EKONOMİ - 29 Nisan 2022 Cuma 13:15

Mardin’de bayram şekeri ve çikolata satışlarında esnafın yüzü güldü

A
A
A
Mardin’de bayram şekeri ve çikolata satışlarında esnafın yüzü güldü

Mardin’de bu bayram, şeker ve çikolata satışları esnafın yüzünü güldürdü.

Mardin’de bu bayram, şeker ve çikolata satışları esnafın yüzünü güldürdü.


Mardin’de 2 yıldır korona virüs pandemisi nedeniyle bayram alışverişlerinin azalmasıyla satışlarda düşüyordu. Bu yıl pandeminin etkisini kaybetmesiyle vatandaşlar, bayram alışverişlerini doyasıya gerçekleştirirken esnafında yüzü gülmeye başladı. Bayramda ikramlık olarak alınan şeker, çikolata, kahve ve lokumunda satışları yükseldi.


Bu yıl satışlardan memnun olduklarını söyleyen esnaf Semir Birikmen, “Mardin’de 45 yıllık esnafım. Satışlar iyi Allah’a şükür. Genelde bizim ağırlığımız kuru kahve, çikolata ve şekerlemedir. Bizim ana dalımız budur. Bayramda genelde çikolata tercih ediliyor. Şeker, kahve alınıyor. İşler iyidir Allah’a şükür. Mardin’de kahve kültürü çoktur, çikolata kültürü de vardır. Şekerleme zaten bayramdan bayrama alınır. Onlarda da iyidir, satışlarımız oluyor. Tatmin ediyor bizleri. Memnunuz, rabbimize hamdolsun. Tüm İslam Alemi’nin bayramını kutluyorum” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Sütlacıyla meşhur Hamsiköy’ün ismi yıllar içinde değişime uğramış Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı meşhur sütlacıyla ün yapmış Hamsiköy’ün isim hikayesi dikkat çekiyor. Hamsiköy’ün ismi, Rumlar döneminde Ciharlı, Osmanlı döneminde "Hamse" yaklaşık bir asırdır da Hamsiköy olarak anılırken mahalle sakinleri bugünkü ismiyle anılmaya devam etmesinin en uygun seçenek olduğu söylüyor. Mahalle sakinleri, büyüklerinin aktardığına göre, "Hamse" kelimesi Arapça’da "beş" anlamına geldiğini ancak telaffuz farklılıkları ve dilde yaşanan değişimler etkisiyle bu isim zamanla "Hamsiköy" şeklini aldığını belirtirken mahallenin adı, günümüzde bilinen hâline kavuştuğunu söylüyor. Bölgenin tarihine dair detaylı bilgiye ulaşmanın zor olduğu, özellikle çevre köyler dışında bu geçmişi bilen kişi sayısının oldukça sınırlı olduğu ifade eden çevre sakinleri buna rağmen, yaklaşık bir asırdır kullanılan "Hamsiköy" ismi, hem halk arasında hem de genel kullanımda yerleşmiş olduğunu belirtiyor. Mahalle sakinleri mevcut ismin korunmasından yana olduklarını belirtirken. Trabzon ile özdeşleşen "hamsi" kültürünün çağrışımı, bölgenin meşhur sütlacıyla birlikte anılması ve uzun yıllardır bu isimle tanınması, "Hamsiköy" adının benimsenmesini güçlendirdiğini kaydettiler. Çevre sakinlerinden 73 yaşındaki Avni Arslan mahallenin ilk isminin Rumlar döneminde Ciharlı olduğunu kaydederek" Hamseden gelme, beş mahalleden ibarettir. Çok eskiden böyle bir durum yoktu. Burasının asıl adı Ciharlı’dır. Rumlardan kalma. Hamsiköy’ün ismi de Ciharlı’dır. Sonradan Hamsiköy kurulunca, beş mahalle buraya bağlı olduğu için Hamsiköy ismini almıştır. Günümüzde ise burası köy statüsünden çıkmış ve Hamsiköy Mahallesi olmuştur. Buradan geçen yol çok eski bir İpek Yolu’dur. Karadeniz’i, Türkiye üzerinden Asya’ya ve İran’a bağlayan önemli bir güzergâhtır. Biz buranın Hamsiköy ismiyle anılmasını istiyoruz. Rumlardan sonra da sürekli Hamsiköy olarak anılmıştır. Yani yaklaşık yüz yıldır bu isim kullanılmaktadır. Beş mahalleden oluştuğu için Arapçada "hamse" beş anlamına gelir; ancak bunun isimle doğrudan bir ilgisi yoktur. Asıl adı Hamsiköy’dür. Sonradan hamsiden geldiği yönünde yorumlar yapılmış ve bu şekilde anılmaya devam etmiştir" dedi. Çevre sakinlerinden 62 yaşındaki Nazmi Kayıkçı, mahallelerinin ismini Hamsiköy olarak anılmasından yana olduklarını belirterek "Burasının ilk ismi Ciharlı idi. Beş köyün birleşiminden oluştuğu için, Arapçada "beş" anlamına gelen "hamse" kelimesinden hareketle buraya Hamseköy deniliyordu. Biz ise Hamsiköy denmesinden yanayız; zaten her yerde Hamsiköy olarak biliniyor ve bu şekilde anılıyor. Burası, İpek Yolu’nun İran transit güzergâhı üzerindedir. Daha önce de İpek Yolu olarak kullanılıyor, develerle ulaşım sağlanıyordu" diye konuştu. Eski isimleri bilen pek yok Çevre sakinlerinden 35 yaşındaki İzzet Alkurt, mahallelerinin eski isimlerini bilen pek olmadığını ifade ederek, "Eskiden mahallemizin ismi Ciharlı diye adlandırılıyordu. Yani eski ismi Ciharlı olarak geçiyordu. Büyüklerimizden duyduğumuza göre Hamse Arapça’da beş demektir. Daha sonra halkımızın telaffuzundan olsun dil devriminden kaynaklı ismi Hamsiköy’e çevrildi. Bildiğim kadarıyla civar köyler hariç tarihçesini bilen yoktur. Biz Hamsiköy isminde yanayız. Çünkü Hamsiköy, hamsinin Trabzon’la özdeşleşmiş olması buraya yakışır olması bu isimle belli bir zamandan sonra tanınıyor olması sütlacının meşhurluğu derken ismi Hamsiköy olarak kalması en uygunudur bence. Yaklaşık bir asırdır bu isim kullanılmakta" dedi. Çevre sakinlerinden 59 yaşındaki Olgun Yazar ise, "Köyümüz, eski İpek Yolu üzerinde yer almaktadır. Beş köyden ibarettir. Arapçada "hamse" beş anlamına gelir. Ancak halkımız "hamse" diyemeyip "hamsi" şeklinde ifade etmiş ve köyümüz ismini buradan almıştır" diye konuştu.
