KÜLTÜR SANAT
14 Mayıs 2026 Perşembe - 17:10 Samsun’da "Liseler Arası İnovasyon Yarışması" Gençlerin tarım, teknoloji ve girişimcilik alanlarında kendilerini geliştirmelerini hedefleyen Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından "Liseler Arası İnovasyon Yarışması" düzenlendi. Samsun genelindeki liselerden yaklaşık 50 takım ve 150 öğrencinin katıldığı yarışma heyecanlı anlara sahne oldu. Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, "Samsun’umuzun gençleri ürettikçe, geliştikçe ve kendilerini ifade ettikçe mutlu oluyoruz. Bizler her zaman onların yanında olmaya, gençlerimizi desteklemeye devam edeceğiz" dedi. Tarım alanındaki projeleri ve üretime verdiği desteklerle dikkat çeken Samsun Büyükşehir Belediyesi, gençleri tarım ve tarım teknolojileri alanında bilinçlendirmek amacıyla "Liseler Arası İnovasyon Yarışması" düzenledi. Samsun genelindeki liselerden yaklaşık 50 takım ve 150 öğrencinin katıldığı yarışma yoğun ilgi gördü. Başvuru sürecinin tamamlanmasının ardından finale kalan takımlar projelerini jüri üyelerine sunma fırsatı buldu. Program kapsamında gerçekleştirilen final sunumlarında öğrenciler, geliştirdikleri projelerin teknik detaylarını ve çözüm önerilerini jüri üyeleriyle paylaştı. Etkinlik; protokol konuşmaları, finalist proje sunumları ve ödül töreniyle sona erdi. Dereceye giren öğrencilere çeşitli ödüller takdim edildi. Gençler bilim ve teknoloji odaklı geleceğe hazırlanıyor Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen etkinlik; gençlerin bilim, teknoloji ve üretim odaklı projelerle geleceğe hazırlanmasına katkı sağlarken Samsun’da tarım ve teknoloji alanında yeni fikirlerin ortaya çıkmasına da öncülük etti. "Gençlerimiz yeter ki üretsin, biz daima yanlarındayız" Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, "Bizler Samsun Büyükşehir Belediyesi olarak gençlerimizin her alanda gelişimlerine katkı sunmayı temel bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu tür yarışmalar ve etkinlikler ise onların yalnızca bilgi ve becerilerini sergilediği alanlar değil aynı zamanda özgüvenlerini geliştirdikleri ve geleceğe daha sağlam adımlarla yürüdükleri çok değerli platformlar. Gezdiğimiz tüm stantlarda hayata geçirilen projelerin yalnızca birer çalışma ürünü olmadığını aynı zamanda insan hayatını kolaylaştıran, üretimi destekleyen ve geleceğe değer katan önemli adımlar olduğunu gördük. Samsun’umuzun gençleri ürettikçe, geliştikçe ve kendilerini ifade ettikçe mutlu oluyoruz. Bizler her zaman onların yanında olmaya, gençlerimizi desteklemeye devam edeceğiz. Bu vesileyle katılım sağlayan tüm öğrencilerimize ve öğretmenlerimize teşekkür ediyor, başarılar diliyorum" dedi.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 15:57 Uluslararası öğrencilerden Çameli’ye kültür ziyareti Evliya Çelebi Öğrenci Değişim Programı kapsamında Denizli’ye gelen uluslararası öğrenciler, "Sultanşehir Sivas’tan Denizli’ye Kültür ve Edebiyat Yolculuğu" projesi çerçevesinde Cittaslow unvanlı Çameli’ni ziyaret ederek ilçenin tarihi ve doğal güzelliklerini yakından tanıdı. Evliya Çelebi Öğrenci Değişim Programı kapsamında yürütülen "Sultanşehir Sivas’tan Denizli’ye Kültür ve Edebiyat Yolculuğu" projesi çerçevesinde Denizli’de bulunan uluslararası öğrenciler, Denizli’nin sakin şehir (Cittaslow) unvanına sahip ilçesi Çameli’ni ziyaret etti. Farklı ülkelerden gelerek Türkiye’de eğitimlerini sürdüren öğrenciler, proje kapsamında ilçenin tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerini yerinde görme fırsatı buldu. Öğrenciler, ziyaret sırasında Mustafa Çelik ve Cengiz Arslan tarafından karşılandı. Çameli Kaymakamı Mustafa Çelik ve Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan, öğrencilere Çameli’nin tarihi geçmişi, kültürel mirası ve doğal güzellikleri hakkında bilgi verdi. İlçenin sakin şehir kimliği ve doğayla iç içe yapısı, misafir öğrencilerin ilgisini çekti. Projeye, Güney Afrika, Etiyopya, Kenya, Endonezya, Hindistan, Tayland, Pakistan ve Nepal başta olmak üzere çeşitli ülkelerden Türkiye’ye eğitim amacıyla gelen uluslararası öğrenciler katıldı. Öğrenciler, Çameli’yi çok beğendiklerini belirterek ilçenin doğal güzelliklerine ve samimi atmosferine hayran kaldıklarını ifade etti. Ziyaret kapsamında ilçenin önemli yapılarından Taş Konaklar’ı da gezen öğrenciler, bölgenin geleneksel mimarisini yakından inceleme fırsatı buldu. Gün boyunca çeşitli etkinliklere katılan misafirler, ziyaretin sonunda çekilen toplu hatıra fotoğrafı ile programı tamamladı.
Yenişehir’de kurtuluş ruhu yaşatıldı
07 Eylül 2025 Pazar - 11:55 Yenişehir’de kurtuluş ruhu yaşatıldı Yenişehir’in kurtuluşunun 103’ncü yıl dönümü, etkinliklerle kutlandı. Programda konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, "Bugün bizlere düşen görev, 103 yıl önceki ruhu yeniden yaşatmaktır" dedi. Yenişehir Belediyesi ve Yenişehir Kaymakamlığı, ilçenin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’ncü yıl dönümü, düzenlenen etkinliklerle kutlandı. Sabah saatlerinde Heykel Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na çelenk sunumu ile başlayan etkinlikler, kortej yürüyüşüyle devam etti. Tarihi Yenişehir Belediye Meydanı’nda sembolik olarak gerçekleştirilen Yenişehir’in kurtuluşunun sembolik canlandırmasının ardından konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, "Bugün, esareti reddeden, bağımsızlıktan asla vazgeçmeyen milletimizin bayramıdır" dedi. 105 yıl önce 1920’de Yunan işgal kuvvetlerinin Yenişehir’i işgal ettiğini hatırlatan Başkan Ercan Özel, " Tam iki yıl boyunca bu topraklarda zulüm yaşandı, hürriyetimiz elimizden alınmak istendi. 105 yıl önce düşman bu topraklara ayak bastığında, Yenişehir’in yiğit evlatları ayağa kalktı. Unuttukları en önemli şey; Türk Milleti’nin tarih boyunca esareti hiçbir zaman kabul etmemiş olmasıydı. Anadolu’nun çelikten iradesi, ezelden beri hür yaşamış bir milletin isyan çığlığı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yaktığı istiklal ateşiyle birleşen Anadolu’nun çelikten iradesi, Yenişehir’in ufkunda bir şimşek gibi çaktı! ‘Bu topraklar bizim, bu bayrak bizim, bu vatan bizim!’ dediler! Ve imanla, cesaretle, vatan aşkıyla büyük bir destan yazdılar" diye konuştu. "Bugün o kahramanların torunları olarak bizler bu meydandayız" diyerek sözlerini sürdüren Başkan Ercan Özel, konuşmasına şöyle devam etti; "Başımız dik, alnımız ak, yüreğimiz ise gururla dolu! 6 Eylül 1922’de, aziz ordumuzun kahramanca mücadelesiyle Yenişehir’imiz yeniden hürriyetine kavuştu. O gün, iki yıl süren esaretin ardından, özgürlüğün güneşi bu topraklarda bir daha batmamak üzere doğdu. Biraz önce canlandırdığımız o sahneler, bir tiyatro değil. 103 yıl önce bu topraklarda yaşananların bir anlık yankısıdır. Bugün, o kahramanları ve onların bıraktığı mirası anarken, bizler de onların emanetine sahip çıkma sorumluluğunu üstleniyoruz. Bu kutsal görevi bugün, üretimle, kültürümüzle, dilimizle, birlik ve beraberliğimizle sürdürüyoruz. Bugün bizlere düşen görev, 103 yıl önceki ruhu yeniden yaşatmaktır! Birlik olacağız, kardeş olacağız, omuz omuza daha güçlü bir Yenişehir, daha aydınlık bir Türkiye inşa edeceğiz! Gelin, 103 yıl önce olduğu gibi bugün de el ele, omuz omuza, gönül gönüle yürüyelim. Hep birlikte daha güçlü bir Yenişehir, daha aydınlık bir Türkiye için çalışalım." Başkan Ercan Özel’in konuşmasının ardından sela okundu. Daha sonra Selimiye ve Kıblepınar Şehitlikleri ziyaret edildi.
