Son Dakika
|
Tepebaşı’nda şirket kurup paraları kripto hesaplara aktarmışlar
MSB'den deniz yetki alanları kanun çalışması açıklaması
Tepebaşı Belediyesi’ne operasyon
Rusya'dan Ukrayna'ya 56 füze ve 670'ten fazla İHA ile saldırı: 1 ölü
Arnavutköy’de aile kavgası kanlı bitti: Kuzenini başından vurdu
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Trump, 9 yıl aradan sonra tarihi zirve için Çin'de
Fransa'da kruvaziyer gemisinde 'norovirüs' şüphesi
Özkan Yalım’ın verdiği ek ifade ortaya çıktı: "Özgür Özel’e 1.2 milyon TL verdim"
Bakan Fidan, Belçikalı mevkidaşı Prevot ile bir araya geldi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Küba'da elektrik krizi: Halk sokaklara döküldü
Batman’da park halindeki otomobil yandı
Trendyol Süper Lig’de 34. ve son hafta heyecanı
Rusya'dan Ukrayna'ya 56 füze ve 670'ten fazla İHA ile saldırı: 1 ölü
Arnavutköy’de aile kavgası kanlı bitti: Kuzenini başından vurdu
Çin Devlet Başkanı Xi, ABD Başkanı Trump’ı resmi törenle karşıladı
ABD Başkan Yardımcısı Vance: "(İran’la görüşmeler) İlerleme kaydettiğimizi düşünüyorum"
KÜLTÜR SANAT
Dünya Engelliler Haftası’nda "Sanatta Erişilebilirlik" Konseri
14 Mayıs 2026 Perşembe - 13:34:11
Adana’da Dünya Engelliler Haftası kapsamında, özel ihtiyaçlı çocuklara yönelik bir etkinlik yapıldı. Adana İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası iş birliğinde düzenlenen "Sanatta Erişilebilirlik" temalı eğitim konseri, çocuklara unutulmaz anlar yaşattı. Sanatın birleştirici ve iyileştirici gücünü ön plana çıkarmayı amaçlayan etkinlikte çocuklar, klasik müzik eserleriyle buluşurken orkestrada yer alan enstrümanları yakından tanıma fırsatı buldu. Program boyunca sanatçılar tarafından enstrümanların özellikleri anlatılırken, müziğin ritmi ve duygusu interaktif sunumlarla çocuklara aktarıldı. Eray İnal yönetimindeki eğitim konserinde çocuklara orkestranın yapısı, müziğin evrensel dili ve birlikte üretmenin önemi hakkında bilgiler verildi. Çocukların aktif katılımıyla ilerleyen programda sahneye çıkan özel ihtiyaçlı çocuklar orkestrayı yöneterek salonu dolduran davetlilerden alkış aldı. Programda konuşan Adana İl Kültür ve Turizm Müdürü Emre Duru, Dünya Engelliler Haftası’nın yalnızca bir farkındalık dönemi değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluğun yeniden hatırlandığı önemli bir süreç olduğunu ifade etti. Kültür ve sanat faaliyetlerinin toplumun her kesimi için erişilebilir olması gerektiğini vurgulayan Duru, özel ihtiyaçlı bireylerin sosyal ve kültürel yaşama aktif katılımını destekleyen projelere büyük önem verdiklerini söyledi. Yoğun katılımın olduğu etkinlik sonunda çocuklar sanatçılarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 13:26
Denizli 38. Uluslararası Amatör Tiyatro Festivalinde coşku devam ediyor
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde bu yıl 38’incisi düzenlenen Uluslararası Amatör Tiyatro Festivali, şehri dev bir açık hava sahnesine dönüştürmeye devam ediyor. Türk tiyatrosunun en köklü ve uzun soluklu organizasyonlarından biri olan 38. Uluslararası Amatör Tiyatro Festivali, tüm hızıyla sürüyor. 9 Mayıs’ta Denizli Valiliği önünden başlayan renkli kortej ve "Sığıntılar" oyunu ile perdelerini açan festival, yerli ve yabancı tiyatro topluluklarının performanslarıyla sanat coşkusunu zirveye taşıyor. Festival kapsamında; ekipler, Denizli sokaklarını ve sahnelerini sanatla buluşturuyor. 4’ü yurt dışından toplam 28 tiyatro topluluğu şehrin farklı noktalarındaki sahnelerde oyunlarını sanatseverlerin beğenisine sundu. Konuk ekiplerin katılımıyla bugüne kadar gerçekleştirilen gösterimlere sanatseverler yoğun ilgi gösterdi. Tiyatro coşkusu ilçelere de taşındı Festival bu yıl sadece şehir merkeziyle sınırlı kalmayarak sanatı, Denizli’nin geneline yaydı. Tavas, Acıpayam ve Sarayköy ilçelerinde gerçekleştirilen özel gösterimlerle tiyatro heyecanı ilçe sakinleriyle buluşuyor. Meydanlarda, caddelerde ve salonlarda sergilenen oyunlar, hayatın her alanına dokunarak şehre estetik bir kimlik kazandırıyor. Büyük final "Hamlet" ile olacak Her gün 4 farklı sahnede 4 farklı oyunun sahneye taşındığı sanat dolu günlerin ardından festival, 17 Mayıs Pazar günü görkemli bir finalle sona erecek. Kapanış perdesi, Maltepe Belediye Tiyatrosu’nun özgün yorumuyla sahneleyeceği dünya klasiği "Hamlet" ile inecek. Tiyatro tutkunları, festival programına ve izlemek istedikleri oyunların e-biletlerine https://ebilet.denizli.bel.tr/ adresinden online olarak ulaşabiliyor.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 13:25
Küçükçekmece’de 5. Kısadan Anlat Film Projesi Yarışması’nın finalistleri belli oldu