Kocaeli Şiddetin görünen yüzünün ardında aile, çevre ve yalnızlaşma var Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan olaylar toplumda endişeyi artırırken, uzmanlar bu tür vakaların yalnızca ortaya çıktığı an üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Aile yapısından akran ilişkilerine, empati eksikliğinden kontrolsüz dijitalleşmeye kadar uzanan çok sayıda faktörün bu süreci etkilediğini belirten uzmanlar, fiziki güvenliğin önemli olduğunu ancak asıl meselenin psikolojik güvenliğin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Çocukların karıştığı şiddet olayları son dönemde toplumun farklı kesimlerinde artan bir endişeye neden olurken, uzmanlar bu vakaların yalnızca ortaya çıktığı an üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmayacağı vurguluyor. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik , yaşanan tablonun çok daha derin bir arka plana sahip olduğunu belirterek, aile yapısından akran ilişkilerine, empati eksikliğinden kontrolsüz dijitalleşmeye kadar uzanan çok sayıda faktörün bu süreci beslediğini ifade etti. Çelik’e göre, olayların anlaşılabilmesi için sadece sonuçlara değil, bu sonuçlara götüren gelişimsel ve sosyal süreçlere de odaklanılması gerekiyor. "20-21 yaşlara kadar dürtü kontrol mekanizması daha zayıftır" Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan hadiselere ilişkin değerlendirmesinde çocuk ve ergen psikolojisinin önemine dikkat çeken Çelik, "Evvela suç işleyen birey ve suça sürüklenen çocuk meselesi var. Bu, hem hukuk sisteminin tartışma konusu hem de psikologların, nöropsikologların ve özellikle gelişim psikologlarının üzerinde durduğu bir konudur. Birey, 20-21 yaşlara kadar dürtü kontrol mekanizması bakımından daha zayıftır. İlk ergenlik dönemlerinde birey, yaptığı davranışların sonuçlarını öngöremeyebilir; dürtülerini kontrol etmekte daha zayıf kalabilir" diye konuştu. "Ailedeki dengesiz tutum çocuğun davranışlarına da yansıyabiliyor" Şiddet davranışlarının ortaya çıkmasında aile yapısının belirleyici etkenlerden biri olduğunu söyleyen Çelik, "Burada özellikle sosyal çevre, akran çevresi, dönemin iklimi, gelişimsel özellikler ve aile faktörü önemli. Özellikle aile, ebeveyn tutumlarında dengeli bir tutum sergilemezse; aşırı katı, aşırı disiplinli ya da tam tersine aşırı boş vermiş bir yaklaşımda bulunursa, bu durum bireyin, yani çocuğun dışarıya dönük davranışlarında da dengesizleşmeye sebep olabiliyor. Empati eksikliği olan, bağlanma problemleri yaşayan bir ailede yetişen çocuklarda karşı tarafa zarar verme, öfke davranışı ya da şiddet davranışında bulunma eşiği daha kolay aşılabiliyor diyebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kontrolsüz dijitalleşme sosyal grupları denetimsiz hale getirdi" Geçmişte ergenlik dönemindeki arkadaşlıkların daha çok oyun ya da spor arkadaşlığı şeklinde kurulduğunu kaydeden Çelik, bugün ise dijital alanların çocuklar üzerindeki etkisinin daha güçlü hale geldiğini belirtti. Çelik, "Bugün maalesef kontrolsüz dijitalleşme, kontrolsüz sosyal medya kullanımı ve bunun yeterince denetlenememesi, sosyal grupları kontrol edilemez bir mekanizma içinde topladı. Bu durum da dürtüsünü kontrol edemeyen çocukların şiddet davranışlarına yönelmesinin önünü açabiliyor. Bütün bu faktörler birleştiğinde maalesef bugün yaşadığımız elim hadise karşımıza çıkıyor. Başta söylediğim gibi bu bir başlangıç, sebep değil; aslında bugün sonucu yaşıyoruz. Buraya getiren sebepleri iyi irdelemek gerekiyor" diye konuştu. "Asıl mesele psikolojik güvenliği artırmak" Fiziki güvenlik önlemlerinin önemli olduğunu ancak tek başına yeterli olmayacağını söyleyen Çelik, "Okul çevrelerinde veya çocuklarımızın, gençlerimizin bulunduğu bölgelerde fiziki güvenliği artırmak elbette önemli. Ama bana göre asıl mesele psikolojik güvenliği artırmak gerekiyor" dedi. Yalnızlaşmanın giderek büyüyen bir sorun haline geldiğini ifade eden Çelik, "Günümüzde gençlerimiz ve yetişkin bireylerimiz yalnızlaşmanın pençesinde. Geniş aile kavramının kaybolduğu, çekirdek aile yapısının ve bireyselleşmenin öne çıktığı bir toplumda, özellikle dijitalleşmenin kontrolsüz biçimde artmasıyla birlikte bu yalnızlığın oluşturduğu boşluğu farklı unsurlar doldurabiliyor" ifadelerini kullandı. "Okullarda daha sıkı takip ve ailelere yönelik bilinçlendirme şart" Bu noktada hem devletin hem yerel yönetimlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Çelik, "Burada önemli olan mesele, bu yalnızlaşmayı doğru ele almak. Hem devlet bağlamında hem yerel yönetimler bağlamında uzman sayısını artırıp, okullarda bu tarz normal dışı davranışlar gösteren ergenlerimize ve çocuklarımıza daha sıkı takip uygulamak; aileleri bilinçlendirip çocukların duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik çalışmalar yapmak gerekiyor" dedi. "Toplumun tamamı dolaylı travma yaşıyor" Yaşanan olayların geniş çaplı psikolojik etki oluşturduğunu ifade eden Çelik, "Bugün yaşadığımız bu hadisede çok yüksek ihtimalle toplumun tamamı, özellikle olay çocuklar üzerinden cereyan ettiği için dolaylı bir travma yaşıyor. Şu anda eminim ki ülkemizin dört bir yanında, şehrimizde de olduğu gibi, çocuklarımız okula gitmekten imtina ediyor ya da aileler çocuklarını okullara göndermekte tereddüt ediyor. Bu, akut dönemde anlaşılabilir bir durumdur" diye konuştu. "Rutini korumak ve eğitim faaliyetlerini sürdürmek gerekiyor" Bu süreçte eğitim düzeninin mümkün olduğunca korunması gerektiğini dile getiren Çelik, "Burada hem eğitimcilere hem de bürokratlara düşen mesele; rutini olabildiğince devam ettirebilmek, eğitim faaliyetlerini aksatmadan sürdürmeye çalışmak ve güvenlik yarasını olabildiğince kapatacak güvenli adımları atmaktır. Bu konuda toplumu, çocuklarımızı ve gençlerimizi ikna edebilmek gerekiyor. Bunun da yolu, ruh sağlığı uzmanı sayısını hem kamuda hem yerel yönetimlerde artırmak. Bu alanlara ayrılan bütçeleri yükseltmek ve yetişen uzmanların özellikle yalnızlaşma, bağ kurma, değerler ve insan ilişkileri noktasında topluma daha fazla katkı sunmasını sağlamaktır. Bu konuya ne kadar fazla kaynak, zaman ve insan gücü ayırırsak, bu elim hadiseleri yaşama ihtimalimiz de o kadar azalacaktır" şeklinde konuştu. "Birçok okulda öğrenci başına düşen psikolojik danışman sayısı çok düşük" Okullardaki rehberlik hizmetlerine de değinen Çelik, "Okullarda rehber öğretmenler var, psikolojik danışmanlar var. Ancak psikologların, rehber öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların istihdamının artırılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü veriye dayalı konuşuyoruz. Birçok okulda öğrenci başına düşen psikolojik danışman, rehber öğretmen ya da psikolog sayısı çok düşük seviyelerde. Dolayısıyla ruh sağlığı gözleminde, özellikle davranış gözleminde normların dışında davranış sergileyen çocukları takip etmede öğretmenlerimiz ve hocalarımız yeterli zamanı ayıramayabiliyor. Bu nedenle kanun yapıcıların bu alana önem göstermesi, bütçeyi artırması ve ruh sağlığı uzmanı, psikolojik danışman, psikolog ya da rehber öğretmen sayısını artırması gerekiyor. Çocuklarımızı ve gençlerimizi bu tehlikeli, kontrolsüz dijitalleşmenin pençesinden kurtarmak; bunu önceden fark etmek ve önlem alabilmek için bu adımların gerekli olduğunu kesinlikle düşünüyoruz" dedi.
Adana Adana’da tarımda 1588 projeye 248 milyon TL hibe sağlandı Adana İl Tarım ve Orman Müdürü Atilla Bayazıt, Adana genelinde kırsal kalkınma destekleri kapsamında bugüne kadar 1.588 projeye 248 milyon TL hibe sağlandığını ve bu yatırımlar sayesinde 2.632 kişiye istihdam oluşturulduğunu söyledi. Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, tarafından düzenlenen "Tarımsal İşletme ve Yatırım Kredileri" konulu bilgilendirme ve değerlendirme toplantısında tarımsal yatırımlara yönelik yeni destekler ve finansman imkanları kapsamlı şekilde ele alındı. Toplantıda konuşan Bayazıt, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen Kırsal Kalkınma Yatırım Programı kapsamında önemli değişikliklerin hayata geçirildiğini belirtti. Yeni dönemde hibe oranı üst limitinin yüzde 50’den yüzde 70’e çıkarıldığını ifade eden Bayazıt, hibeye esas proje tutarının ise 30 milyon TL’ye yükseltildiğini açıkladı. Kadınlar ve genç çiftçilere yönelik pozitif ayrımcılığın sürdüğünü vurgulayan Bayazıt, bütçenin yüzde 20’sinin kadın ve gençlere, yüzde 30’unun ise aile işletmelerine ayrıldığını belirtti. Ayrıca başvurularda kadınlar, gençler, aile işletmeleri ve tarımsal örgütlerin öncelikli olarak değerlendirileceğini ifade etti. Dijital tarım, yapay zekâ ve otomasyon yatırımlarının da destek kapsamına alınmasıyla birlikte sektörün teknolojik dönüşümünün hızlanmasının hedeflendiği kaydedildi. Tasarruflu sulama yatırımlarına yönelik desteklerin de artırıldığını belirten Bayazıt, bu alanda hibeye esas proje üst limitinin 10 milyon TL’ye çıkarıldığını ve hibe oranının yüzde 70’e kadar yükseltildiğini söyledi. Bu desteklerin yüzde 20’sinin kadın ve genç üreticilere ayrıldığı bilgisi paylaşıldı. Adana’da yürütülen projeler hakkında da bilgi veren Bayazıt, 600 metre üzeri alanlarda uygulanan KDAK Projesi kapsamında Kozan Hayvan Pazarı ile Tufanbeyli Yöresel Ürünler Pazarı’nın hizmete kazandırıldığını ifade etti. Proje kapsamında 1.450 üreticiye doğrudan destek sağlanırken, altyapı ve bireysel hibelerle toplam 213 milyon TL kaynak aktarıldığı belirtildi. Bayazıt, öte yandan Adana genelinde kırsal kalkınma destekleri kapsamında bugüne kadar 1.588 projeye 248 milyon TL hibe sağlandığını ve bu yatırımlar sayesinde 2.632 kişiye istihdam oluşturulduğunu açıkladı. Bayazıt ayrıca, 2026 yılı çağrı takvimi kapsamında açıklanan IPARD III Programı ile yatırımcılara ve kırsal altyapı projelerine toplam 214 milyon avro bütçe ayrıldığını belirterek, bu desteklerin Adana tarımı açısından önemli fırsatlar sunduğunu vurguladı.
Hatay 5 buçuk milyon TL’lik vurgunun ardından emekli öğretmeni de dolandırmaya çalışan sahte başkomiserin ‘suç’ oyununu polis bozdu Hatay’da kendisini başkomiser olarak tanıtan dolandırıcının kimlik bilgilerinin suçta kullanıldığını söylemesine inanan emekli öğretmen, kendisine iletilen hesap numarasına gönderdiği 1 milyon 870 bin TL parasından olmaktan polis ekiplerinin hızlı müdahalesiyle kurtuldu. Emekli öğretmeni dolandırmaya çalışan ve daha önce İzmir’de yaşayan bir kadını 5 buçuk milyon TL dolandıran şahıs, polis ekipleri tarafından yakalandı. Antakya ilçesinde yaşayan 43 yıllık emekli öğretmeni arayan dolandırıcı kendini başkomiser olarak tanıttı. Kendisini arayan sahte başkomiserle diyaloğu sürdüren ve kimlik bilgilerinin suçta kullanıldığına inanan emekli öğretmen, Whatsap üzerinden gelen kendisine ait bilgilerin yer alığı farklı kişinin fotoğrafının bulunduğu kimlik görselini görünce şok yaşadı. Dolandırıcıların tuzağına düşen emekli öğretmen, kendisine iletilen hesap numarasına 1 milyon 870 bin TL para gönderdi. Dolandırıcı başkomisere para gönderen emekli öğretmen, para transferini tamamladığı esnada Hatay Emniyet Müdürlüğü ekipleri şahsa ulaşmayı başardı. Gerçek polislere inanmakta güçlük çeken emekli öğretmen, polis merkezine gittiğindeyse dolandırıcıların tuzağına düştüğünü anladı. Hatay Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Dolandırıcılık Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarıyla hesabına bloke konulan emekli öğretmenin yıllardır biriktirdiği ve dolandırıcılara gönderdiği 1 milyon 870 bin TL’nin transferi gerçekleşmedi. Dolandırıcılık Şube Müdürlüğü, ekiplerinin çalışmalarının ardından yakalanan sahte başkomiser sevk edildiği mahkemece tutuklandı. Ayrıca sahte başkomiserin aynı yöntemle İzmir’de yaşayan yaşlı bir kadını 5 milyon 500 bin TL dolandırdığı öğrenildi. Yaşadıklarını anlatan emekli öğretmen, vatandaşlarda uyarıda bulundu. "Dolandırıcı polisin dediği hesaba 1 milyon 870 bin TL atmıştım ama hesabım bloke olduğu için para gönderilmedi" Kendisini başkomiser olarak tanıtan dolandırıcının tuzağından polis ekipleri sayesinde kurtulan emekli öğretmen, "Kimlik bilgilerimi ele geçirildiğini ve kendisini başkomiser olduğunu söyleyen birinden telefon geldi. Kimliğimi bana whatsapp üzerinden gönderdiğinde kimlik bilgilerimin doğru ama fotoğrafın sahte olduğunu gördük. Bunu yapanın organize suç çetesi olduğunu ve bunun için yardım edeceklerini söylediler. Gerçek kimlik bilgilerimi görünce inandım. Fakat 155’i arayıp başkomiser olduğunu teyit etmek istedim. Beni bir numaraya yönlendirip olumlu cevap verdi. Olumlu cevap verince ben de polis olduğuna inandım. Dolandırıcı polis, sürekli telefonu açık tutturmaya çalışıyordu. Başka kimseyi aramamı istemiyordu. Biz suçluları enselemek üzeriyiz diye söylüyordu. Bir şekilde ikna edip şebekenin hesabına havale yaptırıp benim hesabımda hareketlerinden yakalayacaklarını söyledi. Ben dolandırıcı polisle görüşürken arkadan Hatay Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubeden polis memuru Kasım Bey, bana ulaşmaya çalışmış ama ben yabancı numara olunca açmadım. En sonunda Hatay İl Emniyet Müdürlüğünden gelen telefonu açtım. Gerçek polisler, sen hiçbir şey yapmadan şubeye gel dediler. Asayiş şubeye gelip olanları anlattım. Polisler zaten hesapları takipteymişler. Bankalarla konuşup hesabı bloke ettirdiler. Dolandırıcı polisin dediği hesaba 1 milyon 870 bin TL atmıştım ama bloke olduğu için para gönderilmedi. Hiçbir şekilde resmi olmayan telefon aramalarına cevap vermesinler. Normalde polisler arayıp söylemez. İçişleri Bakanlığı da mesajlar atıp uyarıyordu ama bu dolandırıcılar başka bir yol bulmuşlar. Dolandırıcılar cankurtaran rolüne bürünmüşler. Hatay’da Asayiş Şubedeki arkadaşlara teşekkür ederim. Ben emekli öğretmenim ve 43 yıl öğretmenlik yaptım. Toplumda çok bozuk insanlar var ve bunlara inanmayalım. En ufak olaylarda resmi kurumlara başvuralım" ifadelerini kullandı.