2 asırlık cami, süslemeleriyle dikkat çekiyor
07 Eylül 2025 Pazar - 11:40 2 asırlık cami, süslemeleriyle dikkat çekiyor Yozgat’ta bulunan Başçavuşoğlu Camii, 19. yüzyıldan günümüze uzanan tarihi ve incelikli işçiliğiyle dikkat çekiyor. İstanbulluoğlu Mahallesi’nde bulunan Başçavuşoğlu Camii, 1801 yılında Çapanoğlu Süleyman Bey’in Başçavuşu Halil Ağa tarafından yaptırıldı. Dışarıdan sade bir yapıya sahip olan cami, içerisindeki süslemeler ile kendisine hayran bırakıyor. 224 yıllık geçmişe sahip cami, sade ve huzur dolu atmosferiyle hem ziyaretçilerinin hem de cemaatin beğenisini topluyor. Başçavuşoğlu Camii’nde görev yapan Fatih Şengül, "1801’de Çapanoğlu ailesinden Süleyman Efendi’nin Başçavuşu Halil Başçavuş tarafından bu cami yaptırılmış ve günümüze kadar mescit olarak kullanılmış. Tarihini koruyan bir cami. Çeşitli çiçek desenleri ve motifler var. Camimize girince cennet bahçesine girmiş gibi bir hava veriyor" dedi. Başçavuşoğlu Camii’nin özelliklerini kaybetmeden günümüze ulaştığını söyleyen Şengül, "Camimiz tamamen orijinal. Hiçbir dokunma olmamış. Kimyasal boya kullanılmadan kök boyalarla yapılmış. Yel değirmenleri, köprüler ve nehirler var. Tarihimizi ve geçmişimizi anlatıyor. Tavanda bağlantılarla yapılmış işçilik var ve nar görüntüsünde. Minberimiz kürsümüz tarihi eser. Mihrabımızdaki kandil çizimini kıblemizin aydınlık olmasına yorumluyoruz. Burayı yaptıran rahmetli Halil Başçavuş’un kabri de baş tarafta bulunuyor. Diğer kabirlerin de aile efradı olduğu söyleniyor" ifadelerine yer verdi.
Başkan Yazıcıoğlu: "Tokat’ımız kardeşlik ve hoşgörü kentidir"
07 Eylül 2025 Pazar - 11:38 Başkan Yazıcıoğlu: "Tokat’ımız kardeşlik ve hoşgörü kentidir" Tokat’ın Artova ilçesinde yapımı tamamlanan cemevi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İlçeye bağlı Aktaş köyünde yapımı tamamlanan cemevi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılış programına Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu ile il protokolü ve vatandaşlar katıldı. "En büyük zenginliğimiz birbirimize bağlılığımızdır" Törende konuşan Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Tokat’ın kültürel ve sosyal yapısına dikkat çekerek birlik ve beraberlik vurgusu yaptı. Yazıcıoğlu, "Tokat’ın en büyük zenginliği, birbirine olan bağlılığıdır. Tokat’ımız işte bu bağlılığı içinde saklayan, kardeşlik ve hoşgörü kentidir. En büyük zenginliğimiz birbirimize olan bağlılığımızdır. Tokat’ımız işte bu bağlılığı içinde saklayan, kardeşlik ve hoşgörü kentidir. Alevilik, insanı insan olduğu için seven; doğaya saygıyı esas alan, adaletin, ilmin ve ahlakın yolunu gösteren yüce bir öğretidir. Bu yolun özünde ‘Dört Kapı Kırk Makam’ vardır. Temelinde ise Hacı Bektaş-ı Veli’nin ’Eline, beline, diline sahip ol’ düsturu yatar. Bizler de bu öğretiyle büyüdük. Hz. Ali’den Kerbela’ya, İmam Hüseyin’den Hallac-ı Mansur’a, Pir Sultan’dan Nesimi’ye, Köroğlu’ndan Yunus Emre’ye ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uzanan bu yolda; her zaman haktan, halktan ve adaletten yana olduk. Baskıya, zulme ve ayrımcılığa karşı direndik; ayırmadan, ayrıştırmadan barışı, kardeşliği ve eşitliği savunduk. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz cemevinin hayata geçmesinde emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Başta bu yola öncülük eden canlarımızı, muhtarımızı, köy halkımızı ve elbette birlik ve kardeşlik duygusuyla her daim yanımızda olan siz değerli vatandaşlarımızı gönülden kutluyorum. Cemevimiz hepimize kutlu olsun. Yolumuz açık, lokmamız bereketli, birliğimiz daim olsun" dedi. Dualar eşliğinde yapılan açılışın ardından katılımcılar Aktaş Köyü Cemevini gezerek yetkililerden bilgi aldı.
Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi
07 Eylül 2025 Pazar - 10:41 Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü tepesindeki kazılarda 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi. Çayönü tepesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani ovası kuzeyinde yer alıyor. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik çağın ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında Çayönü tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. ’’Çayönü tepesi çok güçlü bir veriye sahip’’ Bu yılki kazıların 5’inci ayında, ilk belirlemeler ve bulgulardan yola çıkılarak 9500 yıllık kamusal yapı ortaya çıkartıldı. Sarıaltun, bu yıl kazı çalışmalarına 2 Mayısta başladıklarını ve 6’ncı aya kadar da devam edeceklerini ön gördüklerini söyledi. Çayönü, kuzey Mezopotamya’nın Anadolu ile kesiştiği dağlık alan içindeki ovalık alanda önemli bir yerleşme olduğunu belirten Sarıaltun, birçok ilki barındırdığını ifade etti. Sarıaltun, bunlardan biri yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılığın başlangıçları, madencilik açısından dünyadaki başlangıç noktası olduğuna değinerek, "Onunla beraber taş işçiliği, mimarideki özelikle dikdörtgen yapıdaki evreye geçişle beraber çok önemli bir nokta. İki yıldır çalıştığımız alanda özelikle ilk Tunç çağ verileriyle de Çayönü tepesinin çok güçlü bir veriye sahip olduğunu görüyoruz. Özelikle kuzey alanda bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yaklaşık 800 metrekarelik bir alanda bu çalışmalarımız devam ediyor" dedi. ’’9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşamının olduğunu tanımlıyor’’ Bununla beraber bu sene ilk defa başladıkları doğu alanda da yaklaşık 900 metrekarelik alanda çalışmaları yeni kazılar olarak başlattıklarını kaydeden Sarıaltun, "Bu yapıyı daha önce kazmıştık. Özel bir nitelikte olduğunu fark etmiştik ama çok yüzeye yakın olduğu için çok detaylı çalışmalar yapamamıştık. Bu sene çalışmalara ağırlık verdik ve neticesini de aldık. Bu yapının şu an için iki evresi olduğunu tespit etik. Batı tarafındaki duvarlar daha orijinal ve eski, doğu taraftaki duvar sonradan eklenmiştir. Bizim için asıl önemli noktada bu yapının tabanın en az 3-4 defa sıvandığını ve boyandığını biliyoruz. Oldukça geniş alanda bu boya ve taban izlerini tespit ettik. Bu tabanda turuncu renginden, vişneçürüğü rengine kadar kırmızının bütün tonlarını görüyoruz. Şu anda önemli bir buluntunun eşiğindeyiz. Bu, aynı zamanda kronolojik açından da çok değerli. Çünkü Çayönü tepesinin kritik aşaması olan MÖ. 7600’ler, 7500’deki yılları arasındaki dönemde yaşam modelini anlatması açısından günümüzden 9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşama ait olduğunu tanımlaması açısından da değerli bir bilgi alanı. Önünde bulunduğumuz bu kamusal-özel nitelikli yapının günümüzden önce 9500 yılına ait olduğunu şu anda öngörüyoruz" diye konuştu. "Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" Yapının Çayönü tepesinin diğer konutlarından ve evlerinden farklı olarak kamuya ait bir yapı olduğuna dikkat çeken Sarıaltun, "Bu yapı, muhtemel topluluk için bir toplantı alanı, ya da ortak etkinliklerin yapıldığı bir alan olabileceği gibi başka özel amaçlar için, ritüeller için kullanılmış olabilir. Ancak şu an için buna dair bilgilerimiz sınırlı. Tek bildiğimiz nokta, bunun bir ev olmadığı, kamuya, 9500 yıl önce yaşayan topluluğa ait ortak bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Çayönü’nde her evde bu boya yok. Bu yapının açığa çıkarılmasına kadar Çayönü tepesi kazılarında boyalı bir taban bulunmuş değil. Yerleşmenin en önemli yapısı mozaikli taban Terrazo yapısı, şu anda bulunduğumuz yapı da hemen yanında yer alıyor. Evi veya haneyi gösteren bir verimiz yok. Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi
07 Eylül 2025 Pazar - 10:33 Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü tepesindeki kazılarda 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi. Çayönü tepesi, Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani ovası kuzeyinde yer alıyor. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik çağın ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında Çayönü tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. ’’Çayönü tepesi çok güçlü bir veriye sahip’’ Bu yılki kazıların 5’inci ayında, ilk belirlemeler ve bulgulardan yola çıkılarak 9500 yıllık kamusal yapı ortaya çıkartıldı. Sarıaltun, bu yıl kazı çalışmalarına 2 Mayısta başladıklarını ve 6’ncı aya kadar da devam edeceklerini ön gördüklerini söyledi. Çayönü, kuzey Mezopotamya’nın Anadolu ile kesiştiği dağlık alan içindeki ovalık alanda önemli bir yerleşme olduğunu belirten Sarıaltun, birçok ilki barındırdığını ifade etti. Sarıaltun, bunlardan biri yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılığın başlangıçları, madencilik açısından dünyadaki başlangıç noktası olduğuna değinerek, "Onunla beraber taş işçiliği, mimarideki özelikle dikdörtgen yapıdaki evreye geçişle beraber çok önemli bir nokta. İki yıldır çalıştığımız alanda özelikle ilk Tunç çağ verileriyle de Çayönü tepesinin çok güçlü bir veriye sahip olduğunu görüyoruz. Özelikle kuzey alanda bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yaklaşık 800 metrekarelik bir alanda bu çalışmalarımız devam ediyor" dedi. ’’9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşamının olduğunu tanımlıyor’’ Bununla beraber bu sene ilk defa başladıkları doğu alanda da yaklaşık 900 metrekarelik alanda çalışmaları yeni kazılar olarak başlattıklarını kaydeden Sarıaltun, "Bu yapıyı daha önce kazmıştık. Özel bir nitelikte olduğunu fark etmiştik ama çok yüzeye yakın olduğu için çok detaylı çalışmalar yapamamıştık. Bu sene çalışmalara ağırlık verdik ve neticesini de aldık. Bu yapının şu an için iki evresi olduğunu tespit etik. Batı tarafındaki duvarlar daha orijinal ve eski, doğu taraftaki duvar sonradan eklenmiştir. Bizim için asıl önemli noktada bu yapının tabanın en az 3-4 defa sıvandığını ve boyandığını biliyoruz. Oldukça geniş alanda bu boya ve taban izlerini tespit ettik. Bu tabanda turuncu renginden, vişneçürüğü rengine kadar kırmızının bütün tonlarını görüyoruz. Şu anda önemli bir buluntunun eşiğindeyiz. Bu, aynı zamanda kronolojik açından da çok değerli. Çünkü Çayönü tepesinin kritik aşaması olan MÖ. 7600’ler, 7500’deki yılları arasındaki dönemde yaşam modelini anlatması açısından günümüzden 9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşama ait olduğunu tanımlaması açısından da değerli bir bilgi alanı. Önünde bulunduğumuz bu kamusal-özel nitelikli yapının günümüzden önce 9500 yılına ait olduğunu şu anda öngörüyoruz" diye konuştu. "Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" Yapının Çayönü tepesinin diğer konutlarından ve evlerinden farklı olarak kamuya ait bir yapı olduğuna dikkat çeken Sarıaltun, "Bu yapı, muhtemel topluluk için bir toplantı alanı, ya da ortak etkinliklerin yapıldığı bir alan olabileceği gibi başka özel amaçlar için, ritüeller için kullanılmış olabilir. Ancak şu an için buna dair bilgilerimiz sınırlı. Tek bildiğimiz nokta, bunun bir ev olmadığı, kamuya, 9500 yıl önce yaşayan topluluğa ait ortak bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Çayönü’nde her evde bu boya yok. Bu yapının açığa çıkarılmasına kadar Çayönü tepesi kazılarında boyalı bir taban bulunmuş değil. Yerleşmenin en önemli yapısı mozaikli taban Terrazo yapısı, şu anda bulunduğumuz yapı da hemen yanında yer alıyor. Evi veya haneyi gösteren bir verimiz yok. Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu.
Pekinel Kardeşler, "Uluslararası Masterclass" ile genç yetenekleri ustalarla buluşturuyor
07 Eylül 2025 Pazar - 09:45 Pekinel Kardeşler, "Uluslararası Masterclass" ile genç yetenekleri ustalarla buluşturuyor Dünyaca ünlü piyano ikilisi Güher ve Süher Pekinel, Türkiye’de bir ilke imza atarak "Pekinel Uluslararası Masterclass" programıyla klasik müziğin usta isimlerini geleceğin yıldızlarıyla bir araya getirecek. Prof. Dr. Markus Becker’in yönetmenliğinde 6-12 Eylül’de Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenecek programda, Türkiye’den ve dünyadan genç müzisyenler, kendilerini geliştirme fırsatı bulacak. İçerik ve kapsamıyla Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan programda, solo, duo, trio ve duo piyano olmak üzere dört ayrı kategori ilk defa bir masterclass’ta ele alınacak. Program, emprovizasyon (doğaçlama) yoluyla müzikte yeni boyutlar keşfedilmesini hedefliyor. Müzikseverler ve konservatuvar öğrencileri, 6 gün sürecek masterclass programını ücretsiz olarak takip edebilecek. Güher ve Süher Pekinel, konuya ilişkin yaptıkları açıklamada, programa doğaçlamayı yalnızca bir yöntem değil, bir ifade biçimi olarak benimseyen sanatçıların katıldığını belirtti. Kapanış iki özel konserle yapılacak "Pekinel Uluslararası Masterclass" programı, AKM’de düzenlenecek iki özel konserle sona erecek. Programın eğitmeni Prof. Dr. Markus Becker, 11 Eylül Perşembe akşamı saat 20.00’de Bach, Beethoven, Brahms ve Gershwin’in eserlerinden oluşan özel bir repertuvarla resital verecek. Kapanış konserinde ise 12 Eylül Cuma akşamı saat 20.00’de Güher ve Süher Pekinel, masterclass sürecini başarıyla tamamlayan genç yeteneklerle aynı sahneyi paylaşacak. Konser sonunda genç sanatçılara ödülleri takdim edilecek. Müzikseverler, biletlerine "Biletinial" platformu üzerinden ulaşabilecek.
