KÜLTÜR SANAT
07 Mart 2026 Cumartesi - 00:05 Mersin’de Özgecan Aslan anısına anlamlı konser Mersin’de Yenişehir ilçesinde, 2015 yılında okulundan evine dönerken minibüste öldürülen Özgecan Aslan’ın anısına konser düzenlendi. Konserin geliri, kız çocuklarının eğitimine destek olacak. Mersin’de Yenişehir ilçesinde bulunan Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında anlamlı bir konser düzenlendi. Opera sanatçısı Beste Aslan, 2015 yılında Mersin’de katledilen kız kardeşi üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın anısına düzenlediği konserle sanatseverleri bir araya geldi. Sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği programda sanatçı Şevval Sam, şair ve söz yazarı Ahmet Selçuk İlkan ile sanatçı Çiğdem Sığırcı sahne aldı. Konserde seslendirilen eserler izleyicilere duygusal anlar yaşattı. Etkinlikten elde edilen tüm gelirin kız çocuklarının eğitimine burs olarak bağışlanacağı belirtildi. Konseri, Özgecan Aslan’ın annesi Songül Aslan ve babası Mehmet Aslan da takip etti. Özgecan Aslan’ın kız kardeşi opera sanatçısı Beste Aslan ise konseri kız çocuklarının eğitimine destek olmak amacıyla düzenlediklerini belirterek, "Ben 11 sene boyunca çok büyük mücadelelerle eğitimime devam etmiş, çok büyük zorluklar yaşayarak şu an bu noktaya geldiğim için umarım sonrasında daha fazla bu kadar acı, ızdırap, kadın şiddeti, cinayetine hiçbir kadın, hiçbir aile maruz kalmaz. Bunu değiştirmek için elimden ne geliyorsa her gün kendime bir parça bir şey ekleyerek yoluma devam edeceğim ve her zaman içimdeki bu amacı besleyecek, umuduma eşlik edecek yeni yollar bulmak benim için sonsuz bir amaç olacaktır" ifadelerini kullandı. Şair ve söz yazarı Ahmet Selçuk İlkan da kadınların toplumdaki önemine dikkat çekerek, "Kadınlarının yüzünün gülmediği bir ülkede asla çocukların da yüzü gülmeyecektir diye düşünüyorum. En güzel mirasımız önce kadınlara, yani kız kardeşlerimize, annelerimize, bacılarımıza ve eşlerimize ve sonrasında onlardan miras kalacak çocuklarımız olacak" diye konuştu.
06 Mart 2026 Cuma - 16:35 Sincanlı gençlerin ders durağı: Millet kıraathaneleri Sincan Belediyesi tarafından gençlerin eğitim hayatına destek olmak amacıyla hayata geçirilen millet kıraathaneleri, ilçede yoğun ilgi görmeye devam ediyor. İlk olarak 2018 yılında hizmete açılan millet kıraathaneleri, özellikle sınavlara hazırlanan öğrenciler için önemli bir çalışma alanı haline geldi. İlçenin farklı mahallelerinde bulunan millet kıraathaneleri; geniş çalışma salonları, kitaplıkları ve internet erişimiyle öğrencilerin rahat bir ortamda ders çalışmasına imkan sağlıyor. Kıraathanelerin sayısı her geçen gün artarak 12’ye ulaştı. Artan talep üzerine 5 millet kıraathanesinde de ‘gece modu’ uygulaması devreye alındı. Gençlerin yoğun talebi üzerine Sincan Belediyesi kıraathanelerin sayısını yıllar içinde artırdı. Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan, ilçede herkesin evine yürüme mesafesinde bir çalışma alanı oluşturma hedefiyle yola çıktıklarını belirterek şu an millet kıraathanesi sayısını 12’ye yükselttiklerinin altını çizdi. Ercan, "Tek derdimiz evlatlarımızın kıraathanelerimizde kendilerini evinde gibi hissetmeleri. Gençler bu ülkenin geleceği. Sizler bizim için her zaman değerlisiniz" diye konuştu. 5 kıraathanede ‘gece modu’ uygulaması Öğrencilerin özellikle sınav dönemlerinde gece saatlerinde de ders çalışabilmesi için 5 millet kıraathanesinde ‘gece modu’ uygulaması başlatıldı. Merkez, Fatih, Evliya Çelebi, Yavuz Sultan Selim ve Abdurrahim Karakoç Millet Kıraathaneleri 24 saat boyunca hizmet vererek gençlere güvenli ve konforlu bir çalışma ortamı sunuyor. Ücretsiz ikramlar ve sosyal etkinlikler Sincan’da gençlerin buluşma noktalarından biri haline gelen millet kıraathaneleri hem akademik başarıya katkı sağlıyor hem de ilçede kültürel ve sosyal yaşamın gelişmesine destek oluyor. Millet kıraathaneleri yalnızca ders çalışma alanı sunmakla kalmıyor. Kıraathanelerde öğrencilere ücretsiz çay, kek ve çorba gibi ikramlıklar; ayrıca Ramazan ayında da sahur ve iftar yemeği sunuluyor. Bunun yanı sıra üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler için deneme sınavları ve çeşitli eğitim etkinlikleri de düzenleniyor.
Doğal taşın sanatla buluşması BŞEÜ kampüsünde hayat buldu
01 Şubat 2026 Pazar - 17:48 Doğal taşın sanatla buluşması BŞEÜ kampüsünde hayat buldu Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesinde (BŞEÜ) doğal taşın sanatla buluşması, merkez kampüsünde sergilenen heykellerle hayat buldu. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi merkez kampüsü, çağdaş heykel sanatının seçkin örneklerine ev sahipliği yaparak açık hava müzesi kimliği kazandı. Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nin girişimleri ile İstanbul Maden İhracatçıları Birliği’nin katkılarıyla hayata geçirilen çalışma kapsamında, ulusal ve uluslararası platformlarda sergilenmiş sanatsal değeri yüksek eserler kampüsün farklı noktalarına yerleştirildi. Heykeltıraş Tuba İnal tarafından 2010 yılında 7. Natural Stone Fuarı’nda sergilenen heykeller, doğal taşın yalın gücünü çağdaş formlarla buluşturarak kampüsün açık alanlarında sanatseverlerle buluştu. Eserler, taşın doğallığını korurken mekânla kurduğu güçlü ilişkiyle izleyiciyi düşünmeye ve farklı açılardan deneyimlemeye davet ediyor. Kampüste yer alan bir diğer dikkat çekici eser grubu ise 2008 Milano Fuarı’nda heykeltıraş ve tasarımcı Matali Crasset ile Defne Koz tarafından sergilenen çalışmalar oldu. Uluslararası tasarım dünyasında önemli bir yere sahip olan bu eserler, fonksiyon, form ve malzeme arasındaki sınırları sorgulayan yaklaşımlarıyla öne çıkıyor. Sanat yolculuğu, 2013 yılında düzenlenen ‘Taşı yaşatan tasarımlar’ yarışmasında üçüncülük ödülü alan heykeltıraş Gözde Nalçacı imzalı eserle devam etti. Nalçacı’nın çalışması, taşın kültürel hafızasını çağdaş bir yorumla ele alarak kampüsün farklı bir noktasında konumlandırıldı. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zafer Asım Kaplancıklı, "Bu eserlerin üniversitemiz merkez kampüsüne yerleştirilmesiyle birlikte üniversitemiz yalnızca bir eğitim alanı olmanın ötesine geçerek sanatın gündelik yaşamla iç içe geçtiği bir kültür ortamı sunuyor. Akademisyenlerimiz, idari personelimiz ve öğrencilerimiz kampüs içinde bu heykellerle karşılaşarak sanatla doğal bir etkileşim kurma imkânı buluyor. Sergilenen bu seçkin eserler, üniversitemizin sanata ve kültüre verdiği önemi somut bir şekilde ortaya koyuyor" dedi.
Bu kafenin kapısından giren geçmişe gidiyor
01 Şubat 2026 Pazar - 13:00 Bu kafenin kapısından giren geçmişe gidiyor Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde farklı dönemlere ait asırlık antika eşyalarla dekore edilen kafe, ziyaretçilerine nostaljik atmosferde hizmet veriyor. Adapazarı ilçesinde faaliyet gösteren bir kafe, sergilediği antika objeler ve nostaljik dekorasyonuyla müşterilerine tarihi bir atmosfer sunuyor. İşletmede, fotoğraf makineleri, kılıç, gürz, tüfek ve piyano gibi farklı kültürlere ait antika eşyalar sergileniyor. Ziyaretçiler, geçmişin izlerini taşıyan objeler arasında vakit geçirirken, kafenin konsepti özellikle tarih meraklılarının ilgisini çekiyor. Kafeyi oluşturma fikrini bir günde düşündüğünü söyleyen işletmeci Volkan Ötünç, antika tutkusunu ticari bir girişimle birleştirmeye karar verdiğini söyledi. Bölgede bu tarz bir konsept eksikliği olduğunu düşünerek kafeyi açtığını belirten Ötünç, "Açıkçası çok düşünmedim, bir gün içinde karar verdim. Sonra gelişmeler birbirini takip etti ve burası oldu iyi ki de oldu. İnsanlar da sevdi, bu da beni mutlu etti" dedi. "Hiçbir zaman tek bir kültür ve obje üzerine yoğunlaşmadım" Ötünç, koleksiyoner olarak tek bir kültür veya obje üzerine yoğunlaşmadığını, eşyaların "duygusu ve yaşanmışlığına" önem verdiğini ifade etti. Ötünç, şunları kaydetti: "Ben koleksiyoner olarak hiçbir zaman tek bir kültür ve obje üzerine yoğunlaşmadım. Benim için önemli olan bu eşyanın gerçekten antika olması, bir duygusu ve yaşanmışlığı olmasıydı. O yüzden birçok ürüne ilgi duymaya başladım. Para koleksiyonu, pul koleksiyonu yapanlar var ama ben öyle olmadım. Birçok objeyi birlikte sevdim ve onlarla birlikte yaşadım ve biriktirmeye başladım. Bir objenin antika olabilmesi için en az yüz yıl geçmesi lazım ama bu tek başına da geçerli değil. O dönemin kültürünü ve sanatını yansıtması gerekiyor. Objenin el işçiliği olması, yıpranması, yaşanmışlığı olması gerekiyor. Bunların hepsi olduğu zaman onlara antika diyebiliriz. Toprak altı eserler antika değil tarihi eserdir ve yeri müzelerdir bunları insanların öğrenmesi gerekiyor çünkü oralarda daha iyi saklanıyor ve korunuyor. Bizde bulunan askeri araçlardan orijinal olanlar da var yasal kurallara uygun şekilde olarak." "En eski eşyamız piyanomuz" Kafedeki en eski eşyanın bir piyano olduğunu anlatan Ötünç, "Piyanomuzun içinde bir soğuk damgası var ve 1699 yılına ait olduğu, markası ve menşeisi yazıyor. Yılı için üretim yılımı yoksa firmanın kuruluş yılı mı tam bilmiyoruz. Eğer üretim yılıysa 326 yaşında bir piyanoya sahibiz, bu da bizim için çok değerli. Kim bilir kimler bunda ne şarkılar çaldılar, neler beslediler benim için önemli olan bu ve yaşıdır. Piyanomuz kullanılabilir halde. Bu piyanoyu bu zamana kadar kullananlara çok teşekkür ediyorum çünkü çok iyi bakmışlar, hala aktif halde. Yaşından dolayı eksiklikleri var ama buna rağmen hala çalışır halde. Onların da bir ruhu var onlara da iyi davranmak, bakmak gerekiyor" diye konuştu. Müşteriler atmosferden memnun Müşterilerden 56 yaşındaki Necmiye Alemdar, arkadaşıyla geldiği kafeyi çok beğendiğini belirterek, "Çok değişik eşyalar var. Eski eşyaları değerlendirmişler, çok güzel olmuş. Kahve içtik, içimiz açıldı. Çok sevdik, hoş sohbet ettik" şeklinde konuştu. Arkadaşlarıyla farklı ortama sahip bir kafe arayışını burada sonlandırdığını belirten 19 yaşındaki öğrenci Yaren Fındık ise, "Arkadaşlarımla beraber farklı bir kafe ararken burayı keşfettik. İçindeki antik eşyalar çok ilgimizi çekti. Her yerde fotoğraf çekilme yerleri var, ışıklandırmalardan dolayı da çok iyi çıkıyor. Çok beğendiğimiz bir kafe oldu, artık sık sık geliriz" ifadelerini kullandı.
Osmangazi Belediyesi’nden gençlere lezzet dolu tanıtım
01 Şubat 2026 Pazar - 12:59 Osmangazi Belediyesi’nden gençlere lezzet dolu tanıtım Osmangazi Belediyesi, farklı şehirlerden Bursa’ya gelen öğrenciler için hayata geçirdiği gastronomi turlarıyla, kentin dünyaca ünlü mutfak mirasını tanıtmaya devam ediyor. Bursa’nın sahip olduğu tarihi ve kültürel zenginlikleri ulusal-uluslararası platformlarda daha görünür kılmayı hedefleyen Osmangazi Belediyesi, kentin kimliğini oluşturan değerleri geleceğe taşıyan çalışmalarına kararlılıkla devam ediyor. Kültürle birlikte gastronomiyi de önemli bir tanıtım unsuru olarak ele alan Osmangazi Belediyesi, Bursa Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerine yönelik düzenlediği özel turla şehrin eşsiz lezzetlerini gençlerle buluşturdu. Tarihi Abdal Meydanı’nda tahinli pide ve cevizli lokum ikramıyla başlayan program, Kayhan Çarşısı’nda cantık ve süt helvası tadımıyla devam etti. Kozahan’da içilen Türk kahvesiyle sona eren gastronomi turunda öğrencilere Bursa’nın tarihi dokusu ve geçmişten bugüne uzanan kültürel serüveni de anlatıldı. Osmangazi Belediyesi’nin gerçekleştirdiği etkinlik ile birlikte şehir dışından kente gelen pek çok öğrencinin ilk kez Bursa’nın lezzetlerini deneyimlediğine değinen Bursa Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Öztahtalı, "Türkiye coğrafyasında da gastronomisiyle öne çıkan şehirlerden bir tanesi Bursa. Osmangazi Belediyesi’nin Bursa gastronomisini bütün dünyaya tanıtmaya çalışan bu organizasyonundan muhteşem bir şekilde etkilendik. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde her bölümden 8’er öğrenci çağırdık. Bu öğrencilerin bir kısmı Bursa’dan ama bir kısmı da şehir dışından. İlk defa hayatlarında tahinli pide yediler, inanılmaz lezzetli buldular. Çocukların bu deneyimi Osmangazi Belediyesi ile yaşamaları ayrıca mutluluk verici." diyerek, Osmangazi Belediyesi’ne teşekkür etti. Bursa’nın asırlık lezzetlerini ilk kez tatma fırsatı bulan öğrenciler, kentin köklü mutfak kültüründen büyük bir memnuniyet duyduklarını dile getirdi. Yöresel tatların hem lezzeti hem de sunumuyla kendilerini etkilediğini belirten öğrenciler, desteklerinden ötürü Osmangazi Belediyesi ve Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkürlerini sundu. Bursa’nın tarihini ve kültürel birikimini yansıtan lezzet turlarında, Bursa’ya farklı şehirlerden gelen üniversite öğrencilerini ağırlayan Osmangazi Belediyesi, öğrencilerin kenti daha yakından tanımalarına ve Bursa mutfağına dair kalıcı bir fikir edinmelerine önemli katkı sağlıyor.
Çekimleri Diyarbakır’da yapılan ‘Fırtına Kız’ sinema filminin galası gerçekleşti
01 Şubat 2026 Pazar - 12:16 Çekimleri Diyarbakır’da yapılan ‘Fırtına Kız’ sinema filminin galası gerçekleşti Spor ve kadın mücadelesi temasıyla çekimleri Diyarbakır’da yapılan "Fırtına Kız" sinema filminin galası yapıldı. Ceylan Karavil Park AVM’nin kültür ve sanatı destekleyen çalışmaları devam ediyor. Bu kapsamda çekimleri Diyarbakır’da yapılan "Fırtına Kız" sinema filminin galası gerçekleşti. Vali Murat Zorluoğlu yaptığı konuşmada, sanatın, kültürel etkinliklerin şehirlerin tanıtımına çok büyük katkı sağladığını söyledi. Diyarbakır’da sinema filmi ve diziler anlamında şehrin tanıtımına katkı yapacak çekimlerin yapılmasını hep arzu ettiklerini belirten Vali Zorluoğlu, "Bu manada yolumuz Bilal Bey’le kesişti. Hikayesi Diyarbakır’da geçen, kahramanları Diyarbakırlı olan bir film çekimi gerçekleşti. Bugün de galası. Fırtına Kız, Türkiye’de sanırım 170 sinemada vizyona girdi. Özel, halkımızın beğeneceği bir hikaye. İyi bir film olduğuna inanıyoruz, seyredeceğiz" dedi. Vali Zorluoğlu, filmin beğeni kazanacak bir temada olduğunu söyleyerek, ’’Özellikle genç kızların fırsat eşitliği mesajını verecek, çalışarak, gayret ederek engelleri aşmaya çalışan kızlarımızın neticede başarıya ulaşacağı bir anlamda bize anlatan bir film. Emeği geçen başta Bilal Bey olmak üzere yönetmenimize, senaristimize, oyuncularımıza teşekkür ediyoruz. Diyarbakır’da bundan sonrada daha soluklu hem filmler hem diziler çekilmesini arzu ediyoruz. Diyarbakır çok kadim bir şehir. 12 bin 500 sene öncesine giden bir tarihi var. Bugün özelikle Suriçi’nde başınızı nereye çevirirseniz gözünüz tarihi bir yapıya denk geliyor. Bu tarihi mekanların, doğa güzellikleriyle halkımız tarafından Türkiye’de ve uluslararası alanda daha iyi anlatılması için en iyi araçlardan bir tanesi sinema filmleri ve diziler" diye konuştu. Filmin başrol oyunculardan Cihangir Ceyhan ise senaryoyu ilk okuduğunda işin yüzde yüz Diyarbakır olduğunu anladığını dile getirerek, "İnsanıyla, şivesiyle, atmosferiyle Diyarbakır olacağı için beni heyecanlandırdı. Bu heyecanın içinde Diyarbakır halkıyla beraber olmak, aynı zamanda valimizin de dediği gibi kız çocuklarıyla fırsat eşitliğiyle alakalı bir temayı barındıran bu işte bir babayı oynamak. Hatalarıyla yüz yüze gelip bunu çocuklarının kendi istedikleri ideallerine yarenlik eden bir babayı oynadım. Diyarbakır’da çekim sürecinde şunu gördüm. Diyarbakır insanının da atmosferinin de sinema ve diziler için çok uygun. İnsanlarının da hevesli ve yetenekli olduğunu gördük. Film zamanında tanışıp hala bizimle olan arkadaşlarımız var. Bizimle oynadılar, halkım içinden insanlar. Filmimizin içinde yöresel mekanları da görecekler" şeklinde konuştu. Ceylan Karavil AVM yatırımcılarından Abdulhalim Karavil de "Diyarbakır’ın tanımını anlamında önemli bir katkı sunacağına inanıyoruz. Ana sponsor olduk. Bu gibi tanıtımlarda üstümüze düşen ne varsa katkılarımızı sunacağız. Bu bir ahde vefadır. Biz de üstümüze düşeni yapmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. Galaya, Vali Murat Zorluoğlu, başrol oyunlarından Cihangir Ceyhan, yapımcı Bilal Kalyoncu, yönetmen Hasan Doğan, oyuncular ve çok sayıda davetli katıldı.
Karşılaşmalar, Devinimler, İzler sergisi ziyarete açıldı
01 Şubat 2026 Pazar - 11:55 Karşılaşmalar, Devinimler, İzler sergisi ziyarete açıldı Nilüfer Belediyesi’nin Konuk Sanatçı Programı kapsamında hayata geçirdiği "Karşılaşmalar, Devinimler, İzler" sergisi, Nazım Hikmet Kültürevi’nde sanatseverlerle buluştu. Misi Sanatevi’nde doğayla ve kentle kurdukları ilişkiyi sanata dönüştüren Bursalı genç sanatçıların eserleri, 15 Mart’a kadar görülebilecek. Nilüfer Belediyesi, kentin kültürel üretimini desteklemek ve yerel sanatçıların potansiyelini görünür kılmak amacıyla, Eylül-Aralık 2025 tarihleri arasında düzenlenen Konuk Sanatçı Programı’nın çıktılarından oluşan "Karşılaşmalar, Devinimler, İzler" sergisi, Nazım Hikmet Kültürevi’nde düzenlenen törenle açıldı. Serginin açılışına Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’i temsilen Meclis Üyesi Gülver Deniz ve çok sayıda sanatsever katıldı. Sergi, Bursa’da yaşayan sanatçıları merkeze alan bir açık atölye programının sonucu olarak ortaya çıktı. Hiyerarşiden uzak, birlikte üretim Misi Sanatevi’nde üç ay boyunca konaklayan ve üretim süreçlerini burada geçiren sanatçılar Abdulkadir Çelik, Orçun Keskin, Hatice Eriş ve İnci Altansoy, serginin ana gövdesini oluşturdu. Program sürecinde Nalan Yırtmaç, Ekin Kano ve İlhan Sayın gibi deneyimli isimler de belirli periyotlarla Sanatevi’ne konuk olarak genç sanatçılarla bir araya geldi. Bu süreç, tek yönlü bir öğretme pratiğinden ziyade; disiplinler arası dolaşım, birlikte düşünme ve hiyerarşik olmayan bir deneyim paylaşımı üzerine kurgulandı. Sanatçıların çevreleriyle, doğayla ve Misi’nin sosyal dokusuyla kurdukları iletişim, eserlerin üretim sürecinin ayrılmaz bir parçası oldu. "Kendi değerlerimizi yetiştirmeyi amaç edindik" Açılışta konuşan Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Gülver Deniz, Başkan Şadi Özdemir’in selamlarını ileterek, belediyenin sanat vizyonuna dair önemli mesajlar verdi. Başkan Şadi Özdemir’in, sadece büyük merkezlere odaklanmak yerine Nilüfer’in kendi potansiyelini açığa çıkarma hedefini vurgulayan Deniz, şunları söyledi: "Nilüfer Belediyesi olarak son yıllarda benimsediğimiz yönelim, uzun yıllar büyük merkezlere odaklanan sergi programlarını dönüştürmek üzerine kurulu. Bizler, kentimizin kendi sanatçı potansiyelini yine kendi içinde yetiştirmeyi ve desteklemeyi amaç edindik. Genç arkadaşlarımızın Misi’de geçirdiği bu verimli sürecin çıktılarını bugün burada görüyoruz. Doğayla, canlılarla ve içinde bulundukları sosyal yaşamla kurdukları bağ çok kıymetli." Yeni dönem başvuruları başlıyor Gülver Deniz konuşmasında ayrıca Konuk Sanatçı Programı’nın devam edeceği müjdesini de verdi. Programın yaz ayağının Mayıs ve Temmuz aylarında gerçekleştirileceğini belirten Deniz, genç ve yetenekli sanatçıları Misi Sanatevi’nde ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını ifade ederek yeni başvurular için çağrıda bulundu. Zamanın ve mekânın iç içe geçtiği, kolektif bir üretimin yansıması olan "Karşılaşmalar, Devinimler, İzler" sergisi, 15 Mart tarihine kadar Nazım Hikmet Kültürevi’nde ziyaret edilebilir.
Diyarbakır surlarının 1932’de yıkılan bölümleri yapay zekayla yeniden canlandırıldı
01 Şubat 2026 Pazar - 11:22 Diyarbakır surlarının 1932’de yıkılan bölümleri yapay zekayla yeniden canlandırıldı Diyarbakır’da 1932 yılında Dağkapı ve Mardin Kapı çevresinde yıkılan surların bir kısmı, içerik üreticisi Adem Ulusoy tarafından yapay zeka destekli çalışma ile yeniden canlandırıldı. Diyarbakır surlarının bir bölümü 1932 yılında, dönemin valisi Hasan Faiz Ergun tarafından başkent Ankara’dan gelen talimat doğrultusunda yıkıldı. Şehrin hava alması ve büyümesi gerekçesiyle gerçekleştirilen yıkım kapsamında özellikle Dağkapı ve Mardin Kapı çevresindeki surların bir kısmı ortadan kaldırıldı. Dönemin önde gelen isimleri yıkımı durdurmak için girişimlerde bulunsa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Fransız arkeolog Albert Gabriel, Ankara’ya gönderdiği telgrafla surların yıkılmasının bilimsel açıdan doğru olmadığını ve şehrin hava aldığını ifade etti. Telgrafın ardından yıkım süreci geç de olsa durduruldu. Yıllar sonra yıkılan sur bölümlerinin günümüzde nasıl görüneceği merak konusu oldu. İçerik üreticisi Adem Ulusoy, eski fotoğraflardan ilham alarak yapay zeka yardımıyla "Günümüzde yıkılmamış olsaydı Diyarbakır surları nasıl olurdu" adlı bir çalışma hazırladı. Çalışmada, 1932 yılında yıkılan bölümlerin bugüne ulaşmış hali canlandırıldı. Ulusoy, Diyarbakır surlarının 1932 yılında özellikle Dağkapı başta olmak üzere burçlar arasındaki bazı bölümlerin yıkıma uğradığını söyledi. Ulusoy, "Yıkımın sebebi ise o dönemin erken Cumhuriyet dönemine ait bir şehirleşme refleksiydi. Şehirlerle büyümek, genişlemek ve modernleşmek isteniyordu. Diyarbakır’la ilgili Ankara’da alınan kararlarda da şehri daha modern hale getirmek amacıyla mevcut surların kısmen yıkılarak şehrin büyütülmesi hedeflenmişti. Bu yıkımın gerekçelerinden biri de Diyarbakır merkezinin yeterince hava almadığı iddiasıydı. Bu durum bahane edilerek, şehrin daha rahat nefes alması ve bulaşıcı hastalıkların önüne geçilmesi amacıyla kısmi bir yıkım gerçekleştirildi. Bu karar, dönemin valisi Hasan Faiz Ergun tarafından 1932 yılında uygulamaya konuldu ve özellikle görmüş olduğunuz Dağkapı surlarında dinamit yöntemiyle patlatmalar yapılarak yıkım başladı. Ancak şehirde bu görüşe katılmayan birçok bilim insanı ve kanaat önderi vardı. Bunlardan en dikkat çeken isim, o dönem Diyarbakır’da yaşayan Fransız arkeolog Albert Gabriel’di. Albert Gabriel, Diyarbakır surlarının yıkımına karşı çıkmış, surların şehrin hava almasına engel olmadığını bilimsel