Trabzon Sütlacıyla meşhur Hamsiköy’ün isim hikayesi yıllar içinde değişime uğramış Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı meşhur sütlacıyla ün yapmış Hamsiköy’ün isim hikayesi dikkat çekiyor. Hamsiköy’ün ismi, Rumlar döneminde Ciharlı, Osmanlı döneminde "Hamse" yaklaşık bir asırdır da Hamsiköy olarak anılırken mahalle sakinleri bugünkü ismiyle anılmaya devam etmesinin en uygun seçenek olduğu söylüyor. Mahalle sakinleri, büyüklerinin aktardığına göre, "Hamse" kelimesi Arapça’da "beş" anlamına geldiğini ancak telaffuz farklılıkları ve dilde yaşanan değişimler etkisiyle bu isim zamanla "Hamsiköy" şeklini aldığını belirtirken mahallenin adı, günümüzde bilinen hâline kavuştuğunu söylüyor. Bölgenin tarihine dair detaylı bilgiye ulaşmanın zor olduğu, özellikle çevre köyler dışında bu geçmişi bilen kişi sayısının oldukça sınırlı olduğu ifade eden çevre sakinleri buna rağmen, yaklaşık bir asırdır kullanılan "Hamsiköy" ismi, hem halk arasında hem de genel kullanımda yerleşmiş olduğunu belirtiyor. Mahalle sakinleri mevcut ismin korunmasından yana olduklarını belirtirken. Trabzon ile özdeşleşen "hamsi" kültürünün çağrışımı, bölgenin meşhur sütlacıyla birlikte anılması ve uzun yıllardır bu isimle tanınması, "Hamsiköy" adının benimsenmesini güçlendirdiğini kaydettiler. Çevre sakinlerinden 73 yaşındaki Avni Arslan mahallenin ilk isminin Rumlar döneminde Ciharlı olduğunu kaydederek" Hamseden gelme, beş mahalleden ibarettir. Çok eskiden böyle bir durum yoktu. Burasının asıl adı Ciharlı’dır. Rumlardan kalma. Hamsiköy’ün ismi de Ciharlı’dır. Sonradan Hamsiköy kurulunca, beş mahalle buraya bağlı olduğu için Hamsiköy ismini almıştır. Günümüzde ise burası köy statüsünden çıkmış ve Hamsiköy Mahallesi olmuştur. Buradan geçen yol çok eski bir İpek Yolu’dur. Karadeniz’i, Türkiye üzerinden Asya’ya ve İran’a bağlayan önemli bir güzergâhtır. Biz buranın Hamsiköy ismiyle anılmasını istiyoruz. Rumlardan sonra da sürekli Hamsiköy olarak anılmıştır. Yani yaklaşık yüz yıldır bu isim kullanılmaktadır. Beş mahalleden oluştuğu için Arapçada "hamse" beş anlamına gelir; ancak bunun isimle doğrudan bir ilgisi yoktur. Asıl adı Hamsiköy’dür. Sonradan hamsiden geldiği yönünde yorumlar yapılmış ve bu şekilde anılmaya devam etmiştir" dedi. Çevre sakinlerinden 62 yaşındaki Nazmi Kayıkçı, mahallelerinin ismini Hamsiköy olarak anılmasından yana olduklarını belirterek "Burasının ilk ismi Ciharlı idi. Beş köyün birleşiminden oluştuğu için, Arapçada "beş" anlamına gelen "hamse" kelimesinden hareketle buraya Hamseköy deniliyordu. Biz ise Hamsiköy denmesinden yanayız; zaten her yerde Hamsiköy olarak biliniyor ve bu şekilde anılıyor. Burası, İpek Yolu’nun İran transit güzergâhı üzerindedir. Daha önce de İpek Yolu olarak kullanılıyor, develerle ulaşım sağlanıyordu" diye konuştu. Eski isimleri bilen pek yok Çevre sakinlerinden 35 yaşındaki İzzet Alkurt, mahallelerinin eski isimlerini bilen pek olmadığını ifade ederek, "Eskiden mahallemizin ismi Ciharlı diye adlandırılıyordu. Yani eski ismi Ciharlı olarak geçiyordu. Büyüklerimizden duyduğumuza göre Hamse Arapça’da beş demektir. Daha sonra halkımızın telaffuzundan olsun dil devriminden kaynaklı ismi Hamsiköy’e çevrildi. Bildiğim kadarıyla civar köyler hariç tarihçesini bilen yoktur. Biz Hamsiköy isminde yanayız. Çünkü Hamsiköy, hamsinin Trabzon’la özdeşleşmiş olması buraya yakışır olması bu isimle belli bir zamandan sonra tanınıyor olması sütlacının meşhurluğu derken ismi Hamsiköy olarak kalması en uygunudur bence. Yaklaşık bir asırdır bu isim kullanılmakta" dedi. Çevre sakinlerinden 59 yaşındaki Olgun Yazar ise, "Köyümüz, eski İpek Yolu üzerinde yer almaktadır. Beş köyden ibarettir. Arapçada "hamse" beş anlamına gelir. Ancak halkımız "hamse" diyemeyip "hamsi" şeklinde ifade etmiş ve köyümüz ismini buradan almıştır" diye konuştu.
Düzce Şifa dağıtan kaldirik otu tezgahlardaki yerini aldı DÜZCE (İHA) – Düzce’nin yüksek kesimleri ve dik yamaçlarında bahar aylarında kendiliğinden yetişen kaldirik otu, köylü pazarlarındaki tezgahlarda yerini aldı. İçerdiği kalsiyum ve potasyum sayesinde birçok rahatsızlığa iyi geldiği bilinen kaldirik otu, Düzcelilerden yoğun ilgi görüyor. Sadece mart ayının başından mayıs ayının ortalarına kadar doğadan toplanabilen bu şifalı bitki; kavurma, turşu ve konserve yapılarak tüketiliyor. Hamidiye Mahallesi’nde kurulan salı pazarında yaylalardan topladığı kaldirikleri satışa sunan pazarcı esnafı Şaban Ünlü, ürüne olan talebin satıcıları memnun ettiğini belirtti. Kaldirik otunun tamamen doğal yollarla, ilaçsız ve gübresiz yetiştiğini vurgulayan Ünlü, "Kaldirik otu ormanlarda çıkar ve doğaldır. Temizlenip, doğrandıktan sonra haşlanıyor. Haşladıktan sonra kimisi soğanla kavuruyor, kimisi pırasa ile kavuruyor. Bazıları da kavrulduktan sonra üzerine yumurta kırar. Konserve yapan var, turşu yapan var. Böbreklere ve idrar yollarına, aynı zamanda göğüs hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. Mart ayının başında çıkmaya başlar, mayıs ayının 15’ine kadar yüksek kesimlerde çıkmaya devam" dedi. "Bir pazarda 1 tona kadar satılıyor" Vatandaşların kaldirik otunu severek tükettiğini dile getiren Ünlü, "Talep çok iyi. Bir pazarda ortalama 500 kilogram ile 1 ton arasında kaldirik satıldığı söyleniyor. Bütün tezgahlarda mevcut. Benim günlük satışım 80 ile 100 kilogramı buluyor" ifadelerini kullandı. Toplama sürecinin oldukça zahmetli olduğuna dikkat çeken Ünlü, kaldirik otunun kilogram fiyatının 80 ile 100 lira arasında değiştiğini ve verilen emeğe göre bu fiyatın oldukça uygun olduğunu sözlerine ekledi. Faydaları saymakla bitmiyor Halk arasında şifa kaynağı olarak bilinen kaldirik otunun faydaları ise saymakla bitmiyor. Kemik gelişimi ile kalp ve damar sağlığını destekleyen bitkinin, böbrekleri çalıştırdığı ve idrar yollarına iyi geldiği ifade ediliyor. Balgam söktürücü özelliğiyle öksürük ve boğaz ağrılarını kesen kaldirik otu; sinir sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olarak stres, uykusuzluk ve depresyon gibi sorunların hafifletilmesinde de rol oynuyor. Ayrıca tohumundan elde edilen yağın ciltteki sivilce lekeleri, çatlak ve selülit gibi sorunlara fayda sağladığı biliniyor.