Küçükçekmece’de bu yıl 5’incisi gerçekleştirilen Kısadan Anlat Film Projesi Yarışması’nın finalistleri belli oldu. Küçükçekmece Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen yarışmada 12 proje finalist oldu. Küçükçekmece Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen "5. Kısadan Anlat Film Projesi Yarışması"nın finalistleri açıklandı. Türkiye’nin dört bir yanından toplam 127 projenin başvurduğu yarışmada, jüri değerlendirmesi sonucunda 12 proje finale kalmaya hak kazandı. Finalist projeler, düzenlenen özel lansmanda yönetmen ve yapımcı ekipleriyle birlikte kamuoyuyla paylaşıldı. Bu yıl yarışmanın jüri başkanlığını ise Zeynep Günay üstlendi. "Masumiyet Müzesi" dizisi başta olmak üzere birçok önemli dizi ve projeye imza atan Günay’a ödüllü filmlerin yapımcısı Dilde Mahalli eşlik edecek. Küçükçekmece Belediyesi Soğuksu Tesisleri’nde gerçekleştirilen programa Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Deniz Gürbey, Film Yapımcısı Dilde Mahalli ile çok sayıda davetli katıldı. "Bizim için sanat bir kentin nefesidir, hafızasıdır" Programda konuşan Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Kısadan Anlat Kısa Film Proje Yarışması’nın 5’incisini düzenlemenin gururu içerisinde olduğunu ifade ederek, "Küçükçekmece’nin sanatla büyümesini arzu ettiğimiz vizyonunu bir kez daha vurgulamak, film üretmek isteyen sinema gönüllülerine alan açmak ve yol arkadaşlığı yapmak açısından bu toplantıyı çok önemsediğimi bilmenizi istiyorum. Biz Küçükçekmece’de sanatı yalnızca belirli günlerde hatırlanan bir etkinlik, birkaç salona sığdırılmış bir uğraş olarak görmüyoruz. Bizim için sanat bir kentin nefesidir, hafızasıdır. Küçükçekmece’de göreve geldiğimde bir hayalim vardı. Bu ilçenin sanatla, sporla, edebiyatla, kültürle anılmasını istiyordum. Çünkü bugün şehirleri birbirinden ayıran şey yalnızca yüksek binalar, geniş yollar ya da büyük projeler değildir. Bir kentin gerçek kimliğini, sokaklarında dolaşan sanat, duvarlarında biriken hikayeler ve insanların hayal gücü belirler. Ve o daha önemlisi o yeteneklere fırsat vermek, imkan tanımak belirler. İşte bu anlayışla 2023 yılında İstanbul’da belediye bünyesinde bir ilki başarmanın gururuyla, aktif olarak çalışan ilk Film Ofisi’ni kurduk. Sinemacıların ve film meraklıların nefes alabildiği, üretebildiği, cesaret bulabildiği bir alan olarak burayı hayal ettik. Bugün geldiğimiz noktada bu hayalin karşılığını bulduğunu görüyorum ve inanın çok mutluyum. Film Ofisi bünyesinde eğitimler, atölyeler, sektörün önde gelenleriyle söyleşiler, sektörel buluşmalarla sinemacıların gelişim süreçlerine katkı sunmayı sürdürürken, bugün de 5. Kısadan Anlat Film Yarışması’nın lansmanını gerçekleştiriyoruz. Bu yıl da bu projenin kazananına 100 bin TL ödül ve prodüksiyon desteği sunacağımızı belirtmek istiyorum" dedi. "Önümüzdeki yıl uzun metrajlı projelerin müjdesini vermek istiyorum" Kısa film yolculuğunu uzun metrajlı film projesine dönüştüreceğinin müjdesini veren Çebi, "Bu hedeflerle adımlarımızı büyüterek, kısa filmlerle başladığımız bu destek yolculuğunu önümüzdeki yıl uzun metrajlı projelere de taşıyacağımızın müjdesini vermek istiyorum. İstiyorum ki Küçükçekmece yönetmenlerin, yapımcıların ve sektörün aklına gelen bir film platosu olsun. Sokaklarıyla, gölüyle, tarihiyle, insan hikâyeleriyle sinemacıların ilham aldığı bir çekim merkezi olsun. Bu doğrultuda bugün olduğu gibi yarın da üretmek isteyen, anlatmak isteyen, kamera arkasında kendi hikâyesini kurmak isteyen herkesin yanında olmaya devam edeceğiz" dedi. 5. Kısadan Anlat Kısa Film Proje Yarışması’nda finale kalan 12 film şöyle: "Abbas" - Yönetmen: Can Kahraman / Yapımcı: Utku Çırak "Bir Belgeselin Dilemması" - Yönetmen/Yapımcı: Muhammed Hubeyb Üzüm "Bir Ruhsal Otopsi Denemesi" - Yönetmen: Abdullah Korkut / Yapımcı: Hüseyin Enes Balcı "Çatlak" - Yönetmen/Yapımcı: Berrin Öz "Karşı Kaldırımdaki Adam" - Yönetmen/Yapımcı: Kemal Akçay "Kuşun Kanadında" - Yönetmen: Belkıs Bayrak / Yapımcı: Merve Sena Kılıç "Kül Başıma" - Yönetmen: Çamran Azizoğlu / Yapımcı: Rabia Özmen "Made in China" - Yönetmen/Yapımcı: Baturay Tunçat "Sahibinden Satılık" - Yönetmen: Eren Yiğit Ekici / Yapımcı: Gizem Alpay "Tam Burslu" - Yönetmen/Yapımcı: Biriz Aydinç Öztüzemen "Tanık" - Yönetmen: Savaş Hamarat / Yapımcı: Süleyman Civliz "Tavukkarası" - Yönetmen: Muhammet Emin Altunkaynak / Yapımcı: M. Kerem Kurtuluş
14 Mayıs 2026 Perşembe - 13:22
Lisesi öğrencileriyle "Fotoğraflarla şehrin dilini anlamak" üzerine söyleyişi
Milli Eğitim Bakanlığı’nın "Dilimizin Zenginlikleri" projesi kapsamında, Erzurum’da Gazeteci Nihat Kılıçoğulları tarafından lise öğrencilerine yönelil "Fotoğraflarla Şehrin Dilini Anlamak" konulu bir söyleşi düzenlendi. Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) Erzurum Şubesi ile Erzurum İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında imzalanan iş birliği protokolü çerçevesinde gerçekleştirilen etkinlik, Hamidiye Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yapıldı. Konferansa konuşmacı olarak katılan TDED Erzurum Şube Yönetim Kurulu Üyesi ve İHA Haber Müdürü Nihat Kılıçoğulları, öğrencilere fotoğraflar üzerinden şehrin kültürel ve dilsel hafızasını anlattı. Gençlerin ana dili bilinciyle yetişmesinin önemine değinen Kılıçoğulları, "Evlatlarımıza dilimizi güzel öğretmek boynumuzun borcu. Hem böylece boyları büyürken, kalpleri ve bakış açıları da büyür. Türkçemize sahip çıkalım. Umudumuz Türkçe olsun" ifadelerini kullandı. Program, öğrencilerin yoğun katılımı ve soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:21
Şehitkamil’de 15 bin kişilik dev konser
2
12 Mayıs 2026 Salı- 13:19
Tokat’taki 8 asırlık kervansaray, günümüzde restoran olarak hizmet veriyor
3
08 Mayıs 2026 Cuma- 10:18
Iğdır’da miniklerin "Şevko" oyunu ilgi gördü
4
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:15
Büyükçekmece’de Tiyatro Festivali coşkusu başladı
5
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 18:51
Tekirdağ’da Maarif Korosu’ndan 19 Mayıs’a özel anlamlı klip
07 Eylül 2025 Pazar - 11:40
2 asırlık cami, süslemeleriyle dikkat çekiyor
Yozgat’ta bulunan Başçavuşoğlu Camii, 19. yüzyıldan günümüze uzanan tarihi ve incelikli işçiliğiyle dikkat çekiyor. İstanbulluoğlu Mahallesi’nde bulunan Başçavuşoğlu Camii, 1801 yılında Çapanoğlu Süleyman Bey’in Başçavuşu Halil Ağa tarafından yaptırıldı. Dışarıdan sade bir yapıya sahip olan cami, içerisindeki süslemeler ile kendisine hayran bırakıyor. 224 yıllık geçmişe sahip cami, sade ve huzur dolu atmosferiyle hem ziyaretçilerinin hem de cemaatin beğenisini topluyor. Başçavuşoğlu Camii’nde görev yapan Fatih Şengül, "1801’de Çapanoğlu ailesinden Süleyman Efendi’nin Başçavuşu Halil Başçavuş tarafından bu cami yaptırılmış ve günümüze kadar mescit olarak kullanılmış. Tarihini koruyan bir cami. Çeşitli çiçek desenleri ve motifler var. Camimize girince cennet bahçesine girmiş gibi bir hava veriyor" dedi. Başçavuşoğlu Camii’nin özelliklerini kaybetmeden günümüze ulaştığını söyleyen Şengül, "Camimiz tamamen orijinal. Hiçbir dokunma olmamış. Kimyasal boya kullanılmadan kök boyalarla yapılmış. Yel değirmenleri, köprüler ve nehirler var. Tarihimizi ve geçmişimizi anlatıyor. Tavanda bağlantılarla yapılmış işçilik var ve nar görüntüsünde. Minberimiz kürsümüz tarihi eser. Mihrabımızdaki kandil çizimini kıblemizin aydınlık olmasına yorumluyoruz. Burayı yaptıran rahmetli Halil Başçavuş’un kabri de baş tarafta bulunuyor. Diğer kabirlerin de aile efradı olduğu söyleniyor" ifadelerine yer verdi.
07 Eylül 2025 Pazar - 11:38
Başkan Yazıcıoğlu: "Tokat’ımız kardeşlik ve hoşgörü kentidir"
Tokat’ın Artova ilçesinde yapımı tamamlanan cemevi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İlçeye bağlı Aktaş köyünde yapımı tamamlanan cemevi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılış programına Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu ile il protokolü ve vatandaşlar katıldı. "En büyük zenginliğimiz birbirimize bağlılığımızdır" Törende konuşan Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Tokat’ın kültürel ve sosyal yapısına dikkat çekerek birlik ve beraberlik vurgusu yaptı. Yazıcıoğlu, "Tokat’ın en büyük zenginliği, birbirine olan bağlılığıdır. Tokat’ımız işte bu bağlılığı içinde saklayan, kardeşlik ve hoşgörü kentidir. En büyük zenginliğimiz birbirimize olan bağlılığımızdır. Tokat’ımız işte bu bağlılığı içinde saklayan, kardeşlik ve hoşgörü kentidir. Alevilik, insanı insan olduğu için seven; doğaya saygıyı esas alan, adaletin, ilmin ve ahlakın yolunu gösteren yüce bir öğretidir. Bu yolun özünde ‘Dört Kapı Kırk Makam’ vardır. Temelinde ise Hacı Bektaş-ı Veli’nin ’Eline, beline, diline sahip ol’ düsturu yatar. Bizler de bu öğretiyle büyüdük. Hz. Ali’den Kerbela’ya, İmam Hüseyin’den Hallac-ı Mansur’a, Pir Sultan’dan Nesimi’ye, Köroğlu’ndan Yunus Emre’ye ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uzanan bu yolda; her zaman haktan, halktan ve adaletten yana olduk. Baskıya, zulme ve ayrımcılığa karşı direndik; ayırmadan, ayrıştırmadan barışı, kardeşliği ve eşitliği savunduk. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz cemevinin hayata geçmesinde emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Başta bu yola öncülük eden canlarımızı, muhtarımızı, köy halkımızı ve elbette birlik ve kardeşlik duygusuyla her daim yanımızda olan siz değerli vatandaşlarımızı gönülden kutluyorum. Cemevimiz hepimize kutlu olsun. Yolumuz açık, lokmamız bereketli, birliğimiz daim olsun" dedi. Dualar eşliğinde yapılan açılışın ardından katılımcılar Aktaş Köyü Cemevini gezerek yetkililerden bilgi aldı.