Kudüs-ü Şerif Müftülüğü mertebesindeki şehir
07 Eylül 2025 Pazar - 09:18 Kudüs-ü Şerif Müftülüğü mertebesindeki şehir Diyanet Akademisi Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Doç. Dr. Zeki Koçak, Abdurrahman Paşa’nın "Kudüs-ü Şerif Rütbesiyle" Erzurum Müftüsü olarak atanmasının derinliğiyle araştırılması gereken bir konu olduğunu söyledi. Osmanlı döneminde il müftülüklerinde ilk mertebe İstanbul’a mahsustu. İkinci mertebe Haremeyn’e, üçüncü mertebe ise Kudüs-ü Şerif Müftülüğündeydi. Diğer şehirlere farklı kategori ve mertebelerde müftü atanırdı. Kaynaklara göre, 1700’lerin sonlarında Abdurrahman Paşa’nın "Kudüs-ü Şerif Rütbesiyle" Erzurum Müftüsü olarak atandı. Bu da Cihan Devleti’nin Erzurum’a verdiği ehemmiyetin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. "Kudüs-ü Şerif rütbesiyle Erzurum Müftüsü’ unvanı, Abdurrahman Paşa’nın kaleme aldığı 2 ciltlik "Sefinet’ül Fetâva" adlı eserde yer alıyor. 1801 (h 1233) tarihli eserde dönemin Erzurum’unda verilen fetvalar şehrin psiko-sosyal yapısından, çarşısından, pazarından ve insanların meselelerinden mühim ipuçları veriyor. "Bu bir rütbe olarak değerlendirilebilir" Diyanet Akademisi Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Doç. Dr. Zeki Koçak metinlerden anlaşılacağı üzere Erzurum Müftüsü Abdurrahman Paşa’nın, Kudüs-ü Şerif rütbesiyle bu makama atandığını ifade ederek, "Erzurum Müftülüğü’nün Kudüs Müftülüğü rütbesiyle verilmesi konusu elbette çok önemli ve dikkatlice incelenmesi gerek. ‘Sefînetü’l-Fetâvâ’ kitabında Erzurum Müftülüğü’nün Kudüs Müftülüğü rütbesiyle verildiğini yazıyor. Bunu biraz araştırdığımızda "Bahru’l Fetâvâ" kitabında ise Erzurum Müftüsü’nün Halep Müftülüğü rütbesiyle verildiği görülüyor. İstanbul Müftülüğü aynı zamanda Şeyhülislam’dı. Yani ona bir numara diyebilirsek iki numara Haremeyn Müftüsü, yani Mekke- Medine Müftüsü. Sonrasında ise Kudüs Müftülüğü geliyor. Yine bazı özel büyük vilayetler var. Bursa gibi Balkanlar’daki bazı vilayetler gibi onlarda da müftülükler vardı" dedi. Erzurum, Kudüs ve Bağdat’ın ortak bir yanı Abdurrahman Paşa’nın Erzurum’a iki defa atandığını hatırlatan Doç. Dr. Zeki Koçak , "İlk atandığında o rütbeyle verilmemiş. Acaba hem atanan kişinin seviyesiyle hem şehrin pozisyonuyla mı ilgili diye düşünüyorum. Öyle zannediyorum ki, Kudüs Müftülüğü Haremi Müftülüğünden sonra gelirken o müftülüğün rütbesiyle artık torba kadro gibi mi düşünebiliriz? Yaptığım çalışma ve araştırmalarda bunu çok fazla bir netleştiremedim. Bu vilayetlerle ilgili tarih hocalarının kitaplarına da baktım. Halil İnalcık hocanın olsun, İlber Ortaylı hocanın olsun diğerlerinin. Oralarda çok da bir netlik yok. Ama bu elimizde çok orijinal bir belge. Erzurum’da namazlardan sonra sela verilmesi geleneği vardır. Bunun Kudüs’te ve hatta Bağdat’ta da verildiğini öğrendik. Biz bunu aslında sadece Kurtuluş Savaşı esnasında zannediyorduk. Akşam namazı hariç diğer namazların peşine sela verilmesi geleneğinin de olmasının daha derin tarihi bir arka planı mutlaka vardır. Bu konuyu derinliğine biraz daha çok araştırmamız lazım diye düşünüyorum" diye konuştu. Abdurrahman Efendi ve "Sefînetü’l-Fetâvâ" Abdurrahman Efendi 18.yy. da Erzurum’da 21 yaşındayken müftülük yaptı, bu görevini 20 yıl sürdürdü. Ayrıca Erzurum’da kadılık ve valilik görevi üstlendi. Son olarak Ankara valiliği yapan Abdurrahman Efendi, ilim adamlığının yanında dönemin siyasetine de vakıf bir kişiydi. 20 yıl boyunca müftülük görevi sırasında vermiş olduğu fetvaları Sefinetü’l-Fetâvâ adlı eserini meydana getirdi. Nuküllü fetva türlerinden olan yani fetvalarının kaynakları gösterilmiş olan bu eseri, fetva verirken ve meseleyi çözerken izlediği metot döneminin fetva metodunu da ortaya koyuyor. Diğer fetva kitaplarından özellikle hacim ve kaynak zenginliği yönünden, ayrıca farazi fetvalardan ziyade pratik yaşanmış olayları ve dönemin yaşantısını ortaya koyması açısından farklılık arz ediyor. Eserin önemli özelliklerinden birisi de müellifin yaşadığı dönemin sosyal, hukuki, kültürel ve toplumsal sorunlarını farklı yönleriyle ortaya koymasıdır ve çözüm üretmeye çalışmasıdır. Erzurum Müftüsü Abdurrahman Efendi, Sefinetü’l -Fetava adlı eseri ile İslam Hukuk kaynaklarına önemli bir fetva eseri kazandırdı.
Modern tasarımlarda can bulan ehram
07 Eylül 2025 Pazar - 09:00 Modern tasarımlarda can bulan ehram Ehram kumaşının geleneksel kullanımının büyük ölçüde terkedilmesine rağmen moda dünyasına farklı tasarımlarla girmesi için özel çalışmalar yapılıyor. Erzurum’daki bir çok atölyede koyun yününden elde edilen ipliklerin dokunmasıyla elde edilen ehram kumaşıyla giyimden süs eşyalarına, tablolardan yastıklara daha onlarca ürün ortaya çıkarılıyor. Erzurum, Bayburt, Erzincan, Elazığ, Ağrı, Van, Malatya ve Kayseri gibi daha bir çok ilde ehram, ince eğrilmiş koyun yününden yapılan çok zahmetli aşamalardan geçerek düz yüzeyli mekikli dokuma ile elde edilen kadın dış giysisinin adı olarak özetleniyor. Yazılı kaynaklarda ehramın ilk ne zaman dokunmaya ve kullanılmaya başlandığına ilişkin kesin bilgiye ulaşılamamakla birlikte bugünkü şekliyle 1850’li yıllardan beri kullanıldığı belirtiliyor. Koyun yününden yapılıyor Ehram için koyunun 6-7 aylarında kırkılan yünü kullanılıyor. Bölge halkı bu yünün tellerinin uzun olduğuna, yağmurda çekmeyeceğine; kısır koyun ve koç yününden ehram olmayacağına inanıyor. Ehramın değeri ipin inceliği ile doğru orantılı olarak değerlendiriliyor. Ehramda genellikle kahverengi, siyah, krem gibi yünün doğal renkleri kullanılıyor, renkli iplerle ehram üzerine dokuma esnasında ya da sonradan elle nakış işleniyor. Yazın ve kışın yaygın olarak kullanılıyor. Yazın açık renk kışın koyu renk tercih ediliyor. Doğal yün oluşu nedeniyle özellikle kışın örtünmeyle beraber, ısınma avantajı da sağlıyor. Koyun yününden yapılan ve kimyasal madde içermeyen sağlıklı olması yönüyle tercih edilen el emeği olan bu kıymetli kumaş günümüzde kadın/erkek giysisi ve aksesuarlarına(kadın el çantası/cüzdan, dizlik, erkek yelekleri, kravat, kemer, anahtarlık, magnet) varana dek yapılmakta olup geleneksel ehram kullanımından modern kullanıma adapte edildi. Zahmetli bir üretim süreci var Ata yadigârı olarak bilinen, geçmişte kadınların örtünmek amacıyla kullandığı ehram, çeşitli nakış teknikleriyle süslenerek şimdilerde ayakkabıdan cüzdana, kravattan cekete, masa örtüsünden anahtarlığa pek çok ürünün yapımında kullanılıyor. Ehram ustalarının bahar döneminde köy köy dolaşarak en iyi koyunun yününü topladıklarını ve alabalık suyunun olduğu köylerde bu yünleri tokaçlama yıkanıyor. Temizlenmiş yünün kaliteli kısmı ayrılarak tarama ve çirişleme işlemiyle ipler tezgâhta dokumaya hazır hale getiriliyor.