çalışmalarla ortaya koymuş ve Ankara’ya telgraflar çekerek durumu anlatmıştı. Daha sonra Ankara’da yapılan görüşmeler sonucunda surların yıkımı durduruldu. Ancak yıkım durdurulana kadar Dağkapı ve Mardin Kapı tarafları bu süreçten ister istemez etkilenmişti. Surlar yıkılırken ortaya çıkan molozların nereye taşınacağı da ayrı bir sorun olmuştu. Dağkapı’da yıkılan molozlar bir süre şehir içinde kaldı. Çünkü o dönemin teknik imkânlarıyla bu molozların nasıl şehir dışına taşınacağı tam olarak bilinmiyordu. Yıkım tamamen sonlandırıldıktan sonra Diyarbakır surları, en son görmüş olduğunuz bu görünüme kavuştu" dedi. Ulusoy, yapay zeka kullanarak, "Eğer Dağkapı ve Mardin Kapı’daki surlar yıkılmasaydı bugün nasıl görünürdü" sorusuna cevap veren bir çalışma yapmak istediğini aktardı. Ulusoy, "Bu çalışmayla birlikte tarihin önemini ve yaklaşık 2 bin yıldır ayakta duran bu surların geçmişini anlatmaya çalıştım" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır surlarının 1932’de yıkılan bölümleri yapay zekayla yeniden canlandırıldı
01 Şubat 2026 Pazar - 11:18 Diyarbakır surlarının 1932’de yıkılan bölümleri yapay zekayla yeniden canlandırıldı Diyarbakır’da 1932 yılında Dağkapı ve Mardin Kapı çevresinde yıkılan surların bir kısmı, içerik üreticisi Adem Ulusoy tarafından yapay zeka destekli çalışma ile yeniden canlandırıldı. Diyarbakır surlarının bir bölümü 1932 yılında, dönemin valisi Hasan Faiz Ergun tarafından başkent Ankara’dan gelen talimat doğrultusunda yıkıldı. Şehrin hava alması ve büyümesi gerekçesiyle gerçekleştirilen yıkım kapsamında özellikle Dağkapı ve Mardin Kapı çevresindeki surların bir kısmı ortadan kaldırıldı. Dönemin önde gelen isimleri yıkımı durdurmak için girişimlerde bulunsa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Fransız arkeolog Albert Gabriel, Ankara’ya gönderdiği telgrafla surların yıkılmasının bilimsel açıdan doğru olmadığını ve şehrin hava aldığını ifade etti. Telgrafın ardından yıkım süreci geç de olsa durduruldu. Yıllar sonra yıkılan sur bölümlerinin günümüzde nasıl görüneceği merak konusu oldu. İçerik üreticisi Adem Ulusoy, eski fotoğraflardan ilham alarak yapay zeka yardımıyla "Günümüzde yıkılmamış olsaydı Diyarbakır Surları nasıl olurdu" adlı bir çalışma hazırladı. Çalışmada, 1932 yılında yıkılan bölümlerin bugüne ulaşmış hali canlandırıldı. Ulusoy, Diyarbakır surlarının 1932 yılında özellikle Dağkapı başta olmak üzere burçlar arasındaki bazı bölümlerin yıkıma uğradığını söyledi. Ulusoy, "Yıkımın sebebi ise o dönemin erken Cumhuriyet dönemine ait bir şehirleşme refleksiydi. Şehirler büyümek, genişlemek ve modernleşmek isteniyordu. Diyarbakır’la ilgili Ankara’da alınan kararlarda da şehri daha modern hale getirmek amacıyla mevcut surların kısmen yıkılarak şehrin büyütülmesi hedeflenmişti. Bu yıkımın gerekçelerinden biri de Diyarbakır merkezinin yeterince hava almadığı iddiasıydı. Bu durum bahane edilerek, şehrin daha rahat nefes alması ve bulaşıcı hastalıkların önüne geçilmesi amacıyla kısmi bir yıkım gerçekleştirildi. Bu karar, dönemin valisi Hasan Faiz Ergun tarafından 1932 yılında uygulamaya konuldu ve özellikle görmüş olduğunuz Dağkapı surlarında dinamit yöntemiyle patlatmalar yapılarak yıkım başladı. Ancak şehirde bu görüşe katılmayan birçok bilim insanı ve kanaat önderi vardı. Bunlardan en dikkat çeken isim, o dönem Diyarbakır’da yaşayan Fransız arkeolog Albert Gabriel’di. Albert Gabriel, Diyarbakır surlarının yıkımına karşı çıkmış, surların şehrin hava almasına engel olmadığını bilimsel çalışmalarla ortaya koymuş ve Ankara’ya telgraflar çekerek durumu anlatmıştı. Daha sonra Ankara’da yapılan görüşmeler sonucunda surların yıkımı durduruldu. Ancak yıkım durdurulana kadar Dağkapı ve Mardin Kapı tarafları bu süreçten ister istemez etkilenmişti. Surlar yıkılırken ortaya çıkan molozların nereye taşınacağı da ayrı bir sorun olmuştu. Dağkapı’da yıkılan molozlar bir süre şehir içinde kaldı. Çünkü o dönemin teknik imkânlarıyla bu molozların nasıl şehir dışına taşınacağı tam olarak bilinmiyordu. Yıkım tamamen sonlandırıldıktan sonra Diyarbakır surları, en son görmüş olduğunuz bu görünüme kavuştu" dedi. Ulusoy, yapay zeka kullanarak, ’’Eğer Dağkapı ve Mardin Kapıdaki surlar yıkılmasaydı bugün nasıl görünürdü’’ sorusuna cevap veren bir çalışma yapmak istediğini aktardı. Ulusoy, "Bu çalışmayla birlikte tarihin önemini ve yaklaşık 2000 yıldır ayakta duran bu surların geçmişini anlatmaya çalıştım" ifadelerini kullandı.
Maneviyat ve bilim aynı kürsüde buluştu
01 Şubat 2026 Pazar - 11:16 Maneviyat ve bilim aynı kürsüde buluştu Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde düzenlenen "Kur’an-ı Kerim ile Dünya ve Ahiret Mutluluğunu Yaşamak" konulu panelde konuşan akademisyenler, gerçek huzurun zenginlik ve şöhrette değil, Kur’an-ı Kerim rehberliğinde yaşanan bir hayatta olduğunu vurguladı. Sevgi Mutluluğun Anahtarıdır Federasyonu tarafından düzenlenen "Mübarek Üç Aylara Özel: Kur’an-ı Kerim ile Dünya ve Ahiret Mutluluğunu Yaşamak" konulu panel vatandaşların yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Akademisyen ve yazarların katıldığı programda, Kur’an-ı Kerim rehberliğinde huzurlu bir yaşamın şifreleri anlatıldı. Gölcük Belediyesi Kongre Sarayı’nda düzenlenen program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ilahi dinletisiyle başladı. Vatandaşların ilgi gösterdiği panelde; İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Kaya ile Fizik Yüksek Mühendisi, Mutasavvıf ve Yazar Dr. Abdulcabbar Boran konuşmacı olarak yer aldı. Katılımcılar, konuşmalarının ardından soru cevap etkinliği gerçekleştirdi. "Hidayet çağının reçetesi Kur’an’dır" Panelde söz alan Dr. Abdulcabbar Boran, fizik bilimiyle tasavvufi gerçekleri harmanlayarak yaptığı sunumda, insanın yaratılış gayesinin mutluluk olduğunu belirtti. Boran, dünya saadetinin yarısının ve ahiret saadetinin anahtarının tek bir dileğe bağlı olduğunu ifade ederek şunları söyledi: "Allah’ın tüm insanlar için tayin ettiği hedef mutluluktur. Bu mutluluğun yolu ise Kur’an-ı Kerim’deki 7 safha ve 4 teslimden geçer. Bu panelin gayesi de Kur’ân âyetleriyle insanoğlunun ahiret ve dünya saadetine ulaşmasıdır. İnsanlık bugün büyük bir yanılgı içinde; mutluluğu zenginlikte, makamda veya şöhrette arıyor. Oysaki adres bellidir: Adres Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an sadece mezarlarda okunan bir kitap değil, hidayete erdiren bir hayat nizamıdır." "Allah’a ulaşmayı dilemek mutluluğun kapısıdır" Dr. Abdulcabbar Boran, konuşmasında hidayet sürecinin ancak kalpten yapılan bir taleple başlayabileceğine dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği an, Allah onun üzerindeki engelleri kaldırır. Bu dilek sahibi için Allah, dünya saadetinin yüzde 51’ini ve ilk üç cenneti adeta müjdeler. Ancak gerçek bir dönüşüm için kişinin mutlaka Allah’ın tayin ettiği hidayetçisine (mürşidine) tabi olması şarttır. Mürşidine tabi olmayan bir kişinin nefsiyle mücadelesi sonuçsuz kalır. Bugün ne yazık ki Kur’an’ın ruhu unutulmuş, sadece şekle dayalı bir ibadet anlayışı kalmıştır. Oruç tutan ama nefsini tezkiye etmeyen biri için o ibadet sadece açlık ve susuzluktan ibarettir. İçinde bulunduğumuz hidayet çağı, Kur’an hükümlerinin bizzat yaşandığı ve insanların ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştırdığı bir dönem olacaktır." "Cennet demek sonsuz bir hayattır" Programda konuşan İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Kaya, "Kur’an-ı Kerim, Cenabıhakk’ın bize gönderdiği en büyük nimet. İnsanoğlu, cennetten yeryüzüne gönderildiği zaman Cenabıhak, bir hidayet ve yol gösterici göndereceğini söylüyor ve ona tabi olan tekrar cennete döner. Tabi olmayan ise yolunu şaşırır. Kur’an-ı Kerim Cenabıhakk’ın bize gönderdiği, yol gösterici hidayetidir. Kur’an-ı Kerim’i yaşamanın dışında bir mutluluk asla yok. Bazı insanlar başka yerlerde mutluluk arıyorlar ama bunun imkanı yok ve olmadığını denedikten sonra görüyorlar. Hem ayetler hem Peygamber Efendimizin (S.A.V.) pek çok hadis-i şerifleri var. Allah’ın emrettiği farzları yapmak, yasakladığı haramlardan kaçmak, bunları yaptığımızda özet olarak biz Cenabıhakk’ın rızasını kazanıp onun cennetine gideceğiz. Cennet dediğimizde basit bir piknik alanı değil; cennet demek sonsuz bir hayattır. Bu sonsuz hayat ikiye ayrılıyor; cennet dediğimiz güzel hayat, tarifi imkansız güzel bir hayat, diğeri ise imansızların yaşayacağı sıkıntılı bir hayat, onun için baştan tedbir almak lazım" dedi.
Maneviyat ve bilim aynı kürsüde buluştu
01 Şubat 2026 Pazar - 11:04 Maneviyat ve bilim aynı kürsüde buluştu Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde düzenlenen "Kur’an-ı Kerim ile Dünya ve Ahiret Mutluluğunu Yaşamak" konulu panelde konuşan akademisyenler, gerçek huzurun zenginlik ve şöhrette değil, Kur’an-ı Kerim rehberliğinde yaşanan bir hayatta olduğunu vurguladı. Sevgi Mutluluğun Anahtarıdır Federasyonu tarafından düzenlenen "Mübarek Üç Aylara Özel: Kur’an-ı Kerim ile Dünya ve Ahiret Mutluluğunu Yaşamak" konulu panel vatandaşların yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Akademisyen ve yazarların katıldığı programda, Kur’an-ı Kerim rehberliğinde huzurlu bir yaşamın şifreleri anlatıldı. Gölcük Belediyesi Kongre Sarayı’nda düzenlenen program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ilahi dinletisiyle başladı. Vatandaşların ilgi gösterdiği panelde; İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Kaya ile Fizik Yüksek Mühendisi, Mutasavvıf ve Yazar Dr. Abdulcabbar Boran konuşmacı olarak yer aldı. Katılımcılar, konuşmalarının ardından soru cevap etkinliği gerçekleştirdi. Program, semavilerin sema töreni ile son buldu. Maneviyat ve bilim aynı kürsüde buluştu Panelde söz alan Doç. Dr. Murat Kaya, Tefsir ilmi ışığında Kur’an-ı Kerim’in insan hayatındaki dönüştürücü gücüne ve ahiret saadetine giden yoldaki rehberliğine dikkat çekti. Dr. Abdulcabbar Boran ise bilimsel perspektif ile tasavvufi derinliği harmanlayarak, içsel huzurun ve dünya mutluluğunun manevi temelleri üzerine kapsamlı bir sunum yaptı. İçinde bulunulan mübarek üç ayların önemine vurgu yapılan konuşmalarda, Kur’an-ı Kerim ile kurulan bağın sadece ahiret için değil, dünyadaki sosyal ve bireysel yaşam için de tek kurtuluş reçetesi olduğu ifade edildi. "Cennet dediğimizde basit bir piknik alanı değil; cennet demek sonsuz bir hayattır" İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Kaya, "Kur’an-ı Kerim, cenabı hakkın bize gönderdiği en büyük nimet. İnsanoğlu, cennetten yeryüzüne gönderildiği zaman cenabı hak, bir hidayet ve yol gösterici göndereceğini söylüyor ve ona tabi olan tekrar cennete döner. Tabi olmayan ise yolunu şaşırır. Kur’an-ı Kerim cenabı hakkın bize gönderdiği, yol gösterici hidayetidir. Kur’an-ı Kerim’i yaşamanın dışında bir mutluluk asla yok. Bazı insanlar başka yerlerde mutluluk arıyorlar ama bunun imkanı yok ve olmadığını denedikten sonra görüyorlar. Hem ayetler hem peygamber efendimizin (S.A.V.) pek çok hadis-i şerifleri var. Allah’ın emrettiği farzları yapmak, yasakladığı haramlardan kaçmak bunları yaptığımızda özet olarak biz cenabı hakkın rızasını kazanıp onun cennetine gideceğiz. Cennet dediğimizde basit bir piknik alanı değil; cennet demek sonsuz bir hayattır. Bu sonsuz hayat ikiye ayrılıyor; cennet dediğimiz güzel hayat, tarifi imkansız güzel bir hayat, diğeri ise imansızların yaşayacağı sıkıntılı bir hayat onun için baştan tedbir almak lazım" dedi. "Kur’an-ı Kerim mezarda okunan bir kitap haline gelmiş bu böyle devam etmeyecek" Fizik Yüksek Mühendisi, Mutasavvıf ve Yazar Dr. Abdulcabbar Boran ise "İnsanlık tarihi boyunca her devirdeki tüm insanlar için Allah’ın tayin ettiği hedef; mutluluk, saadettir. Bu mutluluğa ulaşabilmek için mutlaka kılavuz rehber lazım. Kur’an-ı Kerim’de tüm inşalar için bir mutluluk davetiyesidir. Bu panelin gayesi de Kur’an ayetleriyle insanoğlunun ahiret ve dünya saadetine ulaşmasıdır. Bir dilek sahibi olduğu zaman dünya saadetinin yüzde 51’i ahiret saadetinde ise 3 cenneti Allah bedava insanlara veriyor. Hangi sual sorulursa sorulsun cevabı Kur’an-ı Kerim’dedir" diye konuştu. Boran, sözlerini şöyle noktaladı: "Biz insanlar ne yazık ki Kur’an-ı Kerim’in kıymetini bilmiyoruz. Biz insanlar konuşarak değil birazda yaşayarak Çünkü Kur’an-ı Kerim önce öğrenilmesi lazım sonra yaşanması lazım daha sonra ise öğretilmesi lazım. Günümüzde bakıyoruz Kur’an-ı Kerim unutulmuş, mezarlarda okunan bir kitap. Kur’an-ı Kerim yaşanabilir mi? Evet kişinin Kur’an-ı Kerim’i yaşayabilmesi için mutlaka tasavvuf standartlarında Allah’ın kendisi için gösterdiği mürşidine tabi olması lazım. Kişinin derdi kendi nefsi ama onu bilmiyor, ulaşmayı denemiyor. Böyle bir insan oruç tutsa ne olur? Sadece bir aylık açlık ve susuzluk. Kur’an-ı Kerim mezarda okunan bir kitap haline gelmiş bu böyle devam etmeyecek hidayet çağındayız ve bu çağ mutlaka yaşanacak. İnsanlık bunu öğrendiği takdirde bu dünya herkese cennet olur. Çünkü Allah, bu gaye ile insanları yeryüzüne indirmiştir. 8 buçuk milyar insan dünyada yaşıyor herkes mutluluğu arıyor ama farklı yerlerde kimi zenginlik kimi makamda, kimi şan ve şöhrette arıyor. Mutluluk bunların hiç birinde değil adres Kur’an-ı Kerimdir."