07 Eylül 2025 Pazar - 11:28
Bisiklet tutkunları Malazgirt’ten Ahlat’a tarihi rota için yollara düştü
Muş’un Malazgirt ilçesinde, Malazgirt Kaymakamlığı, Türkiye Bisiklet Federasyonu ve Muş Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü iş birliğiyle düzenlenen "Malazgirt’ten Ahlat’a Pedallıyoruz" bisiklet turu, büyük bir coşku ve katılımla gerçekleştirildi. 6 Eylül 2025 Cumartesi günü yapılan etkinlikte, Malazgirt Kaymakamı Göksu Bayram, Muş Gençlik ve Spor İl Müdürü Yusuf Kılıç, Malazgirt Gençlik ve Spor Müdürü Boran Karataş ve çok sayıda bisiklet tutkunu tarihi rotada pedal çevirdi. Katılımcılar, Malazgirt’ten başlayıp Ahlat’a uzanan güzergâhta, sporun birleştirici gücünü hissederken aynı zamanda bin yıllık tarihin izlerini sürme fırsatı buldu. Etkinlik boyunca dostluk, kardeşlik ve birlik duyguları ön planda tutuldu. Kaymakam Göksu Bayram, tur sonunda yaptığı açıklamada, "Bugün sadece pedal çevirmedik; sporun, kardeşliğin ve tarihimizin gücünü birlikte yaşadık. Bu tür etkinliklerle hem gençlerimizi spora teşvik ediyor hem de Malazgirt’in tarihi önemini hatırlatıyoruz" dedi. Bisiklet turuna katılan sporcular, güzergâh boyunca sergiledikleri performansla büyük beğeni toplarken, etkinlik renkli görüntülere sahne oldu. Katılımcılar, bu anlamlı organizasyonda yer almaktan dolayı memnuniyetlerini dile getirdi.
07 Eylül 2025 Pazar - 11:20
Mezar taşı değil, ‘herkes yesin’ uyarısı
Aydın’da pek çok ürünün hasat sezonunda çiftçilerin en büyük sıkıntısı bahçesinden izinsiz yenilen meyve olurken Köşk ilçesine bağlı Kırsal Ilıdağ Mahallesi’nde bir çiftçi, herkesin bahçesinden incir yemesi için mermer levha diktirdi. Karşıdan bakıldığında mezar taşına andıran mermer levhaya "Hayrattır. Bu incirlerden cümle herkes yiyebilir" yazısı görenleri şaşırtıyor. Edinilen bilgiye göre, gelenek ve göreneklerine bağlılığı ve çalışkanlığı ile bilinen yaklaşık 2 bin nüfusa sahip Köşk İlçesi’ne bağlı Kırsal Ilıdağ Mahallesi yolu üzerinde bulunan bir incir bahçesinin yola bakan kısmına dikilmiş mezar taşı gibi bir levha görenleri şaşırtıyor. İlk bakışta bahçenin girişinde bir mezar olduğu izlenimi veren taşın aslında bir mezar taşı değil isteyen herkesin bu bahçeden incir yiyebileceğini açıklayan bir mermer levha olduğu görülüyor. Mermer levhanın köyün sakinlerinden Hacı Muhammet Gökcük’ün varisleri tarafından dikildiği öğrenilirken, bölgedeki incir ağaçların meyvesini herkesin yemesinin serbest olduğu öğrenildi.
07 Eylül 2025 Pazar - 10:41
Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi
İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü tepesindeki kazılarda 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi. Çayönü tepesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani ovası kuzeyinde yer alıyor. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik çağın ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında Çayönü tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. ’’Çayönü tepesi çok güçlü bir veriye sahip’’ Bu yılki kazıların 5’inci ayında, ilk belirlemeler ve bulgulardan yola çıkılarak 9500 yıllık kamusal yapı ortaya çıkartıldı. Sarıaltun, bu yıl kazı çalışmalarına 2 Mayısta başladıklarını ve 6’ncı aya kadar da devam edeceklerini ön gördüklerini söyledi. Çayönü, kuzey Mezopotamya’nın Anadolu ile kesiştiği dağlık alan içindeki ovalık alanda önemli bir yerleşme olduğunu belirten Sarıaltun, birçok ilki barındırdığını ifade etti. Sarıaltun, bunlardan biri yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılığın başlangıçları, madencilik açısından dünyadaki başlangıç noktası olduğuna değinerek, "Onunla beraber taş işçiliği, mimarideki özelikle dikdörtgen yapıdaki evreye geçişle beraber çok önemli bir nokta. İki yıldır çalıştığımız alanda özelikle ilk Tunç çağ verileriyle de Çayönü tepesinin çok güçlü bir veriye sahip olduğunu görüyoruz. Özelikle kuzey alanda bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yaklaşık 800 metrekarelik bir alanda bu çalışmalarımız devam ediyor" dedi. ’’9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşamının olduğunu tanımlıyor’’ Bununla beraber bu sene ilk defa başladıkları doğu alanda da yaklaşık 900 metrekarelik alanda çalışmaları yeni kazılar olarak başlattıklarını kaydeden Sarıaltun, "Bu yapıyı daha önce kazmıştık. Özel bir nitelikte olduğunu fark etmiştik ama çok yüzeye yakın olduğu için çok detaylı çalışmalar yapamamıştık. Bu sene çalışmalara ağırlık verdik ve neticesini de aldık. Bu yapının şu an için iki evresi olduğunu tespit etik. Batı tarafındaki duvarlar daha orijinal ve eski, doğu taraftaki duvar sonradan eklenmiştir. Bizim için asıl önemli noktada bu yapının tabanın en az 3-4 defa sıvandığını ve boyandığını biliyoruz. Oldukça geniş alanda bu boya ve taban izlerini tespit ettik. Bu tabanda turuncu renginden, vişneçürüğü rengine kadar kırmızının bütün tonlarını görüyoruz. Şu anda önemli bir buluntunun eşiğindeyiz. Bu, aynı zamanda kronolojik açından da çok değerli. Çünkü Çayönü tepesinin kritik aşaması olan MÖ. 7600’ler, 7500’deki yılları arasındaki dönemde yaşam modelini anlatması açısından günümüzden 9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşama ait olduğunu tanımlaması açısından da değerli bir bilgi alanı. Önünde bulunduğumuz bu kamusal-özel nitelikli yapının günümüzden önce 9500 yılına ait olduğunu şu anda öngörüyoruz" diye konuştu. "Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" Yapının Çayönü tepesinin diğer konutlarından ve evlerinden farklı olarak kamuya ait bir yapı olduğuna dikkat çeken Sarıaltun, "Bu yapı, muhtemel topluluk için bir toplantı alanı, ya da ortak etkinliklerin yapıldığı bir alan olabileceği gibi başka özel amaçlar için, ritüeller için kullanılmış olabilir. Ancak şu an için buna dair bilgilerimiz sınırlı. Tek bildiğimiz nokta, bunun bir ev olmadığı, kamuya, 9500 yıl önce yaşayan topluluğa ait ortak bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Çayönü’nde her evde bu boya yok. Bu yapının açığa çıkarılmasına kadar Çayönü tepesi kazılarında boyalı bir taban bulunmuş değil. Yerleşmenin en önemli yapısı mozaikli taban Terrazo yapısı, şu anda bulunduğumuz yapı da hemen yanında yer alıyor. Evi veya haneyi gösteren bir verimiz yok. Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu.
07 Eylül 2025 Pazar - 10:33
Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi
İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü tepesindeki kazılarda 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi. Çayönü tepesi, Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani ovası kuzeyinde yer alıyor. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik çağın ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında Çayönü tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. ’’Çayönü tepesi çok güçlü bir veriye sahip’’ Bu yılki kazıların 5’inci ayında, ilk belirlemeler ve bulgulardan yola çıkılarak 9500 yıllık kamusal yapı ortaya çıkartıldı. Sarıaltun, bu yıl kazı çalışmalarına 2 Mayısta başladıklarını ve 6’ncı aya kadar da devam edeceklerini ön gördüklerini söyledi. Çayönü, kuzey Mezopotamya’nın Anadolu ile kesiştiği dağlık alan içindeki ovalık alanda önemli bir yerleşme olduğunu belirten Sarıaltun, birçok ilki barındırdığını ifade etti. Sarıaltun, bunlardan biri yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılığın başlangıçları, madencilik açısından dünyadaki başlangıç noktası olduğuna değinerek, "Onunla beraber taş işçiliği, mimarideki özelikle dikdörtgen yapıdaki evreye geçişle beraber çok önemli bir nokta. İki yıldır çalıştığımız alanda özelikle ilk Tunç çağ verileriyle de Çayönü tepesinin çok güçlü bir veriye sahip olduğunu görüyoruz. Özelikle kuzey alanda bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yaklaşık 800 metrekarelik bir alanda bu çalışmalarımız devam ediyor" dedi. ’’9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşamının olduğunu tanımlıyor’’ Bununla beraber bu sene ilk defa başladıkları doğu alanda da yaklaşık 900 metrekarelik alanda çalışmaları yeni kazılar olarak başlattıklarını kaydeden Sarıaltun, "Bu yapıyı daha önce kazmıştık. Özel bir nitelikte olduğunu fark etmiştik ama çok yüzeye yakın olduğu için çok detaylı çalışmalar yapamamıştık. Bu sene çalışmalara ağırlık verdik ve neticesini de aldık. Bu yapının şu an için iki evresi olduğunu tespit etik. Batı tarafındaki duvarlar daha orijinal ve eski, doğu taraftaki duvar sonradan eklenmiştir. Bizim için asıl önemli noktada bu yapının tabanın en az 3-4 defa sıvandığını ve boyandığını biliyoruz. Oldukça geniş alanda bu boya ve taban izlerini tespit ettik. Bu tabanda turuncu renginden, vişneçürüğü rengine kadar kırmızının bütün tonlarını görüyoruz. Şu anda önemli bir buluntunun eşiğindeyiz. Bu, aynı zamanda kronolojik açından da çok değerli. Çünkü Çayönü tepesinin kritik aşaması olan MÖ. 7600’ler, 7500’deki yılları arasındaki dönemde yaşam modelini anlatması açısından günümüzden 9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşama ait olduğunu tanımlaması açısından da değerli bir bilgi alanı. Önünde bulunduğumuz bu kamusal-özel nitelikli yapının günümüzden önce 9500 yılına ait olduğunu şu anda öngörüyoruz" diye konuştu. "Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" Yapının Çayönü tepesinin diğer konutlarından ve evlerinden farklı olarak kamuya ait bir yapı olduğuna dikkat çeken Sarıaltun, "Bu yapı, muhtemel topluluk için bir toplantı alanı, ya da ortak etkinliklerin yapıldığı bir alan olabileceği gibi başka özel amaçlar için, ritüeller için kullanılmış olabilir. Ancak şu an için buna dair bilgilerimiz sınırlı. Tek bildiğimiz nokta, bunun bir ev olmadığı, kamuya, 9500 yıl önce yaşayan topluluğa ait ortak bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Çayönü’nde her evde bu boya yok. Bu yapının açığa çıkarılmasına kadar Çayönü tepesi kazılarında boyalı bir taban bulunmuş değil. Yerleşmenin en önemli yapısı mozaikli taban Terrazo yapısı, şu anda bulunduğumuz yapı da hemen yanında yer alıyor. Evi veya haneyi gösteren bir verimiz yok. Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu.
07 Eylül 2025 Pazar - 09:45
Pekinel Kardeşler, "Uluslararası Masterclass" ile genç yetenekleri ustalarla buluşturuyor
Dünyaca ünlü piyano ikilisi Güher ve Süher Pekinel, Türkiye’de bir ilke imza atarak "Pekinel Uluslararası Masterclass" programıyla klasik müziğin usta isimlerini geleceğin yıldızlarıyla bir araya getirecek. Prof. Dr. Markus Becker’in yönetmenliğinde 6-12 Eylül’de Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenecek programda, Türkiye’den ve dünyadan genç müzisyenler, kendilerini geliştirme fırsatı bulacak. İçerik ve kapsamıyla Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan programda, solo, duo, trio ve duo piyano olmak üzere dört ayrı kategori ilk defa bir masterclass’ta ele alınacak. Program, emprovizasyon (doğaçlama) yoluyla müzikte yeni boyutlar keşfedilmesini hedefliyor. Müzikseverler ve konservatuvar öğrencileri, 6 gün sürecek masterclass programını ücretsiz olarak takip edebilecek. Güher ve Süher Pekinel, konuya ilişkin yaptıkları açıklamada, programa doğaçlamayı yalnızca bir yöntem değil, bir ifade biçimi olarak benimseyen sanatçıların katıldığını belirtti. Kapanış iki özel konserle yapılacak "Pekinel Uluslararası Masterclass" programı, AKM’de düzenlenecek iki özel konserle sona erecek. Programın eğitmeni Prof. Dr. Markus Becker, 11 Eylül Perşembe akşamı saat 20.00’de Bach, Beethoven, Brahms ve Gershwin’in eserlerinden oluşan özel bir repertuvarla resital verecek. Kapanış konserinde ise 12 Eylül Cuma akşamı saat 20.00’de Güher ve Süher Pekinel, masterclass sürecini başarıyla tamamlayan genç yeteneklerle aynı sahneyi paylaşacak. Konser sonunda genç sanatçılara ödülleri takdim edilecek. Müzikseverler, biletlerine "Biletinial" platformu üzerinden ulaşabilecek.
07 Eylül 2025 Pazar - 09:18
Kudüs-ü Şerif Müftülüğü mertebesindeki şehir
Diyanet Akademisi Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Doç. Dr. Zeki Koçak, Abdurrahman Paşa’nın "Kudüs-ü Şerif Rütbesiyle" Erzurum Müftüsü olarak atanmasının derinliğiyle araştırılması gereken bir konu olduğunu söyledi. Osmanlı döneminde il müftülüklerinde ilk mertebe İstanbul’a mahsustu. İkinci mertebe Haremeyn’e, üçüncü mertebe ise Kudüs-ü Şerif Müftülüğündeydi. Diğer şehirlere farklı kategori ve mertebelerde müftü atanırdı. Kaynaklara göre, 1700’lerin sonlarında Abdurrahman Paşa’nın "Kudüs-ü Şerif Rütbesiyle" Erzurum Müftüsü olarak atandı. Bu da Cihan Devleti’nin Erzurum’a verdiği ehemmiyetin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. "Kudüs-ü Şerif rütbesiyle Erzurum Müftüsü’ unvanı, Abdurrahman Paşa’nın kaleme aldığı 2 ciltlik "Sefinet’ül Fetâva" adlı eserde yer alıyor. 1801 (h 1233) tarihli eserde dönemin Erzurum’unda verilen fetvalar şehrin psiko-sosyal yapısından, çarşısından, pazarından ve insanların meselelerinden mühim ipuçları veriyor. "Bu bir rütbe olarak değerlendirilebilir" Diyanet Akademisi Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Doç. Dr. Zeki Koçak metinlerden anlaşılacağı üzere Erzurum Müftüsü Abdurrahman Paşa’nın, Kudüs-ü Şerif rütbesiyle bu makama atandığını ifade ederek, "Erzurum Müftülüğü’nün Kudüs Müftülüğü rütbesiyle verilmesi konusu elbette çok önemli ve dikkatlice incelenmesi gerek. ‘Sefînetü’l-Fetâvâ’ kitabında Erzurum Müftülüğü’nün Kudüs Müftülüğü rütbesiyle verildiğini yazıyor. Bunu biraz araştırdığımızda "Bahru’l Fetâvâ" kitabında ise Erzurum Müftüsü’nün Halep Müftülüğü rütbesiyle verildiği görülüyor. İstanbul Müftülüğü aynı zamanda Şeyhülislam’dı. Yani ona bir numara diyebilirsek iki numara Haremeyn Müftüsü, yani Mekke- Medine Müftüsü. Sonrasında ise Kudüs Müftülüğü geliyor. Yine bazı özel büyük vilayetler var. Bursa gibi Balkanlar’daki bazı vilayetler gibi onlarda da müftülükler vardı" dedi. Erzurum, Kudüs ve Bağdat’ın ortak bir yanı Abdurrahman Paşa’nın Erzurum’a iki defa atandığını hatırlatan Doç. Dr. Zeki Koçak , "İlk atandığında o rütbeyle verilmemiş. Acaba hem atanan kişinin seviyesiyle hem şehrin pozisyonuyla mı ilgili diye düşünüyorum. Öyle zannediyorum ki, Kudüs Müftülüğü Haremi Müftülüğünden sonra gelirken o müftülüğün rütbesiyle artık torba kadro gibi mi düşünebiliriz? Yaptığım çalışma ve araştırmalarda bunu çok fazla bir netleştiremedim. Bu vilayetlerle ilgili tarih hocalarının kitaplarına da baktım. Halil İnalcık hocanın olsun, İlber Ortaylı hocanın olsun diğerlerinin. Oralarda çok da bir netlik yok. Ama bu elimizde çok orijinal bir belge. Erzurum’da namazlardan sonra sela verilmesi geleneği vardır. Bunun Kudüs’te ve hatta Bağdat’ta da verildiğini öğrendik. Biz bunu aslında sadece Kurtuluş Savaşı esnasında zannediyorduk. Akşam namazı hariç diğer namazların peşine sela verilmesi geleneğinin de olmasının daha derin tarihi bir arka planı mutlaka vardır. Bu konuyu derinliğine biraz daha çok araştırmamız lazım diye düşünüyorum" diye konuştu. Abdurrahman Efendi ve "Sefînetü’l-Fetâvâ" Abdurrahman Efendi 18.yy. da Erzurum’da 21 yaşındayken müftülük yaptı, bu görevini 20 yıl sürdürdü. Ayrıca Erzurum’da kadılık ve valilik görevi üstlendi. Son olarak Ankara valiliği yapan Abdurrahman Efendi, ilim adamlığının yanında dönemin siyasetine de vakıf bir kişiydi. 20 yıl boyunca müftülük görevi sırasında vermiş olduğu fetvaları Sefinetü’l-Fetâvâ adlı eserini meydana getirdi. Nuküllü fetva türlerinden olan yani fetvalarının kaynakları gösterilmiş olan bu eseri, fetva verirken ve meseleyi çözerken izlediği metot döneminin fetva metodunu da ortaya koyuyor. Diğer fetva kitaplarından özellikle hacim ve kaynak zenginliği yönünden, ayrıca farazi fetvalardan ziyade pratik yaşanmış olayları ve dönemin yaşantısını ortaya koyması açısından farklılık arz ediyor. Eserin önemli özelliklerinden birisi de müellifin yaşadığı dönemin sosyal, hukuki, kültürel ve toplumsal sorunlarını farklı yönleriyle ortaya koymasıdır ve çözüm üretmeye çalışmasıdır. Erzurum Müftüsü Abdurrahman Efendi, Sefinetü’l -Fetava adlı eseri ile İslam Hukuk kaynaklarına önemli bir fetva eseri kazandırdı.
07 Eylül 2025 Pazar - 09:00
Modern tasarımlarda can bulan ehram
Ehram kumaşının geleneksel kullanımının büyük ölçüde terkedilmesine rağmen moda dünyasına farklı tasarımlarla girmesi için özel çalışmalar yapılıyor. Erzurum’daki bir çok atölyede koyun yününden elde edilen ipliklerin dokunmasıyla elde edilen ehram kumaşıyla giyimden süs eşyalarına, tablolardan yastıklara daha onlarca ürün ortaya çıkarılıyor. Erzurum, Bayburt, Erzincan, Elazığ, Ağrı, Van, Malatya ve Kayseri gibi daha bir çok ilde ehram, ince eğrilmiş koyun yününden yapılan çok zahmetli aşamalardan geçerek düz yüzeyli mekikli dokuma ile elde edilen kadın dış giysisinin adı olarak özetleniyor. Yazılı kaynaklarda ehramın ilk ne zaman dokunmaya ve kullanılmaya başlandığına ilişkin kesin bilgiye ulaşılamamakla birlikte bugünkü şekliyle 1850’li yıllardan beri kullanıldığı belirtiliyor. Koyun yününden yapılıyor Ehram için koyunun 6-7 aylarında kırkılan yünü kullanılıyor. Bölge halkı bu yünün tellerinin uzun olduğuna, yağmurda çekmeyeceğine; kısır koyun ve koç yününden ehram olmayacağına inanıyor. Ehramın değeri ipin inceliği ile doğru orantılı olarak değerlendiriliyor. Ehramda genellikle kahverengi, siyah, krem gibi yünün doğal renkleri kullanılıyor, renkli iplerle ehram üzerine dokuma esnasında ya da sonradan elle nakış işleniyor. Yazın ve kışın yaygın olarak kullanılıyor. Yazın açık renk kışın koyu renk tercih ediliyor. Doğal yün oluşu nedeniyle özellikle kışın örtünmeyle beraber, ısınma avantajı da sağlıyor. Koyun yününden yapılan ve kimyasal madde içermeyen sağlıklı olması yönüyle tercih edilen el emeği olan bu kıymetli kumaş günümüzde kadın/erkek giysisi ve aksesuarlarına(kadın el çantası/cüzdan, dizlik, erkek yelekleri, kravat, kemer, anahtarlık, magnet) varana dek yapılmakta olup geleneksel ehram kullanımından modern kullanıma adapte edildi. Zahmetli bir üretim süreci var Ata yadigârı olarak bilinen, geçmişte kadınların örtünmek amacıyla kullandığı ehram, çeşitli nakış teknikleriyle süslenerek şimdilerde ayakkabıdan cüzdana, kravattan cekete, masa örtüsünden anahtarlığa pek çok ürünün yapımında kullanılıyor. Ehram ustalarının bahar döneminde köy köy dolaşarak en iyi koyunun yününü topladıklarını ve alabalık suyunun olduğu köylerde bu yünleri tokaçlama yıkanıyor. Temizlenmiş yünün kaliteli kısmı ayrılarak tarama ve çirişleme işlemiyle ipler tezgâhta dokumaya hazır hale getiriliyor.
07 Eylül 2025 Pazar - 08:46
Kocaeli’de yazarlar, Kitap Fuarı öncesi okurlarıyla buluşacak
Kocaeli’de 4-12 Ekim’de düzenlenecek 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na hazırlık kapsamında, 9-14 Eylül’de kentin yazarları okurlarıyla bir araya gelecek. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, fuar öncesinde kentte kültürel bir atmosfer oluşturmak amacıyla, Halk Kürsüsü Derneği işbirliğiyle bir dizi etkinlik planladı. Bu kapsamda, 9-14 Eylül tarihleri arasında Endüstri Meslek Lisesi önünde kurulacak alanda, onlarca yerel yazar için imza günleri düzenlenecek. Yazarlar, her gün 11.00-19.00 saatleri arasında okurlarıyla buluşarak kitaplarını imzalayacak. Etkinliklerin söyleşi bölümü ise Milli İrade Meydanı’ndaki Sanat Kafe’de gerçekleştirilecek. Yazarlar, her akşam 19.30-22.30 saatleri arasında edebiyat ve sanat üzerine Kocaelililerle sohbet edecek.
06 Eylül 2025 Cumartesi - 23:11
Fazıl Say ve Nakamura Hayato Kapadokya’da aynı sahnede buluştu
Dorak Holding, Türkiye ile Japonya arasında yüzyılı aşkın dostluğu kültür diplomasisinin en zarif örneklerinden biriyle onurlandırdı. UNESCO Dünya Doğal ve Kültürel Miras Listesinde yer alan ve Kapadokya bölgesinin önemli destinasyonları arasında yer alan Avanos ilçesine bağlı Paşabağları ören yerinde gerçekleşen konserde, Fazıl Say ve Nakamura Hayato ilk kez aynı sahneyi paylaştı. Japonya’nın önde gelen seyahat acentesi Nippon Travel Agency (NTA) ile Coin Park’ın da desteklediği bu buluşma, iki ülke arasındaki iş birliğinin anlamlı bir simgesi oldu. Uzak Doğu’ya Kapadokya’yı tanıtan, Japonya ile köklü bağlar kuran Dorak Holding, yüzyılı aşkın dostluğu anlamlı bir kültür projesiyle onurlandırıyor. Bu gün Kapadokya’da gerçekleşen etkinlikte, dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say ile Japon Kabuki tiyatrosunun genç temsilcilerinden Nakamura Hayato ilk kez aynı sahnede buluştu. Bu özel etkinlik, yalnızca iki büyük sanatçıyı değil, aynı zamanda iki köklü kültürü Kapadokya’nın büyülü atmosferinde bir araya getirdi. Etkinliğin organizasyonunu ise Japonya ile Türkiye arasında 30 yılı aşkın süredir kültür turizmi alanında köprü kuran Dorak Holding üstlendi. Kapadokya’yı Japonya’ya tanıtan ilk el 1990’lı yılların başından itibaren Japon turist kafilelerini Türkiye’ye getiren ilk turizm grubu olan holding, Japonya’da Kapadokya’nın tanıtımına öncülük eden grup olarak dikkat çekiyor. Japon misafirlerin kültürel hassasiyetlerine uygun tur programları, hava balonculuğu ve özgün deneyim tasarımlarıyla bölgeyi dünya çapında bilinir bir destinasyona dönüştüren Holding, bu kez sanat aracılığıyla iki ülkeyi yeniden buluşturdu. Kültür diplomasisinin gücüyle Fazıl Say’ın evrensel müzikal dili ile Nakamura Hayato’nun geleneksel Kabuki sanatını sahnede buluşturan konser, kültür diplomasisinin en zarif örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Konserde Fazıl Say, "Ses", "Kumru", "Karatoprak", "Kaz Dağları", "Yeni Hayat" ve "Alaturka Jaz" adlı eserlerini seslendirdi. Nakamura Hayato ise Kabuki tiyatrosunun özgün yorumlarıyla sahne aldı. Nakamura Hayato: Kabuki’nin genç yıldızı Japonya’nın genç ve gelecek vadeden oyuncularından biri olarak kabul edilen Nakamura Hayato, etkinlik kapsamında Türkiye’yi ziyaret etti. 1993 doğumlu olan ve ailesi de ülkenin en ünlü oyuncuları arasında yer alan Hayato, özellikle Japon halk tiyatrosunun özel bir türü olan Kabuki dalındaki yeteneği ve başarılarıyla son yıllarda ülkesinde büyük bir saygınlığa ulaştı. Temelleri 17’nci yüzyıla dayanan ve pandomim, dans ile skeçleri bir araya getiren bu geleneksel tiyatro sanatındaki başarısı, Hayato’nun popüler sinema ve tiyatro dünyasında da önünü açtı. Bugün yalnızca kendi ülkesinde değil, Avrupa ve ABD’de de geniş bir hayran kitlesine sahip.
06 Eylül 2025 Cumartesi - 21:26
İnsuyu Mağarası 47 yıl sonra Kültür ve Sanat Festivali’ne ev sahipliği yaptı
Burdur’da bulunan ve Türkiye’nin turizme açılan ilk mağarası olan İnsuyu’nda, 47 yıl aradan sonra Kültür ve Sanat Festivali düzenlendi. Türkiye’de turizme ilk açılan mağara olma özelliği taşıyan İnsuyu Mağarası’nda, 47 yıl aradan sonra düzenlenen İnsuyu Kültür ve Sanat Festivali düzenlendi. Burdur Valiliği himayelerinde gerçekleştirilen festival, bugün İnsuyu Mağarası etkinlik alanında yapıldı. Festival çerçevesinde ilk olarak yöresel ürün stantlarını gezen Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan, üreticiler ve vatandaşlarla sohbet etti. Daha sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Vali Bilgihan, "Bugün İnsuyu Mağarası etkinlik alanındayız. 1978 yılından itibaren kesintili olarak belirli dönemlerde yapılan İnsuyu kültür ve sanat etkinliklerine biz 46-47 yıl sonrasında tekrar merhaba demiş olduk. biliyorsunuz Temmuz ayı içerisinde yapmayı planladığımız etkinlikler olarak da duyurmuştuk ve bugüne Eylül ayı itibariyle başlamış olduk bu etkinliğimize" dedi. Konuşmanın ardından festival alanında halk oyunları gösterisi yapılırken vatandaşlara helva ve bulgur ikram edildi. Daha sonra festival Bedia Akartürk ve Safiye Soyman konseri ile devam etti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder