kalehöyük’te başlattığı kazı çalışmaları gibi. 1887’de başlayıp bugüne uzanan ilişkilerimizde, Altes Prens Mikasa’nın 1963 yılındaki ziyaretinin ülkelerimiz arasındaki güçlü kültürel temas ve ilişkiler açısından bir dönüm noktası olduğunu söyleyebiliriz. Zatıalilerinin ülkemizin tarihine duyduğu derin ilgi; tarihi alanlarımıza ve müzelerimize gerçekleştirdikleri ziyaretler ve en nihayetinde değerli hocalarımız merhum Prof. Dr. Tahsin Özgüç ve eşi merhume Prof. Dr. Nimet Özgüç ile tanışmaları iki ülke arasında yeni bir gönül ve kültür köprüsü kurulmasına temel olmuştur. 1986 yılında Prof. Tahsin Özgüç’ün bilimsel desteği ile Kaman-Kalehöyük’te Japon arkeologlar tarafından başlayan arkeolojik kazıların Onursal Başkanı da Altes Prens Mikasa idi. Söz konusu kazılar Dr. Sachihiro Omura başkanlığında aralıksız şekilde devem etmiştir. Arkeolojik kazı, araştırma ve eğitim çalışmalarının daha kapsamlı devam etmesini sağlamak amacıyla bir merkez kurulmasına karar verilince Altes Prens Takahito Mikasa’dan bayrağı, oğlu Altes Prens Tomohito devralmıştır. Altes Prens Tomohito, kızı Altes Prenses Akiko’nun da zaman zaman katıldığı fon toplama kampanyalarını bizzat yürütmeye başlamıştır. Yine birlikte Japonya’dan Türkiye’ye geziler düzenlemişler, iki ülke arasında bir kültür elçisi gibi çalışmışlardır. Bugün Kaman’da bulunan Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsünün örnek araştırma kampüsü ve Japonya dışındaki en büyük Japon bahçelerinden olan Mikasanomiya Anı Bahçesi, Saygıdeğer Mikasa ailesinin üç nesildir devam eden olağanüstü çabalarının ve Türkiye’ye besledikleri sevginin, dostluğun bir sonucudur. Kaman-Kalehöyük ile beraber Enstitünün 2009 yılında başladığı Büklükale ve Yassıhöyük kazı çalışmaları da aralıksız devam etmektedir. Bu kazılardan çıkan eserlerin sergilenip halkla buluşturulduğu Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi ise Türk ve Japon hükümetlerinin iş birliğiyle 2010’da açılmıştır. Altes Prens Takahito Mikasa’yı ve Altes Prens Tomohito Mikasa’yı derin bir saygı ve minnetle yad ediyorum. Bu muazzam kültür köprüsünün bina edilmesinde öncülük eden saygıdeğer hocalarımız Prof. Dr. Tahsin Özgüç ile Prof. Dr. Nimet Özgüç’ü rahmetle, şükranla anıyorum. Yine bu vesileyle, derin bir sevgi ve çalışma azmiyle kendini bilime ve Anadolu topraklarına adamış olan Dr. Sachihiro Omura’yı da saygıyla anmak isterim. Kendisi, Ayanlar’da kazı çalışmalarının başlaması noktasında çok istekli ve heyecanlıydı. Bu yıl aramızdan ayrılan Dr. Omura, 50 yılı aşkın bir süre boyunca ülkemizin bilim ve kültürüne hizmet etmiş, Japonya ve Türkiye arasında eşsiz bir bilimsel ve kültürel köprü inşa etmiştir. Arkeoloji dünyasına kalıcı eserler bırakan Dr. Omura’nın Anadolu arkeolojisine, özellikle İç Anadolu Bölgesi’ndeki çalışmalara sunduğu katkı ve hizmetler, bu alanda çalışmaları sürdürecek olan gelecek nesillere rehber ve ilham olmaya devam edecektir. Kendisini daima minnetle, sevgi ve saygıyla yad edeceğiz" ifadelerini kullandı. İlk kazmayı vuracaklarını belirten Bakan Ersoy, "Bir kez daha altını çizmek isterim ki topraklarımızın bağrında muhafaza edilmiş farklı medeniyetlerin kadim mirasına, onların varisi, söz konusu mirasın sahibi ve koruyucusu olmanın getirdiği ağır sorumluluğa yakışır bir hassasiyet ve titizlikle sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Bu zenginliğin sunduğu bilgi ve birikimi, ortak miras anlayışıyla tüm insanlıkla paylaşmaya devam edeceğiz. Ben, Türk-Japon kültürel iş birliğine yeni bir iz bırakmak üzere birlikte ilk kazmayı vurmadan önce Altes Prenses Akiko’ya ve zatıalilerinin şahsında Japon hükümetine şükranlarımı sunuyorum. Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsüne, Şanlıurfa Valiliğine, Taş Tepeler Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul’a ve kıymetli ekibine, değerli mesai arkadaşlarıma ve bizimle iş birliği yapan bütün kişi, kurum ve kuruluşlara canıgönülden teşekkür ediyorum. Ayanlar Höyük çalışmalarımızın Türk ve dünya arkeolojisi için hayırlı olmasını diliyor, sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum" diye konuştu. Projeye küçük de olsa katkı sunduğu için çok mutlu olduğunu belirten Japonya Altes Prensesi Akiko Mikasa, "Bugün, başta Chiba Teknoloji Enstitüsü, Tokyo Üniversitesi ve Orta Doğu Kültür Merkezine bağlı Japon Anadolu Arkeolojisi Enstitüsü olmak üzere, Japonlardan kurulu kazı ekibi tarafından yürütülecek Ayanlar Ören Yeri Kazısı’nın başlama töreninin gerçekleştiriliyor olmasından son derece memnuniyet duyuyorum. Buradaki kazı başlama töreni birkaç yıldır planlanıyordu, ancak durumun uygun olmaması ve diğer zorluklar dolayısıyla gerçekleştirilememişti. 2023 yılında depremler meydana geldiğinde, kazı alanının durumu konusunda çok endişe duymuştuk, ancak büyük bir etkisinin olmaması içimizi rahatlatmıştı. Nihayet gerçekleşiyor olmasından memnuniyet duyduğumuz bu proje için en başından itibaren hep sabırsızlık duyan, ancak şimdi aramızda bulunmayan müteveffa Profesör Omura Sachihiro da sanırım bugün en mutlu kişi olurdu. Ayanlar, dünyanın en eski tapınağı olduğu düşünülen kalıntıların bulunduğu Göbeklitepe’ye yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta konumlanıyor ve tapınağı inşa edenlerin yerleşim yeri olabileceği belirtiliyor. Tarihi yeniden yazacak keşifler ortaya çıkarması beklenen bu ören yerinin kazısında Japon ekibinin yer almasından büyük gurur duyuyorum ve kazı başlama törenine katılarak bu projeye küçük de olsa katkıda bulunabildiğim için çok mutluyum" dedi. 1986 yılında başlayan çalışmalar 2025 yılına uzandı Kaman - Kalehöyük’teki kazı çalışmalarında yaşananları aktaran Prenses Akiko Mikasa, "30 Mayıs 1986’da Prens Takahito Mikasa, Kaman - Kalehöyük’teki kazı başlama törenine katılmıştı. Prens Takahito Mikasa, höyüğün tepesindeki kum yığınını tahta bir çapayla kazmış, tören planlandığı gibi tamamlandıktan sonra, Profesör Omura’ya gerçek bir kazı yapmak istediğini söylemişti. Prens Takahito Mikasa eline gerçek yepyeni bir kazma alarak kum yığınının hemen yanında kazıya başlamıştı. Yaklaşık beş dakika sonra, kazması bir şeye değince kazmayı durdurup oturmuştu. Topraktan bir çömleğe ait kırık parça çıkartıldığında yüksek bir şaşırma sesi duyulmuştu. Prens Takahito Mikasa elinde, avuç içi büyüklüğünde, kurşun renkli bir çömlek parçası tutuyordu. Prens, yüzünde çok sevinçli bir ifadeyle o parçayı Prof. Dr. Tahsin Özgüç’e uzattığında profesör hemen şu şekilde cevap vermiş ‘Bu, Demir Çağından kalma, yaklaşık 2700 yıl öncesine ait bir parçadır. İyi bir başlangıç’. Sonrasında pek çok kişi Profesör Omura’ya ‘Sen bir hazırlık mı yaptın yoksa’ diye sormuş, ancak bu gerçekten bizzat Prens Takahito Mikasa’nın keşfiydi ve ‘iyi bir başlangıç’ ifadesine uygun olarak, Kaman - Kalehöyük’ten önemli sonuçlar elde edildi. Ayanlar Ören Yerinin de böyle iyi bir başlangıç yapmasını dileyerek sözlerime son vermek istiyorum" diye konuştu. Programda Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak ve Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar da birer konuşma yaparak Şanlıurfa’nın tarihi önemine değildi. Törene, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Japonya Altes Prensesi Akiko Mikasa, Türk Hava Yolları Genel Müdürü Bilal Ekşi, Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, Japonya Büyükelçisi Katsumata Takahiko , Tokyo Üniversitesi Müzesi Müdürü Prof. Dr. Nıshıakı Yoshihiro, Chiba Teknoloji Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Setokuma Osamu, Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Matsumura Kimiyoshi, Taş Tepeler Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul ile birlikte çok sayıda kişi katıldı. Konuşmaların ardından dünyanın insanlar için en uzun süre yaşam alanı olan Ayanlar Höyük’e ilk kazma vuruldu.
19 Eylül 2025 Cuma - 18:31
Kütahyalı Yazar Ayşe Karaca Durak’ın ’Ela’nın Hayvan Sevgisi’ isimli kitabı çıktı
Kütahyalı şair ve yazar Ayşe Karaca Durak, ikinci kitabı olan "Ela’nın Hayvan Sevgisi" isimli çocuk hikaye kitabını okurlarla buluşturdu. Durak, kitabın içeriğine dair yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Ela’nın Hayvan Sevgisi, minik Ela’nın sokakta bulduğu hasta bir kediyi sahiplenmesiyle başlayan, merhamet ve sevgi dolu bir hikâye. Ela’nın Fındık’a gösterdiği sevgiyle, çocuklara sokak hayvanlarına karşı sorumluluğun önemini anlatıyor. Bu hikâye, sevginin güçlü bağlar kurabileceğini ve iyiliğin dünyayı değiştirebileceğini gösteriyor." Yazar Durak, kitabın ilham kaynağının kızı Ela olduğunu da belirtti. İlkokul 5. sınıf öğrencisi olan Ela, kitabın başkahramanı olarak küçük okurlara hayvan sevgisini aşılamayı amaçlıyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder